Kumpas

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Wood, Aktütün Baskını'nı şiddetle kınadıklarından söz ediyor:
“Bu trajik kayıp için Türkiye ile birlikte yas tutuyoruz. PKK'ya silah bırakma ve şiddet eylemlerine son verme yönündeki çağrımızı tekrarlıyoruz. Teröristleri yenilgiye uğratma kararlılığımızla Türkiye ile dayanışma içindeyiz.”
*
Eğer bu tür gözbağcı açıklamalara kanarsak, gerçekte olup biteni ıskalarız. Arka planda inşa edilen büyük kumpasa ulaşamayız.
NATO'nun lokomotifi ABD, terörle mücadelemizde bize destek mi, yoksa köstek mi oluyor?
ABD'nin 5 Kasım 2007'den bugüne kadar “anlık istihbarat paylaşımı” hususunda Türkiye ile “adamakıllı bir işbirliği” yaptığına inanıyorsak “yanılıyoruz” demektir.
(Sözü edilen “istihbarat paylaşımı”nı, ABD'nin yıllardır neden yapmadığını; yani NATO Anlaşması'nda tanımlanan yükümlülükleri neden yerine getirmediğini ayrıca sorgulamak gerekir.)
Genelkurmay İkinci Başkanı'nın “ABD ile istihbarat alışverişinde sıkıntımız yok” şeklindeki sözlerini 'diplomatik sınırlar dahilinde' sarf edilmiş olarak görmek gerekir.
ABD'nin Şubat'taki 'hayli başarılı' kara harekatında Türkiye'ye “yanlış istihbarat” verdiğinden daha önce de söz ettim.
Perde arkasındaki gerçek, görünenden tamamen farklıdır: Türkiye'nin 5 Kasım sonrasındaki süreçte “terörle mücadelede şimdiye kadar görülmedik seviyede büyük mesafe almış olması” ABD'yi çok ciddi rahatsız etmiştir.
Buradan yola çıkarak, geçen Mayıs'takinin ve son Aktütün Baskını'nın “Dağlıca Olayı” karakterinde bir saldırı olduğunu hiç kimse aklından çıkarmasın.
Ekim ayının (2007) üçüncü haftasındaki Dağlıca Baskını'nın hemen ardından Ankara'nın Washington'la masaya oturduğunu, Condi Rice'ın apar topar Ankara'ya geldiğini hatırlayalım:
5 Kasım Zirvesi'nden hemen önce gerçekleşen o kritik görüşmelerde, Ankara Washington'a karşı “bazı hayati kozları” masanın üzerine koymuştu.
O tarihten yaklaşık iki ay önce (10 Eylül 2007) Daily Telegraph gazetesinde kimi “şok edici iddialar” gündeme getirilmişti:
“ABD subayları, askeri helikopterle düzenli olarak Kandil'e gidiyor ve teröristlerle toplantılar yapıyor!”
Şu kadarını söyleyeyim; İngiliz gazetesinin haberi “buzdağının görünen kısmı” dahi değildi.
*
Dünkü basında yer alan iç sayfalarda hapsedilmiş “hayli uyumsuz” bir haberde ise, Türkiye'nin 'Aktütün Baskını' sonrası ABD nezdinde yaptığı “uyarı” niteliğinde bir girişimden söz ediliyordu. (Hürriyet)
Ankara'nın Washington'a “uyarıları” şöyle sıralanmıştı:
“-Uluslararası hukuk, Irak'ta işgal gücü olan ABD'yi doğrudan bağlamaktadır. Bundan kaçamazsınız.
-5 Kasım 2007'de Beyaz Saray'da Başkan Bush ile Başbakan Erdoğan'ın yaptığı görüşmede PKK her boyutuyla masaya yatırılmıştı. Erdoğan 'Eğer siz bir şey yapamazsanız biz yapmakta kararlıyız' mesajı vermişti. Türkiye, devlet zirvesinin kararlılığını ortaya koyan bu tutumundan geri adım atmayacağını Irak'a yönelik hava ve kara operasyonlarıyla gösterdi. 5 Kasım'da ortaya koyduğumuz bu kriterler şu anda da geçerlidir.
-ABD yönetimi 5 Kasım'da PKK için 'ortak düşman' ifadesini kullandı ve bu ifade her defasında tekrarlandı. PKK madem ki ortak düşman, ABD de bu düşmana karşı gereğini yapmak zorundadır.
-Irak yönetimi ve ABD, Irak'ın sınırlarına sahip çıkmalıdır…”
*
Demek ki, neymiş?
tamer korkmaz