Türkiye, Avrupa hukuk geleneğinde demokratik kurallar doğrultusunda laikliğini gözden geçirirse iyi olabileceği kanaatindeyim."

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişleme Komiseri Olli Rehn'in Türkiye'nin yakın mazisine ait sorunların "laiklik ombudsmanı" ile çözülebileceğini söylemesinden bu yana Batı'ya has bu hakemlik kurumu yoğun olarak tartışılıyor. Bölgesel ombudsmanlar ve kuvvetli dilekçe komite geleneklerinin bulunduğu Almanya ve İtalya dışındaki bütün AB üyeleri ve Türkiye hariç bütün aday ülkelerde bulunan ombudsmanlık, mahkemeler gibi karar verme yetkisi olmasa da arabulucu-hakem olarak büyük sorunları çözebiliyor.


AB son yıllardaki ilerleme raporlarında ombudsmanlık makamını tesis edemeyen Türkiye'yi sürekli eleştiriyor. 2003'ten bu yana AB'nin ombudsmanı olan ve aynı zamanda bir Türkiye uzmanı sayılabilecek Yunan Prof. P. Nikiforos Diamandouros, Zaman'a verdiği mülakatta, ombudsmanlığın Türkiye'ye muhtemel katkılarından laikliğe kadar birçok alanda sorularımızı cevaplandırdı. Diamandouros, başlıklar halinde özetle şu görüşleri dile getirdi:

Laiklik: Rehn'in tam olarak ne kastettiğini bilmiyorum; ancak ombudsmanın laikliğin yorumlanmasına katkı sağlayabileceğini sanmıyorum. Türkiye'de laikliğin Atatürk'ün mirası olduğunu, Cumhuriyet için arz ettiği muazzam ehemmiyetin şuurundayım. Her doktrin, düşünce sistematiği zamanla evrilir, bu konudaki değerlendirmeyi yapmak da Türkiye'ye düşer.


Ben hukukçu değilim; ancak çok girift konularda karar verme mecburiyeti ortaya çıktığında hem ombudsmanlar hem de mahkemeler meseleye daha geniş bakmaya gayret sarf ederler. Mesela AB'de ülkenin anayasal geleneği, AB müktesebatı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hükümleri dikkate alınır.

Bu çerçevede Türkiye AB ile müzakere eden bir ülke olduğu için Avrupa hukuk geleneğinde demokratik kurallar doğrultusunda laikliğini gözden geçirirse iyi olabileceği kanaatindeyim. 1920'lerde ortaya çıkan Türk laikliği hakikaten çok katı ve bütün AB üyesi ülkelerde uygulanandan daha şedit.

TSK'nın ombudsmanlığı: Tanım gereği modern bir demokrasi her vatandaşın hukukun üstünlüğüne tabi olması gereken anayasal bir düzenlemedir, hiçbir kurum ya da şahıs bu kuralın üstünde olamaz.

Asker-sivil ilişkileri de askerin sivil hükümete tam itaati ile sürdürülür. 1980'lerden bu yana Türkiye'de kesinlikle olumlu gelişmeler var; ancak dünyanın her yerinde silahlı kuvvetlerin ombudsmandan çok farklı bir görevi olduğunu teslim etmek gerekir. TSK'nın ombudsmanlık vazifesi icra edebileceğini söylemek benim hiç duymadığım oldukça yeni bir icat. Demokrasilerde askerin rolü net bir şekilde tarif edilmiştir, o da ülkeyi dış tehditlere karşı müdafaa etmektir.

Türkler de kapımı çalabilir
Her aday ülkenin vatandaşı benim kapımı çalabilir. Şikayetlerini aynen üye ülke vatandaş ya da şirketleri gibi değerlendiriyorum. Ancak Türkiye henüz üye ülke olmadığı için bu süreç biraz enformel oluyor. Türkiye'den gelen bir şikayeti yeteri kadar ciddi bulursam değerlendirmeye alıyorum. Türk asıllı Avrupa vatandaşları ile Avrupa'da ikamet eden Türkler için zaten sorun yok. 1995'ten bu yana bize 82 Türkiyeli Türk müracaat etmiş ama biz sadece bu müracaatların 3'üne bakabilmişiz. Zira benim yetkilerim konusunda kafa karışıklığı var. Yetkim sadece AB kurumlarındaki sorunlarla ilgili. Yani eğer bir Türk vatandaşının ya da Türk şirketinin Türkiye'deki ya da Avrupa'daki AB kurumları ile bir sorunu varsa bana gelebilirler. Ama Türk devleti ile bir sorunları varsa ya da Türk devleti bazı AB kanunlarını farklı yorumluyorsa benim yapabileceğim pek bir şey yok.

Mahkeme değiliz, arabulucuyuz

Ombudsmanlık bir "hizmet kültürü" üretmeye çalışıyor. Biz mahkeme değiliz, bağlayıcı karar alamıyoruz; ama arabuluculuk yapıyoruz. Kamu kurumlarının iyi, nazik, etkili ve verimli çalışmasına katkı sağlıyoruz. Bizim mesaimiz ucuz, hızlı, esnek ve çok arkadaşça. Mahkemelere alternatif üreterek yüklerini böylece hafifletmiş de oluyoruz. Bazen mahkemeye gitmeden çözülebilecek yığınla sorun olabiliyor.

zaman