Garip bir rastlantı ki, 12 Eylül Darbesi, yine böyle bir Cuma günü yapılmıştı. Asıl garip ve hatta tuhaf olanı ise, Kenan Evren komutasındaki bir askerî cunta tarafından 12 Eylül 1980'de yapılan bu darbenin birçok alandaki tasarrufunun 28 yıldır devam ediyor olmasıdır.
İşte, size birkaç misâl...
Üniversitelerde mazlumlara halen de kan kusturmaya devam eden "başörtüsü yasağı", 12 Eylül Darbecilerinin bir tasarrufudur. Darbeden hemen sonra değil de, gayet münafıkane bir tarzda "Darbe Anayasası"nın oylanmasının (1982) hemen ardından başlatılan bu keyfî yasak sebebiyle, yüz binlerce vatandaşın ilim tahsil etmesi engellendi, istikbâlleri karartılmaya çalışıldı.
* * *
Mevcut anayasanın hâlâ 12 Eylül damgasını taşıyor olması, Türkiye'nin hukuk ve demokrasi yolunda vermiş olduğu mücadelenin en ciddî handikaplarından biridir.
Şimdiye kadar tek başına iktidara gelen partilerden hiçbiri, sivil anayasaya geçme hususunda ciddî ve dirayetli bir adım atmadı, atamadı.
* * *
Özellikle Millî Eğitim Bakanlığı ile TRT bünyesine çöreklenen darbeci zihniyet, kilit noktaları hâlâ elinde bulunduruyor.
TRT'de hiç olmadık programlar, hiç umulmadık zamanlarda devreye sokulabiliyor, MEB'de ise, daha yeni hazırlanan okul kitaplarına "darbe övgüsü" metinler yerleştirilebiliyor.
* * *
Darbe cuntasının en büyük tasarruflarından biri ise, siyaset aleminde gayet sinsice ve ustalıklı bir şekilde devam edip gidiyor.
12 Eylülcüler, siyasette en büyük darbeyi "Demokrat misyon"a vurdu. Bu misyonu siyaset sahnesinin dışına itmeye çalıştı. Misyonun asıl sahiplerini 6 Kasım 1983'te yapılan genel seçimlere sokturmadı. Hatta, partilerini kapatarak onlara siyasî yasak koydurdu.
Darbeciler, Demokratlardan boşalan siyaset sahnesini, kendilerine daha yakın (veya dişine daha yakın) gördükleri "Milletçiler"e peşkeş etti. Demokratlar gelmesin diye, dolaylı şekilde onları destekledi.
Aynı zihniyet, 1948'de DP'yi bölmek için Millet Partisinin kurulması, 1970'lerde Millî Selametin oyları bölen çıkışlar yapması, 1983'ten itibaren ANAP'ın kurulması ve dengeleri alt üst etmesi, son olarak da siyaset zemininde AKP'nin rakipsiz şekilde boy göstermesi hususunda, âzami derecede dikkat ve gayret sarf etmiştir.
CHP'nin demokratik yollardan asla iktidar yüzü göremeyeceğini anlayan bu cuntacı cereyan, kendisi için daha az tehlike arz eden ve hatta istediği zaman onunla rahatça oynayabileceği köksüz, misyonsuz, pazarlıkçı ve daha çok lider sultasının dizayn ettiği değişken hüviyetli siyasetçi tipini tercih etmiştir.
Hasılı, darbeci zihniyetin tasarruflarına son verilmediği müddetçe, Türkiye'de demokrasinin ruhuna yaraşır bir sistemi işletmek mümkün görünüyor. Dahası, mevcut anayasa ile AB'ye üye olmak, adeta imkânsız görünüyor.

Zerre ve Parçacık

Dünyanın ve kâinatın ilk yaratılış anı (Big Bang) hakkında bazı bilgiler elde etmek için Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN'de "atom altı parçacıklar" üzerinde yapılacak olan müthiş ve muazzam deneyin startı verildi.
Bu deneyin neticeleri hakkındaki bilgiler, ancak iki–üç ay kadar sonra tesbit edilebicek. Deney, şimdiye kadar gerçekleştirilen "en büyük parçacık hızlandırıcısı" ile yapılıyor. "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" ismi verilen bu işlem esnasında, atom çekirdeğindeki protonlar çok yüksek enerjiyle çarpıştırılacak. Çarpışma, ışık hızına yakın bir hızlandırma anında gerçekleştirilecek.
Ardından, ortaya çıkan neticelere bakılarak, yeni birtakım fizik bilgileri elde edilmeye çalışılacak. İlim adamlarının en fazla merak ettikleri nokta ise, bu deney neticesinde "X parçacığı"nın mahiyetini öğrenip öğrenemeyecekleridir.
Bu parçacığın mahiyetinin anlaşılmasıyla, maddenin ezelî mi, yoksa bir ezelî olan Yaratıcı tarafından mı var edildiği ve ilk patlamaya maddeye aktivite kazandırıldığı hususu ilmen aydınlatılmış olacak.
* * *
Çoğunuz bilirsiniz, milyar dolarlar harcanarak inşa edien CERN'de çalışan on bin civarındaki ilim adamının merakla beklediği atom altı parçacıkların mahiyeti hakkında, Bediüzzaman Said Nursî bundan yıllar önce "Hüve Nüktesi" diye bir risâle yazmış ve ilim dünyasının istifadesine sunmuştur.
İşte, bu harikulâde nükteden sadece birtek nokta: "...Aynelyakin gördüm ki, HÜVE’nin anahtarı ile ve pusulasıyla fikren seyahat ettiğim hava unsurunda, her bir parçası, hatta her bir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını; hem, ayrı ayrı pekçok vazifeler yaptığı halde, hiç şaşırmadan yapıldığını; ve o parçaya ve zerreye pekçok ağır yükler yüklendiği halde, hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak, intizam ile taşıdığını; hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, mânada o küçücük kulak ve lisanlara kemal–i intizamla gelip, çıkıp, hiç karışmayarak, bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisanlardan çıktığı; ve o her zerre ve her parçacık, bu acib vazifeleri görmekle beraber, kemal–i serbestiyet ile cezbedarane hal dili ile ve mezkûr hakikatin şehadeti ve lisaniyle ve deyip gezer; ve fırtınaların ve şimşek ve berk ve gökgürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde, intizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor ve şaşırmıyor; ve bir iş diğer bir işe mani olmuyor. Ben aynelyakin müşahede ettim... Demek, ya herbir zerre ve herbir parça havada nihayetsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilmi, iradesi ve nihayetsiz bir kuvveti, kudreti ve bütün zerrata hakim–i mutlak bir hassaları bulunmak lâzımdır ki, bu işlere medar olabilsin." (Sözler, Sayfa 147)

12.09.2008

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr