Türkiye Doğan-Erdoğan kapışmasına sahne oldu. Cephelerden birine dahil olanlar için haklı-haksız tespiti gayet kolay. Fazla akıl yormaya gerek yok. Bazı amigoların ‘Bizim takım karşı takımı ezdi geçti’ nevinden tezahüratlarını duyabilirsiniz. Bunların muhasebe, özeleştiri ve cihad-ı ekber denilen cihaddan haberleri bile yoktur. Onlara göre cephe karşıdadır ve hücum etmek kâfidir. Zaten çarpışmalarda veya savaşlarda ilk fire ve kayıp da hakikatın kendisidir. İki tarafın da olaya böyle baktığından şüphe yok. Bizzat Başbakan Recep Tayip Erdoğan bodosloma bir saldırı ile birlikte Doğan’ı muhatap olarak şunları söyleyecektir: “Senin maaşlı köşe yazarların var, silâhşörlerin var. Benim o kadar köşe yazarım, silahşörüm yok…” Bu sözler üzerine iki cepheye; Doğan ve Erdoğan kutuplarına ayrılan basında “Kim, kimdir?” tadadı başladı.
Yazarları silâhşör ve tetikçi mevkiine koymak hazin olmanın ötesinde gerçekten de her şeyden önce AKP’ye yakın gazetecileri de rencide edecektir.
İkinci olarak, Başbakan’ın sözleri şantaj doludur. ‘Açıkladın açıkladın açıklamadın ben açıklayacağım…” Bunun ceza hukukundaki müeyyidesi bir tarafa; şık da olmamıştır ve herkes pazarlıkta anlaşamadıkları için tarafların deşifre yoluna başvurduğunu düşünmektedir. ‘Doğan grubu yazdıkça açıklayacağım’ mantığı gerçekten de kendini ele veren karşı tarafa zarar vermeden kendine zarar veren bir yaklaşımdır. Bu üslupla birlikte başbakan sanki yine kontrolden çıkmıştır. Halbuki kendisinden bildiklerini suç unsuru taşıyorsa yargıya intikal ettirmesi beklenirdi. Zira yargıda ihale fesadı diye bir cürüm ve suç çeşidi vardır. Buna mukabil, rafineri konusunda Çalık’a söz verdiğini söylemiş, ama kapıyı Doğan’a da tam olarak kapatmadığı anlaşılmaktadır. Kimbilir, belki de uzlaşma zemini aramıştır. Onu da yedekte tutmuştur.
***
İhale meselesi aslında iki tarafın da malî piyasalara nizamat verme konusunda ihtiraslı olduğunu ortaya koyuyor. İki taraf da malî piyasalarla alâkalı olarak rajon kesiyor; kimin hangi alana girip girmeyeceğini belirliyor. Bundan dolayı Doğan’ın eski çalışanı Fatih Altaylı, Doğan’ı işadamlarının Alaeddin Çakıcısı olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla bu kapışma titanların kapışmasıdır. Titanların çatışması olduğu kadar kuralı olmayan bir kapışmadır. Kim kimin üzerinde sorusunun cevabını vermeye matuf bir çekişmedir. İki tarafın da yeteri kadar gücü ve cephanesi var. Bilindiği gibi gücün kimde olduğunu fark eden Mesut Yılmaz göreve geldikten sonra ilk ziyaretlerinden birisini Doğan’a yapmış ve adeta askerî tabirle sabahın köründe ona tekmil vermişti. Doğan, Tansu Çiller gibi siyasetçilerle de kapışmıştı. Doğan’ın bu noktada çok çetin birisi olduğu belli. Zira açık oturumlarda kendisiyle ilgili konulara sık sık müdahale etmekte ve bazılarını da ağlatabilmektedir. Sadettin Tantan onun canlı yayında tarizlerine maruz kalan siyasetçiler arasındadır. Keza Erhan Göksel de canlı yayında Doğan tarafından hırpalanmış ve ardından kendini tutamayarak ekranda hüngür hüngür ağlamıştır. Dolayısıyla Aydın Doğan muhaliflerine karşı sürekli güç gösterisinde bulunan bir medya patronudur. Bu itibarla, sonunda dişine göre, mizacına göre çetin ceviz bir rakip bulmuştur. Biz bu noktada Amerikalıların dediği gibi iyi olan, becerikli ve güçlü olan kazansın demiyoruz. Sadece temiz olan kazansın diyoruz. Kimileri Aydın Doğan’ı fiziken Gorbaçov öncesi Rus Lider Brejnev’e de benzetiyor. İnsan elbette çift yaratılmıştır ve birbirine benzer. Bundan kötü bir maksat üretmeye de gerek yok.
***
Bu mesele basını da tam ortadan ikiye ayırdı. Kimin nerede duracağı kapışmayla birlikte yeniden belirlendi ve şekillendi. Saflaşma arttı. Sözgelimi Ahmet Hakan ile birlike Sebahaddin (Hako ile Sebo) Önkibar’ın safları daha bir pekişti. Ortada gel gitler yaşayanlar ise saflarını seçmek durumunda kaldılar. Bu noktada hükümetin ‘iki Taha’sı olarak da anılan Taha’ların birbirinden ayrılması üzücü. Taha Akyol, Doğan cephesinde kalırken Taha Kıvanç ise tercihli noktasında yerini korudu. İdeolojik nedenlerden değil de şahsî nedenlerden dolayı Doğan’la yolları ayrılan Fatih Altaylı, Doğan grubu karşısında atmaca kesildi. Adeta Doğan’ı topa tuttu. Emin Çölaşan ise ‘bunlar birbirlerini ısırmazlar sonunda çıkarları galip gelir. Biz yine aralarında ayrık otu gibi kalırız. İyisi mi sonucu görmeden tercihte bulunmayalım. İyi olan kazansın’ diyenlerin yani ortadakilerin veya bitaraf olarak bertaraf olması gerekenlerin safında bulunuyor. Tank Hasan ise akil adam pozisyonunda ve iki arada bir derede kalmış vaziyette. En zor konum onunkisi olsa gerek. Gönlü Tayyip Bey’le birlikte, ama Tayyip Bey’in ifadesiyle kalemi veya kılıcı ise öbür cephede sallanıyor. Parçalanmışlık veya şizofrenik bir durum. Allah kimseyi düşürmesin.
Son sıralarda Hasan Celal Güzel sık sık parçalanmışlık hali yaşıyor. Ergenekon aleyhtarlığıyla Ümit Özdağ arasında kalmıştı. Aydın Doğan ile birlikte CHP’nin de taraf olduğu meselenin merkezinde Deniz Feneri ve Kanal 7 var. Muhalif medya, Kanal 7’nin bir zamanlar Konya holdinglerinin reklam kanalı gibi çalıştığını ileri sürüyor. Deniz Feneri ile alakalı konunun yanlış bir tarafı hükümet aleyhtarı kampanya haline getirilmesidir. Konya holdinglerine para kaptıran vatandaşlara geçmişte Başbakan: “Para yatırırken bana mı sordunuz?’ diye cevap vermişti. Şimdi o meselinin bir başka boyutuyla alakalı olarak kendisi de suçlanıyor. Bununla birlikte, Hikmetyar meselesinde olduğu gibi bu meselede de CHP’nin zorlaması var. Bununla birlikte Sözcü gazetesinin de ima ettiği gibi dindarların ahlâka, diğer cephenin de dindarlığa ihtiyacı var. Dinle ahlâkı bütünleştiremediğimiz müddetçe bu tür skandalların ardı arkası kesilmeyecektir.
Zaman zaman yanlış yöntemi ideoloji ve ardından yandaşlık adına meşrulaştırdık. Bu hususta bazı yanlışları şöyle sıralayabiliriz. Kayıtdışılık, şeffafiyet eksikliği, yanlış yöntem ve yanlış adam. Bahsi geçen skandallarda bütün bu unsurlar var. Mahkeme safahatında ve öncesinde Mehmet Gürhan hakkında müspet konuşan bir tek kişiye neredeye rastlanmamıştır. Evet, yanlış adam ve yanlış adam vakasını besleyen yalakalık eninde sonunda kendi zeminini vurur ona zarar verir.

11.09.2008


Mustafa Özcan - Yeni Asya
E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr