+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 9 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 83

Konu: AKP, Mahkeme Karari Sonrasi Yazilar, Temmuz 2008

  1. #1
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart AKP, Mahkeme Karari Sonrasi Yazilar, Temmuz 2008

    Hukuk da kazandı demokrasi de...

    EKREM DUMANLI
    31/07/2008


    Dün Anayasa Mahkemesi tarihî bir karara imza attı. AK Parti'nin kapatılmamasına; ancak Hazine yardımının kesilmesine karar verildi. Dengeli bir karar. Bu kararla hem demokrasi kazanmıştır hem hukuk.
    Bu karardan gerekli dersler çıkarılacak, gelecekte herkes daha dikkatli bir yol izleyecektir. Şayet AK Parti kapatılsaydı yapılanın tek bir açıklaması olacaktı: Yargı darbesi! Bu ülkenin yeni bir darbeyle sarsılması sadece Türkiye'deki demokrasiye değil, aynı zamanda dünya demokrasisine zarar verecekti. AYM, doğru bir karar vererek Türkiye'yi büyük bir utançtan kurtarmıştır.
    Bu karardan sonra herkes anlamalı ki ne askerî darbe ne de yargı darbesi modern Türkiye'ye yakışmaz. Maalesef bunu Türkiye'de bazıları kabul edemiyor; hâlâ "iyi darbe"den bahsedebiliyor, kışkırtıcılık yapabiliyor.
    Ahmet Hakan'ın yönettiği Tarafsız Bölge programında Oral Çalışlar yakın zamanlı bir hatırasını dile getirmiş. Cumhuriyet'in başyazarı İlhan Selçuk, gözaltına alınmadan on gün önce Çalışlar'a demiş ki: "İyi darbe var, kötü darbe var; sen her türlü darbeye karşısın." Bu anekdotu stüdyoda dinleyen Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen itiraz etmiş anlatılana. Çalışlar da bunun üzerine "İnanmıyorsan gel birlikte gidelim soralım." deyivermiş. Sirmen buna gerek olmadığını söyleyip susmayı tercih etmiş. Canlı yayında meydana gelen bu tabloyu bir kenara kaydetmek gerekiyor ki bir kesimin darbeci zihniyeti tastamam anlaşılabilsin.
    Ne demek iyi darbe, kötü darbe? İyi darbe kimin işine yarar, kimin ekmeğine yağ sürer, kimi âbâd eder? Ve en önemlisi, kendine gazeteci, yazar, aydın, işadamı gibi sıfatlar yakıştıran bir kısım zevata "bu darbeye darbe demem, darbe benim olmadıkça" dedirten özellikler nelerdir? Belki tâ baştan darbelere bu gözle bakmak gerekiyor. Mesela 60 darbesi kimi berbâd etti kimi âbâd etti? Vakıa atalar boşuna söylememiş "Zulm ile âbâd olanın sonu berbâd olur" diye. Darbecilerin sonu hep rezil rüsva olmak; tarih buna şahittir. Ancak "iyi darbe" peşinde koşanların 28 Şubat'ta nasıl bir hortumculuk sistemi kurduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin nasıl 80 milyar dolar soyulduğunu biliyoruz.
    Meselenin bir de ideolojik pencereden yapılan iyi-kötü ayrımı var. Sistemi/rejimi korumak maksadıyla bazı kişiler bazı darbe çeşitlerine çanak tutuyor. Ergenekon soruşturması sırasında dinlenen telefonlardan İlhan Selçuk'un söylediği laflar yenilir yutulur cinsten değil. Aynen tekrar ediyorum Selçuk'un cümlesini: "Bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umut doğabilir." Sebep ne İlhan Bey? Cevap "Çünkü normal yollardan bunlar mümkün değil yani". Normal yol dediği demokrasi. Adamların gözü öyle dönmüş ki "iyi darbe" için ekonomik kriz istiyor, Türkiye karışsın istiyor... Bizim medya da "İlhan Abi"sine nerdeyse secde edip toz kondurmuyor; bir de kalkıp birilerine "biat medyası" deme cüretinde bulunuyor.
    Kişiler önemli değil. Konum İlhan Selçuk'un şahsı da değil. Aslolan duruştur. Demokrasiyi basit bir güç oyunundan ibaret görenlerin Türkiye'ye yaşattığı utancı ancak bu ülkeyi yürekten sevenler bilir. Anayasa Mahkemesi'nde AK Parti'yi kapatma davası açılıyor. Dava açılmadan kayıtlara şu cümleler giriyor: "Davayı açtırıyoruz. İddianame hazırlanıp dava açılacak. Bugüne kadar Türkiye'de ekonomik kriz çıkmadı, ama kapatma davasından sonra mutlaka kriz çıkar. Bunlardan kurtulmak lazım."
    Şimdi başsavcı kükrüyor ve kimsenin mahkemeler üzerinde baskı kuramayacağını söylüyor. Kamu vicdanı bu tumturaklı laflardan tatmin oluyor mu? Hayır! Ergenekon çetesinden çıkan dokümanlar ulusalcılık kisvesi altında "iyi darbe" yapmayı planlayan "Türk Ortodokslarının" mahkemeleri baskı altında tuttuğunu ortaya koyuyor. Adam İstanbul Üniversitesi gibi köklü bir eğitim kurumunda yıllarca rektörlük yapmış; yine de darbe diye yanıp tutuşuyor. Sarf ettiği cümleye bakar mısınız: "Kansız olmaz. Darbe lazım. Öncelikle bu davanın açılması lazım." Alemdaroğlu bu talihsiz cümleleri söylüyor; bizim medya Ergenekon yapılanmasını bir düşünce kulübü zannediyor. Çaktırmadan sahip çıktıkları adamların tek derdi var: İyi darbe.
    Mesele İlhan Selçuk'a mahsus değil ki! Alemdaroğlu gibi düşünen cübbeli bir sürü cahil ahkâm kesiyor ekranlarda. Bir siyasî parti lideri, Gladyo'ya arka çıkıyor ve örgüt için "Avukatıyım" diyebiliyor. Mesela CHP lideri Deniz Baykal Ergenekon savcısına seslendi ve dedi ki: "Sırtındaki cübbeyi çıkar da bu iddiaları gel söyle bana." N'oldu? Hani yargının bağımsızlığı/dokunulmazlığı üzerine CHP saflarından yargının her kararını (tabii ki işine geleni) kutsayan söylem? Baykal böyle kükrüyor kükremesine de Savcı Bey de çıksa dese ki: "Sen sırtından ebedî genel başkanlık ceketini ve milletvekilliği dokunulmazlığını çıkar da çık karşıma" ne yapar Sayın Baykal! Ve halktan yüz bulamayan küçük ve marjinal gruplar parti kapatma davaları açtırıyor, insanları, kurumları zan altında bırakıyor. Gözlerini öyle bir kin bürümüş ki ne yapacaklarını bilemiyorlar. Geçenlerde Yalçın Bayer, kendisi mektup nâşiri, Fethullah Gülen'le teröristbaşı Apo'yu aynı karede naklediyor. Anladığım kadarıyla adamlar bir zamanlar çalıştığı yerli Pravda'da iflah etmez bir virüs kapıyor. İnsaf denen bir şey var; hiç mi nasibiniz yok bu güzel duygudan?..
    Darbenin iyisi kötüsü, faydalısı zararlısı vs. yoktur. Yargı darbesi de askerî darbeden farksızdır, hatta daha kötüdür. Çünkü adalet duygusunu yok eder. Yargının siyasallaşması vahim bir hatadır ve telafisi mümkün değildir. Darbelerin tamamı kanun dışıdır, insanlık dışıdır. Vatandaşların vergisiyle alınmış silahları ideolojik sebeplerden dolayı millete yöneltmek suçtur. Orduyu darbe yapmaya zorlayanlar milletle devleti karşı karşıya getirmek isteyenlerin ta kendileridir ve insanlık suçu işlemektedirler.




    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yaz...i-demokrasi-de

  2. #2
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Din ve özgürlük

    AHMET KURUCAN
    31/07/2008


    Geçenlerde din ve özgürlüğün yan yana gelemeyecek iki kavram olduğunu ifade eden bir e-posta aldım. Verdiği örnekler, hakarete varan eleştiri üslubu ve sık sık dile getirdiği "dinciler" kelimesinden anladığım kadarıyla bunu kaleme alan kişi dinsiz.
    Dinci, dindar, dinsiz bu kavramların anlam çerçeveleri, bu nitelendirmelerin hakaret unsuru taşıyıp taşımadığı ayrı bir yazı konusu ama benim e-posta sahibine dinsiz demem hakaret unsuru taşımıyor; çünkü kendisi, kendisini "dinci" sınıfın tam karşısında konumlandırıyor. Kendisinin 'dinci' tanımlamasını hakaret olarak kullanmadığı varsayımından hareketle 'dinsiz' tanımlaması da hakaret olmasa gerektir. Hakaretin inanç ve düşünce özgürlüğündeki yeri bugün ilmî açıdan doktora tezlerine, hukukî ve kanunî açıdan da cezaî yaptırımlara konu oluyor.
    Çok su götürecek bu hamuru geçelim ve e-postaya dönelim. e-postada yer alan eleştirilerin özet cümlesi şu; "Son söz: Dinin egemen olduğu yerde özgürlük yoktur." Bu özet cümle etrafında dile getirilen düşüncelerin hepsine birden demagoji üslubu ile cevap vermek aslında çok kolay. Fakat din gibi insan hayatının en önemli ve en ciddî meselesinde demagojinin yeri olmasa gerek.
    Özgürlük nedir ile başlayalım. Özgürlük tek bir tarifi olmayan, herkesin bakış açısının farklılığına göre farklı tarifler getirdiği bir kavramdır. Sebebi, özgürlüğün insan ve toplum hayatını ilgilendiren hemen her alanla irtibatlı olmasıdır. Montesquieu bunu şöyle anlatır: "Hiçbir kelime yoktur ki özgürlük kelimesi kadar kendisine değişik anlamlar verilmiş ve düşüncelere çeşitli şekillerde yansımış olsun."
    İslam dininin özgürlüğe getirdiği en genel, en kapsayıcı tanım şudur: "Özgürlük, Hakk'a kul olmaktır." Kul ise, kendi istek ve arzularına rağmen O'nun emir ve yasaklarında fâni olan kişinin vasfıdır. E-postada verilen misaller içinde domuz eti yemek isteyebilir kişi; zina etmeyi, içki içmeyi arzu edebilir ama inanan insan, Allah yasak dediği için bütün bu isteklerinden vazgeçer. İslam insanına göre nefsinin bu isteklerinden vazgeçen, gerçek özgürlüğü elde etmiş kişidir.
    Hukukî çerçeveden İslam'a göre özgürlüğün tarifi ise "kişinin kendisine ve başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir". Yukarıdaki misalleri yeniden nazara alın veya hırsızlıktan yetim malı yemeye, rüşvetten uyuşturucuya kadar misalleri çoğaltın; sonra düşünün; eğer bunlar insanın kendi nefsine ve başkalarına zarar veriyor, içinde yaşadığı kamu düzenini ihlal ediyorsa, insan bunları yapmada özgür değildir.
    İki ayrı zaviyeden sunduğumuz bu özgürlük anlayışını başkaları anlamsız buluyor, söz konusu yasakları iradesine, nefsine, arzu ve isteklerine vurulmuş gem olarak görüyorsa, yapılacak tespit şu olmalıdır; özgürlük kavramına bakış açılarımız ve getirdiğimiz tarifler farklı. İhtimal mezkur kişi, özgürlüğü kişinin istediğini yapabilmesi, bu konuda herhangi bir sınırlamaya tabi olmaması, kendi kaderini kendisinin belirlemesi, başkalarının engellemesine takılmaması şeklinde algılıyor. Fakat gerçek şu ki bu manadaki bir özgürlüğe bırakın insanlığı, insanlık haricindeki canlı-cansız, şuurlu-şuursuz varlıklar bile sahip değil. Çünkü İlahî iradenin kainata koyduğu nizam buna müsaade etmiyor. Ama aynı İlahî irade şuurlu ve sorumlu bir varlık olarak insana, eğer isterse bu nizamın dışına çıkma fırsatı tanıyor. Tabii bir tek şartla; dünyevî ve uhrevî sonucuna katlanmak.
    Dün, bugün yeryüzünde yaşanan ve yarın da yaşanacak olan bütün kaosların arka planında bu tabii, fıtrî ve İlâhî nizama isyan yatmaktadır. Mutsuzluktan, savaşlara uzanan bütün olumsuzlukların, hayata rağmen yaşanan hayatın perde arkasındaki tetikleyici, işte bu zihniyettir. İlahî dinler ve peygamberler bunun için, insanı kula kulluktan kurtarmak için, heva ve hevese esir olmaktan âzâd etmek için, gerçek özgürlük olan Allah'a kulluğa davet için gönderilmiştir.




    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yaz...in-ve-ozgurluk

  3. #3
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Türkiye gerçek gündemine dönüyor

    ŞAHİN ALPAY
    31/07/2008


    Onbir üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi, Başsavcı'nın "laikliğe karşı eylemlerin odağı" haline geldiği gerekçesiyle iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) kapatılması talebiyle açtığı davada, 5 üyenin muhalif kalması üzerine partinin kapatılmasına yol açacak 7 üyelik çoğunluğu bulamadı.
    On üye ise partinin bu yıl alacağı Hazine yardımının yarı yarıya azaltılması yönünde ittifak sağladı.
    Bu karar ne anlama geliyor? Öncelikle, bu konudaki kendi düşüncemi bir kez daha tekrarlamak isterim. AKP'nin laikliğe aykırı davranışlardan dolayı ne kapatılmayı, ne de Hazine'den alacağı yardımın yarı yarıya azaltılmasını haklı kılacak bir tutum ve davranış içinde olduğu kanısında kesinlikle değilim. Bu bakımdan yalnızca Mahkeme Başkanı Sayın Haşim Kılıç'ın verdiği oya katılıyor, saygı duyuyorum.
    İkinci olarak, Mahkeme'den çıkan kararın hukuki olmaktan ziyade siyasi gerekçelere dayandığı kanısındayım. Anladığım kadarıyla Mahkeme, bu kararla ülkedeki sakıncalı kutuplaşmaya katkıda bulunmaktan kaçınarak, bir "orta yol" izlemeyi tercih etti. Ne daha bir yıl önce iktidar partisine destek veren toplumun yaklaşık yarısını rencide edecek ve ülkeyi pek çok yeni sorunla baş başa bırakacak, ne de AKP hükümeti hakkında kaygıları olan toplum kesimlerini hayal kırıklığına uğratacak bir karar verdi.
    Denebilir ki, böylelikle Türkiye, çağdaş demokratik normlarla hiçbir şekilde bağdaşmayan, haksız kapatma davasının doğurduğu krizden olabildiğince az yara alarak kurtuluyor. Karar, AKP iktidarının icraatından kaygı duyan kesimlerin endişelerini dikkate alması ve gidermesi yönünde bir uyarı olarak anlaşılacak olursa, ülkenin önünün açılmasına da katkıda bulunabilir.
    Şimdi ne olacak? Nisan 2007'de Genelkurmay Başkanlığı'nın web sayfasına konulan "e�muhtıra" ve bunu takiben Anayasa Mahkemesi'nden çıkan "367 kararı"ndan bu yana, iktidarın demokratik denetimi, ne yazık ki, doğru düzgün yapılamadı. Zira, anti�demokratik baskılara, haksız iddialara maruz kalması iktidarın icraatının gereği gibi irdelenmesini ve eleştirilmesini önemli ölçüde engelledi. Tamamen haksız bir kapatma davasına hedef olması, AKP hükümetinin gereğince eleştirilmesini demokratik ahlakla bağdaşmaz kıldı. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararıyla, bundan böyle iktidarın normal, olağan, demokratik yollardan denetlenmesi, muhalefetin siyasi rekabette orduyu ve yargıyı iktidara karşı kullanmasının geride kalması, ordunun ve yargının siyasete bulaştırılmasının nihayet bulması yönünde bir eşiğin aşılacağını umuyorum.
    Kapatma isteminin reddedilmesiyle Türkiye artık gerçek gündemine dönüyor. Türkiye'nin gerçek gündemi satır başlarıyla şunlardır: Demokrasiye kasteden çetenin bütün uzantılarıyla ortaya çıkarılarak hak ettiği cezaya çarptırılması. Bazı üye ülkelerden gelen olumsuz sinyallere aldırmaksızın AB reformlarına dört elle sarılma. Yeni ve demokratik bir anayasa ile Türk demokrasisinin her açıdan AB normlarına kavuşması. Toplumda farklılıklara saygı gösterilmesi, demokrasinin özü olan hoşgörünün yerleşmesi için alınması gereken önlemlerin ciddiyetle düşünülmesi ve uygulanması. Kürt kökenli yurttaşlarımızın kimliklerinin tanınmasıyla ilgili taleplerinin cevap bulması ve böylelikle şiddetin ana kaynağının kurutulması. Alevi yurttaşların kimlikleriyle ilgili taleplerinin karşılanması ve böylelikle gerçek anlamda laikliğin yerleşmesi yönünde önemli bir adım atılması. Laikliğin tehdit altında olduğundan içtenlikle kaygılanan yurttaşların endişelerini giderecek önlemlerin alınması. Elverişli uluslararası konjonktürden de yararlanılarak, Kıbrıs sorununda kapsamlı çözüm ve Ermenistan'la ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde ilerlenmesi...
    Anayasa Mahkemesi'nin bu kararından sonra Sayın Başbakan, 22 Temmuz 2007 akşamı dile getirdiği anlayışa sıkı sıkıya sarılmalı, bütün milleti kucaklamalı, kendisine, partisine ve hükümetine yönelik eleştirileri can kulağıyla dinlemeli. Türkiye'de gerçek muhalefet dönemi de şimdi başlıyor.




    Zaman

  4. #4
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Şimdi normalleşme zamanı

    MUSTAFA ÜNAL
    31/07/2008


    Dün çok uzun bir gündü. Heyecanlı bekleyiş öğleden sonra başladı. Önce kararın açıklanmasının an meselesi olduğuna ilişkin sinyaller geldi.
    Ardından oylamanın yapıldığı, 'AK Parti'nin kapatılmadığı yolunda' bilgiler yayıldı kulislere. Sadece AK Parti çevrelerine değil diğer partilere de benzer haberler ulaştı. Bu son günlerde Başkent'e egemen olan havayla örtüşüyordu. Ankara'nın özelliğidir, kritik kararların öncesinde yalan yanlış çok bilgi dolaşıma girer ve doğruları ayıklamak da zorlaşır.
    Onun için kapatılmadığı yönündeki haberleri herkes ihtiyatla karşıladı, hiç kimse üzerine atlamadı. Çok geçmeden Mahkeme önünde bekleyen gazetecilerin içeriye davet edilmesi, kararın açıklanacağına ilişkin beklentileri doğruladı. Bu dakikadan itibaren bütün ülke Anayasa Mahkemesi'nden yapılacak açıklamaya kilitlendi. Nefesler tutuldu, açıklama için geri sayım başladı. Uzun gün, uzun saatlere dönüştü. Kameralar kuruldu, Başkan Haşim Kılıç'ın kararı duyurmak üzere mikrofonlarla dolu kürsüye gelmesi beklendi.
    İki saati bulan sabırsız bekleyişin ardından Kılıç 18.00 sularında kapıda göründü. Karara geçmeden önce kısa bir değerlendirme yaptı. Sakindi, herkesin dört gözle beklediği kararı duyuracağının farkındaydı. Siyasal alanda çözülmesi gereken konuların Anayasa Mahkemesi'ne gelmesinden hoşnut olmadıklarını söyledi. Haksız değil. Kapatma yönünde oy kullanan üyelerin bundan memnun olmadıklarını, siyasetçilerden çağdaş demokrasilerde olduğu gibi parti kapatmayı zorlaştıracak yasal değişiklikleri yapmasını istedi. Başkan Kılıç'ın talebi ve uyarıları yerindeydi.
    Arkasından sadece Türkiye'nin değil dünyanın merakla beklediği tarihî kararı açıkladı; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın talebini reddederek, AK Parti'nin kapatılmaması yönünde karar verdi. 11 üyeden 5'i 'hayır' dedi. Kapatma için zorunlu olan nitelikli çoğunluk sağlanamadığı için karar, kapatılmama yönünde oluştu. Dün Mahkeme'den çıkan en önemli sonuç bu. Türk demokrasisi ve siyaseti için önemli bir karar. Kazanan demokrasi oldu, siyaset oldu, Türkiye oldu.
    Ülkenin normalleşmesi yolunda bir dönüm noktası, belirsizlik ortadan kalktı. Parti kapatmak ne siyasî açıdan ne de hukukî açıdan hiçbir çözüm getirmedi. Bu kararla ülke olarak parti kapatma ayıbından kurtulduk. AK Parti kapatılmadı ancak kararın devamı var. Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğundan hareketle Hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verdi. Bu kararın altında 11 üyeden 10'unun imzası var. Nitelikli çoğunluğun ötesinde bir rakam. Bunun bir anlamı var: Yani AK Parti bütünüyle aklanmadı. Mahkeme, hakkındaki iddiaların tümüyle yersiz olduğunu söylemedi. Sadece kapatma için yeterli görmedi.
    Hiç kuşkusuz Anayasa Mahkemesi'nden herkesin çıkaracağı dersler olmalı. En çok da AK Parti'nin... Durup düşünmesi ve bir özeleştiri yapması gerekiyor. Bazı çevrelerde kendisine dönük ciddi endişeler, kaygılar var. Bu, Mahkeme'nin kararına da yansıdı. Hazine yardımından kesintinin anlamı bu. Oran olarak düşük olsa bile bu endişeleri önemsemesi ve bunları giderecek adımlar atması lazım. Vakit kaybetmeden bir eylem planı olarak 'güven artırıcı tedbirler' paketi açabilir. Kararın muhalefete de bakan yönleri var. Siyasetin sorunlarının, siyasetin içinde çözülmesi gerekir. Yargıdan medet ummak doğru yöntem değil, sonuç vermediği de görüldü.
    Özetleyecek olursak dünkü kararla Türkiye rahat bir nefes aldı, Mahkeme'den iktidardan muhalefete kadar tüm siyasî aktörlere önemli mesajlar çıktı.




    Zaman

  5. #5
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Karar mı, seçim mi?

    MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
    31/07/2008


    Türkiye'nin üzerinden ağır bir yük kalktı. Dört buçuk aylık zamanımıza, yığınla enerjimize ve umutla umutsuzluk arasında bizi tüketen tereddütlerimize mal olan çok ağır bir yüktü üzerimizden kalkan. Karar ferahlık yarattı.
    Ama bu ferahlığın kaybettiğimiz kıymetli bir eşyaya yeniden kavuşmak şeklinde bir ferahlık olduğunu unutmamalıyız. AK Parti'nin kapatılması bir felaket olurdu. Kapatılma ihtimali son dört buçuk ay zarfında Türkiye'nin üzerine bir karabasan gibi çöktü. Şimdi bulutlar dağıldı. Hemen kaybettiklerimizin ve sonra tekrar bulduklarımızın muhasebesine girişmeliyiz.
    Kararın tam da sınırda, 6-5 verilmesi, savuşturduğumuz tehlikenin ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Mahkeme karar vermiyor, sadece bir seçim yapmış oluyor. Mahkeme Başkanı'nın kararı açıklarken birkaç kere vurguladığı "siyasî, sosyal ve ekonomik" faktörler, karar üzerinde siyasî kanaatlerin egemen olduğunu gösteriyor. Yine Başkan'ın "AK Parti'nin bu karardan siyasî mesajı alacağını umduğu" yorumunda bulunması da, 11 kişinin oturup siyasî kanaatlerine göre bir karar verdiklerine, içeriden bir delil.
    İlk çıkartacağımız sonuç, Mahkeme'nin karar vermek yerine seçimde bulunmasına dair olmalı. Davanın kendisi bir hukuk davası değil bir siyasî hesaplaşma idi. Mahkeme bu siyasî davayı, kuvvetle muhtemeldir ki dosyada yer almayan ve hukuk alanına girmeyen etkenleri hesaba katarak bir sonuca ulaştırdı. Bir karar veriyorsunuz ve her şey değişiyor. Zemberek boşalıyor. Domino taşlarının ilkine küçük bir fiske indirmek gibi, geri kalanlar peşi sıra devriliyor. Bir gün önceki günle, bir gün sonraki gün arasına kalın bir çizgi çekiyorsunuz. Bu baskı altında karar vermek zorunda olan bir mahkeme ile Türkiye'nin siyasî hukukunu tanzim edebilir misiniz? Anayasa Mahkemesi, işte bu yüzden aslında bir karar vermek yerine bir seçim yapmış oldu. Yaptığı seçim doğru. Ama bu seçimi yaparken izlediği yol yanlış değil mi? Belki her şeyden önemlisi, 11 insanın üzerine bu kadar ağır bir yükü yüklemek doğru mu idi?
    İkincisi, Türkiye bu vartayı kazasız belasız atlattıktan sonra derin bir nefes alıyor. İşte o derin nefes, toplumdaki kutuplaşmayı engellemek, huzuru tesis etmek ve güven ortamı oluşturmak için yepyeni bir başlangıç fırsatı sunuyor. Bu fırsat önce AK Parti'ye açılmış yeni bir kredi. Anayasa Mahkemesi'nin temsil ettiği sistem, AK Parti'ye metazori de olsa yeni bir kredi açmış oldu. AK Parti'nin bu fırsatı Türkiye için yeni bir mutabakat arayışına dönüştürmesi lazım. Ve bu arayıştan, siyasal sistem etrafında uzlaşmayı pekiştirecek sonuçlar devşirmesi beklenmeli. AK Parti, kendisi üzerinden Türkiye'nin atlattığı tehlike sonrasında gerekli dikkati ve özeni göstereceğine dair işaretleri çoğaltmalı.
    Üçüncüsü, Türkiye, son dört buçuk ay zarfında bir yönetim krizi yaşadı; yeni anayasa konusu. Kapatma davası krizi, bir "yönetemeyen demokrasi" krizi idi. Sistemi işleyen, yöneten, sorun çözebilen bir sisteme dönüştürmemiz hepimiz için acil bir görev.
    Kapatma davası açıldığı günden itibaren, bu davanın yanlış bir dava olduğu ve sonunda sağduyunun egemen olacağı ve AK Parti'nin kapanmayacağı tezini savundum. Bu dava Türkiye için bir kazaydı. Yargı, yasama ve yargı organı üzerinde bir ipotek koydu. Totaliter ve militan bir laiklik yorumuna dayanan "laiklik karşıtı odak" olma suçlaması, demokratik iktidar üzerinde bürokratik vesayeti tazelemek için bir araç olarak kullanıldı. Sağduyu, bu vesayet altında Türkiye'nin çökeceğini, Mahkeme'nin de ülkenin çıkarlarını düşünerek bu ipoteği kaldıracağını söylüyordu. Nihaî noktada mahkemenin, yargı eliyle yaratılmış bu çözümsüzlüğü yine yargı marifetiyle çözdüğü anlaşılıyor.
    Demek ki Türkiye'nin bütün kurumlarında bir sağduyu işliyor. Kendimize güvenmek için doğru bir vesile.
    Anayasa Mahkemesi bir karar vermedi, bir seçimde bulundu. Kararı bizler, hepimiz birlikte vereceğiz.




    Zaman

  6. #6
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Kazım GÜLEÇYÜZ
    Ölüm ve sıtma


    En son söylenecek sözü en başta ifade ederek başlamamızda, konumuz bakımından bir sakınca yok: Anayasa Mahkemesinin AKP hakkında verdiği kararın en kestirme yorumu, �ölümü gösterip sıtmaya razı etme� deyişinde dile geliyor.
    AKP cenahındaki �Oh! Çok şükür kapatılmadık� rahatlaması, dâvânın açıldığı 14 Mart�tan bu yana partililerin dört buçuk aydır nasıl ağır bir stres ve baskı altında yaşadıklarının da bir ifadesi. Özellikle 5 Haziran�da yine aynı mahkemeden çıkan �üniversitelerde başörtüsü serbestisine yönelik düzenlemeyi iptal� kararından sonra kapatma dâvâsından farklı bir karar çıkabileceği noktasındaki ümitler iyice zayıflamış ve parti kendisini bu sona hazırlama psikolojisine girmişti. Her ne kadar belli etmemeye çalışsa da durum buydu.
    Ama diğer taraftan, özellikle AB canibinden gelen mesaj ve uyarılar, dâvânın kapatma kararıyla sonuçlanması durumunda her bakımdan çok ciddî sonuçlar doğacağı yönündeydi. Öyle ki, kapatmama kararının çıkmasında etkili olan en önemli dinamiklerin başında AB�nin tavrı geliyordu. Buna ilâveten, epeyce bir zaman �ortadan ve ikircikli� bir tavır sergileyen ABD�nin, finale doğru bu tutumunu �Kapatılmasın ve demokrasi zarar görmesin� istikametinde değiştirme sinyalleri vermesi, dikkate alınması gereken bir diğer önemli faktördü.
    Keza, uluslararası iş çevreleri de bilhassa son haftalarda �AKP kapatılmayacak� havasını yoğun şe-kilde pompaladılar ki, bunun da gözardı edilmemesi gerekiyor. Buna ilâveten, mahkeme üyeleri üzerinde bire bir sıkı ve yoğun markaj uygulandığına dair iddialar da işin bir başka ciheti.
    Netice olarak, yer yer sinir harbine dönüşen son derece gergin ve sıkıntılı bir sürecin ardından karar çıktı ve en azından belirsizlik ortadan kalktı. Bu kararın herkesi memnun etmesi gereken en olumlu yönü, demokrasimize yeni bir parti kapatma ayıbının gölgesini düşürmemiş olması.
    Bunda, 2001�de yapılan anayasa değişikliğiyle, parti kapatma kararı için en az 7 oyun şart kılınması ve yanı sıra kapatma dışında hazine yardımını kesme gibi daha hafif bir müeyyidenin getirilmiş olması önemli bir paya sahip. Demek ki, o düzenleme isabetli olmuş.
    Ama görülüyor ki, yeterli değil. Bu düzenlemelerin demokratik kriterler çerçevesinde, işin özüne ve derinine inecek daha köklü reformlarla geliştirilmesi lâzım. Mahkemenin kararından ve Başkan Kılıç�ın açıklamalarından sonra ortaya çıkan tablo şu: AKP, kıl payı ipten döndü. Ama Hazine yardımından kısmen mahrum bırakılmak suretiyle ağır ve ciddî bir ihtar almış oldu.
    Yani, bir bakıma, 5 Haziran�daki başörtüsü kararının devamı olarak, AKP�ye bir �çelik korse� daha giydirilmiş oldu.
    Bundan sonraki süreçte AKP�nin başörtüsü meselesi başta olmak üzere, laiklikle bir şekilde ir-tibat kurulabilecek konuların her türünden fersah fersah kaçıp uzak durması, beklenen bir sonuç olacak. Bu konular açıldığında, bilhassa başörtüsü gi-rişimi söz konusu edildiğinde Erdoğan�ın �Biz de yanlış yapmış olabiliriz� diye alttan alıp, �iç barışı yeniden kurma� çağrılarında bulunması boşuna olmasa gerek.
    Bütün bunların anlamı, yaklaşık altı yıldır AKP iktidarıyla sürdürülen 28 Şubat uygulamalarının, AKP işbaşında olduğu müddetçe daha da uzayacak olması. Kararı alkışlarla karşılayan AKP�liler bunu mu kutluyorlar?
    Kararın muhtemel sonuçlarından biri, son zamanlarda çokça dile getirilen kabine değişiklikleri olabilir. Bu değişiklikleri, özellikle, iddianame ile hakkında siyaset yasağı istenen bakanların durumu açısından takip edip değerlendirmek lâzım.
    Peki, Türkiye�nin yeni bir parti kapatma kararının eşiğinden dönmesi, Meclis Başkanının dediği gibi, demokrasi çıtasını biraz daha yükseltmiş olması anlamına gelir mi? Ölümü gösterip sıtmaya razı eden tavırlarla, zor.
    Çıtanın gerçekten yükselmesi, halen karşı karşıya olduğumuz demokrasi ve hukuk a-yıplarından gerçek anlamda kurtulmamıza veya en azından o yola girdiğimizi gösteren ciddî işaretlerin belirmesine bağlı.

    01.08.2008


    E-Posta: irtibat@yeniasya.com.tr



    Yeni Asya


  7. #7
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Faruk ÇAKIR
    Yeni anayasa zamanı


    Anayasa Mahkemesinin AKP hakkında verdiği karar, çeşitli yönleriyle tartışma konusu olmaya devam edecek. Kapatılmasını isteyenler AYM�nin kararını kendilerine göre �yorum�layıp, partinin �hükmen� kapatıldığını söyleyecek; partililer de haklı olarak �netice�ye bakıp, partilerinin kapatılmadığı için sevinecekler.
    Siyasî partilerin mahkeme kararlarıyla kapatılmasının çare olmadığını, Türkiye�nin bu yanlıştan kurtulması gerektiğini imkân ve fırsat bulduğumuz her zaman ifade ediyoruz. Klâsikleşen ifadesiyle partileri millet kurar ve yine millet �sandık�ta kapatır. Nitekim, sandıkta kapanan onlarca partiye şahit olunmuştur. Bu sebeple, milletin �sandıkta� kapatmadığı, mahkemenin kapattığı partiler her zaman kriz sebebi olmuş, karara itiraz edilmiştir.
    AKP hakkında da Anayasa Mahkemesi bir �ara formül� buldu. Partiyi kapatmadı, ama bir anlamıyla kapatmaktan daha fazla cezalandırdı. Mahkemenin üye sayısının çoğunluğu, kapatılması yönünde oy kullanırken, kanun gereği fiili kapatma gerçekleşmedi. İyi de oldu, çünkü mahkeme kararıyla parti kapatılması Türkiye ve dünya gerçekleriyle uyuşmuyor.
    Hatırlanacağı üzere, �1 Mart tezkeresi�nde de benzer bir durum yaşanmıştı. TBMM�deki oylamada, çoğunluk tezkereye �evet� dediği halde, iç tüzük gereği tezkere �reddedilmiş� sayıldı.
    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç�ın, kararı açıklarken yaptığı konuşma, başta iktidar partisi olmak üzere bütün siyasî partilerin dikkate alması gereken ikazlarla doluydu. Böyle bir dâvânın açılması, Türkiye�ye maddî anlamda da kaybettirdi. Böyle �siyasî� dâvâların açılmaması için siyasetçilere çok iş düşüyor. En başta özde sivil bir anayasa ihtiyacı kendisini hissetiriyor. Aynı şekilde, Avrupa Birliği üyeliği için gereken şartların da yerine getirilmesinde fayda var. Kararı yorumlayan pek çok uzman da aynı şekilde Türkiye�nin hâlâ ihtilâl anayasası ile idare ediliyor olmasının garipliğine, yanlışlığına dikkat çekti.
    Gerçekten de bu önemli konular niçin hükûmetin gündeminde yer almaz? Oysa �tek başına iş başına� geldiklerinde millete yaptıkları vaadler içinde bu konudaki vaadler epey yer tutuyordu. �Eylem planları� unutuldu mu? Unutulduysa niçin? Bu konuları gündeme taşımak, çareler aramak, Türkiye�yi kısır çekişmelerden kurtarmak gerekmiyor mu?
    Gerek yeni bir sivil anayasa ve gerekse �demokrasi paketleri�ni hatırlamak için yeni seçim dönemlerine mi ihtiyaç var? Elbette bu konu sadece iktidar partisinin konusu olmamalı. Ama birinci derecedeki sorumluluk onlara ait. Bir şekilde bu konular gündeme gelmeli, millet menfaatine olan kararlar gecikmeden alınmalı ve icra edilmeli.
    Gerek iç kamuoyu ve gerek dış dünya, Türkiye�nin âcilen milletin taleplerine cevap verebilecek sivil ve demokrat bir anayasaya ihtiyacı olduğunu görüyor, ifade ediyor.
    Bu talebe karşı direnmek, suları tersine akıtmaya çalışmaktan farksız olur. Anayasa Mahkemesinin AKP hakkındaki kararı reform ve �demokrasi paketleri�ni gündeme taşımaya sebep olursa (kanunlara aykırı şekilde uygulanan yasakları unutmuş değiliz!) bundan yine millet kazançlı çıkar.

    01.08.2008

    E-Posta: cakir@yeniasya.com.tr


  8. #8
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Mustafa ÖZCAN
    Kriz yön değiştirdi


    AKP'NİN kapatılması kitlelerin hiç beklemediği bir husustu. Bundan dolayı da, mahkemenin kararı ülke genelinde bayram havasına yol açtı. Sanki 1908�de İkinci Meşrûtiyet yeniden ilân edilmiş gibiydi. Halk kıpır kıpır ve sevinçliydi. Buna mukabil, o günün dünyasında Sultan İkinci Abdülhamid yerine İttihatçılara verilen destek gibi AKP�ye de uluslar arası alanda büyük destek vardı. Özellikle Avrupalılar ilke olarak parti kapatılmasına karşıdırlar. Bu ilkeli tavırlarını AKP hususunda da gösterdiler. Elbetteki AKP ile ilgili çekinceleri olabilir. Bu çekinceleri kapatılmasının haksızlık olacağını deklare etmelerini engellemedi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç�ın AKP�nin kapatılmadığına dair açıklamasının ardından o gün yaklaşık 10 kadar yabancı kanala konuştum. Dâvâya çok büyük ilgi ve alâka vardı. Bazıları olağan yayın akışlarını keserek Ankara�ya bağlanmışlardı. BBC, CNN ve Cezire bunlar arasındaydı. Bu da AKP�nin kapatılmasının ülkenin tahammül edemeyeceği bir bedel olduğunu gösteriyor. Şimdilik tehlike atlatılmış oldu. Gerçekten de tehlike ilânihaye savuşturulmuş oldu mu? Kesinlikle hayır. Kararın verildiği günün akşamı TV kanallarında birçok açık oturum ve değerlendirme vardı. Ülke TV�de de Hasan Celal Güzel konuştu. Tecrübeli devlet adamı ve onun dışında gelişmeleri takip eden bir yazar olarak gayet yerinde değerlendirmelerde bulundu. Meseleyi şöyle özetledi: �Bu karar ülkeyi rahatlatmıştır. Ama tehlike henüz geçmemiştir. Anayasa Mahkemesi�nden yargı darbesi bekleyenler yüzüstü durumunda kalmışlar ve hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu vesile ile Anayasa Mahkemesi�nin beklentilerini karşılamamış olması onları beklentilerini başka yöntemlerle gerçekleştirme arzusuna itebilir. Orduda üst kademelerde demokrasiye bağlılık varsa da ben ordu içinde hâlâ darbe zihniyeti taşıyanların varlığını ve uygun bir ortam bulduklarında buna kalkışacaklarını tahmin ediyorum��
    ***
    Evet, Anayasa Mahkemesi�nden beklenen darbe gerçekleşmemiştir. Bu yönde beklentilerine cevap alamayanlar başka arayışlar içine girebilirler. Bu açıdan önümüzdeki bir yıl Türkiye tarihi açısından çok önemli bir yıldır. Her türlü lehte veya aleyhte gelişmeye gebedir. Ve öncelikli olarak Mahkeme�nin kararı sadece krize bir mola dönemidir. Dolayısıyla CHP kurmaylarının da söyledikleri gibi kriz çözülmemiştir. Onlara göre krizin çözülmesi AKP�nin tamamen tasfiyesidir. Dolayısıyla kriz yeni bir aşamaya girmiş ve tabir caizse yön değiştirmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme kararı ile birlikte CHP ve onun gibi düşünenler büyük bir darbe yemiştir. Ancak, CHP�nin pes edeceğine dair küçük bir işaret bile yoktur. Aynen kışkırtmalara kaldığı yerden devam edecektir. CHP�nin kimyası budur. Baykal kararın akabinde hemen yazılı bir açıklama ile şunları söylemiştir: �Mahkeme krizi çözmemiş bilâkis ortaya koymuştur. Tesbitte bulunmuştur�� demiştir. Dondurmuştur demek istemiştir. Oldum olası halkın tercihlerini hafife alan beyaz Türkler�den Onur Öymen ise NTV�de Baykal�ın sözlerini pekiştirmiştir. CHP�ye göre aslında Mahkeme bu kararıyla birlikte krizi çözmemiş belki krize ortak olmuştur. Karardan sonra AKP, kararın laiklik karşıtı eylemlerin odağı oldukları yönünde bir mahiyet içermediğini söylese de CHP teknik olarak biraz da haklı olarak AKP�nin alt seviyede de olsa cezalandırıldığını savunmaktadır. Sadece Osman Can ve bir de Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç�a göre AKP laiklik karşıtı odak olma durumuna haiz bir parti değildir. Dolayısıyla Mahkeme çekişmeyi nihaî karara bağlamamış belki çekişmede sadece bir aşama oluşturmuştur. Bununla birlikte, benim kanaatim Anayasa Mahkemesi üzerinden sonuç almak isteyenler nihaî olarak hüsrana uğramışlardır. Mahkemenin bundan böyle meseleyi bir daha ısıtacağına hiç ihtimal vermiyorum. Dolayısıyla, CHP kararı içine sindiremediği ve hatta kararı kendi dâvâsının ispatı olarak gördüğü için kriz bitmemiş belki yön değiştirmiştir.
    ***
    Zaten Yasemin Çongar da Taraf�taki yazısında Ergenekon iddianamesinin şifrelerini çözerken orada örgütle bağlantılı adı verilmeyen siyasînin Baykal olduğunu ortaya koymuştur. Bu kesinlikle sürpriz değildir. Zira Baykal baştan beri Ergenekon�un avukatı olduğunu söylemektedir. Adeta Ergenekon�un sözcüsü gibi davranmaktadır. Bununla birlikte karşı cephede de büyük bir çözülme var. En azından müesses nizama eklenen yargı bu denklemden çıkmaktadır. Bir yazımda MHP�nin artık rutin dışılığa geçit vermediğini ve rutin dışı gruplarla bağlarını kestiğini söylemiştim. Dolayısıyla MHP yakasını ulusalcılardan kurtarırken yargı da CHP zihniyetinden arınmaktadır. Canan Arıtman gibilerin hayal kırıklığı da bundandır. Keza ordunun da süreç içinde derin bileşke ve çekirdekten ayrılmakta olduğuna dair işaretler alınmıştır. Irak�a yapılan sınır ötesi operasyondan sonra Baykal�ın ordu saflarına yönelik suçlamaları ve ona karşı Büyükanıt�ın kurumunu savunması da Türkiye tarihinde bir değişimin sinyali olduğu gibi nadir görülen kesitlerden birisiydi. Dolayısıyla devlet millet kaynaşmasının ve normalleşmenin önünde tek engel mahiyeti hissedilen ama derinliği pek de kestirilemeyen ordu içinde hâlâ nisbî de olsa varlığını ve tesir gücünü sürdüren son Mohikanlar ya da sönmemiş volkan gibi duran darbe heveslileridir. Onların sivil hayattaki uzantıları CHP olarak gözükmektedir. Çongar�ın tesbiti de bunu göstermektedir.

    01.08.2008

    E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr


  9. #9
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Demokrasimiz olgunluk sınavı verdi
    İSTANBUL (AA)
    Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nden (TÜSİAD) yapılan açıklamada, Anayasa Mahkemesinin AK Parti hakkındaki kararına ilişkin, “Türk demokrasisi olgunluk sınavını başarıyla tamamladı” değerlendirmesinde bulunuldu. TÜSİAD'tan yapılan açıklamada, “Yaşanan bütün gerilimlere, toplumsal kutuplaşmayı artıran ve siyasi çatışma ortamına zemin hazırlayan gelişmelere karşın, Türk demokrasisinin önemli bir olgunluk sınavını başarıyla tamamladığı” ifade edildi. TÜSİAD Yönetim Kurulu olarak, davanın açıldığı günden itibaren demokrasilerde parti kapatmaların ülkenin sorunlarına çözüm getirmediğinin, dahası kriz ve siyasi belirsizlik yaratması açısından demokrasi kültürüne zarar verdiğinin vurgulandığı kaydedilen açıklamada, şöyle denildi: “Yaşanan bu tecrübe ışığında, toplumun tüm kesimlerini kapsayan ve çoğulcu demokrasinin unsurları olan sivil toplum örgütlerinide dışlamayan bir Anayasa Konvansiyonu çağrımızı yineliyor ve alınan kararın demokrasi tecrübemizde bir kilometre taşı olmasını diliyoruz.”


    31.07.2008


    http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=...8&c=2&i=132086

  10. #10
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Tamer Korkmaz
    tkorkmaz@yenisafak.com.tr
    31 Temmuz 2008 Perşembe
    Türkiye'yi ferahlatan karar

    Anayasa Mahkemesi üç günlük yoğun mesainin ardından dün tarihi kararını açıkladı ve AK Parti kapatılmadı!

    Hayırlı olsun...
    Mahkemenin 6 üyesi kapatılma, 5 üyesi de kapatılmama yönünde karar verdi.
    "Kapatılma için gerekli olan 7 oya ulaşılamadığı için" AK Parti yoluna devam ediyor.
    Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç, AK Parti'nin Hazine yardımının yarısından yoksun bırakılmasına karar verildiğini de açıkladı.

    * * * Aylardır neticesi merakla beklenen kapatma davasının sonuçlanmasıyla 'Türkiye Demokrasisi' hayati bir badireden sıyrılmış oldu.
    Yargıtay Başsavcısı tarafından kapatma davası açılmasıyla birlikte Türkiye dört buçuk ayını heba etti.
    Buna mukabil, kapatmama yönündeki kararla Türkiye'nin son iki yıldır yaşadığı "bağımsızlık temelinde yükselen" demokratik değişim sürecinden geriye dönüşün mümkün olmayacağı herhalde artık anlaşılmıştır.
    "Kaybeden Statüko"nun "Türkiye'nin Yeni Gidişatı"nı tersine çeviremeyeceğini kesin bir dille ve ısrarla vurguladığımı bu sütunun okuyucuları gayet iyi bilir.
    Anayasa Mahkemesi'nden türbanla ilgili menfi karar çıktığında "Bu hadise burada bitmez, finali görmeden kimse paçaları sıvamasın" diye yazdığımı unutmuş olamazsınız.
    Geçen yılki 367 kumpasının finalinde yaşanan olumlu sonuca özellikle dikkat çekmiştim ve kapatma davası ile ilgili süreçte hiç kimsenin "Garanti kapanacak" diye kesin konuşmamasını özenle vurgulamıştım.
    Dünkü kararla birlikte, hemen her kesimden çoklarının Türkiye'de olup biteni 'doğru okuma' hususunda bir kez daha ciddi biçimde yanıldıklarını görmüş olduk.

    * * * Bundan sonra, Türkiye içeride ve dışarıda takip etmesi gereken asli gündeme dönecektir:
    "Bölgesel Güç" olmanın gereklerini yerine getirmeye devam edecektir.
    AK Parti ise başta 'Sivil Anayasa' olmak üzere acil reformları hayata geçirmek zorundadır.
    Hükümet en azından 22 Temmuz Seçimi'nden sonra parti kapatma konusu da dahil olmak üzere elzem anayasa değişikliklerini yapabilmiş olsaydı, Türkiye son aylardaki malum sıkıntıları da yaşamayacaktı.
    Ama, artık bundan sonrasına bakmak gerekiyor.
    Türkiye'nin siyasi istikrarsızlığa asla tahammülü yoktur.
    Anayasa Mahkemesi'nin dünkü kararıyla "siyasi istikrarsızlık"tan fal tutanların gardı düşmüştür.

    * * * Final: Ankara'yı Kaybeden Güç, Türkiye'yi içeride ve dışarıdaki "yeni istikamet"inden geriye döndüremeyecektir!


    Yeni Safak

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Temmuz Ayı Kur'an-ı Kerim Hatmimiz
    By ecma in forum Hatim Kampanyaları
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.07.12, 20:01
  2. Temmuz Ayı Kur'an-ı Kerim Hatmimiz
    By BiKeS_ in forum Hatim Kampanyaları
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 28.07.09, 11:05
  3. ÖSS Sonuçları 15 -17 Temmuz'da Açıklanacak
    By SeRDeNGeCTi in forum Eğitim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.06.08, 14:32
  4. Önemlİ Olan Bayramdan Sonrasi
    By edep in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.10.07, 09:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0