+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: İsmailağa Cemaatine Sızan Ergenekon Ajanı

  1. #1
    Vefakar Üye Alâ Nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    421

    Standart İsmailağa Cemaatine Sızan Ergenekon Ajanı

    Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Erol Ölmez'in, Kuvvai Milliye Derneği Genel Sekreteri Hüseyin Görüm'ün yardımcısı ile yaptığı telefon görüşmesi ilginç bir girişimi ortaya çıkardı. Ölmez, Çarşamba'daki İsmailağa cemaatine sızmaya çalıştığını anlatırken, "Soktunuz bizi, nöbete devam." diyor. Karşıdaki isim uyarıyor: "Görevini tam yap."

    Ergenekon terör örgütünün kaos oluşturmak için toplumun farklı kesimlerine sızma planları yaptığı ortaya çıktı. Bu konudaki en somut örneklerden biri soruşturma kapsamındaki teknik takibe takıldı. Savcılığın talimatıyla telefon dinlemesi yapan güvenlik güçleri, Ergenekon terör örgütüne mensup bazı kişilerin İstanbul Çarşamba'daki İsmailağa Cemaati'ne sızma girişiminde bulunduğunu tespit etti. Halen tutuklu bulunan Kuvvai Milliye Derneği üyesi Erol Ölmez'in, aynı dernekten arkadaşı Kahraman Şahin'le yaptığı konuşma, mütedeyyin kitleler üzerinde oynanmak istenen oyunun boyutunu gözler önüne seriyor.

    Talimat üzerine şalvar ve cübbe giyerek Çarşamba'ya gittiğini anlatan Ölmez, bölgede 'sabah 8 akşam 8' mesai yaptığını anlatıyor. Çevredeki insanlar tarafından yadırganmamak için sakal bırakan Ölmez, oruçlu görünmek için de azamî gayret sarf etmiş. Görevini en iyi şekilde yerine getirmesini isteyen arkadaşı Kahraman Şahin ise Kuvvai Milliye Derneği Genel Sekreteri Hüseyin Görüm'ü kastederek, "İmam Hüseyin de bıraktı." diyor. Ölmez ve Şahin, buluşma yeri için de "Karargâhta görüşürüz." şifresini kullanıyor.

    Kuvvai Milliye Derneği, genel başkanları emekli Albay Fikri Karadağ silah üzerine yemin ettirmesiyle gündeme gelmişti. Ergenekon operasyonu kapsamında Ocak 2008'de tutuklanan Erol Ölmez'in telefonla görüştüğü kişi; Kuvvai Milliye Genel Sekreteri Hüseyin Görüm'ün yardımcısı Kahraman Şahin. Savcılığa yaptığı başvuruda 'hafıza kaybı olduğunu' ileri süren Ölmez, telefon görüşmelerinde kendisini 'Kıdemli Binbaşı Erolhan Ejderoğlu' olarak tanıtıyor. Savcılıktaki ifadesinde Kahraman Şahin'le yaptığı konuşmayı ise şöyle izah ediyor: "Fatih Çarşamba semtinde Murat...? İsimli arkadaşımın yanında misafir olarak kalıyordum.

    Kahraman Şahin beni aradı. Bu şahsa Fatih'te kaldığımı, semtin Çarşaflı cübbeli şahıslar çok olduğu için mollaların arasında kaldığımı söyledim. Görüşmede geçen akşam sekiz- sabah sekiz nöbetteyim sözü ile Zeytin satıcılığı yaptığımı söyledim. Şahıs da bana görevini yerine getir, görevine devam et dedi. Ben de görüşme esnasında Fatih semtinde olduğum için sakal bıraktığımı ve molla olduğumu söyledim. Yoksa herhangi bir şekilde Fatih semtinde istihbarat toplamak amaçlı bulunmadım. Böyle bir olay yoktur. Fatih semtinde gidecek yerim olmadığı için Murat..? isimli açık adresini bilmediğim arkadaşımın ikametinde kaldım ve bu semtte ticaret ile uğraştım."

    'Post modern darbe' olarak tarihe geçen 28 Şubat döneminde de benzer senaryolar uygulanmıştı. Kamuoyunda 'Travestiler Kraliçesi' olarak anılan 'Sisi' lakaplı Seyhan Soylu, JİTEM'in yayın organında 8 ay boyunca istihbarat çalışmaları yaptığını, tesettüre girerek Kalkancı tarikatını incelemeye aldığını açıklamıştı. Ergenekon'un İBDA-C ile ittifak yapmak için 2003'te görüşme yaptığı ve bir dizi anlaşma teklif ettiği ortaya çıkmıştı.

    İşte skandal konuşma
    - Kahraman Şahin: Neredesin?
    - Erol Ölmez: Taksim'e geçiyorum. Ordan da Çarşamba'ya geççem. İftardan sonra akşam 8, sabah 8 nöbete devam yani. Sen ne yapıyorsun ne var, ne yok?
    - Erol Ölmez: Biz de molların arasına takıldık. Girdik işte ne yapalım. Soktunuz bizi o taraf Çarşamba'ya.

    - Kahraman Şahin: Hayırlısı olsun kardeşim , görevini tam yerine getir.
    - Erol Ölmez: Görevi getiriyoruz, ne var ne yok? Ne yapıyorsun?
    - Kahraman Şahin: Kartal'dayım. İşim var öyle. Görülmüyorsun hiç?
    - Erol Ölmez: Yarın karargaha geliyorum. Ne yapıyon? Oruçlu musun?
    - Kahraman Şahin: Yok değilim.

    - Erol Ölmez: Yok ben tutarım. Ben hoca adamım biliyorsun. Sakal bıraktım. Molla oldum ben de. - Kahraman Şahin: İmam Hüseyin de bıraktı (Kuvvai Milliye Derneği Genel Sekreteri Hüseyin Görüm). Yarın geldiğinde görüşürüz.

    aktifhaber

  2. #2
    Gayyur kizilbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    101

    Standart

    ismailaga cemati bana bir sey andırıyor ama ney

  3. #3
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Makale ve Köşe yazıları

    13 Eylül 2006 Çarşamba - Zaman
    <li class="position">Ali Bulaç İsmailağa cemaati ve Fener Patrikhanesi

    Yazar:
    Cami içinde işlenen cinayetten sonra birden herkesin dikkati İsmailağa cemaati üzerine çevrildi. Malum medya yine kelle avcılığına girişti; her gün bu cemaatle ilgili fotoğraflar boy boy gazetelerde ve ekranlarda yer almaya başladı.
    Aslında son aylarda bütün cemaatlerde “28 Şubat’ın devamı gelişmeler başlıyor” diye belli belirsiz bir tedirginlik var. Bu tedirginliği yaşayanlar dört önemli sebep öne sürüyorlar:
    1) 28 Şubat’ta yeterli bulmayanlar dini hayatını ciddiye alıp yaşayanlara ve bu arada bazı kesimlere bir darbe daha indirmek istiyorlar; 2) 28 Şubat’ın devamını hükümete yaptırıp toplumsal desteğini aşındırmayı planlıyorlar; 3) AB üyelik sürecinde “görüntüyü bozan” pürüzleri, modern hayat tarzıyla uyuşmayan bilumum manzaraları silmek istiyorlar; 4) ABD, Mısır’dan Suudi Arabistan’a, Ürdün’den Pakistan’a kadar dini grupların, medreselerin, özerk dini cemaatlerin tasfiyesini, en azından sıkı kontrol altına alınmasını istiyor. Bu çerçevede İsmailağa vb. cemaat yapıları da gündeme alınmış görünüyor.
    Ben son günlerdeki gelişmelerde her dört faktörün rolü olduğunu kabul etmekle beraber asıl belirleyici olan faktörün 3.sü olduğunu düşünüyorum ve bunun ucu Yunanistan’ın kamuoyunda açıkça telaffuz edilmeyen taleplerine kadar uzanır. Sebebi şu: Önce cemaat hakkında özet bir bilgi vermekte yarar var: İsmailağa adı verilen cemaat Türkiye’nin en sakin, kendi halinde yaşayan insanlarından oluşur. Modern ve postmodern toplumlarda da demodernist, antimodernist gruplar var. Bizim demodernist, antimodernist gruplarımız İsmailağa’da kendini ifade eder. Fakat böyle derin felsefi analizlerle ortaya çıkmış değiller. Bunlar modern hayat tarzı dışında kendi sivil alanlarında çarşaf, cübbe, sarık, sakalla gezerler, hiçbir kompleksleri yok. Ne televizyon seyrederler ne gazete okurlar. Mesela onların lehlerinde ve aleyhlerinde yazanlardan haberleri olmaz, üstelik ilgilenmezler de. Cemaat genel olarak iç ve dış siyasi gelişmeleri de takip etmez, fiilen siyasete girmez. Zaten hiçbir siyasi parti bu çarşafları, cübbe ve şalvarları ile onları ne üye kaydeder ne parti binasında görmek ister. Ama oylarını almak için türlü taktikler geliştirirler. Cemaat üyeleri hocalarının vaazlarını dinler, tefsir derslerini takip eder ve gerçekten çok ibadet ederler. Cemaat genellikle yoksul ve orta sınıfın alt ve orta katmanlarından oluşur. Kendi ülkesinin cahili medyanın iddia ve tasvir ettiğinin aksine hiçbiri saldırgan değildir, aksine munis, hoşgörülü, sevecen ve yumuşak huylu insanlardır. İslamcıların mektebinin arka kapısından mezun olup malum medyada deşifretörlük yaparak geçinenlerin yazdıklarının aksine bunalım içinde değiller; ama elbette her insan grubu gibi çeşitli sorunları, sıkıntıları vardır. Bu da normal değil mi?
    Diğer cemaatler gibi Türkiye’nin bu cemaate hem ihtiyacı vardır hem borcu. Çünkü üç büyük hızlı göç dalgasında köylerden, küçük şehirlerden gelen kitleleri bunlar şehre yerleştirmiş; önlenemez toplumsal çalkantı ve sarsıntıları, belki kitlesel ayaklanmaları önlemiş, suç oranlarının düşük seviyede seyretmesini sağlamışlardır. Son yıllarda büyük kentlerdeki suç oranlarının artmasında ekonomik sorunlar, medyanın dini ve ahlaki değerleri yıpratması ve 28 Şubat’ın baskılarıyla cemaatlerin daralması önemli rol oynamaktadır. Farkında değiliz veya bir türlü kabullenemiyoruz, ama Türkiye’de din ve cemaatler toplumsal barışın ve siyasi birliğin sigortasıdır.
    Fakat İsmailağa cemaatinin bir başka özelliği var ki, bu da Fener Patrikhanesi’yle ilgilidir. Bilindiği üzere cemaatin binlerce üyesinin kümelendiği İsmailağa ile Fener Patrikhanesi arasında birkaç metrelik mesafe vardır. Öteden beri bazıları, Fener’in bu cemaat tarafından adeta muhasara altına alındığını, boğulduğunu, gelişmesinin engellendiğini iddia etmektedirler. Fener’in rahatlatılması, bu cemaatin dağıtılması ile ilişkili görülmektedir. Cemaatin dağıtılması yetmez, aynı zamanda mekan olarak tuttuğu Çarşamba semtinin tarihi Bizans kimliğiyle yeniden restore edilmesi, Bizans kimliğinin ortaya çıkarılması gerekir. Bu Yunanistan’ın en büyük arzusu ve isteğidir. Yunanistan’ın arzuları ve istekleri genellikle AB üyelik sürecinde karşımıza çıkar. Son cinayetin cemaatin dağıtılmasını hedefleyen bir provokasyon olduğu her halinden belli.


    Bu makale hakkında

    Ali Bulaç tarafından yazılan bu makale, 13 Eylül 2006 Çarşamba günü yayınlanan Zaman Gazetesindeki köşe yazısıdır.

    http://makale.turkcebilgi.com/kose-y...rikhanesi.html



  4. #4
    Müdakkik Üye uSuLca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara & Kütahya
    Mesajlar
    877

    Standart

    bu sadece yılanın kuyrugu....

  5. #5
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    ismailaga cemaati


    başlık içinde ara
    function sikayet(numarasi) { var konu = ""; if(konu=prompt("Lütfen şikayet nedeninizi belirtiniz"," ")) { var xmlhttp=false; try { xmlhttp = new ActiveXObject("Msxml2.XMLHTTP"); } catch (e) { try { xmlhttp = new ActiveXObject("Microsoft.XMLHTTP"); } catch (E) { xmlhttp = false; } } if (!xmlhttp && typeof XMLHttpRequest!='undefined') { try { xmlhttp = new XMLHttpRequest(); } catch (e) { xmlhttp=false; } } if (!xmlhttp && window.createRequest) { try { xmlhttp = window.createRequest(); } catch (e) { xmlhttp=false; } } xmlhttp.open("GET", "sikayet.php?mesaj="+numarasi+"&aciklama="+konu,tr ue); xmlhttp.onreadystatechange=function() { if (xmlhttp.readyState==4) { alert("Şikayetiniz yöneticilere iletilmiştir.") } } xmlhttp.send(null) } } son günlerde türkiye'nin gündemini fazlasıyla meşgul eden, aslında kendi halinde ufak bir tarikat gibi gözükmesine rağmen arkasında derin ve karışık işler dönen, bazı legal ve illegal kurumlar tarafından kullanıldıkları belli olan tarikat.aşağıda bu tarikatla ilgili bir araştırma bulunmaktadır:


    yazı: mahmut övür
    kaynak: www.sabah.com.tr

    -ismailağa cemaati, diğer tarikatlarla kıyaslandığında tam bir kapalı kutu. bu nedenle yapılan analizlerin büyük çoğunluğu kulaktan dolma bilgilerden oluşuyor.
    cemaatle 1980'li yıllarda nokta dergisinde çalıştığım dönemde de bir hayli ilgilenmiştim. o kapalı yapı nedeniyle bilgi sahibi olmak gerçekten zordu. şimdi bayram ali öztürk'ün öldürülmesi nedeniyle cemaat yeniden gündemde. yine bir çok şey yazılıp söylendi. ama son duyduklarım karşısında tam anlamıyla şoke oldum.
    cemaatin işleyişini iyi bilen biri şöyle diyordu:
    "bütün kavga hilafet kavgasıdır."
    eminim siz de şaşırdınız.
    istanbul fatih çarşamba'da kendilerine özgü bir yaşam kuran cemaat, aynı zamanda farklı bir yönetim anlayışına da sahip. dışarıdan bakanların tarikat lideri diye adlandırdığı mahmut ustaosmanoğlu, aslında tarikat mensuplarına göre "halife" olarak kabul ediliyor. bu yüzden de kavgaya "hilafet kavgası" deniyor. bu kavganın sürdüğü cemaatin yakın tarihinde gerçekten de sayısız soru işareti var.
    bu soru işaretleri, 12 eylül'de gözaltına alınan mahmut ustaosmanoğlu'nun kısa sürede tahliye edilmesiyle başladı. ardından, üsküdar müftüsü'nün öldürülmesiyle devam etti.
    onu 1998 yılında bu kez "halife"nin yerine geçeceğine kesin gözüyle bakılan damadı hızır ali muratoğlu'nun öldürülmesi izledi.
    şimdi de bayram ali öztürk.
    bunlar olurken, yerine geçmek için "kavga" edilen şahıs, yaşlı da olsa hala ayakta.
    peki tüm bunlar bir tesadüf mü?
    cemaati yakından izleyen biri şöyle diyor: "bu cemaatin en önemli özelliği toplumun her kesimine açık olması. psikolojik sorunu olan, toplumda tutunamayan insan, şalvarını, cüppesini giyip buraya geliyor. yani filtresi yok bu cemaatin. düşünsenize birkaç yıl önce kurmay düzeyinde bir adamı cinayete kurban gidiyor. ama hala camiinin girişinde bir x-ray cihazı yok." acaba binlerce müridi olan, etki alanı denilenlerin aksine siyasetten bürokrasiye kadar uzanan bir tarikatın "kurmay" isimlerinin öldürülmeleri, basit bir "filtresi yok" yaklaşımıyla açıklanabilir mi?
    bu sorulara cemaatin etkili isimlerinin cevap vermesi gerekiyor.
    aksi halde cemaat hakkında oluşan soru işaretleri kafaları karıştırmaya devam edecek.

    http://www.aaalsozluk.com/goster.php...ailaga+cemaati

  6. #6
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Geçmişi ve Bugünüyle İsmailAğa Cemaati

    GİRİŞ
    İsmailağa Cemaati, kendilerine özgü yaşam biçimleri, İslam'ı yaşama konusundaki gösterdikleri titizlik nedeniyle zaman zaman gündemin ilk sırasına oturdu. İstanbul'un orta yerinde, gizlisi saklısı olmadan devam eden cemaat hayatı, herkese açık tutulmasına rağmen, adeta devletin bile giremediği bir getto gibi tanıtıldı. Çevresinde oluşan sevgi halkasıyla dikkatleri çeken Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi ise merkezine konulmaya çalışıldığı tartışmalara, cemaatine yönelik kışkırtıcı tutumlara karşı sufi tavrını hep muhafaza etti. Belki kendisi için canını verecek binlerce seveni olmasına rağmen hiçbir zaman kimseye karşı kin ve nefret tohumu ekilmesine izin vermedi.. Bu yazı dizisi, işte bu sufi tavrın arka planına ışık tutuyor. İsmail Cemaati'nin bağlı olduğu Halidiye kolunu dünü,bugünü ve toplumdaki yansımaları ile incelerken, Mahmut Ustaosmanoğlu'nun hayatına, tavavvuf anlayışına, eğitime yaptığı hizmetlere, kamuoyundaki yerine mercek tutuyor.

    KAMİL ŞENOCAK


    İSMAİLAĞA'YI ANLAMAK TASAVVUFU BİLMEKTEN GEÇİYOR


    İsmailağa Cemaati'ni anlayabilmek için önce cemaati varlık sebebi olan tasavvuftan başlamak gerekiyor. Tasavvuf, bugün ruhu İslâmi değerlerle donatma yolu olarak tanımlanırken, tarikatlar ise bu faaliyetleri gerçekleştirmek için tarihi süreç içerisinde oluşan irfan ocakları olarak niteleniyor. Tasavvuf, ferdin şahsında düşünüldüğünde onu Allah Teala'ya yaklaştıran bir araç, cemiyet çapında dikkate alındığında ise, tarikatlarla sistemli bir şekilde insanlara yön veren bir kurum olarak karşımıza çıkıyor. Tarikat, insanları İslam'la tanıştırmasının yanında, İslam'a göre nasıl yaşanılabileceğinin de yolunu gösteriyor. Osmanlı Devleti'nin güçlü bir toplum yapısına sahip oluşu doğrudan tarikatların varlığıyla ilişkilendirilirken yaklaşık 250 yıldır Anadolu ve çevresinde etkin olan ve İsmailAğa Cemaati'nin bağlı olduğu Nakşibendiyye-Halidiyye kolu ise ümmet anlayışı ile özellikle Osmanlı'nın dağılma sürecine girdiği dönemde millet-devlet dayanışmasının çimentosu olarak vazife görmüş olmasıyla dikkat çekiyor. Halidiyye kolu, kurucusu Ziyauddin Halid bin Hüseyin El-Bağdadi'nin (1779-1827) çabalarıyla tekke ve medrese arasındaki ayrılığı kaldırması nedeniyle "ilmiye sınıfının tarikatı" sıfatı da alıyor. Abdullah Mekki vasıtasıyla Bağdadi'ye dayanan, günümüzde ise Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi ile temsil edilen İsmailağa Cemaati de işte Halidiliğin kolları içerisinde geleneksel yapıyı koruması nedeniyle ön plana çıkıyor.

    NAKŞİBENDİLİK ANADOLU'NUN RENGİ

    İsmailağa'ya gelmeden önce Nakşibendilik ve Halidiyye'nin doğuşuna bakmak gerekiyor. 14. asır ortalarında Buharalı Muhammed Bahauddin Nakşibend tarafından kurulan ve öğrencileri tarafından yayılan Nakşibendilik Tarikatı, özellikle İmam-ı Rabbani'nin etkisiyle önce Batı'ya doğru uzanan geniş bir coğrafyada etkili oldu. İmam-ı Rabbani'nin Nakşibendiliğe kazandırdığı yeni boyut bilahare bu yolun "Müceddidiyye" "Yenileyiciler kolu" diye de anılmasına zemin hazırladı. Nakşibendiliğin Osmanlı topraklarında yayılması ise Halid el-Bağdadi kanalıyla oldu.. Halid el-Bağdadi ümmet bilincini aşıladığı yüzlerce halife ve müritleri ile Osmanlı topraklarında emperyalizme karşı hilafetin müdafaasını yaptı. Bağdadi'nin talebeleri kurdukları medreselerde ümmet bilincini aşılarken, özellikle ehl-i sünnet itikadının temel kitaplarını okuttu. Yaşadığı dönemdeki alimlerden büyük saygı gören Bağdadi'nin müritleri arasında İbn Abidin, Ruhu'l-Meani isimli tefsirin sahibi Mahmud el-Alusi, II. Mahmud'un Şeyhulislamı Mekkizade Mustafa Asım Efendi gibi devrin önemli alimleri de yer aldı. El-Bağdadi Nakşibendilik içerisinde İmam-ı Rabbani'den sonra en etkin olan ikinci adam oldu. Halidiyye kolunu temsil eden mürşitlerin ulema sınıfından gelmesi ise tarikatın İstanbul ulemasınca kabul görmesinde etkili oldu ve Nakşibendilik ilim ve devlet adamları nezdinde ciddi bir saygınlığa ulaştı.

    ŞEYH ŞAMİL DE NAKŞİBENDİYDİ

    Nakşibendilik, El Bağdadi'nin yaşadığı Süleymaniye, Bağdat, Şam bölgelerinin yanı sıra Kuzey Kafkasya'da da önemli derecede etkili oldu. Bağdadi'nin önde gelen halifelerinden İsmail Şirvani'nin devamındaki Has Muhammed Şirvani, Muhammed Yeraği, Cemaleddin Gazi-Gumüki ve onun müridi Şeyh Şamil'le Kuzey Kafkasya'daki en etkin tarikat haline geldi. Şeyh Şamil önderliğinde yürütülen bağımsızlık mücadelesi Ruslara karşı önemli zaferler kazandı. Kuzey Kafkasyalı Halidi şeyhler siyasi ve tasavvufi faaliyetlerin yanı sıra yargı ve eğitim alanında da etkili oldular. Halidiye kolu, Suriye'de yaşayan Bağdadi'nin Mekke'ye gönderdiği halifelerinden Abdullah Mekki (Erzincani) vasıtasıyla İslam coğrafyasının ücra köşelerine kadar ulaştı. Onun müritleri arasında Türkler, Kırım ve Kazan Tatarları'nın yanı sıra Güneydoğu Asyalı Müslümanlar da vardı. Abdullah Mekki'nin Anadolu'daki başlıca halifeleri ise "Terzi Baba" olarak bilinen Muhammed Vehbi Efendi, Mustafa Hüdavendi ve Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'ydi.

    TÜRK SİYASETİNDE HALİDİ DAMGASI

    Halidi şeyhler hilafetin merkezi İstanbul'da devlet ve siyaset çevreleriyle girdikleri yakın ilişkiler sayesinde ıslahat hareketlerinin gündemde olduğu yıllarda İslâmi değerlerin korunması noktasında önemli başarılara imza attı ve eğitim faaliyetlerinde bulundular. Özellikle 1924 yılında medreselerin kapatılmasından sonra İstanbul, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde İslâmi ilimlerin tedrisatı Halidi Şeyhler eliyle yürütüldü. Halidi Tekkeleri'nde İslâmi ilimleri okuyan birçok kişi Cumhuriyet dönemi dini hayatında müftü, vaiz ve imam olarak vazife aldı. Halidiye kolu, 1946'dan sonra Türk siyasi hayatında da yeniden etkin oldu. Bir çok siyasi parti, halkın oylarını alabilmek için Halidiyeyi temsil eden isimlerin çocuk ya da torunlarını listelerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne taşıdı. Şeyh Salahaddin'in oğulları Kamran İnan, Abidin İnan, Şeyh Ali es-Sebti'in torunu Ali Rıza Septioğlu gibi isimler çeşitli dönemlerde TBMM'de görev yaptı. Türk siyasetinde en etkili olan Halidi şeyh ise Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi yoluyla Halid el-Bağdadi'ye ulaşan Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi oldu. Kotku, üst düzey görevlerde bulunmuş bir çok siyasetçi üzerinde etkili oldu. Halidiye kolunun Cumhuriyet dönemi fikir hayatında önemli oranda etkisi vardı. Hareket Dergisi ve ekolünün kurucusu Nureddin Topçu Gümüşhanevi Tekkesi şeyhlerinden Abdulaziz Bekkine'nin müritlerindendi. Fikir ve sanat dünyasının etkin siması Necip Fazıl Kısakürek de Seyyid Taha Hakkari vasıtasıyla silsilesi Halid el-Bağdadi'ye ulaşan Abdulhakim Arvasi'ye intisap etmişti.

    İSMET EFENDİ TEKKESİ VE ALİ HAYDAR EFENDİ

    Halidiyye'nin İstanbul ve Anadolu'da etkin olmasında Abdullah Mekki'nin yanında 20 yıl kalan Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'nin rolü büyük oldu. İsmet Efendi, Abdullah Mekki'den icazet aldıktan sonra Edirne'de irşat vazifesi ile görevlendirildi.Abdulmecid Han'ın saygınlığını kazanan İsmet Efendi, belli bir süre sonra İstanbul'a davet edildi. 1853 yılında Fatih-Çarşamba'da, Katip Muslihiddin Mahallesi İsmailağa Caddesi Mercimek ve Kara Davud Sokaklarının çevirdiği arsada İstanbul'daki en eski Halidi tekkesini inşa etti. Daha sonra İsmet Efendi Tekkesi adıyla anılan tekke, kısa zamanda büyük saygınlık kazandı. Memduh Paşa gibi devlet adamları ona intisap etti. Abdulmecid Han, her cuma gecesi türbesinin girişinde İsmet Efendi'nin 10 müridi ile Halidi adabı üzerine hatm-i hacegan yapmalarını vasiyet etti. II. Abdulhamid de belli aralıklarla İsmet Efendiyi ziyaret ederdi. İstanbul'un en gözde irfan merkezleri arasında yer alan tekke, İsmet Efendi'den sonra sırasıyla Halil Nurullah, Ali Rıza Bezzaz ve Ahıskalı Ali Haydar Efendi ile irşat faaliyetlerine devam etti. Halil Nurullah Efendi, irşat hizmetlerini bizzat Tekke'de yürütürken, Ali Rıza Bezzaz Efendi ikamet ettiği şehir Bandırma'da kalmayı tercih etti.

    İTTİHATÇILAR TEKKEYİ İŞGAL ETTİ

    İsmet Efendi'den sonra tekkede en etkin olan isim ise son devir Osmanlı alimlerinden Ahıskalı Ali Haydar Efendi oldu. Alim ve sufi kimlikleriyle öne çıkan Ali Haydar Efendi, İsmailağa'nın bugün ki kimliğini oluşturan en önmeli şahsiyetti. Hem Osmanlı Devleti hem de Cumhuriyet döneminde İsmet Efendi Tekkesi'nin şeyhlik makamında bulunan Ali Haydar Efendi, 1914 yılından 1919'a kadar irşat faaliyetlerini evinde ya da cami köşelerinde yürütmek zorunda kaldı. Fatih Dersiamlarından olan Ali Haydar Efendi Osmanlı Devleti'nde, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu başkanlığı görevine muadil bir vazife olan "Te'lif-i Mesail Heyeti" reisliği de yaptı. Yüksek derecede bir ilme sahip olan Ali Haydar Efendi'nin diğer Halidi şeyhler gibi Sultan II. Abdulhamid'den yana tavır alması ve İttihatçıların Şeyhulislamlık teklifini geri çevirmesi 5 yıl süre ile tekkesinin işgal edilmesine yol açtı Tekke'nin müritleri Meşihat makamına ve Meclis-i Meşayıh'a defaatle mektup yazarak durumun düzeltilmesini talep etti fakat netice alamadı. Nihayet Ali Haydar Efendi'nin müritlerinden Hafız Halil Sami Efendi'nin 1919 yılında işgalin öyküsünü anlatan bir dilekçe kaleme alıp padişaha göndermesinin ardından Padişah'ın devreye girmesiyle 13 Kasım 1919 tarihinde yayınlanan tezkere ile tekke Ali Haydar Efendi'ye iade edildi. Ali Haydar Efendi de tekke ve zaviyeler kapatılıncaya kadar İsmet Efendi Tekkesi'nde irşat faaliyetlerine devam etti. Söz konusu kapatma kanunu çıkınca da tekkeye bir minare ekleyerek hizmetlerini camide devam ettirdi.

    EMİN SARAÇ:

    Ali Haydar Efendi'nin talebelerinden Emin Saraç Hocaefendi'nin anlattığı şu olay Halidi Şeyhlerin ilme verdikleri önemi göstermesi açısından önemli: "Ali Haydar Efendi'den aldığım ders için her gün tekkeye giderdim. Bir gün üstadımı aşırı derecede yorgun buldum. Konuşmaya, ders takrir etmeye mecalleri yoktu. Bu yüzden 'Evladım! Bundan sonra ders okutamayacağım, senin de gördüğün gibi sağlığım buna müsait değil.' dedi. Ses tonundan, ders okutamamaktan dolayı son derece muzdarip olduğu anlaşılıyordu. Ali Haydar Efendi'nin bu hal beyanı üzerine 'peki' dedim ve müsaade isteyerek huzurundan ayrıldım. Hadiseden bir gün sonra, saat sabahın sekizinde dersimi mütalaa ederken arkadaşlardan biri gelip dışarıda bir yaşlı kadının benimle görüşmek istediğini söyledi. Görüşmek için dışarıya çıktım, bir de ne göreyim! Ali Haydar Efendi Hazretleri'nin Hanımı… Hocamın beni istediğini söyledi. Ne buyuracaklar diye huzuruna vardım, buyurdular ki, 'Evladım! Seni gönderdikten sonra halim daha da ağırlaştı. Öyle ki gözlerime uyku girmedi. İlmini saklayanlardan olmaktan korktum. 'Her kim ki, kendisine bildiği bir mesele sorulur da cevap vermekten kaçınırsa, Allah Teala ona kıyamet günü ateşten bir gem vurur.' hadisine muhatab olmaktan, ders okut(a)mamanın hesabını verememekten korktum. Bu can bu bedendeyken nasıl olur da bir tâlib-i ilmi reddederim! Binaenaleyh, ahir nefesimize kadar derse devam edelim. Bu can bu yola adanmıştır."

    NAKŞİBENDİLİKTE HİYERARŞİ YOK

    Nakşibendiyye- Halidiyye'de mürşit merkezli bir yapılanma bulunuyor. Mürşidin halifeleri bulundukları bölgelerde irşat faaliyetlerini yürütürken, cemaatlerde olduğu gibi hiyerarşik bir yapılanmadan uzak duruyor. Halidi Şeyhler müritlerinin siyasi, içtimai ve iktisadi meselelerini programlama ya da geliştirme yerine, onlara işlerini İslam'a göre ayarlayabilmeleri için nasıl bir duruş belirlemeleri gerektiğini gösteriyor. Toplumsal hayatın kurum ve kuruluşlarını değil o kurumların başlarındaki insanların kalplerini önemsiyor ve dağınık gibi görünen bu yapılanma hayatın içine girmeden hayatı idare etmeyi hedeflediğinden cemaat yapılanmalarından daha kalıcı etkiler bırakıyor.

    NAKŞİLİK İSTİKAMET İSTER

    Nakşibendiyye'nin özünde "istikamet" vardır. İstikamet'te Kur'an-ı Kerim ve Sünnet'e tabi olmakla mümkündür. Bir talebesinin Mahmud Efendi'den naklettiği şu ifadeler O'nun istikamet anlayışının sahip olduğu çerçeveyi gözler önüne seriyor: "Bu Mahmud, Rabbimin izni ile ömründe Kur'an'dan başka bir şeyle uğraşmamıştır."; "Gayr-ı müekked bir nafile olan" ikindinin sünneti fevt olacağına Mahmud ölsün daha iyidir."

    NEDEN ÇARŞAMBA?

    Osmanlı Devleti'ne karşı sadakatleriyle temayüz eden Halidi Şeyhler, ülke müdafaası adına önemli hizmetler yaptı. Batılı devletlerin siyasi dayatmalarının had safhada olduğu ve azınlıkların kabul edilemez taleplerde bulunduğu bir sırada Sultan Abdulmecid'in davetiyle İstanbul'a gelen İsmet Efendi'nin, tekkesini Fener-Rum Patrikhanesi'nin üst kısmında yer alan Çarşamba semtinde inşa etmesi bu sadakatin bir göstergesidir. Osmanlı Devleti üzerinde nüfuzunu artırmanın gayreti içerisinde olan kiliseye, tekkesini Çarşamba'da inşa eden bu Halidi Şeyhin verdiği mesaj açıktır: "Batılı devletleri arkanıza alarak yürüttüğünüz sinsi çalışmalarınıza siyaseten zayıflayan devletimiz engel olamasa da millet iradesi size geçit vermeyecektir."

    http://www.talibiask.com/forums/index.php?topic=194.0



  7. #7
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart

    Villa fikri bu ajanınmıymış? Jet sky falan? lüks tatil köyleri?

  8. #8
    Vefakar Üye Manâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    297

    Standart Çarşamba cinayetlerini kim işledi?

    Ergenekon terör örgütü üyelerinin değişik kurum ve kuruluşlara sızmaya çalıştıkları yapılan operasyonlarda ele geçirilen belgelerle ortaya çıkmaya başladı. Son olarak da Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Kuvvayi Milliye Derneği Üyesi Erol Ölmez'in aynı dernekten arkadaşı Kahraman Şahin'le yaptığı ve Çarşamba cemaatine sızmaya çalıştığına dair telefon konuşması kayıtları ele geçirildi.

    SÖYLENTİLER GERÇEK OLDU
    Ergenekon operasyonunun başlamasıyla birlikte örgütün Çarşamba cemaati başta olmak üzere bazı cemaatlere sızmaya çalıştıkları söylentileri ele geçirilen telefon görüşmeleriyle somut hale geldi. Ergenekon'dan tutuklu bulunan Ölmez, yaptığı konuşmada Çarşamba'da 'sabah 8 akşam 8' mesai yaptığını söylüyor. Ses kayıtlarından Özmez'in bölgede yadırganmamak için sakal bırakıp, oruçlu görünmeye çalıştığı da görülüyor.

    CİNAYETLER ERGENEKON İŞİ Mİ?
    Çarşamba cemaatine sızmaya yönelik ortaya çıkan yeni ses kayıtlarıyla akıllara, "Çarşamba cinayetlerini Ergenekon terör örgütü mü işledi?" sorusunu getiriyor.

    Çarşamba'da önce 17 Mayıs 1998'de Mahmut Ustaosmanoğlu'nun damadı Fatih Çukurbostan Camii imamı Hızır Ali Muratoğlu Ufuk Salih Hantal isimli cübbeli sarıklı bir kişi tarafından öldürüldü. Emniyet birimlerinin silahta yaptığı balistik inceleme de Hantal'ın daha önce de bir kişiyi aynı silahla öldürdüğü ve bir kişiyi de ağır yaraladığı ortaya çıkıyor. Hızır Ali Muratoğlu'nun Mahmut Hoca'nın yerine geçebileceği tahminleri yapılıyordu.

    BAYRAM ALİ ÖZTÜRK ÖLDÜRÜLDÜ
    Mahmut Hoca'nın damanın vurulmasının ardından cemaatte ikinci büyük suikast yapıldı. 3 Eylül 2006'da yine Mahmut Hoca'nın yerine geçmesine kesin gözüyle bakılan ve cemaat içerisinde 'ayaklı kütüphane' olarak bilinen Bayram Ali Öztürk vaaz verdiği camide bıçaklanarak öldürüldü. Cinayeti işleyen Mustafa Erdal'ın da sakallı, sarıklı ve cübbeli olması dikkat çekmişti. Her iki cinayette medyada, "Çarşamba cemaatinde iç hesaplaşma" şeklinde verilmişti.

    ÖRGÜT ELEMANLARININ ÖNÜNÜ AÇMA GİRİŞİMİ
    Çarşamba cemaatine yönelik işlenen her iki cinayetin de arkasında Ergenekon terör örgütünün olduğu iddia ediliyor. Cemaate sızmak isteyen örgütün Cemaatin önde gelen iki ismini öldürerek kendi elemanlarının önünü açmaya çalıştığı söyleniyor.

    8 SUTUN

  9. #9
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart

    nur talebeleri arasına sızanlar el kaldırsın

  10. #10
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart

    En büyük arzuları gülen cemaatine karışıp olay çıkartmak, bunu başaramadılar.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ergenekon Pkk Elele
    By Nil Sultan in forum Gündem
    Cevaplar: 61
    Son Mesaj: 08.01.10, 01:22
  2. Almanya'dan Nur Cemaatine Ödül
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 08.09.09, 21:41
  3. İsmailağa Cinayetleri Ergenekon İşimi?
    By elips in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.10.08, 07:16
  4. Ergenekon
    By aşur in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.01.08, 13:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0