Serseri kurşunun vurduğu şehzade

Silah atarak eğlenmek eski bir geleneğimiz, bu gelenek yüzünden tarih boyunca hep canımız yandı. Osmanlı'da Polonya zaferi eğlencelerinde serseri kurşun ..

Erhan Afyoncu'nun yazısı:
Milli takımımızın başarılarını kutlarken magandaların attığı kurşunlar birçok masum vatandaşımızı yaraladı. Silah atarak eğlenmek eski bir geleneğimiz, ancak bu gelenek yüzünden tarih boyunca hep canımız yandı. 1621'de padişahın Polonya seferi dönüşü için düzenlenen eğlencede serseri bir kurşun tarihimize acı sonu ile geçen Genç Osman'ın oğlunu vurmuştu.
Tarihimize acı sonu ile geçen İkinci Osman 1618'de tahta çıktığında 14 yaşındaydı. Valide Sultan, Harem Ağası Ağası Mustafa Ağa ve hocası Ömer Efendi'nin tesiri altında bulunmakla birlikte, genç yaşına nispetle atak bir yapıya sahipti. Sultan, tahta çıktığı sırada devam eden İran savaşları 1619'da yapılan antlaşma ile bitirildi, ancak kuzeyde yeni bir tehdit belirmişti. Lehistan, yani Polonya sınırında bulunan Osmanlı toprakları ile Karadeniz kıyıları Kazaklar'ın tehdidi altındaydı. Kazaklar, Osmanlı topraklarına girip yağma faaliyetlerinde bulunduktan sonra Leh topraklarına sığınıyorlardı. Lehistan ise Kırım Tatarları'nın baskısı altındaydı.
SULTAN ŞÖHRET PEŞİNDE
Genç Osman'ın tahta çıktığı yıllarda görevden alınan Boğdan Voyvodası Gaspar'ın isyan ederek Lehistan'a sığınması iki ülke arasındaki ortamı iyice gerdi. Özi Beylerbeyi İskender Paşa, asi voyvodayı ele geçirmek için harekete geçtiği zaman karşısında Gaspar'ın askerleri ile birlikte Leh kuvvetlerini de bulmuştu. 1620 yılının Ağustos ayında Yaş civarında meydana gelen savaşta Osmanlı ordusu büyük bir zafer kazandı. Leh kuvvetleri barış antlaşması imzalamak istemişler, ancak Kırım Tatarları'nın buna yanaşmaması üzerine savaşa devamla, kalan Leh ordusu da Turla nehrini geçerken yok edilmişti.
Bu zafer İkinci Osman'ın ecdadı gibi cihangir olup, şöhret kazanma arzusuna kapılmasına sebep oldu. Kazak meselesi dolayısıyla Lehistan'a bir sefer düzenlemek isteyen Veziriazam Ali Paşa da padişahı böyle bir savaşa yönlendirdi. Lehistan'a karşı bir savaşın havasına giren padişahın yanında, artık kimse sulh lafını edemiyordu. Devlet adamlarının ve İngiliz elçisinin çabaları bir netice vermediği gibi, Lehistan Kralı'nın gönderdiği elçi İstanbul'a bile giremedi Genç Osman, Lehistan seferine çıkmadan kendisinden 4 ay küçük olan kardeşi Şehzade Mehmed'i öldürttü.
Ancak bu iş için devrin Şeyhülislâmı Esad Efendiden müsaade alamamış, fetvayı şeyhülislâmlıkta gözü olan Rumeli Kadıaskeri Kemaleddin Efendi vermişti. Devrin kaynakları Şehzâde Mehmed'in öldürülmeden önce şu bedduayı ettiğini yazarlar; "Osman Allah'dan dilerim ki ömr ü devletin berbad olup, beni ömrümden nice mahrum eyledin ise sen dahi saltanat süremeyesin".
UMDUĞUNU BULAMADI
1621 yılı Nisan'ında İstanbul'dan yola çıkan Osmanlı ordusu, Turla Nehri'ni geçerek Hotin Kalesi önüne geldi. Yolda bir kısım yeniçerilerin firar etmesi üzerine, bahşiş verme bahanesi ile yoklama yapılarak, kaçanlar tespit edildi. Bu durum yeniçeri subayları arasında huzursuzluk yarattı. Osmanlı ordusu Hotin önlerinde iken Leh ordusu da gelerek savaş vaziyetine geçti. Genç padişahın bütün çabalarına rağmen, askerin gayretsizliği sebebiyle Leh ordusu siperlerinden sökülüp atılmadı.
Bir ay kadar süren çatışmalardan bir sonuç çıkmadı. Bu arada Lehistan içlerine akına giden askerler bu ülkeye büyük zararlar verdiler. Bir netice alınamayacağı anlaşılınca Eflak Voyvodası Radu Mihnea'nın arabuluculuk girişimleri neticesinde nihayet Jakup Sobieski ve Stanislaw Zorawinski'den müteşekkil Leh elçilik heyeti 1 Ekim'de Veziriazam Dilaver Paşa tarafından kabul edildiler.
Antlaşma 9 Ekim 1621'de imzalanarak, nüshaların teatisi yapıldı. Bu antlaşma yalnızca geçici bir mutabakat olup, belirlenen şartlar ancak Lehistan'ın İstanbul'a göndereceği bir yetkili ile nihaî barış akdedildikten sonra bağlayıcı olacaktı.Antlaşmaya göre Lehistan, Kazaklar'ın saldırılarına mani olacak; Boğdan, Eflak, Erdel ve Macaristan'ın içişlerine müdahale etmeyecek; Kırım hanları ve Boğdan voyvodaları ile ilişkilerini eski antlaşmalara uygun olarak sürdürecekti.
Buna karşılık Osmanlılar, Kırım ve Boğdan kuvvetlerini Leh arazisine akından men edecekti. İki devlet arasındaki sınırın tespiti için bir komisyon kurulacaktı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında verilen ahidnâme yenilenerek, daha sonra İstanbul'a gönderilecek bir Leh Elçisi'ne teslim edilecekti. Bu elçi İstanbul'a gelene kadar Kraliyet Sekreteri Stanislaw sınırda kalacak ve Osmanlı ordusu geri çekilinceye kadar onlara refakat edecekti. Osmanlı'ya karşı isyan eden Boğdan Voyvodası Gaspar'ın Leh kralına teslim ettiği Hotin Kalesi iade edilecekti. Lehistan, daha önce Kırım'a verdiği yıllık 40 bin altını da vermeye devam edecekti.
ŞEHZADEYİ VURDULAR
Padişah seferdeyken aklı İstanbul'da kalmıştı. Genç Osman, tahta geçmesinde büyük söz sahibi olan Harem Ağası Mustafa Ağa'nın cariye iken hürriyetini verip, kızı gibi yetiştirdiği aslen Ukraynalı olan Ayşe Sultan ile evlenmişti. Güzelliğiyle göz kamaştıran Ayşe Sultan, padişah sefere çıkarken hamileydi. Genç Osman, sefer dönüşünde Edirne'de iken bir oğlunun doğduğunu haber aldı. Bu haberle çok sevinen sultan Ömer adını verdiği oğlunu ve eşini Edirne'ye getirtti.
Antlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra İkinci Osman orduya İstanbul'a dönüş emri verdi. Bizzat padişahın komuta ettiği bu sefer halka büyük bir zafer olarak takdim edildi. İmparatorluğun diğer eyaletlerine zafernâmeler gönderildi, genç padişah Kanunî Sultan Süleyman'ı aratmayacak bir zafer alayı eşliğinde İstanbul'a girdi. Şehir baştanbaşa donatılıp, üç gün üç gece zafer kutlandı.
Genç Osman, İstanbul'a gelişinin ilk gününde Harem halkının arzusu üzerine Hotin savaşını temsil eden bir gösteri yapılmasını emretti. Ancak gösteri sırasında ateşlenen tüfekten seken bir mermi İkinci Osman'ın yeni doğmuş oğluna isabet etti ve şehzade hemen öldü. Genç Osman'ın talihsizliği bununla kalmayacak, bir yıl sonra yeniçerilerin ayaklanmasıyla oğlundan sonra kendi canını da kaybedecekti.
HAREM AĞASI'NIN MARiFETi
Birinci Ahmed, 1603'de tahta çıktığı zaman 15 yaşındaydı ve çocuğu yoktu. Bu yüzden önceki padişahların tahta çıktıkları vakit kardeşlerini öldürmeleri âdetini tekrarlayamamış, hayattaki tek erkek kardeşi olan Şehzade Mustafa öldürtememişti. Birinci Ahmed 1617'de öldüğünde yerine devlet ileri gelenlerinin mutabakatıyla, o zaman 14 yaşında bulunan büyük oğlu Osman yerine, ölen padişahın hayatta kalmış olan kardeşi Mustafa geçirildi.
Birinci Mustafa'nın aklî durumu yerinde olmadığı için devlet işlerini Valide Sultan idare ediyordu. Doktorlar onu tedavi etmeye çalıştılar, ancak bir netice alamadılar. Devlet yönetiminde büyük söz sahibi olan Harem Ağası Mustafa Ağa böyle aklı hafif bir padişah ile devlet idare edilemeyeceği kanaatini taşıdığı için, Birinci Mustafa'nın akılsızca ve gülünç durumlarını, hatta bütün şehzâdeleri öldürmek istediğini etrafa yayıyordu. Birinci Mustafa'nın tahttan indirilmesi için uygun zemini hazırlayan Mustafa Ağa, veziriazamın İran seferinde bulunduğu esnada şeyhülislam ile sadaret kaymakamını da bu hususta ikna etti.
Askerlere maaş dağıtılması (ulûfe) sebebiyle Divân-ı hümâyûn'un toplandığı gün, Birinci Mustafa'yı dairesine kilitleyerek, şehzâde Osman'ı tahta çıkardı. Birinci Mustafa'nın taraftarlarını da, askerlerin padişahı tahttan indirmek için geldiklerini söyleyerek korkuttu. Böylece, bir emr-i vaki sonucunda Birinci Mustafa 97 gün sonra tahttan indirilerek, yerine Birinci Ahmed'in en büyük oğlu Genç Osman geçirilmişti.
HAREM SiSTEMiNE BAŞKALDIRDI
Osmanlı hanedanı ilk başlarda Germiyanlı, Candarlı, Dulkadirli gibi beyliklerden kız almış, ülke içerisinde başka bir köklü ailenin kızları ile evlenme yoluna da gidilmemişti. 15. yüzyıldan itibaren Anadolu'daki beyliklerin tamamen ortadan kalkması ve harem-i hümayunun iyice kurumlaşması ile birlikte padişah ve şehzadelerin sadece cariyelerle evlenmesi adet haline geldi. Bu durumu ilk defa bozan İkinci Osman oldu. Sultan, hür kızlarla evlenme yoluna gitti.
Şeyhülislâm Esad Efendi ve Vezir Pertev Paşanın kızları ile evlendi. Ayrıca cariye asıllı olmasına rağmen hürriyetini kazanmış Ayşe Sultan'ı nikâhlamıştı. Ancak padişahın saray dışından, cariye olmayan ve hür doğmuş Türk kızlarıyla evlenmesi halk ve devlet adamları tarafından hoş karşılanmadı. Şeyhülislâm Esad Efendi bile sultanın kızı ile evlenmesine karşı çıkmıştı. Genç Osman, bu davranışı ile bir geleneği yıkıyordu. Ancak 1622'de yeniçerilerin isyanı ile öldürülmesiyle düşündükleri değil gelenekler galip çıktı.
TARiHiN PUSULASI TATiLDE
Uzun süredir kesintisiz beraberiz. Önümüzdeki hafta (6 Temmuz Pazar) tatilde olacağım için bir hafta ara vereceğiz. 13 Temmuz'da görüşmek üzere.

Haber7