+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Devrim Travması

  1. #1
    Vefakar Üye sitem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    306

    Standart Devrim Travması






    5000 idamlı travma Yapılan devrimlerin travma olmadığını savunanlar İstiklâl Mahkemeleri’nin kurduğu darağaçlarında asılan 5 bin insanın mahkeme zabıtlarını neden açıklayamıyorlar!


    VAKİT--> ERTUĞRUL CESUR / ANKARA


    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, “Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır” sözleri dogmatist Kemalistleri kızdırırken; Vakit’e konuşan tarihçiler, “İstiklal Mahkemeleri ve irtica tartışmalarıyla geçen yakın tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu tartışma topluma ‘psikolojik terapi’ etkisi yapacaktır” dediler.


    “AMAÇ GEÇMİŞLE BAĞI KOPARMAKTI”


    Türkiye Yazarlar Birliği Onursal Başkanı Mehmet Doğan, Fırat’a gösterilen tepkinin dogmatizm olduğunu kaydederek, “Türkiye’de bir tür Atatürk kültü oluşturuldu ve dogmatist bir taassupla yakın tarihe ilişkin en ufak bir tartışmaya izin verilmiyor.


    Travma tıp dilinde, ‘kırılma’ demektir. Kemalist devrimler de tarihimizde geçmişle bağımızı koparan bir kırılma etkisi yapmıştır ki amaçlanan da budur. Ancak Türkiye’de din adına birtakım saçma sapan sözler bile ciddiye alınıp tartışılırken bu kırılmaya ilişkin en ufak bir tartışmaya tahammül edilemiyor.


    Sayın Fırat’a gösterilen tepki Türkiye’de düşünce özgürlüğünün olmadığının son örneğidir. Bu tavır nedeniyle en çok bilmemiz gereken yakın tarihimiz hakkında en az bilgiye sahibiz.


    Hollandalı tarihçi Eric Jan Zürcher’in dediği gibi Ortodoks Kemalist tarih anlayışı gittikçe katılaşıyor. Ancak yaşananları sonsuza dek gizlemeleri mümkün olmayacak. Travma olmadı da İstiklal Mahkemeleri niçin kuruldu, İskilipli Atıf’ın, Mevlevi İbrahim Hakkı Efendi’nin ve binlerce insanın başına gelenler nedendi?” dedi.


    ŞAPKA İÇİN ADAM ÖLDÜRÜLDÜ, Bu DEMOKRASİ Mİ”


    Osmanlı Araştırma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz de Fırat’ın sözlerinin gerçekleri yansıttığını, ancak AK Parti aleyhinde devam eden süreçte Anayasa Mahkemesi’ni etkilemek için apaçık gerçeklerin speküle edildiğini söyledi.


    Akgündüz, dünyanın hiçbir yerinde Kemalistlerin kafasındaki gibi bir “Mustafa Kemal” imajı olmadığını kaydederek, “Türkiye’de de eğer 5816 sayılı kanun olmasa insanlar farklı görüşlerini daha rahat ifade edebilirler.


    Bana bir TV kanalında sorulmuştu; ‘Atatürk’ü seviyor musun’ diye. Ben sunucuya, ‘Bu soruyu sormaya senin hukuken hakkın yok, benim de gerçek düşüncelerimi söylemeye hakkım yok’ dedim.


    Türkiye’de işadamı yeşil sermaye suçlamasından, siyasetçi partisinin kapatılmasından, öğrenci okuldan atılmaktan, yazar hapsedilmekten korkuyor. Travma sözü az bile. Kendisini Batıya beğendirmek için insanlara zorla şapka giydirmek isteyen bir zihniyete demokrasi mi diyeceğiz” diye konuştu.


    DEVRİMLER HALKA RAĞMEN YAPILDI


    Türkiye’deki dönüşümün kitlelerin çıkışından kaynaklanmadığını belirten Prof. Dr. Şerif Mardin de “Türkiye’de Din ve Siyaset” adlı kitabında devrimler için şu tesbitlerde bulunuyor:


    Türk devrimi, Fransız devrimi gibi kitlelerce desteklenen bir hareket değildi; Türk devriminin ilk aşaması olan Türk Bağımsızlık Savaşı, nefret edilen bir işgalciye karşı direnişi temsil ettiği sürece alt sınıflardan epey destek gördü. Oysa devrimcilerin sivil amaçları yani Türkiye’nin politik ve toplumsal modernleşmesi halkın talepleriyle paralelleştirilmiş değildi. Türkiye’deki dönüşüm kitlelerin çıkışından kaynaklanmadı. Konu daha da kuşkucu bir bakışla ele alınsa ve kitle katılımı kitlelerin seçkinler tarafından harekete geçirilişi olarak görülse bile devrim bir kitle görüntüsü olarak nitelenemez.”


    DEVRİMİN AMACI TRAVMADIR


    Prof. Dr. Doğu Ergil ise, “Bütün devrimler travma yaratır. Sadece bizim devrimle ilgili değil ki bu. Zaten devrim de travma yaratmak için yapılır. Yani eski rejimi yeni bir rejimle değiştirmektir. Bu zaten yeterince travmatiktir. Amacı da; sarsarak toplumu değiştirmektir. Ancak bizde devrimin sonucuna, ne kadar başarılı olup olmadığına bakmaktansa devrimin kendisini kutsallaştırıyoruz. Ve onu tartışılmaz kılıyoruz. Halbuki her devrimin, ne kadar başarılı olduğuyla ölçülmesi lazım. Yapılıp yapılmamasıyla değil, biz şimdi hiç konuşturmuyoruz. Yani devrimin üzerimizde yaratmış olduğu travma konuşulamayarak devam ediyor.” dedi.


    ADETA TOPLUMUN KİMYASI BOZULDU”


    Genç Birikim Genel Yayın Yönetmeni ve Tarihçi Ali Kaçar da, travmadan da ziyade toplumun kimyasının bozulduğunu kaydetti. Kaçar,


    “Adına devrim dedikleri şeyler ülkede geri dönüş meydana getirdi. Saltanatın kaldırılmasından itibaren insanlara ‘Kelleler kopartılacaktır’ denilerek korku salındı. Devrimler, halkın iradesini yansıtan değil, aksine tepeden inmeci bir zihniyetle yapıldı. Adeta toplumun kimyası bozuldu. Bir gecede telgraf çekilip medreseler kapatıldı. Ülke tamamen Batıya bütünüyle bağımlı hale getirilen bir sisteme dönüştürüldü” diye konuştu.


    HER DEVRİM, TEHLİKELİ VE SANCILIDIR”


    Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Necmettin Tozlu ise, “Bütün devrimler sarsıcıdır. Hiçbir devrim normal değildir. Sarsmak demek insanlar üzerinde ruhen ve fiziken geleceğe ilişkin tereddütler ve tehlikeli bakışlar oluşturmaktır. Bu bütün devrimler için geçerlidir. ‘Travma yaratmadı’ demek fazla mantıklı değil, fazla bilimsel değil.” dedi.


    KÜLTÜR BİRİKİMİ YOK EDİLDİ


    Yanlış Cumhuriyet” adlı kitabında 1928 yılında çıkarılan Harf Kanunu’na değinen Araştırmacı Sevan Nişanyan, Harf devrimiyle okuma yazma oranının düştüğüne dikkat çekerek, “Harf devrimini izleyen yıllarda gazete satışlarında görülen ve yaklaşık yirmi yıl boyunca telafi edilemeyen düşüş ise, harf devriminin okur-yazarlık oranını artırmak şöyle dursun, azaltmış olabileceği ihtimalini akıllara getirmektedir” şeklinde yaşanılanları özetliyor.


    İSTİKLAL MAHKEMELERİ GERÇEĞİ


    Devrimlerin temelini güçlendirmek ve devrim karşıtlarını sindirmek için kurulan İstiklal Mahkemeleri ise yaşananların travmadan daha öte bir durumda olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Ergün Aybars da “İstiklal Mahkemeleri” kitabının önsözünde İstiklal Mahkemelerini şöyle anlatıyor:


    “İstiklal savaşında asker kaçakları, casus, bozguncu, vatana ihanet suçlularını yargılamak, iç güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuş bulunan 14 İstiklal Mahkemesi ve Cumhuriyet’in ilanından sonra Türk inkılabının gerçekleşmesini sağlamak için kurulan 3 İstiklal Mahkemesi’nin görevleri ve etkileri görülmeden 1919-1927 yılları arasındaki dönemi açıklamak mümkün değildir.”



    İBRAHİM HAKKI EFENDİ’NİN MEZARI AÇTIRILDI


    İstiklal Mahkemelerinin nasıl bir zulüm makinesi olduğuna çarpıcı bir örnek de Mevlevi İbrahim Hakkı Efendi’nin başına gelenler. Erzurum’dan Erzincan’a gelen İstiklal Mahkemesi, burada da darağaçları kurdu. Sultan Abdülhamid ve Sultan Reşad dönemlerinde sarayda vaizlik yapan İbrahim Hakkı Efendi, Milli Mücadele yıllarında bizzat faaliyette bulunmuş ve yerleştirilmek istenen rejimi daha 1921 yılında fark ederek, dindar insanları uyarmıştı.


    Sırf bu yüzden İstiklal Mahkemesi, İbrahim Hakkı Efendi’ye gıyabında idam cezası verdi. Fakat Erzincan’da olmadığı için bu ceza infaz edilemedi. İbrahim Efendi, hakkındaki idam kararı haberini aldığı günün ertesi sabahı namazını kılarken ruhunu teslim etti.


    Çocukları babalarının vefatını Şark İstiklal Mahkemesi’ne bildirdiler. Ölüm haberinin doğru olup olmadığını araştırmak için köye gelen Müfreze, İbrahim Hakkı Efendi’nin yaşadığı Kemah ilçesine bağlı Müşekrek Köyü’ne gelip merhumun kabrini açtırdı.


    İSKİLİPLİ ATIF HOCA NİÇİN İDAM EDİLDİ?


    1925-26 yılları, ‘devrim karşıtı eylemlere’ karşı kurulan İstiklal Mahkemelerinin ölüm makinesi gibi çalıştığı bir dönemdi. İskilipli Muhammed Atıf Hoca’nın idamı da bu dönemde gerçekleşti.


    Hoca, 1924 yılında, batıcılığı eleştiren “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli küçük bir risale yazdı. O günlerde Maarif Vekâleti tarafından takdirle karşılanan Hoca, kitabın yayımlanmasından 1.5 yıl sonra çıkarılan şapka kanunu sonrasında kanuna direnenlerin, davranışlarını bu kitaba dayandırmaları üzerine tutuklanarak, sorgulandı.


    Kitap, kanundan 1.5 yıl önce yazıldığı için Giresun İstiklal Mahkemesi Hoca’yı suçsuz buldu, ancak komiserlik serbest bırakmadı. Ardından başkanlığını, şimdiki Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün dedesi Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya’nın yaptığı Ankara İstiklal Mahkemesi olaya el koydu ve göstermelik bir muhakemeden sonra Hoca 4 Şubat 1926’da idam edildi.


  2. #2
    Vefakar Üye sitem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    306

    Standart

    Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?

    Selahaddin ÇAKIRGİL



    Fransız İhtilali’nin seçkin öncülerinden birisi ölüm yatağındayken, ziyaretine gelen eski devrim arkadaşına, ‘Cumhuriyet’in diktatörlük günleri ne güzeldi..’ der..

    Türkiye’de de bazıları, kendilerini ‘seçkin’ zannedip, hâlâ, geniş halk kitlerinin ise, köle ve parya muamelesi gördüğü 1950 öncesini, hasretle ve bir kutlu dönem olarak anarlar..

    Halbuki, o dönemlerin ezilen insanlarının çocukları, bugün kendi kimlik ve şahsiyet mücadelesini vermenin çabasındalar.. ‘Taife-i laicus’ da, laikliği cumhuriyetin temel ilkesi olarak gösterip, diktatörlüklerini sürdürmenin mücadelesini veriyor.. Onlar istiyorlar ki, ‘halk tarlalarda, fabrikalarda çalışabilir, temizlikçi/ hizmetçi olarak bulunabilir; ama, onların sosyal hayat planına başı dik, meydan okurcasına çıkma hakkı olmamalı’dır!

    Bu mücadele en çetin şekilde derinden derine sürerken..

    Mir Dengir M. Fırat’ın bir amerikan gazetesine söyledikleri gündeme düştü.. ’Türkiye, devrimlerle ağır bir travma yaşamıştır.. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır’ diyordu, o.. Yanlış mı?

    23 Haz. günlü Taraf’ta, Sevan Nişanyan da, ilginçtir, aynı şeyleri söylüyordu.. Nişanyan, bu ülkenin ermeni -hristiyanlarından.. Aynı toprakların insanıyız.. Ve son 100 yıl hariç, benim geçmişimle onun geçmişi bu topraklarda 800 yıl, barış içinde yaşamış...

    Nişanyan, ‘Yanlış Cumhuriyet’ diye bir eser yazmış.. İlginç tesbit ve iddiaları var..


    Harf devriminde amaç, Batılılaşmak değil, eski yazıyı yasaklayarak Türkiye’nin geçmişiyle bağlarını koparmaktır. Bu ülkenin dokuz yüz yıllık kültürel geçmişiyle bağları, halka on beş gün süre verilerek tek bir hamlede koparıldı ve sıfırdan başlayan bir toplum haline getirildi.


    Elli sene boyunca üniversite dahil hiçbir yerde insanlara eski yazı öğretilmedi. Bir toplumun kendi geçmişi hakkında tam ve mutlak bir cehalete indirgenmesidir bu.’ diyor..


    1910’lar dünyasında Cumhuriyet, demokrasiye doğru bir adım değildi, diktatörlüğün kod adıydı.. Türkiye Cumhuriyeti, Padişahlıktan diktatörlüğe geçti.. (...) Cumhuriyet’in laiklik politikası gerçek bir laikliği gerçekleştirmedi. Dinin, devlete karşı nisbi özerkliğini ve devletin mutlak gücünü kısıtlayabilme potansiyelini yok etmekten ibaret oldu. Çünkü amaç laiklik değildi. Amaç mutlak iktidardı. Yani iktidarı kimseyle paylaşmamaktı. Amaç, cumhuriyeti kuran şahısların iktidarıydı. (…)


    Atatürk mutlak iktidarı terk edebilirdi, etmedi. Orta ve üst kadroların büyük bölümünü şahsi ağırlığı altında ezdi, yok etti. Ülke, siyasi kadro azlığıyla karşılaştı. Ayrıca şahıs putlaştırılmasına dayanan kült, Türkiye’ye bugün bile altından kalkamadığı bir manevi, kültürel ve siyasal yıkım getirdi.


    Mustafa Kemal, 1926’dan itibaren memleketin her meydanına kendi heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. şehir meydanlarına kendi heykelini diktiren ilk cumhuriyet lideri olmak gibi ilginç bir özelliğe sahip oldu dünya tarihinde.’ sözleri de Nişanyan’ın..


    Nişanyan’ın röportajındaki bazı ilginç tesbit ve keza yanlışlarına ayrı bir yazıda değinmek gerekecek, ama, doğruları da görülüp anlaşılmaya çalışılmalı değil midir?

    ’HAZRET-İ ATATÜRK’ MÜ? ‘KİŞİYE TAPMAK’ BAŞKA NASIL OLUR Kİ?

    Murad Willfried Hofmann, ülkesinin büyükelçisi olarak vazife yaptığı sırada, 30 yıl öncelerde müslüman olan bir alman..

    Üzerinde durulması gereken birçok eserinin türkçesi de yayınlandı.. Murad Hofmann’ın, ‘Müslüman Bir Almanın Günlüğü’ isimli eserinde, 19 Temmuz 1985 tarihli ve ‘Hazret-i Atatürk ve diğer tuhaflıklar..’ başlıklı bölüm ilginç..

    ‘... Edremit’ten Ege Denizi boyunca Ayvalık’a doğru giderseniz, Gömeç yakınlarında (...) solunuzda kalan dağ sırasının silueti size, Atatürk’ün profilini hatırlatacaktır.. (...)


    İnsanlar şimdi aynı olayın ülkenin başka yerlerinde de çıkmasını bekliyorlar.. Sanki Mustafa Kemal, kariyerinin ikinci aşamasına başlamış gibi görünüyor: Kutsanmak.. Yoksa, günün birinde, Hazret-i (-hristiyanlıkdaki gibi Saint- Aziz) Atatürk’ten mi söz edeceğiz? (sh. 135-136)’

    Ve, haberlerde yer aldığına göre Ardahan’ın Damal ilçesi Karatepe mıntıkasında bir görüntü daha.. Haziran sonlarıyla Temmuz başlarında, akşam saat 17.00 sularında, 5-10 dakika kadar bir süre, bir tepenin gölgesi, karşı tepenin yamacına düşünce, ortaya bir burun, çene, kaş gibi çıkıntılar bir insan çehresini hatırlatabiliyormuş.. Bu da M. Kemal’in zuhûru olabilirmiş..

    Bu münasebetle mahallî yöneticiler, şölenler yapıyor; çocuklar da, ‘Türkiye laiktir, laik kalacak!.’ diye halay çekiyormuş.. Bu şölenlere Gen. Kur. Başkanı da davet olunmuş..

    50 yıl öncelerde de, Yozgat’ta bir öğretmen, bulutlarda meydana gelen ve insan kafasını andıran bir görüntünün, M. Kemal olduğuna dair bir fotoğraf yayınlamıştı..

    Sovyetler’de Lenin, Çin’de Mao, İran’da Şah da benzer iddialı benzetmelere konu olmuştu.

    İmam Khomeynî’nin resmini gördüğünü söyleyenler de çıkınca, böyle maskaralıklara izin verilmemişti..


    Resul-i Ekrem (S)’in 3 yaşındaki oğlu vefat ettiği gün, güneş de tutulunca, bunun ‘göklerin mâtemi’ diye nitelenmesi üzerine, Yüce Resul, ‘o gibi asumanî hadiselerin kendi kanunları içinde cereyan ettiği’ ikazında bulunmuştu.. Ama, her türlü kutsala karşı çıkan laikçiler şimdi, şimdi kutsal üretiyorlar.. Dünya gülse de..

    Güya hurafelere karşı çıkmak adına, her türlü kutsala karşı savaşa giren laikçiler, yeni kutsallar üretmelerden, hurafelerden meded umuyorlar..

  3. #3
    Ehil Üye canan** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.018

    Standart

    Bunları biliyoruz inanıyoruz sağolun daha derin analizler sunuyorsunuz ama bugün star ana haberi izleyen bir çok insan Dündar ın haberiyle çok başka bilecek olayın iç yüzünü. Turgut Özakmanın 'bir gecede' lafına takılıp kadınların zaten peçelerini çok öncesinden açmaya başladıklarını ve bunun heryerde uygulanmasının bir gecede değil 9 yıl sürdüğü iddiası, son halife Abdülmecit in ve oğlunun(bayanlarla) Fransa daki mayolu görüntüleriyle sözde çağdaş ceddimizden dem vurması, ordan burdan kırptığı tarihi gerçkeleri(!), bilemiyorum artık kaç kişinin bu habere inanmasını sağlayacaktır.. Çok yazık..Maalesef
    Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz,
    Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz...
    hadis-i şerif

    Usandım, boşyere hep gitmeler, gelmelerden;

    Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden..

    n-f-k


  4. #4
    Müdakkik Üye elips - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    686

    Standart

    Bir gece önce osmalıca konuşanlar ertesi gün cahil oldu. latinceyi öğrenen kadar.Bunlar travma değilmi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tıpta Yeni Bir Devrim: Işıktan Şırınga
    By slim in forum Bilişim Haberleri ve Bilimsel Makaleler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.11.08, 21:32
  2. Basında Devrim
    By sitem in forum Mizah
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 22.12.07, 11:39
  3. İlköğretimde Devrim Gibi Değişiklikler!
    By Meyvenin Zeyli in forum Eğitim
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21.08.07, 00:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0