+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Rehber Makamındaki Yol Kesiciler

  1. #1
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart Rehber Makamındaki Yol Kesiciler

    Tekbir giyim ve ardından H.Ü. vakalarıyla ilgili tartışmalar yanlış bir zeminde ve mecrada seyrediyor. Meselenin özü kaçırılıyor ve ayrıntılar ön plana çıkarılıyor ve mesele yine magazinleştiriliyor. Müjde Ar’ın örneğinde olduğu gibi mesele gazoz meselesine veya dört şahit meselesine indirgeniyor. Aslında bu iki örnek de İslâmî camianın (Elif Çakır’ın yazdığı gibi şayet varsa) ne kadar çürük bir zeminde bulunduğunu da gösteriyor. İşte bu zayıf halkadan veya surda açılan gedikten de saldırılar geliyor. Rıza Zelyut’un yazısı bu bağlamda değerlendirilmeli. Aleyhisselatu Vesselam’ın ümmetiyle paylaşmadığı bazı hususiyetleri veya meziyetleri var. Bunlardan birisi gece ibadetidir. Suyutî bunlara hasais demiştir. Şifa-i Şerif ve şerhlerinde Peygamberimize has özel ibadetlerden ve bazı özel farzlardan ve ruhsatlardan bahsedilmektedir. Sözgelimi, Peygamberimizin dörtten fazla evlenmesi kendisine has bir hukuktur. Bir Malezyalının yaptığı gibi Peygamberimiz dörtten fazla evlendi diye bunu kendimize sünnet edinemeyiz. Dâr-ı bekaya irtihalinden sonra ümmehatu’l mü’mininle mü’minlerin evlenmesinin yasak olması gibi Peygamberimiz’e has geçici teşri veya yasalar vardır. Onun dışında Adem’den beri fıtrî olan evlilik tek eşliliktir. Onun dışındaki istisnadır ve istisnalar da kaideyi bozmaz ve ruhsata tabidir. Bu ruhsatı ibahe kapısı yapmak da İslâm’ın ve genel olarak bütün dinlerin ruhuna aykırıdır. Hadis-i şeriflerde ifade edildiği gibi Cenab-ı Hakk nefsine düşkün zevvak (hedonist) erkek ve kadınları sevmez. Tabii fıtrat da bunu bir zafiyet telakki eder. Dolayısıyla, ‘ya çok eşlilik ya da zina’ seçeneği, seçenek değil nefsin bir oyunudur. Kendi taşkınlığını aklamak için zinayı paklamaktır. Fizikî olarak taaddüdü zevcat bir istisna olarak geçerlidir ama zorunlu addedilmesi fıtrat dışıdır. Dünya nüfusuna baktığımızda herkesin ikinci bir eşle evlenmesi kabil ve mümkün değildir. Taaddüdü zevcat arttıkça diğer erkekler için bırakın taaddüdü zevcatı, izdivaç kapısı bile kapanmaktadır. <P>Bundan dolayı mesele ayağa düşmüştür. Kimileri bu tarz vakalara meşruiyet atfedenleri ‘uçkur uleması (Mine Kırıkkanat) ‘kimileri de ‘uçkur mücahidleri’ olarak nitelendirmektedir. Kimileri de sulandırma veya vulgarize etme babından; ŞENLİKoğlu gibi meseleyi gazoz meselesine çevirmiştir. Buna mukabil, taaddütü zevcat refusenikleri de bu defa taaddüdü ezvac yani çok kocalılık hukuku istemektedir. Bazı hile-i şeriyyeler şeytanın tuzakları mesabesindedir. Bu bağlamda, İbnü’l Cevzi gibiler hullecileri şeytanın avaneleri olarak görür. Bu tür hafiflikler İslâm düşmanlarının şamatalarına neden olmakta ve Müslümanları küçük düşürmektedir. H.Ü. meselesi bir hukuk meselesi değildir ki dört şahit aransın. Mesele Müslümanların ve İslâm’ın imajıyla alâkalı bir meseledir. O zât muayyen gazetelerde yazmasa veya M. Gündüz gibi peşine bir sürü cemaat görüntülü adamı toplamasa kimse onun ne yaptığıyla ilgilenmez bile. Mesele o görüntüleri İslâm’a mâledebilmektir. Mesele İslâm olmadıkça kim ne halt ederse etsin o kendisini bağlar ve ferdi daireyi ilgilendirir. Bir de bu bapta, suret-i haktan görünerek en iyi savunma saldırıdır şark kurnazlığıyla hareket ederek; şeytanî bir zeminde güya İslâm’ı savunmaktır. Sonra mesele ‘tencere dibin kara seninki benden kara’ edebiyatına dönüşüyor. Hak ile batıl birbirine karışıyor. En büyük vurgun hak ile batılın birbirine karışması ve karıştırılmasıdır. Buna neden olan gafil ve ahmak hocalar indallah da mesuldürler. Sonra bazı okurların ‘benim adıma ne güzel küfrediyor. Boşalıyorum vallahi’ tarzındaki yaklaşımları da İslâm nezahetini temsil etmez ve sonunda sizin adınıza atılan küfürlerin bumerang gibi sizi vuracağı günler gelir. Maalesef günümüzde büyük bir kültürel boşluk var. Eleklerimiz kevgire dönmüş durumda. Herkes bir tarafından camiaya hulûl ediyor veya aklı kıt ama hırsları sınır tanımayan bazı kimseler de bu zemini istismar ediyorlar ve öne çıkmak ve yol kesmek için fırsat olarak görüyorlar. İbni’l Cevzi bu hususta bir hikaye naklader. Vaktiyle bir sûfi bir Sultan’ın huzuruna girmiş ve ona vaz’u nasihatta ve irşadda bulunmuş. Bunun üzerine Sultan kendisine bin dirhem vermiş ve sûfi de bunu almış. Sultan sözkonusu sûfiyi parayla savuştururken kendini şöyle demekten de alamamış: “Hepimiz avcıyız. Av tekniklerimiz ve oltalarımız farklı olsa da....” Ama oltaların en kötüsü din adına atılan oltadır. Söz ile özü ve söz ile fiili uymayanlar fiilleriyle sözlerini tekzip edenler zümresindendirler. Bu tipler cehennemde büyük makaslarla boyuna dillerini ve dudaklarını keseceklerdir. Bunlar, şehvetlerine din kisvesi giydirir. Günümüzde iktidara, para ve şehvete ulaşmak için en kısa yol olarak dini kullananlar ne kadar da çoğaldı. Şehvetine din kisvesi giydiren kimse muayyen bir dönem sonra M.K. gibi bunun hakkı olduğunu da düşünmeye başlar. Buna zihinde meşrûlaştırma da diyorlar. Bu durumda adam bu herze ve rezaletleri işlerken bir de sevap işlediğini düşünür. Başkaları imkânsızlıktan dolayı bu tarz sevaplardan mahrum kalsa da! Ona da bir kulp bulur ve kendisinin Allah’ın sevgili kulu olduğunu ve ötekilerin de unuttukları arasında kaldığını düşünür. Ve giderek bilmeden ayaklı şeytan yani mefisto haline gelir. Bunların yaptıkları söylediklerinin pratikte tekzibi mahiyetindedir. Şeytanın en tehlikeli yanaşması sağ canipten gelenidir. Şeytanın sağ canipten gelmesini içimizden bazı beyinsizler ‘bizdendir ve bizden olanların hataları sevaptır’ diye de meseleyi içselleştiriyorlar. Yeni Şafak’ta iken yine böyle bir dâvâ için şu ayeti celileyi yazmıştım ve yine yazıyorum: “Rabbena la tec’alna fitneten lillezine keferu...” Yani: Ey rabbimiz bizim yüzümüzden İslâm imajının kirletilmesine müsade etme ve İslâm imajının kirletilmesi noktasında bizi inanmayanlar için bir imtihan vesilesi kılma. Evet, sizin yüzünüzden birileri İslâm’ın değerleriyle şamata ediyor ve meseleyi Hazreti Peygamberin özel hayatına kadar taşıyorsa bu ayetin kapsamına girmişsiniz demektir. Dolayısıyla yapılması gereken sadaret mevkiinde olanların yani insanlara telkin verenlerin, rehber makamında görünenlerin kutta-i tarik yani yol kesen hâline gelmemeleridir. Bu ayetler refusenikler için değil sözde İslâm’ı temsil edenler için inmiştir. En büyük şeytan başkasının içindeki şeytan değil içimizdeki şeytandır.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  2. #2
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Off, ne zaman bitecek bu tartismalar...


  3. #3
    Pürheves ceyhun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    257

    Standart

    BU ÖNEMLİ ve DEĞERLİ yazı Mustafa ÖZCAN'a ait.
    " Sohbet sünnet-i müekkededir ; en az iki günde bir bu sünnet yerine getirilmeli... "

    Hace Alauddin ATTAR

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Tak-şak hükümet!
    Geçenlerde Mehmet Barlas’?n kay?nbiraderi Can Paker’in evinde Mesih’in havarileriyle birlikte yediği son akşam yemeğine benzetilen bir akşam yemeği verildi. Yemek dillere destan oldu. Asl?nda bu yemek bir başka fas?l. Ve bu yemeği biz Refah Partisi’nin son dönemlerinden de hat?rl?yoruz. Ayd?n Menderes’in Flash TV’de söylediği gibi o zaman da böyle bir yemek Mehmet Barlas’?n evinde verilmişti. Barlas ve Can Paker s?radan birileri değil. Krallar?n sofralar?nda ağ?rlanma gibi bir özellikleri var. Bazen de cumhurbaşkanlar? (Özal) ve başbakanlar?n sofralar?nda ağ?rlanabiliyorlar. Bu ağ?rlama ve ağ?rlanma ağ?rl?klar?ndan gelse gerek. Önceki yemekte Mehmet Barlas’?n baz? telkinleri olmuştu ve ezcümle şunlar? söylemişti: “Siyasal ?slâm’? b?rakmad?kça sizinle olan yol beraberliğimiz uzun sürmeyecektir…” Bunun üzerine hazirun aras?nda bulunan Erbakan Hoca hiç tepki vermezken genç bir isim öne at?lm?şt?. Recep Tayyip Erdoğan... Bu siyasî tarz? b?rakacaklar?n? söylemişti ve herhâlde Millî Görüş gömleğini ç?karman?n bidayetini bu ‘kutlu yemeğe’ hamledebiliriz. Mehmet Barlas lisan-? hâliyle o yemekte şöyle demişti: “Et tarik kable’r refik/önce yol, sonra yoldaş...” Recep Tayyip Erdoğan ise klasik tarz?yla ‘er refik kable’t tarik/önce yoldaş sonra yol’ demişti. Türkiye’de mahir kaplumbağa terbiyecileri vard?r. ?şleri güçleri ?slâmî kesimleri terbiye etmektir. Bu işin sonu nereye varacak ben dahi merak ediyorum. 28 Şubat sürecinde Refahyol gömleğinin ç?kar?lmas? aşamas?nda camia her yönden terbiyeden geçti. Gazeteciler ve düşünce adamlar? Mehmet Barlas’?n terbiye ve tezgâh?ndan geçtiler. Yine tezgâh?ndan geçtikleri birisi de Türkiye’nin Tzipi Livni’si olmaya lây?k birisi. Terbiyenin gazetecilik ve fikir ayağ?n? Mehmet Barlas deruhte ederken siyasî ayağ?n? da Can Paker üstlenmiş olmal?. Bu elbetteki sadece bir tasavvur. *** ?kinci yemeğe gelecek olursak; Mesih’in son akşam yemeğine benzetildi demiştik. Peki aralar?nda Mesih ve şakirtlerine benzeyen var m?yd?? Bir yönüyle orada anti-mesihçi görüşler sudur etmiş. Kilise’nin Zapatero’ya isyan?n?n sebebini hat?rlatan fikirler sâd?r olmuş. Sofradakiler Mesih gibi veya Eflatun gibi semay? ve göğü gösterecekleri yerde Aristo gibi yere işaret etmişler. Sofran?n baş mimar? Can Paker ertesinde Vatan gazetesinden Mine Şenocakl? ile geceyle ilgili yapt?ğ? sohbette gecede geçenlerin hulâsas?n? arzetmiş. Ezcümle ‘Erdoğan, türbanl?lar?n haklar? kadar eşcinsellerin haklar?n? da düşünmeli demiş…” Elbette bu sözler ferman kabul edilmiş. Ertesi günü de etkisini göstermiş. Etkisiyle ilgili haberi de Akşam gazetesinin bir haberinde görüyoruz. Bizim hac? arkadaş? Ali Ekber Ertürk haberi şöyle vermiş: “Başbakanl?k’a eşcinsellerin davetiye trafiği…” ?nsan Haklar? ?stişare Toplant?s?’na ilk kez eşcinselleri de davet etmişler. Paker-Erdoğan ilişkisi bana nedense Tansu Çiller ile Doğan Güreş ilişkisini hat?rlatt?. Bir sobette Güreş Paşa ‘Bize tak diye emreder biz de şak diye yapar?z’ deyince lakab? ‘Tak-Şak Paşa’ya ç?km?şt?. Şimdi burada ondan daha öte bir durumla karş? karş?yay?z. Can Paker birgün önce söylüyor, ikinci günü meriyete giriyor. Etki diye veya ‘tak şak ilişkisi’ diye ben işte buna derim. *** Peki eşcinsellere riayet ve ihtimam?n tavsiye edildiği masa Mesih’in havarileriyle son akşam yemeğine benziyor mu? Tek benzerlik belki de Tayyip Bey’in geleceğinin yarg? giyotininde olmas?d?r. Ondan öte benzeşik durumlar sezemiyorum. Eşcinsellerle ilgili tavsiye anti Mesihçi bir tutum. Meseleyi k?l?f?na ve kitab?na uyduruyorlarsa o tabii ki başka bir durum. Neden olmas?n? Amerikal? iki kafadar papaz?n Mesih böyle emretti diye kendi aralar?nda nikâh k?ymalar? gibi. (Bak: The Times, April 29, 2008: Gay Rites; New Hampshire’s Bishop Gene Robinson is about to enter into a civil union. In a new book the Anglican Clergyman explains why he wanted to formalise his 20 year relationship) ‘Allah ve Mesih böyle istiyor ve beraberliğimizi takdis etsin’ diyor. Can Paker’in meşrep ve mezhebini elbetteki bilmiyoruz. Ama bu tür papazlarla kendi tezini savunabilir ve anti-christ bir yemek olarak da tezahür eden yemeği Mesih’in son yemeği olarak da pazarlayabilir ve kendisine inananlar? ve yolundan gidenleri avutabilir. Son akşam yemeğinin üstad? a’zam? mesabesindeki zât laikçilerle AKP’nin çat?şmas?n?n dinî bir çat?şma değil; s?n?f çat?şmas? olduğunu ileri sürüyor. Bu söz Mesih’ten ziyade marksist tahlile uygun düşse de fevkalâde yerinde bir tespittir. Ama Mesih canibinden olmad?ğ?ndan onlara mesihvâri bir tavsiyede bulunmas? beklenemezdi doğrusu. Mesihvâri bir canipten olsayd?; ‘?zhed fi’d dünya yühibbekallahu izhed fima indennasi yühibbukennasu’ düsturunu hat?rlat?rd?. Yani, dünyadan vazgeç ki mahbub-u Hakk olas?n. ?nsanlar?n ellerindekinden veya dünyal?klar?ndan vazgeç ki onlar?n mahbubu olas?n. Kimbilir bu zihniyetle nice insan haramla tan?şt? ve kimyas?n? kaybetti. Can Paker s?n?f diyalektiğini en iyi bilenlerden ama yine de şakirtlerine bu denklemden başka tavsiye edebileceği bir şeyi yok. Sadak? boş. AKP’lileri çağ?racak başka kap? bilmiyor. AKP’liler bu durumda: “Laikler bize dini yasakl?yorlar. Dünyay? da yasakl?yorlar” diye düşünebilirler. Ama kendi dinine sahip ç?kmayanlar?n başkalar?n?n dünyas?na sahip ç?kmalar? reva m?d?r? Ve yine başbakanl?ğa mağdureler olarak eşcinseller yerine başörtülüleri çağ?rsalard? yine yanm?şt? keten helva... ?ktidar için ne olursa yapar?m tarz?n?n sonu budur.
    mustafa özcan
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Filistin'e 60 senedir kan kusturan ?srail, kuruluş y?ldönümünü, en büyük hâmîsi ABD Başkan?n?n da kat?ld?ğ? törenlerle kutluyor. Her birinde en az birkaç Filistinliyi öldürdüğü rutin operasyonlar? da ihmal etmeden. Tabiî, baz? Filistinli örgütlerin durup durup ?srail yerleşim bölgelerine att?klar? füzelerle bu operasyonlara çanak tutmalar? ayr? bir bahis. Geçenlerde Hamas liderlerinden biri “?srail’in 200 nükleer bombas? varsa bizim de 200 bin intihar eylemcimiz var” demişti. Hamas’?n, kaç?rd?ğ? ?srail askerini “?yi bak?yoruz” aç?klamalar?yla elinde tutmaya devam ederken, Filistin taraf?n?n s?rf bu yüzden verdiği kay?plar da cabas?. Öte yandan, ard? arkas? gelmeyen ?srail sald?r?lar?ndan bunalm?ş olan Filistin halk?n?n, son zamanlarda bir de El Fetih-Hamas kavgas?n?n aras?nda kalm?ş olmas? ayr? bir fecaat ve felâket. Filistin cenah?ndaki bu perişanl?k, insana ister istemez “Acaba ?srail’le mücadele iddias?yla ortaya ç?kan baz? Filistin örgütleri, gerçekte Mossad ajanlar? taraf?ndan m? yönlendiriliyor?” diye düşünmekten kendisini alam?yor. Nitekim ?srail ajanlar?n?n kurduğu terör hücrelerine ilişkin birtak?m haberler bir ara bas?nda da yer alm?şt?. Filistin taraf?ndaki hazin manzara, gerçekte içten içe çürüyen ?srail’in elini kuvvetlendiriyor. Bu çürümenin işaretleri, ?srail devletinin en tepe noktalar?na kadar t?rmanm?ş durumda. Bilindiği gibi, Cumhurbaşkanlar? Katsav katmerli ve mükerrer cinsel taciz suçlamalar? sebebiyle görevi b?rakmak zorunda kalm?şt?. Rüşvet ve yolsuzlukla itham edilen Başbakanlar? Olmert ise, ?srail’in dünyada en çok “hayat kad?n?” ithal eden ülke olduğu itiraf?yla, bu tefessühün toplumda da dal budak sald?ğ?n? aç?ğa vurdu. Filistin, yekvücut halde sağlam, sağl?kl?, ak?lc? ve gerçekçi bir mücadele stratejisi uygulamay? başarabilse ?srail’in işi çok daha zorlaşacak. Ayn? şey diğer Arap ülkeleri için de geçerli. Şu anda ?srail’e karş? mücadele bayrağ?n? taş?yor edas?yla arz-? endam eden ?ran’?n cumhurbaşkan? düzeyindeki provokatif söylemleri ise meselenin önem ve ciddiyetiyle bağdaşmayan bir hafifliği yans?t?yor. Bu yol doğru bir yol değil.
    Hasan Bülent Kahraman bir yaz?s?nda ?srail için ‘60 y?ll?k mucize’ tabirini kullanm?şt?. Gerçekten de hayat mucizesiz olmaz. Gayri meşru bile olsa ?srail’in temelinde de cehdu gayret var ve bu gayret onlar? bugünlere getirdi. Buras?na kadar tamam. Lâkin 60. y?l?nda ?srail’de bir şeyler tersine gidiyor. Kutlaman?n kendisinde bile bir matem var. Bush’un sonuna kadar sahip ç?kt?ğ? ve sahiplendiği Olmert, yarg? kovuşturmas?yla karş? karş?ya. Konu, yine yolsuzluk ve rüşvet... Hilâfs?z ?srail’de son 5 başbakan aras?nda neredeyse kovuşturmaya tabi olmayan bir isim yok gibi. Olmert soruşturma aç?lmas? hâlinde istifa tehdidinde bulundu. Olmert’in baş? belâdan kurtulmuyor. 2006 y?l?nda Hizbullah karş?s?nda varl?k gösterememesinden dolay? kariyerini zor kurtard?, ama ondan kurtulsa da başka bir sürecin pençesi alt?nda. Gösterse gösterse bu ?srail’in çürümesini gösterir. Gerçi Şimon Peres ?srail’in kuruluşunun (ki, Natura Carta gibi cemaatlar bu ?srail’e suyuna tirid misali sahte ?srail diyorlar) 60. y?ldönümüyle alâkal? olarak Newsweek dergisine konuşmas?nda ‘Skandallar demokrasilere özgüdür. Diktatörlüklerde ve otoriter yönetimlerde skandallar olmaz’ dese de bugün ?talyan veya Frans?z demokrasisinin pek de iç aç?c? bir noktada olduğunu söyleyemeyiz. Peres, Harry Truman’dan itibaren bütün Amerikan başkanlar?n? şahsen tan?d?ğ?n? söylüyor ama içlerinde en etkilendiği şahsiyet Bush imiş. Bilvekale Saddam’? devirmiş. Öyle ama sallant?da olan sadece ?srail değil ki, ?srail dostlar?n? da kendisiyle birlikte bilinmez rotalara ve batakl?klara sürüklüyor. Belki de Irak işgali ABD için sonun başlang?c?n? teşkil ediyor. Dolay?s?yla Peres gibi liderler ç?lg?nl?klar?ndan ne dediklerini de pek bilmiyorlar. Kaş yapay?m derken göz ç?kart?yorlar. Bunun temel nedeni nedir? Albert Einstein’in küfrettiği üstünlük kompleksi. Bu üstünlük kompleksi ?srail’li liderlere bir tür nobranl?k telkin ediyor. Onlar? çekilmez k?l?yor. Zaten Hitler’in baş?n? yiyen de bu üstünlük efsanesi değil miydi? O Arî ?rk? için üstünlük taslarken ve bunu fiilî olarak tahkike çal?ş?rken Alman milletini beladan belaya sokmuştu. Yahudiler de Beni ?srail’i ‘mutlak bir seçilmiş millet’ gördükleri için geçimsiz ve huysuz olmuşlard?r. ?smen veya ?rken değil s?fat olarak seçilmişlerdi ve bu s?fatlar?n? kaybettiklerinde ve üstünlüklerini isim üzerine idame ettirmek istediklerinde de as?rlar boyunca alçak sürünmeye maruz kald?lar. Belirli ve muayyen dönemlerde seçilmişliklerini Kur’ân-? Kerim de teyid eder. Ama Kur’ân-? Kerim ayn? zamanda peygamberlerine isyanlar? ve yapt?klar? nedeniyle Allah’?n gazab?na ve lanetine uğrad?klar?n? da anlat?r. Ve her daim onlara geri dönüş kap?s?n? aç?k b?rak?r ve gösterir. ‘?yilik yaparsan?z kendinize’ diyerekten de onlara sorumlu olduklar?n? hat?rlat?r. ?şte Einstein da ?rk olarak Yahudilerin başka ?rklardan hiçbir üstünlükleri olmad?ğ?n? ortaya koyar. Bazen dinî veya sosyolojik ve medeniyet üstünlüklerine haiz olabilirler, ama bu k?r?lgand?r ve yap?lar?n? veya Allah’?n kendilerine bahşettiği nimeti muhafaza etmeleri kayd?yla geçerli veya bakidir. ?srail sürekli olarak başkalar?n? anti semitizm ile suçlamaktad?r. Halbuki 60 y?l sonra yay?nlanan Churchill’in gizli makalesinden okuyoruz ki, anti semitizmin k?smî nedenlerinden birisi de bizzat Yahudilerin kendi yapt?klar?. ?şte bu bağlamda Churchill, Kur’ân-? Kerim’in ruhunu ve onlarla ilgili ifadelerini tasdik etmiş oluyor. 60 y?ll?k mektup bize şunu göstermektedir: Bizzat ?srail ve onu kuranlar anti semitiktir. Çok ilginç bu üstünlük kompleksleri nedeniyle müttefikleri bile kendilerini sevmemektedir. Şayet Harry Truman ve Churchill olmasayd? ?srail devleti kurulamazd?. Yani ?srail’in gerçek mimarlar? Truman ve Churchill’dir diyebiliriz. Gelin görün ki ikisi de Yahudilerden şikayetçidir. Ama ?srail’in kuvveden fiile ç?kmas?na neden olan bu zevat bile Yahudilerle ilgili duygular?n? kamuoyundan gizlemişlerdir. ?lk defa bu tabuyu y?kan Carter olmuştur. Ötekiler ise kapal? kap?lar ard?ndan ancak ?srail’i veya Yahudileri eleştirebilmişlerdir. Harry Truman’?n Yahudilerle alâkal? değerlendirmesi şudur: “Yahudiler hakikaten bencildirler. Mâli bir güç veya otorite yakalad?klar?nda normal insanlara davran?şta Hitler ve Stalin’i aratmazlar…” Kissinger’den kaz?k y?yen Nixon ise daha da ileriye gider ve şunlar? söyler: “Yahudilerin ekserisi samimi değildir. Onlara güvenemezsin. Derhâl aleyhine dönebilirler…” Gerçekten de D?şişleri Bakan? olan Kissinger, bu güvensizliği göstermiştir. Ekim veya Ramazan veya Yom Kippur savaş? olarak da an?lan 1973 harbini başkan?ndan üç saat gizlemiştir (Kissinger hid war outbreak from Nixon, Jerusalem Post, 3 Nisan 2007). ABD’yi Vietnam batakl?ğ?ndan kurtaran atanm?ş başkan olan Gerald Ford da benzeri duygular izhar etmekten kendisini alamam?şt?r. Kongre üyelerinden birisine şöyle hitap etmiştir: “Yahudilerin Amerikan d?ş siyasetine tahakküm etmelerine seyirci mi kalacağ?z?” Zavall? Carter! Beyaz Saray’dan giderayak şunlar? söyleyebilecektir: “Bir daha seçilirsem Yahudilere günlerini göstereceğim…” Ama seçilmeden Yahudiler ona gününü gösterdiler. Fakat Carter ahlakî duruşuyla bugün ?srail’i en fazla rahats?z eden liderler aras?nda bulunuyor ve lisan-? hâliyle: “Efsane çöküyor. Kral ç?plak’ diyor. Durum bu merkezde. ?şte bütün bunlardan sonra, ‘?srail ne zaman y?k?l?yor?’ sorusu gündeme geliyor. Böyle bir isimde program da El Cezire’den Faysal Kas?m’a yak?ş?rd? o da iki kişiyle ?srail’in kuruluşunun 60’?nc? y?ldönümü münasebetiyle bunu yapt? ve ?srail’in geleceğini tart?şt?. Konuklardan birisi Paris’ten Enver Abdulmalik diğeri de stüdyo konuğu ?brahim Aluş idi. Farkl? tezleri savunmalar?na rağmen gerçek iki tezin toplam?ndayd?. Aluş ?srail’in sonuna giden sürecin aç?ld?ğ?n? ve Irak’tan, Gazze’ye ve Lübnan’a kadar bir direniş coğrafyas?n?n doğduğunu savundu. Ve ?srail’in stratejik olarak gerilediğini ve her geçen gün kay?pta olduğunu ve duvar çekmesinin de genişleme değil içe çekilme emaresi taş?d?ğ?n? söyledi. Enver Abdulmalik ise Yahudilerin galipken mağlup numaras? yapmay? çok iyi becerdiklerini ve Holokost gibi meseleleri kullanarak kendilerine olan ilgiyi ve desteği taze ve canl? tuttuklar?n? ve daima mağduriyet edebiyat?yla ayakta kald?klar?n? söyledi. Mağduriyet edebiyat? denilince akl?ma nedense birden Türkiye geldi. Aluş meseleye ?srail zaviyesinden bakt? ve ?srail’in 60. y?l?na karamsar bi tablo içinde girdiğini ve gerilemekte olduğunu söyledi. Enver Abdulmalik ise meseleye ?slâm dünyas? zaviyesinden bakt? ve henüz karş? bir kütle oluşmad?ğ?n? ve yeni Selahaddin’in ufukta görünmediğini aktard?. ?kisinin tezi de doğruydu asl?nda. Elbette mesele hesap kitap işi ama ayn? zamanda bir de talih işi. Bu aç?dan kimbilir gün doğmadan neler doğar…
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risâle-i Nur yedi Mesnevî kadar bâkî bir rehber olacak 17.12.2011
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.12.11, 09:34
  2. Risâle-i Nur, Yedi Mesnevî Kadar Bâkî Bir Rehber Olacak
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 19.12.09, 14:01
  3. Bilgisayarda ve Cepte Kişisel Rehber..
    By akıncı in forum Program İndirme
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.05.08, 16:16

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0