ERDOĞAN’IN DEĞİL, MİLLETİN KELLESİ İSTENİYOR




Hüseyin Yılmaz











ANKARA CEPHESİNDE yeni bir şey yok... Siyasî partiler kabristanında hummalı bir faaliyet var; mezar kazıyıcılar bütün güçleriyle kazma sallıyorlar. Yeni mevtanın cesedi oldukça büyük, milletin yarısı kadar... Salâsı okunan, cenaze merasimine hazırlanılan ölü: Ak Parti...
Baş savcının iddianâmesi, kapatma ilâmıdır... Derbederliği, tımarhaneden fırlamış hastaların hercümercini andıran intizamsızlığı aynı emniyet-i nefsten geliyor: Devlet biziz, güç bizde... Hukukî bir iddianâme hazırlama zahmetine katlanmayan baş savcının tavrından çıkarılacak en bedihî ders, dâvânın hukukî olmadığıdır. Bu kadar da değil, iddianamenin zevâhiri kurtarmaktan ibaret olduğu da ortada. Şemdinli savcısının çok daha mütekâmil, çok daha muhkem iddianâmesini zayıf bulanların Karakaya’nın iddianâmesi karşısındaki suskunlukları tefsire muhtaç. Suskunluğun sebebi ya korkudur, ya da maksadın siyasî olduğunu gören bir ferasettir..
Bu hususta yazdığımız makalelerin üzerine yeni bir şeyler söylemek, abesi takviye etmek. Sağırlara sesini duyurmak için bağıran adam, hançeresini yırtar lâkin, maksadına vâsıl olmaz. “Beyaz Eşek, Erbakan ve Erdoğan” başlıklı makalemizde nezâket sınırlarını zorlayarak dostalarımıza, eşekliğin alemi yok, demeye çalıştık, ama beyhûde... Duyan olmadı.
Elimizde İsrafil’in suru olsa, sesimizi işittiremeyeceğimiz anlaşılıyor... Erdoğan’ın bir müddet önce dile getirdiği âyete bu mesele münasebetiyle mâsadak olması kaderin garib bir cilvesi olmalı:
“"Onların kalbleri var, fakat anlamazlar; gözleri var, fakat görmezler; kulakları var, fakat işitmezler." (*)
Maalesef kapatma dâvâsı karşısında AK Parti’nin içine düştüğü vaziyet daha güzel ifade edilemez...
Be adam! Kalbin var, mü’min olduğuna, bir gün karşılaşmamış olsak, tek bir sefer elini sıkmamış olsam bile şehadet ederim; mü’minsin... İdam fermanının çıktığını niçin anlamıyorsun? Boynuna takılacak bu ferman sadece senin değil, milletin de hayatını mevte mahkûm ediyor...
Gözlerin var... Ferâsetine millet şâhit ki, yarısı reyleriyle arkanda duruyor; kör değilsin... O halde herkesin gözleri önünde cereyan eden bu meş’um tertipleri nasıl görmezsin?.. Memleket sathında tertiplenen tezgâhlar amalarıyla meşhur memleketimde bile bedihi hakikatken, sahnenin büyüğünde, önünde Refah ve Fâzilet’in mezar taşları dikili durur ve onların yanı başında senin mezarın kazılırken, nasıl görmezsin?
Kulakların var... Memleket sathını matemhaneye çeviren fukaraların iniltilerini bir nebze dindirmek için gecekondularda iftar yemeklerine gitmenden, işittiğin de açık. Peki, memleketi cehenneme çeviren, kulakları sağır eden bu mahşerî gürültünün “kelleni” (*2) istediğini nasıl duymazsın? Çakır ihtiyatlı ama haklı:
“Erdoğan ne düşünür bilmem ama şu haliyle AKP liderinin kafasını giyotine uzatmakta olduğunu söylemek çok abartılı olmayacaktır.” (***)
Verilecek kellen olabilir, ama istenilen senin değil, milletin kellesi... Vermeğe hakkın yok, râzı değiliz... Bir milletin hukukunu bu kadar kolayca hebâ edemezsin, etmemelisin... Seksen küsur senenin meyvası milletin hür iradesidir yahut olmalı, boğdurtma. Milletin saâdeti de, hayatı da sandıkta tezâhür eden tercihidir, sahip çık...
Zorbaya ırzını teslim etmektense, pis pençelerinde hayata vedâ etmek evlâdır; cesedin ölür ama ruhun kurtulur. Aksi, utanç içinde bir zilletle yaşamaya tâlib olmaktır ki, değmez. Kaldı ki, ırzını teslim ettiğin zorba her zaman hayat garantisi de vermiyor, târih şahit. Bacca’nın elim âkibeti yakın misâl...
Yoruldum, hançerem yırtıldı... Beyhûde bağırıyorum, dostlarım beni duymuyor..
Hükmü, “Beyaz Eşek” makelesinin âhiriyle noktalayalım. Zirâ hakikat dersi tekrarla rüsûh bulur:
“AK Parti için bu ilk tecrübe olacak... Ya kendisinden önce yaşanmış tecrübeleri unutup aynı çamurda düşecek, ya da bu tecrübeyi yaşamadan çamurun arzettiği tehlikeyi bertaraf edecektir.
Erbakan, 28 Şubat utancını yaşamamak için cesur ve ferâsetli davransaydı, partisinin kapanışına zelilâne şahid olmak mecburiyetinde kalmazdı. 28 Şubat kararları diye bilinen millet ve demokrasinin idâm ilâmı karşısında takındığı küçültücü tavır, partisinin ve kendisinin de mevtini netice verdi. Erbakan’ın asıl hatası, siyasî dehâsı ve hukukçularının ummanları andıran bilgisiyle mahkemede suçsuzluğunu ispatlayacağına inanmasıydı. Muhatablarını iyi niyetli farzeden bu zehabla hakikati son ana kadar görmek istemedi, göremedi. Baş savcının bugünkü iddianameden de uçuk, tahkirâtlarla dolu, her biri insanda ölüm sancıları meydana getiren ifâdelerini sineye çekti. Halbuki yapacağı tek şey vardı: Savcının bütün tahkirâtlarını aynı şekilde suratına çarpıp millete dönmek. Yapmadı, yapamadı... Yapamadı çünkü birileri kulağına alttan alırsa, doğru da bir hukukî müdafaa yapacak olursa kurtulabileceğini fısıldıyordu. Dost görünen, bu işbirlikçi muarızlarının sesine kulak vermekte beis görmeyen Erbakan’ın hazîn âkibeti ortada.
Refah’ın düştüğü çamur Fazilet partisi için hiçbir şey ifade etmemiş olmalı ki, üstâdlarının hatalarını aynıyla tekrarlayıp aynı âkibete dûçar oldular... Şimdi sıra AK Parti’ ye gelmiş... Senaryo aynı, sahne aynı, tezgahlayıcılar aynı... Sadece kurban yeni.. Affınıza sığınarak hakikati bir de çıplak ifade etmek istiyorum:
Aynı yol, aynı çamur; ama eşek farklı... Cidden farklı mı? Göreceğiz...
AK Partililer, hukukî müdafaa faaliyetlerini başlatmışlarsa, abesle iştigâl... Onun yerine kendilerine âcizane tavsiyemiz, partilerinin defin ve taziye merasiminden sonra işsiz kalmamaları için İşçi Kurumu’na bir dilekçe vermeleri. Mâlûm, ekonomik kriz de kapıya dayanmış zorluyor, artan çatırdılar kapının kırılacağının habercisi...
Yok, ders aldık, bu çamurda düşmeyeceğiz, diyorlarsa; yapılacaklar yine belli... Önce Avrupa Birliği hedefini bütün unsurlarıyla canlandırıp tahkim etmek.. Sonra da Anayasa’nın antidemokratik bütün hükümlerini değiştirip, partilerin kapatılmasını şiddet şartına bağlayarak referanduma sunmak ve referandumla birlikte erken genel seçime gitmek. Referandum o kadar hayatî ki, mecliste referandumsuz değişiklik sayısı yakalansa bile yine de referanduma gidilmeli... Milleti yok sayanların hakkettiği tokadı millete attırmak, haysiyet kurtarıcı olur...
Erdoğan ve ekibinin bu taaffün etmiş pis bataklığa girmeyeceğini ve düşmeyeceğini ümid ediyorum. Bu bataklığa adım atmaktansa milletin mazlum sinesine sığınmak aklın muktezâsıdır... Takdir, bataklığa sürülmek isteyenlerin. Allah ferâset versin...” (****)