Şirazlı Hafız’ın 14’lük aşkı




Yahya Kemal Beyatlı’nın mersiyelerine muhatap olan Şirazlı Hafız gerçekten de hem hafız, hem de âşıktır. Hilâfsız şarkın ve garbın lirik şiirde üstadıdır. En hoşlanmadığı şey riyakârlıktır. Onu sermest eden ise selvi boylu sevgili, lâl dudaklar ve lâl şaraplardır. Goethe bile ona bigâne ve yabancı kalamamıştır. Hayranları arasındadır ve onun divanına nazire olarak Doğu ve Batı Divanını yazmıştır. Mevlânâ, Firdevsî, Hayyam ve Hafız dört ayrı tarzın üstadıdırlar. Firdevsî destan şairidir ve şuubîdir. Hayyam ise hedonist eyyamcı bir şairdir. Hafız ise kadın ve şarap meftunu bir şairdir. En sevmediği şey kendi tabirince kaba ve ham softalardır. Mevlânâ ise içlerinde en derin olanıdır ve lisan-ı hikmettir. Hafız hep iki yıllık şarap ve 14’lük lâl dudaklı ve selvi boylu sevgiliden dem vurur. İşte günümüze kadar edebiyatçılar bu sözlerin ne anlama geldiğini tartışıp durmuştur. Kimilerine göre, ifadeleri mecazidir. Ama İbni Teymiyye gibi kelâmda mecaz tanımayanlara göre bilâkis hakikidir. Galiba komplo odaklısı zat da bu hususta ibni Teymiyye‘nin edebiyatta zahirilik mezhebini benimsemiş gibidir. Mecazcılara göre, iki yıllık şarap ile zikr-i hakim anlatılmak istenmiştir. 14 yaşındaki sevgili ile de Hazreti Peygamber’in sembolize edildiği ifade edilir. Kimileri de bu ifadeleri sembol değil hakikat mânâsında ele alır. Bundan yola çıkanlar Hafız’ı, şaribu’l leyli ve’n nehar kabul ederler. Yine o mecazî değil, hakikat mânâsında 14’lük sevgilinin peşindedir. Galiba Hafız’ın bu ifadelerini mecaz yerine hakikat ve metafizik yerine fizikî bağlamda anlayanlardan birisi de Şu Bizimkiler’in yazarı olmalı. Hafız da kabrinde Necip Fazıl gibi diyordur: Sakarya ayağa kalk dedik birisi amuda kalktı. Bizi tek bir kişi anladı o da yanlış anladı. İcraatından belli. Çünkü Şu Bizimkiler’in dili de böyledir. İstediğiniz yana çekebilirsiniz. Bu biçime yalabık da derler. Medih içinde zem ve zem içinde medih gizlidir. Diline baktığınızda Şu Bizimkiler matraklar sürüsüdür. Necip Fazıl’ından Osman Yüksel Serdengeçti’sine kadar aralarında ciddî bir adama rastlayamazsınız. Bazı romanları da Tayyip Bey’in mahkûmiyetini onaylayan sabık Yargıtay Sekizinci Daire Başkanı Naci Ünver’in romanı gibidir. Naci Ünver’le tanışıklıkları var mı bilmem ama üsluplarının tanışık olduğu kesin. Belki de kalu belâ’dan akraba sayılırlar... Belki de onlar kalu belâ’nın belasızlarındandır.
Son olarak ağır bir komploya kurban gittiğini görüyoruz. Mesele bence de komplo, ama bu komployu kuranların kimliği hususunda derin şüphelerim var. Bence komploda madalyonun iki yüzü var. Birisi bizim sürekli komplo malzemeleri üretmemizdir. Hastalıklı bünyenin komplo üretmesidir. Bu itibarla, komplonun bir parçası da biziz. İkincisi de, birilerinin istediği zaman bu malzemeleri görmesi ve düğmeye basmasıdır. Öyleyse gerçekten de komplo kimin eseri? Malik Bin Nebi’ye bakacak olursanız, komplo bizim kendi eserimizdir. Yenilgi ancak hezimet veya yenilgiye yatkın olmakla (kabiliyetü’ hezime) mümkündür. Yani Malik bin Nebi, yenilgi veya komploları kendi eserimiz olarak görür. Komplo olsa olsa bir sonuçtur. Bizim savrukluğumuz ise sebeptir. Sebep olmadan sonuç olmaz. Yenilginin sebebi daima iç dinamiklerdir. Dış dinamikler ise bir sonuçtur. Bunu ne ulusalcılarımız anlayabildi ne de sözde dindarlarımız. Ulusalcılar kendilerini aklamak için ABD ve AB gibi yeldeğirmenleri bulmuşlar habire Sanço Panza gibi üzerine saldırıyorlar. Gözlerindeki merteği görme niyetleri yok. Halkla ve inançlarıyla barışmak diye bir dertleri yok. İç cepheyi kendi elleriye zayıflattıktan sonra ABD’nin komplolarından dem vuruyorlar. Halbuki Amerikan müdahalesine zemin hazırlayanlar da kendileri.
***
İslâmî kesimler de öyle. Kemal Pilavoğlu’ndan beri aynı delikten kaç kere geçtik. Bu mu basiret bu mu gelişme? Emine ŞENLİKoğlu’na göre son skandalın sahibine ya Hafız’inki gibi şarap içirmişler (ona bakılırsa hap içirmişler); bunun üzerine rüyasında 14’lük sevgililer görmeye başlamış ya da düpedüz ateş getirmiş ve Düzceli bir şeyhe özenmiş. Bence Hayyam’ın arkadaşı ve hazcılığın tatbikçisi ve yeryüzü cennetinin ilk kurucusu Hasan Sabbah’ın bahçelerine özenmiş de olabilir veya onu taklit etmeye yeltenmesi de mümkün. Bu süreci 28 Şubat sürecine benzetenlere sormak gerekiyor: 28 Şubat sürecinden hangi dersi çıkartmıştınız? Yaşadıklarımız sürpriz mi yoksa bile bile lades mi? Bu durumda birileri şöyle yazmaktan kendini alamayacaktır: “Şimdi Üzmez de nicedir oturduğu “milliyetçi-muhafazakâr yazar” koltuğundan, o kimlikle hayli uyumsuz bir lekeyle devrilirken cemaatte rezil olma durumu yaşıyor. Tabiî aynı çapta bir başka skandal da cemaatin ya görmezden gelerek rezaleti gizlemesi ya da “komplodur” filan diyerek neredeyse sahiplenmesi... Üzmez kendisinden 50 yaş küçük eşiyle evlendiğinde kayınpederi bu durumu, “Ne var yani; Peygamberimiz de 9 yaşında bir kızla evlenmişti” diye savunmuştu. İslâmcı basının hiç olmazsa Hz. Peygamber’i korumak adına buralarda bir duruş sergilemesi gerekmiyor mu?Yoksa ilkokul 2’deki kızlarımız için de mi kaygılanmalıyız?...”
***
İslâm adına zındıkaya pas verenler var. Bunların hepsi satılmış olamayacağına göre içimizde ahmak sürüleri olmalı. Beyinsizler var. Ve en vahimi, bunların tepelerde olmaları. Dolayısıyla İslâmî camia için en büyük tehlike hamakat sahipleri ve bunların sadaret mevkiinde oluşlarıdır. Aşağıdaki satırlar da, satırlarında daha önce 90’lı yıllarda kızının cinsel hikayesini yazan bir Hürriyet yazarına ait. Serapa dine imana saldırıyor ve bunun ışığında skandalın açtığı rahneyi birkez daha değerlendirin: “Sırtında kırılması öngörülen değnek sayısı belki elliye, hatta belki yirmibeşe indi. Fakat kurtulmayan, kurtarılamayan ve kurtarılamayacak olan iki şey kaldı: On dört yaşındaki bir kızcağızın feryâdı ve “şeriat hukuku”nun tekrar tekrar iflâsı!..” *** Komplo ‘Ha geldim ha geliyorum diyen mail-i inhidam bir durum’ değildir. Komplo şaibeli bir adamın bu kadar yıllar yılı camia içinde barındırılması ve barınmasına göz yumulması ve yataklık edilmesidir. Bunun üzerine hamakat destanı yazılsa sezadır. Peki dedesi yaşında erkekle resmî nikâh kıyanlara ne demeli? Onları da şöhret çarpmış. Onlar onunla değil rüzgârıyla ve şöhretiyle evleniyorlar. O kızlarımız başka camiada olsaydı ya Mehmet Ali Erbil ya da Tarkan’ın peşinden koşturacaktı...

30.04.2008