Kazım GÜLEÇYÜZ
Altı aylık süreç


AKP hakkındaki kapatma dâvâsının altı ay içinde karara bağlanacağı tahmin edilirken, bu süre zarfında iktidar partisinin hiçbir temel meselede kalıcı ve köklü bir adım atamayacağı, çünkü açılan bu dâvâ ile ''topal ördek'' durumuna düşürüldüğü iddia ediliyor.


İddianamede yöneltilen suçlamanın ''laiklik aleyhtarı faaliyetlerin odağı olmak'' şeklinde özetlenmesi, bu ithamla irtibatlandırılıp AKP'yi bu bağlamda daha da zora sokabilecek adım ve tavırlardan partinin uzak durmasını hedefliyor.
Şu günlerde basında artarak devam eden ''irtica'' temalı haberlerin amacı, söz konusu iddiayı takviye olsa gerek. Dâvâ sürecinin ilerleyen aşamalarında bu haberlerin kaset ve kupürleri AYM'ye ek delil olarak sunulursa şaşırmamalı.


Böyle bir durumda iktidar partisinin başörtüsü başta olmak üzere ''irtica ve laiklik'le ilişki kurulabilecek her türlü konudan fersah fersah uzak duran bir tavır sergilemesi sürpriz olmaz.


Bu tavrın, bürokraside fırsat kollayan dayatmacı statüko yanlıları tarafından zaaf olarak algılanıp, dindarlara yönelik yeni taciz ve baskıları beraberinde getirmemesini temennî edelim.
Ki, bunun işaretleri belirmeye başladı bile.


Şu aşamada detaya girmenin gereği yok. Ama şimdilik mevziî dahi olsa, yer yer keyfî uygulamaların nüksettiğini kaydetmekle iktifa edelim.


Geldiğimiz noktadaki tablo, üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakma düşüncesiyle anayasanın iki maddesinde gerçekleştirilen, ama istenen sonucu vermeyen değişikliğin yapıldığıyla kalacağını, mini paketin tamamlayıcı unsuru olarak öngörülen, ama mâlûm sebeplerle askıya alınan YÖK ek 17'nin askıda kalmaya devam edeceğini gösteriyor. Yani, yasak aynen sürecek.
Üstelik bu sonuçsuz girişimden önceki duruma kıyasla daha katı bir şekilde devam edecek.


Dâvâ sürecinde AKP kendisini laiklik aleyhtarlığı ve irtica ile suçlayanların eline yeni kozlar vermemek için bu konularda olağanüstü bir dikkat ve teyakkuz içinde olmaya gayret ederken, AMY'ye vereceği savunmaya odaklanacak.


Kendisine yöneltilen suçlamaların haksız ve yanlış olduğunu ispatlamaya çalışacak. Bunu yaparken, mahkemede kendisini savunmak için ''163'ü biz kaldırmadık, imam hatipleri biz açmadık'' diye dil döken, ama kapatılmaktan yine kurtulamayan RP'nin düştüğü durumlara düşecek mi, göreceğiz. Düşerse de pek şaşırmayız.


Çünkü Başbakan başta olmak üzere AKP ve hükümet ileri gelenlerinin beş buçuk yıl zarfında her fırsatta Atatürk'e bağlılık izhar eden, Atatürk ilkelerini birleştirici ortak payda olarak niteleyen, başörtüsü için verilmiş sözleri bulunmadığını tekrarlayan, hiç imam hatip açmadıklarını duyuran pek çok beyanları oldu. Savunma dosyasına bunların da eklenmesi sürpriz olmaz.
Ama işe yarar mı, orası su götürür.


Dileyelim ki, AKP savunma yaparken RP'nin durumuna düşmesin; onurlu, dik bir duruş ortaya koysun; seçmeninin başını öne eğdirmesin.
Bu meyanda asıl önemli olan, AKP'nin kendisine ''topal ördek'' gözüyle bakılacak olan bu altı aylık dönemde herkesi şaşırtacak güçlü demokratikleşme hamlelerine imza atıp atamayacağı.


Eğer yine sadece kendisini kurtarmaya yönelik sınırlı formüllere odaklanır ve bütünü kapsayacak esaslı reformlara yanaşmazsa, kendisini kurtaramayacağı gibi, 22 Temmuz'da seçmenin verdiği yüzde 47 fırsatını yine heba etmiş olur.


Gelinen noktada hiç kimse AKP'den sivil ve demokratik bir anayasa yapmasını beklemiyor. Zira bunun AKP ile mümkün olmadığı, bu partiye böyle bir anayasa reformunun yaptırılmayacağı, artık ayan beyan ortaya çıkmış durumda.


Bunca hengâmeden sonra 301 nihayet gündeme getirildi. Ama yetmez. 216 ve 288 başta olmak üzere eleştirilen diğer TCK maddelerinin değiştirilmesi, Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarının düzeltilmesi gibi adımlar da atılmalı.
Bu bağlamda altı aya çok şey sığdırılabilir...

10.04.2008
Yeni Asya