Üniversite, lise, ilköğretim... Slogan sırası Anaokulu’nda!

Televizyonlardaki "açık oturum"ları izliyor musunuz?.. Ben, özellikle "üniversite salonları"nda yapılan programları takip ediyorum... Takip ettikçe de; ne yalan söyleyeyim, "Türkiye'nin geleceği adına" üzülüyorum... Çünkü, üniversite öğrencilerinin çoğu son derece "kof" ve bir o kadar da "cahil"... Öyle lâflar ediyorlar ki; "ilkokul öğrencileri" bile böyle konuşmaz... İşin daha da çarpıcı tarafı; "fikir"lerle değil "slogan"larla konuşan bu öğrenciler, herhalde "cehaletlerini örtmek" veya "verilen gaz"dan dolayı olsa gerek, son derece "agresif", son derece "tahammülsüz", son derece "hırçın" ve son derece "öfkeli"ler!.. Hem de, üniversite öğrencisi!..

Ne "bilgi"leri var, ne "olan-biten"den haberleri!.. Tek bildikleri “ezberletilmiş” bazı "sloganik cümle"ler!.. "Klişe"leşmiş ve "şablon"laşmış "10 kelimelik cümle"den ötesi yok!.. Hep aynı cümle, hep aynı nakarat!.. "Burası Atatürk Türkiyesi!.. Çağdaş, laik ülke... Türkiye laiktir, laik kalacak?" Başka?.. Başkası yok, hepsi bu!.


KÜLTÜR SEVİYESİ DÜŞTÜKÇE!

Peki, niye böyle?. Niye "fikir"ler değil de "slogan"lar çarpışıyor?..
Merhum Üstad Necip Fazıl der ki; "Bir ülkenin genel kültür seviyesi düşmeye başladığı zaman fikirler ideolojiye, ideolojiler sloganlara ve sloganlar da simge haline dönüşür. Bu oluşuma bakarak bir ülkenin genel kültür seviyesini ve gelişmişlik düzeyini anlamak mümkündür." Çarpıcı bir tesbit... Gerçekten de öyle değil midir?.. "Fikrî seviye" düştükçe; "fikir"ler "ideoloji"ye, ideolojiler "slogan"lara, sloganlar da "simge"lere dönüşür!.. Tabii, her "dönüşüm" esnasında; "aşınma"lar, "öz"den uzaklaşmalar, "yozlaşma"lar ve giderek "toz"a dönüşmeler yaşanır!..

Sonuçta; "Kavramların içi boşaltılır!" O hale gelir ki; "Asıl" ortadan kalkar, konuşma ve tartışmalar "simge"ler üzerinden yürütülmeye başlanır!.. Şahsen ben, televizyonlardaki "fikrî seviye düşüklüğü"nü, daha doğrusu "beyin kabızlığı"nı gördükçe, ülkem adına üzülüyorum. Üzüntüm şundan: Bu "yozlaşma" böyle devam ederse, güzelim ülkem yok olur ve "tozlaşır"... Aynen, "Komünist Rusya" gibi...

MARKSİZM VE KEMALİZM

Sayın Cevdet Akçalı, haftalık “Dünya Gündemi” gazetesindeki bir yazısında, buna örnek olarak “Marksizm”i gösteriyor ve diyordu ki; “Karl Marx bir tez ortaya atmıştır. Bu tezi Lenin ideoloji haline getirmiş ve tezin tartışmasını ortadan kaldırmıştır. Bu ideolojiye sahip çıkan Stalin ideolojiyi sloganlara dönüştürmüştür. Sovyet Rusya’nın tarihini okuduğunuz zaman aklınızda sadece sloganlar kalır ve sloganlardan sonra da ‘Kızıl Yıldız’ bütün Sovyet felsefesinin simgesi haline gelmiştir.” Akçalı, daha sonra “Türkiye’den bir örnek” veriyordu: “Türkiye’nin kültür düzeyinin her geçen gün daha aşağıya düştüğünü söylemek ve iddia etmek yanlış değildir.

Atatürk bir aksiyon adamı olarak Anadolu Kurtuluş Hareketi’ni başarmış ve fikir adamı olarak da bazı ekonomik ve sosyal önerilerde bulunmuştur. Atatürk’ün yaptıkları ve fikirleri Kemalizm ideolojisine dönüştürüldüğü zaman, onun fikirleri üzerinde tartışma kapıları kapanmış ve bunun sonucu olarak da Kemalizm sadece sloganlarla ifade edilir bir hale dönüştürülmüştür. Ne gariptir ki bu sloganlar da bugün simgeler haline dönüşmüş bulunmaktadır. Düşününüz ki bir ülkenin cumhurbaşkanı; klasik batı müziği konserinde bir senfoni dinlerken sahneye çıkmış ve “İşte Atatürk, işte Batı medeniyeti, işte çağdaş Türkiye budur” diye işaret etmiştir.”

Gerçekten de böyle değil midir?.. Bugüne kadar "Nurlu Süleyman" olmanın siyasi rantını yiyen Demirel, "28 Şubat Süreci"nde gittiği bir salonda; bir "kilise müziği" olan "9. Senfoni"yi dinleyince, "İşte Çağdaş Türkiye" diye bağırmamış mıdır?.. Demek oluyor ki; "Fikrî seviye" düştükçe "fikirler ideolojiye!.. İdeolojiler sloganlara!.. Sloganlar da simgelere!.." dönüşür!..

Çiller'in deyimiyle, "Son sosyalist ülke Türkiye"de olan da budur!..

Tartıştığımız "başörtüsü"nü; bir "inanç, hak ve özgürlük" olarak görmek yerine, "simge" olarak görenlerin durumu da "fikrî seviye düşüklüğü"nden daha doğrusu "beyin kabızlığı"ndan değil midir?..

Tabiî; insan beyni, durduk yerde dumura uğramıyor!.. Durduk yerde "kabızlık" çekmiyor!.. Beyin çalışmalı ki, cidarı genişlesin!.. Ama, günümüzün "hap yap, para kap"çıları, beyinleri; "çalışmak" yerine "hazıra konma"ya alıştırdılar!.. Meselâ, "çocuk"ların veya "genç"lerin eline "kaz" verip de güttürmek, "saz" verip de çaldırmak veya "koz" verip de kullandırmak yerine, sürekli "gaz" verdiler!.. Evet, "gaz" verdiler ve onları "kahraman"(!)laştırdılar!.. Bugün, gençlerimizin hepsi "Atatürk Türkiyesi" için ölecek kadar "kahraman" ama, kafalarının içi bomboş!.. Güya, hepsi de "Amerika düşmanı" ama, giydikleri her şey "ABD markası!" Yani ne şuur var, ne bilgi, ne de bilim!..


ORG. BÜYÜKANIT BUNU YAPARSA!


Ben, onları da pek fazla suçlamak istemiyorum.. Zira; "küçük"ler, daima "büyük"leri örnek alır!.. Bir örnek vermek istiyorum... 11 Ocak 2008 tarihli gazetelerde şöyle bir haber yer almıştı:
"Kırşehir'de bir grup lise öğrencisi Hakkari Dağlıca'da şehit edilen 13 askerin anısına, parmaklarından akıttıkları kanlarla yaptıkları Türk bayrağını Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a gönderdi.

Orgeneral Büyükanıt, duygularını şöyle dile getirdi: "Bakın şimdi size bir şey göstereceğim. Bu bir Türk bayrağıdır. Bir özelliği var. Bir grup genç tarafından kanlarıyla yapılmıştır. Biz büyük bir milletiz. Ve gerçekten şehitlerimiz kutsal amaç uğruna şehit olmuşlardır, yaşadığımız ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruyabilmek için... Onların aileleri bizlere emanettir. Onlara gözümüz gibi bakmamız lazım."


Peki, sormak gerekmez mi; "Lise öğrencileri"nin görevi "parmaklarından akıttıkları kan"larla "Türk bayrağı" yapmak mıdır?.. Onların görevi, "derslerini çalışmak, okulu bitirmek ve ülkeye faydalı bir evlat olmak" değil midir?.. Bir Genelkurmay Başkanı çıkar da, bu gençlerden "övgüyle" söz eder; "biz, işte böyle büyük bir milletiz" diye "gaz" verirse, bunun sonu nereye varır?.. Yarın, birileri de kalkar "parmağı" yerine "kolunu" veya "bacağını" kesip, "daha büyük bayrak" yapmaya yeltenmez mi?..

Ne yani, iş mi bu?..

ATALARA SÖV, KAHRAMAN OL!

Hayır, amacım Genelkurmay Başkanı'nı yargılamak filan değil... Ben, bu tür "kahramanlık gösterileri"nin, "lise"lerden, "ilköğretim"e kadar inmesi ihtimalinden endişe ediyorum!..

Hatırlarsınız; Edirne'nin Keşan ilçesinde de, Kurtuluş İlköğretim Okulu öğrencilerinden biri, yazdığı(!) bir "kompozisyon"da Sultan Vahdettin Han başta olmak üzere, Osmanlı sultanlarına "hain" diyerek "günün kahramanı"(!) olmuştu!..

Gerçi, o kompozisyonun "öğrenci" tarafından değil, "sütü bozuk bir öğretmen" tarafından yazıldığı daha sonra ortaya çıkmıştı ama, iş o değil!..

İş, "övgü"lere mazhar olabilmek için daha başka "kahraman"(!)ların da ortaya çıkması ihtimali!..

Zaten ortada "fikir" değil de "ideoloji" varsa, o ideoloji de giderek yozlaşıp "slogan"lara ve "simge"lere dönüşüyorsa, ortalık "ucuz kahramanlar"dan geçilmez!..

Ve bu iş, "lise" veya "ilköğretim"le de sınırlı kalmaz, bir süre sonra "anaokulu"na ve hatta "kundak"lara kadar iner!..

DSP’Lİ VEKİLİN KAHRAMAN(!) KIZI!

Alın işte... Daha dün, bir örnek daha yaşandı... İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi Gizem Şimşek adlı bir öğrenci; "liseli ağabeyleri" gibi, Genelkurmay Başkanı'nın "övgü"süne mazhar olabilmek için olsa gerek, bir mektup yazmış Org. Yaşar Büyükanıt'a!..

Özetle demiş ki; "Türkiye, niye türban sorunuyla uğraşıyor?.. Başka sorun mu kalmadı?.. Bu, dini bir simge değil, siyasi bir simge!.. Ben, laik ve Atatürkçü bir gencim!." Evet, İlköğretim 8. sınıf öğrencisi Gizem Şimşek bu mektubu yazmış, ANKA Ajansı da balıklama atlayıp haber yapmış!.

Sayın Büyükanıt yarın-bir gün bu mektubu da gösterip "Biz büyük bir ülkeyiz" der mi bilmiyorum... Bildiğim şu ki; Türkiye'nin sorunlarını "slogan"dan öteye gitmeyen cümlelerle "öğretilen"(!) çocuklar konuşacaksa, "büyük"lere ne hacet?!? Pardon, az kalsın unutuyordum... Gizem Şimşek 21. Dönem DSP Adana Milletvekili Şadan Şimşek'in kızıymış, iyi mi?..

O mektubu "kendisi" mi yazdı, "babası" mı bilmiyorum...

Yalnız, hemen her şikâyette "Anıtkabir'e ağıt yakmaya" gitme modası gibi, "Büyükanıt'a mektup yazma"nın da bir "moda" olmasından endişeliyim!..

Ne yani; Büyükanıt; "Yasama"nın mı, "Yargı"nın mı, yoksa "Yürütme"nin mi başıdır ki, "Başbakan" dururken, ona mektup yazılıyor?..

Bir sıkıntın, bir şikâyetin varsa, al kalemi eline Başbakan'a yaz!..

Gerçi "DSP'li vekilin kızı"ndan da Başbakan'a yazması beklenmez ya, o da ayrı bir mevzu!..

AGU... AGU... AAA, LAİKLİK DEDİ!

Söyledim, yine söyleyeceğim: Bu iş, "lise"lerle başladı, "ilköğretim"e kadar indi!.. Korkarım ki, yakın bir zamanda "anaokulu öğrencileri" de başlar "mektup" veya "kompozisyon" yazmaya!.. Hatta, "kundaktaki bebekler"in, "agu"larını, "bab-ba"larını da "laiklik duyarlılığı" şeklinde haberleştirirlerse, hiç şaşmam!.. Çünkü efendim, "büyük"lerin ne kadar "sığ" ve ne kadar "cahil" oldukları ve sadece "slogan"larla konuştukları, bunun da "bir işe yaramadığı" çıktı ortaya!.. Oysa, "kullanılacak malzeme" lâzım!.. "Üniversiteli"ler olmadıysa, "liseli"ler!.. Onlar da olmadıysa "ilköğretimli"ler ve hatta "anaokulu" çocukları!..

Bu iş, "kundaktaki bebek"lere kadar gider!.. Bir gün; "Agu!.. Agu!.. Agu!" diye bir bebeğin sözleri "Aa, laiklik dedi!" şeklinde tercüme edilirse, hiç şaşmayın!..

"Fikrî seviye" maalesef bu kadar düştü!..


HASAN KARAKAYA