Kazım GÜLEÇYÜZ
Gelinen nokta




Başbakanın Madrid’de yaptığı “Velev ki başörtüsü siyasî simge olsun, suç olabilir mi?” çıkışıyla başlayan süreçte geldiğimiz nokta:
AKP ve MHP “çözüm”ü yükseköğrenimle sınırlayan iki maddelik bir anayasa ve tek maddelik de bir yasa değişikliği paketinde uzlaştılar.
Ama bu paketin, asıl amaç olarak ifade edilen “üniversitelere özgürlük” getirip getiremeyeceği meçhul. Buna karşılık, üniversite dışı alanlarda sıkıntıyı daha da arttıracağı kaygısı var.
Yine bu uzlaşmanın, başörtüsü dışı diğer bazı önemli konularda da sıkıntılı sonuçları olacak.
Biri, iki aydır “Ha bugün açıklanacak, ha yarın” denildiği halde sürekli ertelenen yeni anayasa taslağının tümüyle gündem dışına itilmesi.
Diğeri, sonuç getireceği şüpheli bir başörtüsü paketi için MHP’nin desteğini almak uğruna, senelerdir çözüm bekleyen bir başka kronik sorun olan 301’de, “Bu maddeye dokundurmayız” diyen bu partinin çizgisine demir atılması.
Bir diğeri, üç yıldır hiçbir adım atılmayan AB ve demokratikleşme sürecinin, “2008 AB yılı olacak” söylemlerine rağmen iyice tavsatılması.
Ve bir başkası, ekonomideki dalgalanmaların gündeme getirdiği risklerin gözden kaçırılması.
Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Ama gerek yok. İşin vahim tarafı ise, bundan sonraki süreçte yaşanabilecek bilumum olumsuzlukların faturasının, başörtüsü için gündeme getirilen bu sözümona çözüm girişimine ve dolayısıyla—hiç alâkası olmadığı halde—başörtüsüne çıkarılmak istenmesi.
“Çözüm bekleyen bu kadar sorun varken türbana takıldığımız için bunlar oldu” demeye hazır tipler pusuda...
Devam edelim:
Çözüm girişiminin üniversiteyle sınırlı olması bizzat AKP mensuplarının da içine sinmedi. Bu durumdan kaynaklanan rahatsızlıklarını dile getirmeye teşebbüs edenler ise—Konya Milletvekili, Hukukçular Derneği eski Başkanı Hüsnü Tuna ve Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaban örneklerinde olduğu gibi—parti yönetiminin hışmına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya.
Şimdi Erdoğan başta olmak üzere parti yöneticileri bir yerlere “Vallahi üniversite dışında yasağı kaldırma düşüncemiz yok” diye teminat üstüne teminat veriyorlar ve inandırıcılıklarını arttırmak için de “aykırı çıkış” yapanlar hakkında derhal disiplin mekanizmasını işletiyorlar.
Ancak bu tavır, yasağın kalkması için ümide kapılacak gibi olanlara yeni hüsranlar yaşatırken, yasakçı cephe keyifle ellerini ovuşturuyor.
“Çözüm girişimi”nin getirdiği bir diğer sonuç:
Teziç’in gitmesi ve özgürlük mesajlarıyla işbaşı yapan yeni YÖK Başkanının gelmesiyle oluşmaya başlayan olumlu hava, yasakçı rektörlerin YÖK yerine Üniversitelerarası Kurulu kullanarak sürdürdükleri direnişi açık şekilde tam bir meydan okumaya dönüştürmeleriyle dağılıyor.
Öyle ki, dinî konularda son derece tartışmalı ve milletin inançlarına ters düşünceleri pervasızca dile getirmesiyle mâruf olan ve dahası “Ordu tabiî ki darbe yapacak, bundan daha doğal ne olabilir?” diyebilen bir şahıs, ÜAK tarafından YÖK üyeliğine aday gösterilebiliyor!
Şimdi cevabı merak edilen soru şu: Gül bu şahsı YÖK üyeliğine getirir mi? Getirirse millete, getirmezse rektörlere sebebini nasıl açıklar? Bakalım, bu gidişin sonu nereye varacak?

31.01.2008

E-Posta: irtibat@yeniasya.com.tr