+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Mehmet Akif Dualarla Anıldı

  1. #1
    Vefakar Üye zahid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    lüleburgaz
    Yaş
    37
    Mesajlar
    329

    Standart Mehmet Akif Dualarla Anıldı

    Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY,ölümünün 71.y?l?nda mezar? baş?nda dualarla an?ld?.Allah rahmet eylesin,kabrine nur yağs?n.

    aşağ?daki al?nt? yaz?y? yak?ndan tan?mak ve dersler almak ümidiyle
    istifadenize sunuyorum.

    __________________________________________________ _____________

    ÖMRÜNÜ M?LLET?NE ADAYAN KAHRAMAN:AK?F

    Mehmet Akif Ersoy; fikirlerinden şiirlerine kadar, bütün hayat?yla, milletimiz ve şahs?m?z ad?na gurur duyacağ?m?z bir kişidir. Çok yönlü bir şahsiyet olan Akif, bütün yeteneklerini milleti için harcam?ş bir kahramand?r.

    O, ?stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde ders vermiş bir darülfünun hocas?, ?slamî ilimlere son derece vukûfiyeti olan bir ?slam âlimi, S?rat-? Müstakim dergisini ç?kararak yaz?lar?yla halk? ayd?nlatan bir mütefekkir, Millî Mücadele y?llar?ndaki vaazlar?yla, birlik ve beraberlik ruhunu halk?n gönlünde yerleştirmiş bir kahraman ve şiirleriyle de bu milletin gönlüne taht kurmuş bir ediptir.

    Akif’in çocukluğunun geçtiği y?llar, milletçe y?k?l?ş dönemlerimizdi. Akif, daha ilkokul y?llar?ndayken Rus harbi başlam?ş ve Osmanl?, y?llar?n yorgunluğuna bir yorgunluk daha eklemişti.

    Y?k?l?şlar?n, çözülüşlerin, dökülüşlerin birbirini takip ettiği dönemde büyüyen bir insan, ne kadar şen şakrak olabilirse Akif de o kadar şen şakrakt?. Ayn? y?llarda Ahmet Haşim de: “Melâli bilmeyen nesle aşina değiliz.” demiyor muydu? Evet, o y?llar, milletçe y?k?l?ş içinde olduğumuz dönemlerdi. O dönemlerde hüzün, üzerimizde bir aksesuar gibi durmuyordu; hayat?m?z?n bir parças? hâline gelmişti. Y?llar sonra bile Hilmi Yavuz: “Hüzün ki bize en çok yak?şand?r.” diyecektir.

    Hüznün varl?ğ?ndan, ?slam âlemi olarak haberimiz vard? ama ilk kez bu kadar yak?ndan tatm?şt?k bu duyguyu. O dönemde millî manevi duygular taş?yan herkes, bu duygunun ciğerleri s?zlatan etkisini bütün varl?ğ?yla hissetmişti. Sebeplerin sükût ettiği bir dönemde, ümit denilen duygunun varl?ğ?ndan dem vurmak çok zordu. “Allah’?n rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah’?n rahmetinden ancak inanmayanlar ümidini keser!” ilahî beyan? olmasayd?, Müslümanlar?n da ümitlenecek bir yan? kalmam?şt?.

    Derdin, çok genç yaşta olgunlaşt?rd?ğ? kişilerden biridir Akif... Vak?a o, şiirlerinin tamam?na yak?n?nda ney gibi inlemiştir ama zinhar ümidini kesmemiştir.

    “Serilmiş, secdemin inler durur yerlerde mirac?/Semalardan gelir ummanlar?n tehlili emvac?/Karanl?klar, ?ş?klar, gölgeler sussun ki Allah’?m/Bütün dünyay? inletsin, benim secdem, benim ah?m.”

    Safahat’?n birçok yerinde bu inilti duyulur.
    Mehmet Akif, ?slam âleminin eğitim ve ?slahat yoluyla kalk?nacağ?na inan?yordu. Zira eğitimsizliğin, y?llardan beri baş?m?za ne belalar açt?ğ?n? biliyordu.

    “Gidelim bir yere, hatta şu bizim Sudan’a/Yeni bir medrese tesis edelim urbana/Daha üç beş de faziletli mücahit bulal?m/Nesli tehzib ile ilâ ile meşgul olal?m” diyecektir.

    O, insanlar?n eğitim almas?n?, özellikle çocuklar?m?z?n okutulmas?n? istiyordu. Kendi ülkemizde, kendi evlad?m?z?n, gözümüzün içine baka baka yabanc? okullarda okuyarak elimizden kaçmas?n? hazmedemiyordu. S?rat-? Müstakim’de yazd?ğ? “Yabanc? Okullar Meselesi” isimli bir yaz?da bu meseleyi şöyle ele al?r:

    “Biz ne hamiyetsiz adamlar, ne vazifesiz babalar?z ki mevcut mekteplerimizi işe yarar bir hâle getirmek, yahut yeniden adamak?ll? müesseseler yapmak taraf?na hiç yanaşm?yoruz da istikbalimizi teşkil edecek ciğerparelerimizin terbiyesini o istikbalin hayalinden bile ürken birtak?m yabanc?lara b?rak?yoruz!

    Zengin, orta hâlli ve züğürt, elhas?l hepimiz mektepsizlikten, hepimiz maarifsizlikten şikâyet ediyoruz. Fakat hiçbirimiz bu derdin çaresini bulmak istemiyoruz. Yedi bacanak gidiyorlarm?ş, saatlerce süren sükût canlar?n? s?km?ş. “Bir adam olsa da laf etsek!” demişler.. Biz de t?pk? böyleyiz. Milyonlarca herif bir yere toplanm?ş?z. “Ah bir hay?r sahibi ç?ksa da çocuklar?m?z için mektep açsa!” diyoruz.”

    Okula ve eğitime duyulan ihtiyaç ortadayd?. Bu ihtiyaç, Akif’ten önce var olduğu gibi, Akif’ten sonra da var olmuştur. Bugün ayn? şeye ihtiyaç duymuyor muyuz? Hâlâ insan?m?z?n eğitimsizliğinden dem vurmuyor muyuz? Hâlâ k?z çocuklar?m?z? okutup okutmamay? tart?şm?yor muyuz?

    Bat?’ya ilim tahsili için giden çocuklar?m?z, bir baltaya sap olamam?şlar, üstelik kendi kimliklerini de unutmuşlard?. Ayn? teşebbüs Rusya için de denenmişti. Rusya’ya giden nesil de başka bir kimliğe bürünmüştü. Akif, asl? bir vaaz olan “Süleymaniye Kürsüsü’nde” isimli şiirinin bir yerinde bu konuya şöyle parmak basar:

    “K?z?m?n iffeti batmakta rezilin gözüne/Ac?r?m tükrüğe billahi tükürsem yüzüne/Demiş olsayd? eğer: K?zlara mektep laz?m/Şu kadar vermelisin, kahrolay?m kaçmazd?m/ Din için, millet için iş görecek alçağa bak/Dini payimâl edecek, milleti Ruslaşt?racak/Bunu Moskof da yapar, şimdi r?za gösterelim/Başka bir marifetin varsa haber ver, görelim.”

    Yine S?rat-? Müstakim dergisinde ç?kan, “Gelecek Nesillerin Eğitimi Nas?l Olmal??” isimli bir başka yaz?da, eğitim meselesini şöyle ele al?r:

    “Çocuklar?m?za kendi terbiyemizi vermeye kalk?ş?rsak cinayet işlemiş oluruz. (Burada “kendi terbiyemiz” sözüyle kastettiği, kendi yaş grubu, kendi kuşağ?d?r. Yoksa millî manevi terbiyenin d?ş?nda bir şey değildir.) ?lmi, doğrudan doğruya Peygamberimiz’den öğrenen Hazreti Ali diyor ki: ‘Ciğerparelerinize yaln?z kendi terbiyenizi giydirmeye çal?şmay?n?z. Unutmay?n?z ki onlar, sizin yaşamakta olduğunuz zamandan başka bir zaman için yarat?lm?şlard?r.’ ?çimizde tahsil hayat?n?n ne ac?kl? bir surette geçip gittiğini hat?rlamayan kimse var m?? Malumat nam?na kafam?za doldurduğumuz şeylerden ne istifade ettik? Düşünüyorum da sekiz yaş?nda ezberlediğim birçok ibareyi ancak otuz y?l sonra anlayabildim! Tabii on beş yaşlar?nda iken okuduklar?m? anlayabilmeye ömrüm yetmeyecek!”

    Problemi, al?p bugünkü şablona oturtursak t?pat?p uyacakt?r. Bugün bizler, hâlâ ayn? s?k?nt?lardan dert yanm?yor muyuz? Hâlâ eğitim meselesini tart?şm?yor muyuz? Hâlâ eğitimde lüzumsuz şeylerle kafan?n meşgul edildiğini dillendiriyor muyuz dillendirmiyor muyuz? ?şte Akif budur! Akif, kuru gürültüye pabuç b?rakmam?şt?r; lüzumsuz şeylerin lak?rt?s?n? yapmam?şt?r. Üniversite y?llar?ndan itibaren hep milletimizin, insan?m?z?n ve dinimizin derdiyle dertlenmiştir. Akif’i büyük yapan da budur.

    Akif, iman abidesi bir şahsiyettir. O, sadece Müslüman olduğunu söyleyen bir insan değil, dinin emirlerine uyan bir insand?. Dinî ilimleri çok iyi biliyordu. Dinî meselelerin, onun düşünce dünyas?nda çok önemli bir yeri vard?r. Din, Akif için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu duygu yüklü, hoşgörü timsali şahsiyet, dinine sald?r? söz konusu olduğunda son derece sert ve haşin bir hâl al?yordu. “Fen getirsinler” diye Rusya’ya gönderilen, fakat Akif’in ifadesiyle “züppeleşip” dönen ve dine dil uzatan bu kimselere, Akif şu sözlerle karş?l?k verir:

    “Hâli ?slah edecekler, diyerek kaç senedir/Bekleyip durduğumuz züppelerin tavr? nedir?/Geldi bir tanesi akşam, hezeyanlar kustu/Dövüyordum, bereket versin edepsiz sustu/Bir selâmet yolu varm?ş, o da neymiş: Mutlak/Dini kökten kaz?mak, sonra evet Ruslaşmak/ O zaman iş bitecekmiş, o zaman k?zlar?m?z/Şu tutunduklar? gayet kaba, pek manas?z/Örtüden s?yr?lacak, sonra da erkeklerden/Anal?k ilmi tahsil edecekmiş, zaten/Müslümanlar o sebepten bu sefalette imiş/Ki kad?n sosyete bilmezmiş, esarette imiş/Din için, millet için iş görecek alçağa bak/Dini payimâl edecek, milleti Ruslaşt?racak”

    Akif, Tevfik Fikret’le yollar?n?, s?rf bu dinî hassasiyetinden dolay? ay?rm?şt?r. Tevfik Fikret, 28 Nisan 1905’te “Tarih-i Kadim” adl? 212 m?sral?k bir manzume neşreder. Her şeye kin ve nefret duyan şair, tarihten başlayarak, insanlarca kutsal ve yüce bilinen her şeye hücum ettiği manzumesini, Allah’?n varl?ğ?n? inkâr ederek bitirir.

    Tevfik Fikret’in şöhreti ve ustaca yaz?lm?ş şiirin kuvvetli tesiri, o zaman?n, dinî bilgi ve duygulardan uzak kalm?ş ayd?nlar? üzerinde derin izler b?rak?r ve bu manzume, din aleyhtar? faaliyetler için, istismar vesilesi olur.

    Akif’in cevap yazmas?na sebep olan ve ona: “Sabilerin yüreğinden kopard? iman?” dedirten de işte bu tesirdir.

    “Her şeref yapma, her saadet ***/Her şeyin ibtidas? ahiri hiç/Din şehid ister, asuman kurban/Her zaman her tarafta kan, kan, kan!/Kahramanl?k, esas? kan vahşet/Beldeler çiğne, ordular mahvet/Kes, kopar, k?r, sürükle, ez, yak, y?k/Ne “aman” bil, ne “ah” işit, ne “yaz?k.”

    Akif, bu 212 m?sral?k manzumeye dört m?sra ile cevap verir:

    “Serseri: Hiçbirinin mesleği yok, meşrebi yok/Feylesof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok/Şimdi Allah’a söver... Sonra biraz bol para ver/Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder!”

    Akif’in bu m?sralar?n? hazmedemeyen Fikret, iki y?l aradan sonra seksen m?sral?k bir cevap yazar. Bu manzumesini kaleme ald?ktan dokuz ay sonra 19 Ağustos 1915’te ölür. Fikret, kaleme ald?ğ? bu “Zeyl”de ayn? fikirlerini daha aç?k ve şiddetli olarak ifade eder. Fikret, kendisinin de vaktiyle, Akif gibi cami cami dolaşt?ğ?n?, namaz k?ld?ğ?n?, cennet ve cehenneme inand?ğ?n? söyleyerek şöyle devam ediyordu:

    “Ben de âş?kt?m ezan nağmesine/Bir koşard?m ki o Allah sesine/Ben de tesbîh ü dua savm ü salât/Hepsini hepsini yapt?m, heyhât!/Çünkü telkinlere aldanm?şt?m/ Kand?ğ?n şeylere hep kanm?şt?m/............./Sevdim Allah’? da Peygamber’i de/O alay kald? bugün hep geride.”

    Fikret’in ölümünden iki sene sonra Akif, S?rat-? Müstakim’de Fikret için 98 m?sral?k bir cevap yazar. Bu cevap edebiyat?m?zda, dinsizlik ad?na taassup gösterip halk?n manevi değerlerine sald?ranlara verilmiş bir cevap olarak yerini alm?şt?r.

    Esasen bu meselede, Akif’i k?zd?ran ve cevap vermeye mecbur b?rakan şey, Fikret’in dini reddetmesi değil, Müslüman bir toplumda yaşad?ğ? hâlde, o toplumu bir arada tutan temel değerlere sald?rmas?; bunu yaparken toplumda meydana gelecek çözülmeyi düşünmemesi ve dindarlar?n en hassas olduklar? hususlarda, onlar?n inançlar?yla son derece çirkin bir şekilde alay etmesiydi.

    “Tarih-i Kadim” gibi “Zeyl” de din aleyhtarlar? üzerinde derin tesirler b?rakm?şt?r. 1928’de Latin harflerinin kabulünden sonra ilk yay?nlanan kitaplardan biri de “Tarih- i Kadim” olmuştur.

    Akif, cevap olarak yazd?ğ? bu doksan sekiz m?sral?k manzumenin bir bölümünde şöyle der:

    “Savurdu pencereden havruz uğrat?rcas?na/Gelip gelip t?kanan levsi pis karihas?na/Boşand? yerlere küfrün bir öyle murdar?/Ki bağlay?p ebediyyet ipiyle asar?/Süpürge yapsalar imkân? yok temizleyemez/Bütün cihan? dolaş: Garb’?, Şark’?, her yeri gez.../Görür müsün bakal?m böyle bir kuduz ilhad/Ki ferşi çiğneyerek Arş’a h?rlas?n? Heyhat/Cinayetin bu şenaat kadar mülevvesini/?şitmek istemez insan, değil ki görmesini.”

    Akif’in, Fikret’le ilk tan?şmas?n? Mithat Cemal Kuntay’?n hat?ralar?ndan dinleyelim: “Akif, Fikret’le ilk kez Darülfünun’da görüştü. Meşrutiyette ikisi de orada hocayd?. Akif’e: ‘Sende nas?l bir izlenim b?rakt? Fikret? dedim.’ Akif: ‘Sevemedim bu adam?.’ dedi. Nedenini de anlatt?: ‘Benim gibi ilk görüştüğü adama, yirmi senelik arkadaşlar?n? çekiştirdi...’ Bu tuhaf?ma gitti. ?nanm?yacakt?m: Fakat Akif söylüyordu, istemeye istemeye inand?m. Aradan birkaç sene geçti. Fikret’i ilk defa görüyordum. Ve ilk defa gördüğüm Fikret, bana da yirmi senelik arkadaşlar?n? çekiştiriyordu. Bu doğrulanan arkadaş fasl?ndan sonra Akif, art?k Fikret’in ismini bir daha ağz?na almad?. Fikret’in “Tarih-i Kadim”i ortaya ç?kt?ktan sonra ise: ‘Bu adam Peygamberime sövdü. Babama sövse affederdim, fakat Peygamberime sövmek... Bunu ölürüm de hazmetmem’ diyordu.”

    Akif, mukaddesat?na düşkün bir insand?. ?nsanlar?n düşüncelerine ve inançlar?na sayg? duyar, kendi düşünce ve inançlar?na da sayg? duyulmas?n? isterdi. Onun yan?nda, onun dinine söz söylenemezdi.

    Akif, dostlar?na karş? çok vefal?yd?. Birisini dost edindi mi, ömür boyu bu dostluğu devam ederdi. Cemal Kuntay, bu konuyla ilgili bir hat?ras?nda şöyle der:

    “Mehmed Akif, Baytar Mektebi’nde birlikte okuduklar? ve sevdiği arkadaş? ?slimyeli Hasan Tahsin Bey ile karş?l?kl? andlaşm?şlar ve hayatta kalan?n, daha önce ölenin ailesine bakacağ?na dair söz vermişlerdi. Hasan Bey, Edirne Baytar Müfettişi bulunduğu s?rada 1910 y?l?nda vefat edince, Akif Bey –her zaman olduğu gibi– sözünde durarak merhumun üç çocuğunun bak?m?n? üzerine alm?şt?.”

    Akif, ileri görüşlü bir insand?. Dünya siyasetiyle ilgilenir ve hadiselerin ak?ş?n? takip ederdi. Berlin’de yaşanan bir olay, Emin Erişirgil’in hat?ralar?nda şöyle geçer:

    “Akif Bey’in, Berlin dönüşünde, Yahudiler hakk?ndaki tespiti ve “Nazi”leri haber veren şu sözleri, dikkatinin keskinliğini yeteri kadar anlatacakt?r: ‘Berlin’de karş?ma hep Yahudiler ç?kt?. Banka, borsa, kitap, musiki her şey Yahudilerin elinde. Vesikas?z ekmek, tereyağ? da öyle. Korkar?m, bu memleket bir gün onlardan hesap soracak!”

    Nitekim bu hesab? daha sonra Hitler sormuştur.

    Mehmet Akif, mütevaz? bir şahsiyetti. Gururu sevmez, yan?nda bulunan herhangi birisi kendisini övdüğünde, utanc?ndan k?pk?rm?z? olurdu. Gururlananlar? sevmez, gururland?klar? zaman, laf? yüzlerine söylemekten çekinmezdi. Bir gün, sar?kl? bir molla Paris’e gider. Gelince, mollan?n üzerindeki gururu gören Akif, ona şöyle der: “Siz, Paris’e gitmeden önce millete Fatih Cami’nin minaresinden bak?yordunuz, şimdi Eyfel Kulesi’nden bak?yorsunuz.”

    Akif’in, milleti ad?na yapt?ğ? bütün görüşmelerde ve seyahatlerde ne kadar ağ?r bir sorumluluk duygusu taş?d?ğ?n?, Berlin’deki hayat?na şahit olan gazeteci Habip Edip Törehan, şöyle nakleder:

    “Ben bundan tam k?rk sene evvel bir talebe olarak Berlin’de bulunurken şair Mehmet Akif’in Berlin’e geldiğini duymuştum. Onu ismen ve eserleri ile tan?rd?m. Babam, merhum Halil Edip’in şair olmas? hasebiyle dostluklar? fazla bulunmas?na rağmen kendisini şahsen tan?m?yordum.

    Berlin’in işlek bir tren istasyonunun karş?s?nda ikinci s?n?f ve mütevaz? bir otelde oturduğunu haber ald?m ve ziyaretine gittim. Babam?n ismini söylediğim vakit bana çok büyük iltifat etti. O günden itibaren her gün kendisine uğruyor, günlük Alman gazetelerinde bizi alakadar eden haberleri tercüme ederek bildiriyordum.

    Kendisinin söylediğine göre, Alman hariciyesi ona da muhteşem bir otelde büyük bir daire tahsis etmiş, fakat şair Mehmet Akif bunu reddetmişti.

    Berlin’e gelmesinin maksad?: O zaman Birinci Dünya Savaş?’nda Almanya ile müttefik bulunduğumuzdan Arapça beyanname yaz?l?yor ve bunlar uçaklarla Frans?z ordusundaki Müslüman askerlerinin bulunduğu yerlere at?l?yordu. (...) Bu beyannameleri şair Akif, Arapça olarak kaleme al?yordu...

    Almanlar’?n kendisine muhteşem bir hayat sürmesini teklif ettikleri zaman: ‘Çok müteessirim ki burada sizin ücretini verdiğiniz otelde oturuyor ve yemek masraflar?n? da size ödetiyorum. Bu paray? vermeme imkân yoktur, eğer bu imkâna sahip olsayd?m size beş para ödetmezdim, onun için en asgarî masraf? yapmak mecburiyetindeyim, benim gördüğüm hizmet yaln?z size değil, sizinle müşterek olan memleketime aittir.’ demiştir.

    Ben bir talebe olduğumdan kendisine fazla davetler yapam?yordum, fakat o, en basit şeylerle iktifa ediyordu. Bir gün akşam yemeğini bulunduğu otelde yerken beni de davet etmişti. Ben yemek listesinde en basit ve oldukça ucuz bir şey ?smarlam?ş ve bununla iktifa etmiştim. Yemek bittikten sonra garson hesab? getirdi. Çünkü her defas?nda o, hesap pusulas?n? imza ediyormuş. Bana tercüme ettirerek garsona bu hesaptan benim masraf?m? ç?karmas?n?, onu kendisi ödeyeceğini bildirdi. Garson buna lüzum olmad?ğ?n? söylediği hâlde şair Akif ?srar etti ve çantas?nda bulunan birkaç marktan benim yemek param? ödedi.”

    Akif, Berlin’de bulunduğu y?llarda bile hep Çanakkale’yi düşünüyordu. Bir gün Berlin’de yan?nda bulunan Binbaş? Ömer Lütfi Bey’e:

    —Ömer Bey, ne olacak bu Çanakkale’nin hâli? der.

    Ömer Bey de:

    —Durum hiç iç aç?c? değil. Bir fevkalâdelik zuhur etmezse savaş tekniğiyle kurtuluş ümidi yok, der.

    Akif, bu söz üzerine çocuk gibi ağlar. Zira Ömer Lütfi Bey’in tespitiyle, onun Çanakkale için, askerî kuralla yap?lacak herhangi bir aç?klamaya tahammülü yoktu. O, “Çanakkale, katiyyen geçilemez. Düşman, bu milleti çiğneyemez!” sözünü duymak istiyordu.

    Akif, sözünün eriydi. Bu, onun en belirgin özelliğiydi. Fatin Gökmen’in yaşad?ğ? olay, bu konuda fikir vermek için yeterlidir.

    “Ben Vaniköyü’nde oturuyordum. Kendisi de Beylerbeyi’nde. Bir gün öğle yemeğini bende yemeyi kararlaşt?rm?şt?k. Öğleden bir saat evvel bana gelecekti. O gün öyle yağmurlu bir hava oldu ki her taraf? sel götürdü. Merhum yürümeyi severdi. Bu havada karadan gelemeyeceğini düşündüm. Normal zamandan biraz önce gelen vapurdan ç?kmad?, diğer vapur bir buçuk saat sonra gelecekti. Yak?n komşulardan birine gittim. Vapur gelmeden döneceğimi de hizmetçiye söyledim. Yağmur devam ediyordu. Vaktinde evime döndüm, bir de ne işiteyim, bu arada s?r?ls?klam bir hâlde gelmiş, beni evde bulamay?nca hizmetçi ne kadar ?srar ettiyse de durmam?ş, “Selâm söyle” demiş, o yağmurda dönmüş gitmiş! Ertesi gün kendisini gördüm. Vaziyeti anlatarak özür dilemek istedim, dinlemedi. “Bir söz, ya ölüm veya ona yak?n bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir” dedi. Benimle tam alt? ay konuşmad?.”

    Ahde vefa, peygamber ahlak?d?r. Zira Peygamberimiz de kendisiyle sözleşip sözünü unutan bir insan? üç gün beklemiştir. Söz, senettir. Verilen sözü tutmamak bir iman zaaf?d?r.

    Mehmet Akif, davet üzerine, birinci meclisin aç?l?ş?ndan bir gün sonra 24 Nisan 1920’de Ankara’ya var?r. Akif’in Ankara’ya gelişi, gazetelerden duyurulur. Akif, geldikten bir hafta sonra cuma günü Hac? Bayram Camii’nde halka ilk vaaz?n? verir ve halk?, Kuvay? Milliye’ye kat?lmas? için cihada davet eder.

    Akif’in vaazlar? etkisini göstermiştir. Milli Mücadele’ye destek verme konusunda tereddüt yaşayan insanlar, Akif’in dindar ve âlim kimliğine güvenerek Kuvay? Milliye’ye destek vermeye başlarlar. Akif, Anadolu’yu dolaşmaya başlar. Eşref Edip’le birlikte Bal?kesir’e giderler. Akif, cuma namaz?ndan sonra Zağnos Paşa Camii’nde kürsüye ç?kar. “Ey Müslümanlar!” hitab?ndan sonra şu şiirini okur:

    “Cihan alt üst olurken, seyre bakt?n, öyle durdun da/Bugün bir serserisin, derbedersin kendi yurdunda.”

    Akif, Ankara’ya geldikten sonra Anadolu’nun birçok ilini dolaş?r ve her ilin ileri gelenleriyle konuşup onlar? Millî Mücadele’ye destek vermeye çağ?r?r. Akif’le birlikte dolaşan oğlu Emin, karş?laşt?ğ? bir hat?ras?n? şöyle anlat?r:

    “Eskişehir’de, Osman Bey isminde çok zengin bir insan?n evinde kald?k. Bu zat, Millî Mücadele’ye destek vermek istiyordu fakat kay?npederini ikna edememişti. Babam, aslen Tatar olan, bu son derece sofu ihtiyara birden tesir etti. Bu savaş?n çok önemli bir cihat olduğuna onu ikna etti.”

    Mehmet Akif’in, Millî Mücadele y?llar?nda Kastamonu’daki Nasrullah Camii’nde verdiği vaaz son derece önemli ve etkileyicidir. Bu vaaz?n büyük bir k?sm?, o zamanki S?rat-? Müstakim dergisinde yay?nlanm?şt?r. Bu vaaz için M. Emin Erişirgil şöyle der:

    “Kurtuluş Savaş?’nda, halk?n ve onu gerçekleştiren büyük adamlar?n inanc?n? en aç?k şekilde gösteren yaz?l? belge, san?r?m Atatürk’ün “Nutuk” isimli eserinden sonra, Akif’in Nasrullah Camii’ndeki bu vaaz?d?r.”

    Mehmet Akif’in Müslüman Anadolu halk? üzerinde büyük tesiri vard?. Onun gerçek bir dindar, kat?ks?z bir vatansever ve halis bir mücahit olduğunu bilen Müslüman ayd?nlar ve halk, ona tam bir güven beslemekteydiler. Gerçekten de Akif bu güvene lay?kt? ve geçmişi olduğu gibi, yaşad?ğ? hâl de bunun şahidi idi.

    Kastamonu hitabesi s?ras?nda Mehmed Akif Bey, k?rk yedi yaş?nda bulunuyordu. O sabah, yan?nda taş?d?ğ? kitab?n ne olduğunu soran Kastamonulu Haf?z Ömer Efendi’ye Akif, şu cevab? verir:

    “Tefsir-i Celâleyn’dir. Bunu daima yan?mda taş?r, Kur’an-? Kerim gibi okurum. Şimdiye kadar on sekiz defa hatmettim. Şimdi on dokuzuncu hatme devam ediyorum.”

    Eşref Edip’in anlatt?ğ?na göre, Kastamonu dönüşünde Mustafa Kemal Paşa, ikisini de yan?na davet etmiş, onlara manevi cephenin kuvvetlenmesinde S?rat-? Müstakim kadar büyük rol oynayan başka bir bas?n organ? olmad?ğ?n? söylemiş ve ikisine de minnettarl?klar?n? ifade etmiştir.

    Sakarya Savaş? s?ras?nda, düşman?n Ankara’ya yaklaşmas? üzerine meclisin Kayseri’ye nakli gündeme gelir. Bu fikre karş? ç?kanlar?n baş?nda Akif yer al?r. Akif, böyle bir düşüncenin, halk üzerinde olumsuz etki yapacağ?n? söyler ve meclisin taş?nmas?n? engeller. Bu arada milletvekillerinin aileleri Kayseri’ye nakledilir, Ali Şükrü Paşa ile birlikte ailesini gönderen Akif, oğlu Emin’i yan?na al?r. Oğlunu da göndermesini isteyenlere: “Benim öldüğüm yerde, vatan için oğlum da ölsün!” cevab?n? verir.

    Mehmet Akif, çok sevdiği arkadaş?, deniz kurmay binbaş? Ali Şükrü Bey’in, 1923 Mart?nda öldürülmesinden sonra, meclisten soğur. ?ki ay sonra ailesiyle birlikte ?stanbul’a döner. Ayn? y?l?n ekim ay?nda, Abbas Halim Paşa’n?n davetlisi olarak M?s?r’a gider, 1924 bahar?nda Türkiye’ye gelir, sonra k?ş? Abbas Halim Paşa’n?n yan?nda geçirmek üzere tekrar M?s?r’a gider. 1925’in May?s’?nda yurda döndüğü zaman en yak?n arkadaş? Eşref Edip’in, “isyana teşvik” suçuyla, ?stiklal Mahkemeleri’nde idamla yarg?land?ğ?n? öğrenir. Bu s?rada Diyanet ?şleri Başkanl?ğ?, Kur’an-? Kerim tercümesi ve meali yazd?rmak için kollar? s?var. Tefsiri, Elmal?l? merhum Muhammed Hamdi Yaz?r’a, tercümeyi de Akif’e vermek isterler. Akif kabul etmek istemezse de ?srarlara dayanamaz; ad?na “meal” denmek ve Elmal?l?’n?n tefsirinin yan?nda verilmek şart?yla teklifi kabul eder. Bu iş için tahsis edilen 6 bin liradan, bin liray? al?r ve imza atar. 1926’da başlad?ğ? çal?şmas?n? 1929’da bitirir. O s?ralarda Kur’an-? Kerim’in Türkçe okunmas? çal?şmalar? yap?lmaktad?r. Akif, M?s?r’dan bu çal?şmalar? takip eder. 1932 Ramazan’?n?n Kadir Gecesi’nde Ayasofya Camii’nde Kur’an-? Kerim yerine, tercümesi okunur; Ramazan’?n son cumas?nda ise smokinli olarak Süleymaniye minberinden hutbe okuyan Sadettin Kaynak’?n resmi gazetelerde yay?nlan?r. Bunun üzerine Akif, tercümesinin Kur’an-? Kerim yerine konulacağ?ndan endişe ederek, ald?ğ? bin liray? iade eder ve tercümeyi vermez.

    Mehmed Akif, 1936’da hastalanarak yurda dönerken, Kur’an-? Kerim mealini, müderris dostu Yozgatl? ?hsan Efendi’ye b?rak?r. “Dönersem al?r?m, dönmezsem, yakars?n.” diye vasiyet eder.

    Mehmed Akif’in vefat?ndan sonra kendisinden meali soran, almak ve bast?rmak isteyenlere, “Yakt?m!” diyen ?hsan Efendi, Akif merhumun mealini yakmaya k?yamam?ş; onun defterlerini ayr?ca kendisi temize çekip ciltleterek iki nüshay? birlikte saklam?şt?... ?hsan Efendi, 15 Temmuz 1961’de Kahire’de vefat etti. Daha önce oğlu Ekmeleddin’e –vasiyeti yerine getirmek endişesiyle olmal?– sadece Akif’in defterlerinin yak?lmas?n? işaret etmişse de vefat?ndan sonra ortaya ç?kan her iki nüsha, orada bulunan ?brahim Sabri Bey’in zorlay?c? ?srar? sonucu –birkaç Türk talebenin de bulunduğu bir s?rada– maalesef yak?l?r. Bu üzücü olay, orada bulunanlar?n ald?klar? karar üzere, uzun zaman sakl? tutulur; nihayet 1992 y?l?nda, olay?n şahitlerinden ?smail Hakk? Şengüler Bey taraf?ndan aç?klan?r.

    Akif, 1925’te, M?s?r’a son gidişinde on seneyi aşk?n bir sene ülkeye hiç gelmez. Bu süre içinde M?s?r’da s?k?nt?l? bir hayat yaşad?ğ?n?, Eşref Edip’e yazd?ğ? bir mektubundan anl?yoruz:

    “Eşref, baş?ma dolamak istediğin işi başarmak için her şeyden evvel nakit, vakit, vukuf laz?md?r. Ben eşimin senelerden beri devam eden hastal?ğ?, memleketin de pahal?l?ğ? dolay?s?yla fevkalade s?k?nt? çekiyorum. Çok zamanlar Hilvan’dan M?s?r’a inmek için yol paras? bulam?yorum...”

    Hastal?ğ? ilerleyen Akif, nihayet 1936 Haziran’?nda yurda dönmek üzere vapurla yola ç?kar. Yan?nda han?m? vard?r. Vapur Çanakkale’den geçerken, Akif gözyaşlar?n? tutamaz. ?stanbul’un camileri görününce, Akif’in gözleri tekrar dolar.

    Yurda döndükten sonra, Abbas Halim Paşa’n?n Beyoğlu’ndaki M?s?r apartman?na yerleştirilen Akif, tedavi görürse de s?hhatine kavuşamaz ve 27 Aral?k 1936 gününün akşam? vefat eder. Cenazesi, Beyaz?t Camii’ne getirilir. Vefat haberi karş?s?nda resmî kurum ve kuruluşlar, en ufak bir girişimde bulunmazlar. O zamanlar Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olan Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in yan?s?ra, Mithat Cemal Kuntay ve merhum edebiyat profesörü Abdülkadir Karahan gibi baz? öğrenciler, Akif’in cenazesinin Beyaz?t Camii’ne geleceğini haber al?rlar. Cami avlusunda beklemeye başlarlar. Namaz vakti yaklaşmas?na rağmen herhangi bir hareketlilik göremezler. Bir süre sonra caminin d?ş?ndaki lokantan?n önüne bir cenaze arabas? yanaş?r. ?ki kişi, üstünde örtü bile olmayan bir tabutu indirmeye çal?ş?rlar. Cami avlusunda, Akif’in cenazesini bekleyen o birkaç üniversite öğrencisi, tabutun fakir ve örtüsüz hâline ac?y?p yard?m etmek isterler. Cenazenin yan?na yaklaş?nca, örtüsüz ve kimsesiz tabutun Mehmet Akif Ersoy’a ait olduğunu öğrenirler ve ağlamaya başlarlar. ?çlerinden birisi koşa koşa lokantan?n bayrağ?n? al?p getirir ve vatan şairinin üzerine örter. Namaz vaktine kadar olan k?sa süre içinde yüzlerce üniversiteli vatanperver öğrenci, Akif’in cenazesinde buluşur. Cenaze, musalla taş?nda beklerken üzeri ay y?ld?zl? bayraklarla süslenir. Cenaze merasiminde, bir tek resmî kişi ve kuruluş yer almaz. Vatan şairinin tabutu, üniversiteli gençlerin omuzlar? üzerinde, Edirnekap? Şehitliği’ne kadar taş?n?r. Akif’in cenazesi baş?nda, gür sesleriyle ?stiklâl Marş? söyleyen gençler, daha sonra tekbirlerle cenazeyi defnederler.

    Mehmet Akif Ersoy, hayat? boyunca yoksulluk içinde yaşad?. Vatan?n?n işgal edildiği bir dönemde, gece gündüz hem inledi hem de mücadele etti. Şiirlerinde ideal bir nesli canland?rd? ve ad?na “As?m’?n Nesli” dedi. Bu nesil, yine Akif’in ifadesiyle: “Eskiyi, eski olduğu için atmayacak, yeniyi de yeni olduğu için almayacakt?. Faydal? olan? alacak, zararl? olan? atacakt?. O, bat?n?n fen ve tekniğini al?p kendi ülkesine hizmet edecek bir nesli şiirleştirmişti. Bu nesil, bir yandan Kur’an’?, asr?n idrakine söylettirmeli, zaman ihtiyarlad?kça Kur’an’?n gençleştiğini görmeli, diğer yandan da, fen ve teknoloji ad?na ortaya koyduğu projelerle dünya çap?nda ödüller ve madalyalar almal?yd?. Akif, bu neslin hasretini çekti. Kafas? fen ve teknolojiye uyumlu, kalbi Çanakkale’yi kazananlar kadar inanç ve imanla dolu bir nesil olmal?yd? bu.

    Gerek sorumluluk duygusuyla, gerekse milletini temsil etme yönüyle dünyan?n imrendiği bu nesil yetişmeye başlam?şt?r. Fecr-i sad?ğ?n horozlar? çoktan ötmüştür. Anadolu’nun bağr?nda, Çanakkale’de akan kanlar?n sulad?ğ? gül fidanlar? çoktan büyümüştür. Akif’in gözyaşlar?n? dindirecek ve ruhunu şad edecek olan bu neslin; ülkesini, dünya muvazenesinde lay?k olduğu yere taş?yacağ? ümidini besliyor, vefat? gününde kendisini bir kere daha rahmetle an?yoruz.
    Konu zahid tarafından (28.12.07 Saat 11:57 ) değiştirilmiştir.
    Yol vardır; it izi gibi,yol vardır;arkadan gelenler "şehrah"der gider..

  2. #2
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Rabbim ahiretini nur ile doldursun..
    yeri dolmayacak bir değerdi...

    hayatında en çok dikkatimizi çeken izlerden biri de Bediüzzaman r.a.'la beraber, ingilizlerin safında çarpışan hintli müslümanların savaş sırasında siperlerini terketmelerine sebep olan ortak fetvaları için sarfettikleri çabadır..
    alman istihbaratı da bunda kilit rol almıştır..
    bir kitapta vardı..
    Vakkasoğlu'nun eseriydi yanlış değilse..

  3. #3
    Pürheves Li`eclillah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Konya
    Mesajlar
    151

    Standart

    ?kisi de bu milletin yetiştirdiği son devrin iki muzdaribi. Sanki bir ruh, iki ceset gibiler. Düşünceleri, yaşant?lar?, ahlaklar?, dert ve ?zd?raplar?, içtimai hastal?klar?m?z? teşhisleri ve tedavi çareleri ile...

    Bu k?sa çal?şmam?zda bu iki büyüğümüzün pek bilinmeyen yak?nl?klar? üzerinde duracağ?z.?nşaallah hüsnü kabule mazhar olur, hem onlar?n, hem de sizin kat?n?zda...

    Bu iki aziz insan?n ne zaman tan?şt?klar?n? bilemiyoruz. Ama herhalde Meşrutiyet seneleri olsa gerektir. ?kisinin de yak?n dostu merhum Eşref Edip bey 1952’de yazd?ğ? bir yaz?s?nda o y?llara şöyle değinir: “Üstadla tan?şmam?z k?rk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye(Sebiliürreşad iderahanesi) gelir. Akifler, Naimler, Feridler, ?zmirlilerle birlikte saatlerce tatl? tatl? musahabelerde bulunurduk. Üstad kendisine mahsus şivesiyle yüksek ilmi meselelerden konuşur, onun konuşmas?ndaki celadet ve şehamet bizi de heyecanland?r?rd?.” (1)
    Daha sonralar? Bediüzzaman ile Akif’in yollar? Dar-ül hikmet-i ?slamiye adl? akademide yeniden birleşti. ?kisi de burada aza idi. Üstad?n talebesi Mustafa Sungur ağabeyin nakline göre Bediüzzaman şöyle demiştir: “Ben Mehmed Akif’e her sabah dua ediyorum. O, Dar-ül Hikmette arkadaşlar?m?z içinde en çok bana karş? hürmetkar davran?rd?. Hatta bir gün benim g?yab?mda ?zmirli ?smail Hakk? bir şeyler söylemiş. Mehmed Akif demiş ki: “Eğer alim iseler, gitsinler Bediüzzaman’?n yazd?ğ? ?şarat-ül ?’caz’? anlamaya çal?şs?nlar.(2)

    Bediüzzaman hazretleri 22.3. 1951’de yazd?ğ? bir mektubunda M. Akif’in ?şarat-ül ?caz tefsiri hakk?nda değerlendirmesini bizzat nakletmektedir. Bu mektubun o k?sm?n? derc ediyoruz: “?şarat-ül ?’caz umum Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi, ve o nur bahçesinin bir fidanl?ğ?, ve s?rr-? i’caz-? Kur’an’?n bir menba? olduğunu gördüm. Gayet ince ve derin olduğu için şimdiye kadar alimler pek az?n? anlam?şlard?. Fakat kimin eline geçmiş ise fevkalade takdir etmiş ve “emsalsiz” demiş. Hatta Dar-ül Hikmette merhum şair Mehmed Akif demiş ki, “En büyük alim odur ki, bu tefsiri anlas?n...değil ki, bir benzeri yap?labilsin.” (3)

    Yine Dar-ül Hikmette iken bir mecliste Mehmed Akif demiş ki: “Bediüzzaman’?n konuştuğu yerde bize ancak sükut düşer” (4)
    Diğer bir rivayete göre, merhum şairimiz şunlar? dile getirmiştir: “Dar-ül Hikmette iken, Bediüzzaman söze başlad? m?yd?, biz hayran hayran onu dinlerdik.” (5)
    Bediüzzaman’?n yak?n talebelerinden merhum Zübeyr Gündüzalp 1950’de Ankara’da verdiği bir konferansta şöyle demektedir: “Büyük şairimiz ,edebiyat?m?z?n medar-? iftihar? merhum Mehmed Akif bir üdeba meclisinde; “Viktor Hugolar, Şekspirler, Dekartlar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’?n bir talebesi olabilirler” demiştir.(6)
    ?stiklal harbimizin sar?kl? mücahidlerinden Erzurum Mebusu merhum Mehmed Salih Yeşiloğlu efendi de 1950’lerde Üstad Bediüzzaman’a yazd?ğ? bir mektubunda şöyle demektedir: “ Muhterem Üstad?m! Sizin hakk?n?zda şair-i merhum Mehmed Akif bey ile Dar-ül Hikmet-i ?slamiye azal?ğ?nda bulunmuş olan merhum Mehmed Şevketi’den dinlediğim k?ymetli notlar?m vard?r.”(7)
    Hala gün yüzüne ç?kmak için müdakkik araşt?rmac?lar? bekleyen bu k?ymetli notlarda neler olduğunu bilemiyoruz.. Ancak bir tanesini, Salih beyin zaman?n içişleri bakan? Hilmi Uran’a “Molla Said kimdir?” başl?ğ?yla yazd?ğ? bir mektuptan anlayabiliyoruz. Şöyle diyor mezkur mektupta merhum Salih efendi: “Şair-i meşhur Akif bey merhumun rivayetine nazaran, M?s?r’?n en maruf ulemas?ndan olan ve Garb?n müteaddit lisan ve felsefesine aşina buluna Üstad-? azam Abdülaziz Çaviş’in yirmi küsur sene evvel El Ehram ceridesindeki Said hakk?nda yazd?ğ? “Fatin-ül asr” başl?kl? makalesini okuyan ve kendisiyle bizzat görüşen ilim adamlar? bu zat?n f?traten ilmi kudretini ve ilahi mesleğini takdir edebilirler.” (
    Bediüzzaman hazretleri yazd?ğ? bir mektupta şöyle demektedir: “Merhum Fetva Emini Ali R?za, Ve merhum Ahmed Şirani ve merhum Şevketi efendi ve merhum Mehmed Akif gibi insafl?, Risale-i Nur’u fevkalade takdir ve tahsin eden o muhterem ve merhum zatlar?n hat?r? için biz, ?stanbul hocalar?na dostuz, onlardan gücenmeyiz.”(9)
    Cenab-? Hakk iki büyüğümüze de felek çarklar?n? durdurana kadar rahmetini sağanak sağanak yağd?rs?n. Bize de, onlar?n ümid ve hasretle beklediği “Nesl-i Cedit, As?m Nesli” olma ruh ve şuurunu lütfeylesin. Amin.

    Dipnotlar:

    1-Tarihçe-i Hayat-s:551- Sözler yay?nevi-?st-1976
    2-Mufassal Tarihçe-i Hayat:1/241-Abdülkadir Bad?ll?- ?st-1998
    3-Mufassal Tarihçe:2/905-906
    4- Mufassal Tarihçe:2/906
    5- Mufassal Tarihçe:2/906
    6-Sözler-s:764- Envar Yay?nlar?-?st-1996
    7-Mufassal Tarihçe:1/27
    8-Emirdağ Lahikas?-1/144-Sözler yay?nevi-?st-1993
    9- Risale-i Nur Külliyat?:2/1746-Nesil Bas?m Yay?n-?st-1996

    Salih Okur
    Şimdi oku kabirde okuyamazsın!

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mehmet Âkif'le son röportaj
    By Bîçare S.V. in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 01.10.15, 13:29
  2. Mehmet Akif Ersoy
    By tunae in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.09.08, 18:24
  3. Mehmet Akif'ten Bir Hatıra
    By SeRDeNGeCTi in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.06.07, 08:20

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0