Ablaların çok olduğu ailelerde küçük erkek çocuklar şehzade gibi büyütülürler. Bir dediği iki edilmez. İki üç kişilik sevgi ve ilgi ile beslenir.
Bir buçuk yaşındaki çocuğunu annesinin kucağında pastanenin önünden geçerken bir pastaya hafif yan gözle baktığını gören babası, pastaneyi gece açtırarak çocuğa o pastayı almıştı.
İmtiyazlı özel hissettirilerek büyütülen bu çocuklar hep almaya alışırlar, vermek istemezler. Paylaşmayı sevmezler. Sofrada büyük lokma onlarındır. Önce onların karnı doyurulur.

Tüketen gençlik
Egoları öyle şişirilmiştir ki aileleri için sorumluluk almayı istemezler. Özellikle ergenlik dönemlerinin başlamasıyla birlikte aileye düşman kesilirler. İstekleri çok büyüdüğü için bunları aile karşılayamadığında isyan ederler. Haklarının verilmediği, zevklerinin engellendiğini söyleyerek kendilerine ayrı ev tutmak isterler. Çoğu zaman da anne baba varlıklıysa olay çıkmasın diyerek hep taviz verirler. Artık o genç sürekli tüketir, daima eğlence ve zevk peşindedir.

Kamusal alan ve özgürlük
Toplumda büyük bir aile olduğuna göre günümüzdeki kamusal alan ve özgürlük tartışmalarını bu kapsamda değerlendirebiliriz.
1945’lerde plajlara sadece Halk Partililer ve üyeler girebiliyordu. Babam o yıllarda İstanbul Diş Hekimliği Fakültesini kazanmıştı. Halk Partisi’ne üye olmadığı ve Samsun Lisesi mezunu olduğu için yurda alınmadığını anlatmıştı. Babam üç yaşında annesiz kalmıştı. Ekonomik durumları uygun olmadığı için okulu yarım bırakarak ticarete atıldı. Bu durum bizim ailemizin önemli bir özgeçmişidir.
Birleşmiş Milletlerin baskısı ile gelişen demokratikleşme rüzgarları plajların halka açılmasını gerektiriyordu ve plajlar halka açıldı. O günlerde ünlenen gazete manşeti “Halk geldi vatandaş açıkta kaldı.” idi.

İradeyi temsil
28 Şubat şokundan sonra halk uyutulduğunu anladı ve kendi iradesini temsil etme yeteneğinde olan insanları destekledi. Halkın temsilcileri devlette görülmeye başladı. İşte bundan sonra şehzade gibi özel emzikle büyütülmüş, imtiyazlı gruplar kendilerini tehlikede hissetmeye başladılar.
Akıntıya kürek çektiklerini anlamaları gerekiyor. 28 Şubat daha arıtılmış bir grubu iktidara getirdi. Yeni bir 28 Şubat olursa eğer daha da arıtılmış bir grubun gelmesine yol açılır.
Çözüm tembelliği bırakarak halkla bütünleşip onların gönlünü almak olmalı iken Marmaris, Bodrum keşiflerinden ve zevklerinden vazgeçemiyorlar. Askeri idare beklemek kolaycılığına kaçıyorlar.

Tehdit algısı
Tıpkı haylaz, sorumsuz, ailenin imtiyazına alışmış gençler gibiler. İstedikleri olmazsa eğer kendilerini tehdit altında hissedip ayrı bir ev açma düşüncesi gibi vatanı terk etmekten söz ediyorlar. Doğru yöntem, özeleştiri yaparak sorumluluk almaktır. Ben odaklı değil aile odaklı, yani toplum odaklı düşünmektir.

Beyhude hevesler
Darbe hevesleri de beyhudedir.
Toplum artık darbecilerin siyasi ajandalarını biliyor. Eğer bir darbe girişimi olsa binlerce arabanın askeri birliklerin önünde trafiği kilitleyeceğini söylersek abartmış olmayız. Çünkü toplum özgürlüğün ve insanlığın tadını tattı. Artık daha politize ve daha idealistler.

Çözüm nedir?
Uzlaşmaktan başka çözüm yok.
Herkes birer adım atacak, kimse kimseyi kendine benzetmeye çalışmayacak. Toplumsal muhalefeti susturmak için siyasi cinayet ve kriz planları yapanlar artık bu gerçekleri görmelidirler.
Türkiye herkesi mutlu edebilecek bir kültür, siyasi ve sosyal iklime sahiptir.

Nevzat Tarhan - Haber7 - ntarhan@gmail.com