+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Bu İş, Bediüzzaman'sız Çözülemeyecek, Anlaşıldı

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Bu İş, Bediüzzaman'sız Çözülemeyecek, Anlaşıldı

    Anlaşılıyor ki, Bediuzzaman’ın reçeteleri olmadan biz bu sorunu çözemeyeceğiz. Biz meseleyi hep yanlış açılardan yaklaşıyoruz. Biz, hep Kürtleri isyan etmekle suçluyoruz, “Biz ne yapıyoruz ki, bu insanlar dağa çıkmak zorunda kalıyorlar” demiyoruz. Rahat ve huzur içinde yaşamak varken bir insan neden dağa çıksın?

    Bakın taa 1910-11 yıllarında Bediuzzaman Kürt aşiretlerine meşrutiyeti anlatırken neler söylemiş:

    “İslam’ın bahtını, Asya'nın talihini açacak olan Meşrutiyet (demokrasi)tir. Size müjde veriyor ve diyorum ki, devletimizi ebediyen yaşatacak Meşrutiyettir. Sorumluluğunun bilincinde olan sizler var oldukça o da var olacaktır. Devletimiz yıkılacak diye ümitsizliğe kapılmayınız.

    Bir padişahın, ince bir tel hükmündeki kişisel fikriyle bir toplumu idare etmesi nerede, toplumun her bir ferdinin kendi malına ve hakkına sahip çıkmasıyla oluşacak güç (amud-ı nurani) nerede… Böyle bireylerin oluşturduğu bir kamuoyunu arkasına alan bir idare Nuh’un gemisi gibi güvenlidir. Siz de o gemiye tereddüt etmeden binerseniz meşrutiyet her birinizi padişah kadar güçlü kılar. Siz de hürriyetseverlikte birer padişah olmaya gayret ediniz.

    İnsanlığın temeli, iradesini istediği gibi kullanma hürriyetidir. İnsan ancak iradesi ve hürriyetiyle insandır. Ancak öyle bir insan katılımcı olabilir ve yanlışlıklara müdahale etme gücünü kendinde bulur. Siz de öyle olun. Tepkisiz camid varlıklar gibi olmayın. İşte bireye bu hakkı veren onun kendisini toplum içinde arzu ettiği şekilde ifade edebilmesini sağlayan Meşrutiyettir.

    300 milyondan ziyade Müslüman bir ailenin fertleri gibi birbirine bağlayacak güç de yine Meşrutiyettir. Siz de o bağı koruyunuz!

    Totaliter ve baskıcı yönetimlerle adaleti esas alan meşrutiyet -bugünkü deyimi ile demokrasi- arasındaki ayırımı iyi anlamanız için size bir misal vereceğim:

    Siz avamsınız. Avam (halk) hayaliyle düşünür, gözüyle akıl eder. Halka bir şeyi uzun uzun anlatmak yerine ona misal vererek bazı şeyleri izah etmek en doğru yoldur. Çünkü temsil sizin için teorik izahlardan daha ikna edicidir. Ben de öyle yapacağım ve temsil ile anlatacağım.

    Şimdi bakınız, hükümet bir hekim (doktor) gibidir. Millet ise hasta. Farzediniz ki, ben şu çadırda oturmuş bir doktorum. Şu etrafta bulunan köylerin her birinde çeşit çeşit hastalıklar var. Ama ben o hastalıkları teşhis etmemişim. Üstelik o hastalıklara müdahale etmemi istemeyenler de çok. Benim muhataplarım da hep yalancılar ve kötü niyetliler (tam da burada meseleyi kart kurt seslerine bağlayan generallerimizi, biz yanlış yaptık diyen halaskarlarımıza anmamız gerkiyor herhalde).

    Şimdi ben onların söylediklerine inanıp, gidip yerinde inceleme yapmadan, hastayı görmeden teşhisini yapmadığım hastalıklara reçetesiz ilaçlar yazıp gönderirsem, hasta şifa mı bulur, ölür mü?

    Elbette ki ölür. Bunu anladınız değil mi?

    İşte görmediğiniz gitmediğiniz köylere buralardan ilaç göndermek de buna benzer. Hastanın derdinin ne olduğunu bilmeden, yapılacak tedavi hastalığı azdırır.

    Bakın, açlıktan kıvranan ve o yüzden mide ağrısı çeken bir insana hazım ilacı veremezsiniz. Siz böyle birine ‘iane’ topluyorsunuz. Bu ‘iane’ aç ve karnı guruldayan insana hazım ilacı vermeye benzer. (Demek ki istihdam yaratmak gerekiyor yardım etmek değil!)

    Veya ‘eşkıyalık’ ve ‘kan davası’ gibi düşmanlıklar yüzünden vücudu zaten iltihap toplamış bir topluma, iltihaplanmayı daha da arttıracak ‘Hamidilik’ (bugünkü köy kuruculuğu ve askeri çözümler gibi) icra etmek, acaba tedavi midir, yoksa ölüm meleğine davetiye midir?

    İşte istibdat budur. Yaraları sarmak yerine yıllarca uzaktan gönderilen ilaçlarla sizler daha da hasta oldunuz. Padişah mahpus gibi kendi yerinde oturuyordu. Biçare milletin halini anlamıyordu. Ya dar görüşlülükten yahut da sizden kendisine zarar gelebileceği endişesinden sizi anlamak istemiyordu. Belki müptela olduğu vehim ve korku belasından dolayı kimse ona anlatamıyordu. (Padişah kelimesinin yerine, dipçikten başka çözüm bilmeyen ‘dayatmacı’ kelimesini koyarsanız, bugün de manzaranın pek değişmediği görülür!)

    Amacı ‘meşru bir birliktelik’ olan hükümetin meşrutiyet idaresini gelince… (Size yine doktor misali vereceğim) Farzedin ben bir doktorum. Şu çadır dahi eczahnedir ve ben o çadırın içindeyim.

    Bütün bu köylerdeki hastalıkları tespit ve teşhis etmekle görevlendirilmiş bir adam, o teşhis ve reçetelerle bana geliyor. Reçetesini gösteriyor ve diyor ki:

    "Bu adam cehalet hastalığına yakalanmış, başı ağrıyor". Reçeteyi de gösteriyor. Ben de onlara bilimi (fen afyonunu) bir ilaç yapıp veriyorum.

    Sonra bir başkasının reçetesini gösteriyor ve diyor ki, "Bu adam da bir tür kalp hastalığı olan dinde zaaf hastalığına yakalanmış" Ben de, fenleri, İslami bilimlerle terkip edip bir macun haline getiriyor ve ona bu ilacı veriyorum"

    Diğer birinde düşmanlık hastalığı ve ihtilalcilik sıtması var. Ben de, İslam milliyeti fikrini uyandırıp ışıklandırarak, içine adalet ve sevgi nurunu da katarak hastalığı kesin tedavi edecek bir sıtma ilacı haline getirip veriyorum. İşte ancak böyle bir hekim, vatan evlatlarını, millet hastanesinde tedavi edebilir.

    Ha şunu da belirtmeliyim; Meşru bir meşrutiyet hükümetinin bütün büyük adamları "Hepiniz çobansınız ve idareniz altındaki insanlardan sorumlusunuz" hadisi gereği bu bilinçte olmalılar” (Münazarat)
    * * *
    Bediuzzaman bu izahı, Meşrutiyet konusunda kafası karışmış Kürt aşiretlerini aydınlatmak, ve iki halkın birlikteliğini pekiştirmek için 1909-1010 yılları arısında doğuda yapıyor. Niçin yapıyor?

    -Osmanlı’nın bakası ve devamı için, kalplere düşmüş tefrikayı bertaraf etmek için!

    Acaba biz o reçeteleri vaktinde uygulasaydık, şimdi bunları yaşıyor olur muyduk?

    Sanmıyorum. Fakat şunu artık çok net anlıyorum ki, Türkiye, Kürt meselesinde Bediuzzaman’ın reçetelerini kullanmadıkça başı dertten kurtulamayacak!
    http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=140693
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman farkı
    Benim yazılarımı eleştiren bazı yorumcular ‘neden Said Nursi’den sık örnek veriyorsun’ diyorlar. Zannediyorlar ondan başka hiçbir şey okumamışım.
    Bu konuda tevazu göstermeyeceğim ve diyeceğim ki ‘ister inanın ister inanmayın bir kütüphane dolusu kitap okudum”
    Tahsilim edebiyat ve islam felsefesi idi. Arap, Fars ve Türk Edebiyatları… Gençlik yıllar?mda, hafızamda, bu üç edebiyata ait ‘urcuze’ler de dahil 2 binden ziyade şiir vard?.
    Eski kültürümüze dair ‘tabakat’ ve edebi eserleri kendi lisan?ndan okurdum. Okul bitirme tezim Fahreddin Razi idi. Razi, bir kelamc?, tabip, müfessir ve hatta büyük bir ‘kisa’ (bugünkü karş?l?ğ?yla karekteroloji) uzman?yd?.
    ?lk ‘diraye’ tefsirini (Mefatih’ul-Gayb- ayetleri akl?n kaynaklar?ndan da yararlanarak izah eden bir tefsir olarak ünlüdür ve 30 cilttir) de o yazm?şt?r.
    Onun hayat?n? incelerken, kişiliği beni o kadar etkiledi ki, sonunda kendimi teolojik tart?şmalar?n içinde buldum. ‘O alanda doktora yapar?m’ diye düşünürken, rahmetli Prof. Dr. Hakk? Dursun Y?ld?z’?n talebi ile Tarih alan?na geçtim ve doktora yapmaya başlad?m.
    Bir tak?m meşgaleler, şunlar bunlar derken, doktoram? tamamlamad?m. Yaşad?klar?m ve gördüklerim, hem o dünyadan hem de üniversite camias?ndan uzaklaşmama neden oldu. Gazetecilik yapmaya karar verdim. Öyle ah?m şah?m bir gazetecilik değil tabii. Bizimkisi geçim derdi idi.
    Ama ne de olsa iş iştir ve hakk?n? vermek zorundas?n?z. Verilen görevleri yapmaya koyuldum.Kendimi o kadar kapt?rd?m ki sonunda o eski defterlerin kapağ?n? bir daha açmad?m. 1984 y?l?nda şiiri de edebiyat? da dillerle meşguliyeti de bir kenara att?m.
    Tabii insanlar her y?l öğrendiklerinin yüzde 5’ini kesin unuttuklar? için 45 yaş?na gelen bir insan, asl?nda art?k eğitim gördüğü alanla ilgili hiç eğitim almam?ş hale gelir. Tabii kendisini yenilemezse…
    Ben kendimi yenilemediğime göre edebiyat ve şiir konusunda susmay? tercih ettim. Ama bir alan? hiç b?rakmad?m; Teoloji!
    Galiba biraz kendi özel merak?mdand?r. As?l derdim de “kader ile akl?n aktif kullan?lmas? meselesini nas?l telif edebileceğim” idi. Her şey yaln?zca Allah’?n dilemesinden ibaretse ceza nas?l oluşabiliyordu. Ve neden insanlar cennet ve cehennem tehdidi ile karş? karş?ya kal?yorlard?.
    Bu soru, beni Taftazani’yi kadar götürdü. Çünkü kader bahsinde ilk dişe dokunur şeyler yazan oydu. Kader risalesi!
    ?tiraf etmeliyim ki, ne Arapçam, ne akl?m onun yüksek izahlar?n? kavramaya yetti. Anlamad?m. Akl?m daha da kar?şt?. Bazen Mutezile, bazen Cebriye çizgisine düşüyordum.
    Taa ki Said Nursi’nin Kader Risalesi’ni okuyuncaya kadar. Gerçi öteden beri biliyordum öyle bir eserinin varl?ğ?n? ama küçümsediğim için her halde, kale alm?yordum.
    Birgün, bir eserinde, Muhyiddin ?bnü’l- Arabi’nin, 70 yaş?ndaki Fahreddin Razi’yi “imana davet eden” mektubunda kulland?ğ? bir cümlesi dikkatimi çekti. “Allah’? bilmek O’nun zat?n? bilmenin gayr?d?r” diyordu.
    Bu mektubu ben bulmuş ve tezime de işlemiştim ama Said Nursi’nin o cümleyi aktar?ş?n? görünce, “demek ki ben hiç anlamam?ş?m” dedim
    Ve Mesnevi-i Nuriye kitab?yla başlad?m onu gerçek anlamda tan?maya. Elbette onu tan?yordum ve zaman zaman eserlerini de okuyordum. Ama bu sefer farkl? idi.
    Ve gördüm ki, Said Nursi’yi, sadece ‘bir ?slam âlimi’ olarak nitelemek haks?zl?k olacakt?.
    Belki haddimi aşacağ?m ama- bu, sözümü küçültmez-, gördüm ki, onun ?slam medeniyeti ve kültürü (belki şeriat? demek daha doğru olur) içindeki konumu, Hz. ?sa’n?n, Tevrat şeriat? içindeki konumuna benziyor.
    Nas?l Hz. ?sa, ağ?rlaşm?ş; yorumcu ve fakihlerin eliyle iyice ağ?rlaşt?r?lm?ş ve art?k hayat ile çelişir hale getirilmiş Tevrat şeriat?n?, güncellemiş ve hafifletmişsese, Bediuzzaman da ayn?s?n? ?slam için yapm?şt?r.
    ?lmihal meseleleri d?ş?nda kalan bütün alanlarda yeni yaklaş?mlar ve yeni, günün koşullar?na uygun teklifler ve izahlar getirmiştir.
    Geçmişte, tamamen “iman”a havale edilmiş, akl?n gündemine bile al?nmam?ş kader, haşir, yeniden bedenlenme, melaike ve ruhaniler gibi genelde bütün dinlerin ‘yumuşak karn?’ olan meseleleri gündemine alm?ş, sorulmas? akla ziyan sorularla o meseleleri açm?şt?r. ?slam’?, iman, muamelat, adalet, tevhid ve ehli kitapla ilişkiler bağlam?nda, yeniden kurgulam?şt?r. Bunu yaparken de yaln?zca Kur’an ve Hadis’ten yararlanm?ş.
    Üzerine hüküm bindirilmiş ayetleri yeniden ele al?p adeta “Sizin sand?ğ?n?z gibi değildir” demiştir eski fakih ve yorumculara.
    ?slam’? Kur’an’?n ve bilimin ?ş?ğ?nda - bugünkü ifadesiyle- “güncellemiştir”. ?tiraz? olan al?r karş?laşt?rma yapar ve görür.

    * * *

    ?mdi bu bahse niye girdim?
    ?zah edeyim.
    Bilindiği gibi geçen hafta sonunda önce Ertuğrul Özkök, ard?ndan da Ahmet Hakan Coşkun bir ayeti gündeme taş?y?p tart?şt?lar…
    Ben bir iki gün bekledim. Yaklaş?mlar? görmek için. Ve iki şey gördüm: Red ve Takiye!
    K?zacaks?n?z ama ben de, o ayeti (Maide 51. ayet) Özkök’ün eleştirilerine konu olacak şekilde anlay?p aktaranlara k?z?yorum. Yani “Özkök hakl?!” diyorum.
    Fakat geleneksel ?slam anlay?ş? içinden gelip o ayeti başka türlü anlamak da zor. Risale-i Nur’un yaklaş?m?n? kavrayamam?ş bir Müslüman’?n ‘evet ben bunu anl?yorum” demesi de takiyye olur.
    Çünkü gerçekten Bu asr?n baş?na kadar gelen tüm yaklaş?mlarda H?ristiyan ayn? zamanda “kafir” olarak addedilmiş. Kur’an’?n Ehli Kitap’a yönelik say?s?z hüsnü zan ve muamele içeren ayetleri görmezlikten gelinmiştir…
    Uzun bir tarih boyunca ‘kafir düşman’ konumundaki H?ristiyan’? bir ç?rp?da değişik bir konumda görmenin zaten imkan? yoktur.
    Dolay?s?yla Özkök’e k?zanlar? da ‘yani başka ayet mi yok can?m, niye böyle ayetleri kap?lara as?yorlar’ deyip asl?nda takiye yapanlar? da ‘samimi’ buluyorum.
    Çünkü k?zanlar şöyle diyorlar: “Madem ki bu ayet bizi Yahudi ve H?ristiyanlardan men ediyor. Öyleyse tersini söylemek kesinlikle yanl?şt?r. Bunu eleştiren Özkök de zaten misyonerlerden yana tav?r al?yor”
    Diğerleri ise, “Evet bir Müslüman asla Yahudi ve H?ristiyan’la dost olmamal? ama şimdi bunu söylemenin ne alemi var can?m” der gibidir.
    Peki bu ayetten ne anlayacağ?z? Yani onlar? dost edinebilir miyiz?
    Ben bir şey demiyeyim. Buyurun Said Nursi’yi dinleyelim (sadeleştirilmiş olarak):
    Soru: Kur'an bizi Yahudi ve Nasara ile dostluktan men ediyor. "Yahudileri ve H?ristiyanlar? dost edinmeyin" diyor. Siz nas?l bize dost olunuz dersiniz?
    Cevap: Birincisi; Bu ayetin sizi onlarla dostluktan men ettiğine deliliniz nedir. Böyle bir yarg?ya varmak için bir kere deliliniz kesin ve sağlam olmas? yani başka bir şekilde yorum yapabilmeye imkân vermemesi gerekir. Hâlbuki bu ayet yoruma aç?kt?r. Çünkü Kur'an’?n bu noktadaki yasağ? amm (kuşat?c? ve başka türlü anlamalara asla f?rsat vermeyecek kadar genel ve kesin) değildir, mutlakt?r (yorum yapmak için aç?k kap? b?rakmaktad?r). Bu gibi meselelerde zaman en büyük müfessirdir, en büyük izah edicidir. Eğer zaman konuyla ilgili kayd?n? düşmüşse ona itiraz edilmez. (Zaman da gösterdi ki onlarla dost olunabilir)
    Hem sonra, bir hükme kaynakl?k eden kelimenin, diğer kök ve türevleri de o yasağ? gösteriyor olmas? laz?m. Başka türlü anlamaya f?rsat vermemek aç?s?ndan. Oysa bu ayet, pekala s?n?rl?l?k içeriyor. Dolay?s?yla bu ayetteki yasak, “dini hayat?n?z? onlara benzetmeyin” anlam?nad?r. ?badetlerinizi onlar?n ayin ve ritüellerine benzetmeyin demektir...
    Hem zaten bir insan zat?ndan dolay? sevilmez. Aksine ondaki vas?flar ve sanat?ndan dolay? sevilir.
    Öyleyse her bir Müslüman’?n her bir s?fat?n?n Müslüman’ca olmas? gerekmediği gibi, her kâfirin de her hareketinin, her s?fat ve sanat?n?n kâfirce olmas? gerekmez. Ve olmaz da. Dolay?s?yla bir kâfirin Müslümanca bir s?fat? veya sanat? pekala sevilebilir ve sevilmelidir. Öyleyse o kâfirin, o s?fat veya sanat?n? sevmek ve ondan yararlanmak neden caiz olmas?n? H?ristiyan veya Yahudi bir kar?n olsa elbette seveceksin...
    ?kincisi: Asr? saadet döneminde büyük bir dini ink?lap oldu. Bu ink?lap, bütün zihinleri dine yöneltti. Sevmenin ve düşman olman?n referans? din oldu. Dolay?s?yla o dönemde bir Müslüman’?n bir Yahudi’ye veya bir H?ristiyan’a muhabbet duymas?nda nifak kokusu vard?.
    Fakat şu anda, âlemde yaşanmakta olan ink?lab bambaşka bir ink?labt?r; medeni ve dünyevidir. Bu çağ?n referans? din değil, insan haklar? ve onurudur. Şimdi, bütün zihinleri ve ak?llar? meşgul eden, kontrolüne alan şey, medeniyet, terakki ve dünyad?r.
    Yahudi ve H?ristiyan da dahil zaten art?k kimse diniyle tam bağl? değildir. Çünkü onlar için de din referans olmaktan ç?kt?. Maksatlar? dinlerine hizmetten çok dünyevi ç?kar ve terakkidir. Dolay?s?yla onlarla dost olmam?z, medeniyet ve gelişmişlikleri münasebetiyledir. Dostluğumuz, gelişmelerinden yararlanmak, medeniyetlerine dahil olmak ve dünya mutluluğunun esas? olan asayişi muhafaza etmektir. ?şte böyle bir dostluk asla Kuran'?n yasaklar? kapsam?na girmez...
    Soru: Baz? Jön Türkler "H?ristiyan’a kafir demeyiniz" diyorlar. Kâfir olana neden kâfir demeyelim?
    Cevap: Kör olana "Hey kör" demediğimiz gibi... Çünkü bu bir eziyettir. Eziyetin her türlüsünü Kur'an yasaklar.
    Hz. Peygamber "Kim bir z?mmiye, (?slam’la bar?ş?k Yahudi ve H?ristiyan'a) eziyet ederse ben onun düşman?y?m. K?yamette onunla hesaplaş?r?m" demiyor mu?
    ?kincisi: Kâfirin iki anlam? vard?r. Birinci ve en çok bilinen anlam?; bir Yarat?c?n?n varl?ğ?n? red edendir. Bu anlamda, ne Yahudi’ye ne de H?ristiyan'a kafir deme hakk?m?z vard?r.
    Kâfirin ikinci anlam? "Son peygamber Hz. Muhammed'i (asv) ve ?slamiyeti red eden”dir. Bu anlamda onlara kâfir diyebiliriz. Onlar da bundan rahats?z olmazlar. Fakat, bu kelime bizim dilimizde daha çok birinci anlam?yla kullan?ld?ğ?ndan, bu da bir tür eziyet say?l?r. Hem sonra, inanç dairesiyle dünyevi ilişkiler dairesini birbiriyle kar?şt?rmamak gerektir. Jön Türklerin maksad? da bu olsa gerektir. (Münazarat, 1960.s. 26-28)

    * * *

    Bir zamanlar da “Allah’?n indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdir” ayeti böyle siyasi içeriklerle kullan?l?yordu.
    Türkiye, o vartay? da yine Bediuzzaman’?n, ayetteki “hüküm” kelimesini “tasdik” olarak anlamak gerektiği şeklindeki yorumuyla aşabildi.
    Konu Yonetici tarafından (15.06.11 Saat 15:55 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    zaman? gelince, elbette ki Bediüzzaman'la r.a. çözülecek..

  4. #4
    mti
    mti isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Gayyur mti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Bursa
    Yaş
    25
    Mesajlar
    87

    Standart

    Ellerine sağl?k kardeş...

    Allah'ın Selamı Üzerinizde Olsun...

    İmân,insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise,insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır. Küfür,insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
    Ettekraru ahsen velev kane 180...

    Puanım : 486 TM, 486 FM(OKS Denemesi)
    "Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul'u."FSM
    "Kılıcın yapamadığını adalet yapar."Kanuni

    İnsan bu su misali akarya,bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya...

  5. #5
    Dost Abdullah_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    13

    Standart

    Alıntı nazende Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    zamanı gelince, elbette ki Bediüzzaman'la r.a. çözülecek..
    amenna
    ARTIK HER MESELEDE ŞERİAT-I AHMEDİYYE(asm) KONUŞMALI...

  6. #6
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Alıntı nazende Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    zamanı gelince, elbette ki Bediüzzaman'la r.a. çözülecek..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    okuyalım.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Pürheves hayal_et - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    153

    Standart

    bi muhabbet esnasında askeriyeden namaz kılıyo diye atılan biri demişti: felanın talimatıyla çok köylerde zarar veriyorduk dedi bu adamlar dağa çıkmakta haklılar demişti yazıyı okudumda birden bu hatırıma getirildi..
    hayal edin, sadece mutluluğu hayal edin..

  9. #9
    Dost Aydos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2011
    Mesajlar
    9

    Standart

    Dağa çıkanların özellikle Müslümanları katletmesi sizlerin bu savunmalarınızın pek asılsız olduğunu gösteriyor.

  10. #10
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu

    Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin-i Râzî'ye mektubunda demiş: "Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır." ile anlatılmak istenene binaen, bizde derizki bediüzzaman (r.a)demiş:

    MEHENGE vurun, benim elime verilen eserlerde, kur'an ve sünnete uygun düşmeyecek ifade ve mana yoktur..! siz kendi anlamalarınızı MEHENGE vurun altın çıkanları alın demekle.. İlan ederki: ''Bediüzzaman r.a'hın alem-i islam ve insanlık için eline verilen hakikatli bir reçetenin var olduğunu bilmek ve tüm dertlerin dermanı olan, külli, kur'ani, Nebevi (a.s.m),ve Rabbani bir eczahanenin varlığını bilmek, Reçeteyi bilmenin,hangi derdin dermanı hangi dermanda saklıdırı bilmenin gayrıdır..

    Yani: bu işlerin Bediüzzaman(r.a)sız olmayacağını bilmek,o işlerin nasıl olacağınıda bilmenin gayrdır denilebilinir..

    Yani reçetenin ve o eczahanenin ve dermanlardan maksadın ne olduğunu 27.söz/içtihad risalesine, 4.lem'a/3.nükteye ve 11.lem'a ile, o emsal derslere havale ederiz..

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Adı Bediüzzaman
    By gamze-i_dilruzum in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.06.13, 10:23
  2. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.07.08, 18:15
  3. Bediüzzaman'ın Gençliği, Gençliğin Bediüzzaman'ı
    By EnVaR in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 02.01.08, 19:19
  4. Bediüzzaman
    By almorlila in forum Şiirler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 05.11.07, 18:15

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0