+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 20

Konu: 2 Damla Göz Yaşı - 7 Yazı

  1. #1
    Vefakar Üye sitem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    306

    Standart 2 Damla Göz Yaşı - 7 Yazı

    "Başörtülüyü İndiren Komutanı Kutluyorum"












    Türbanlı kızı kürsüden indiren komutanı kutluyorum!


    “Burası devlete meydan okunacak yer değildir! Bu kadına haddini bildirin!” cümlelerinin kulaklarımızı tırmaladığı günler aklıma geldi yine.

    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu hala görevde mi acaba diye düşünmeden edemedim!!
    Birkaç gündür medyada dolanan “Türbanlı kızı kürsüden indiren komutan!” başlıklı haberle ilgili birçok yazı ve yorum yayınlandı. Herkes komutana kızıyor! Bence hiç kimsenin komutana kızmaya hakkı yok! Komutan kendi inandığı doğruyu yapmış.

    Ben komutana kızmadığım gibi cesaretini tebrik etmemiz gerektiğini düşünüyorum! Düşünsenize, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan, Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanı olduğu bir ülkede komutan, inandığı doğruyu söylemekten vazgeçmemiş. Bu cesaret kutlanmalı!
    Konukların büyük bir kısmının, kendilerinin yada eşlerinin başörtülü olduğu bir ortamda, programa müdahale ediyor ve kompozisyon yarışmasında “Bir Öğretmen Olmalı” başlıklı yazısıyla birinci olan kızı kürsüden indirmeye cesaret edebiliyor!

    * * * * *


    Başörtülü genç kızlara en büyük sıkıntıyı kim yaşattı? Bu soruya hemen “Başörtüsüne düşman olanlar tabi!” diye cevap vermeyin. Bence yanılırsınız. Bana sorarsanız başörtülü kızlara en büyük sıkıntıyı, başörtüsüne karşı olmadığı halde, hatta ailesi örtülü olduğu halde, başörtülü kızlara kıyafetlerinden dolayı iş vermeyen kurum sahipleri ve yöneticileri yaşattı.

    Bizim dindar camiada bu komutan kadar cesur kaç kişi var? Hala şirketinde başörtülü insan çalıştırmayan dindar bir insanın, bu komutana kızmaya ne hakkı var? Dindar insanların sermayesiyle kurulmuş kurumları yöneten insanlar bile bu cesareti gösteremedi. Koltuğunu koruma adına sergiledikleri tavırlarını, kurumu koruma kılıfı arkasına saklayanlarla ilgili düşüncelerimi, daha sonra paylaşacağım sizlerle.

    Programı düzenleyenlere niçin hiç kimse bir şey söylemiyor? Bence asıl eleştirilmesi gerekenler programı düzenleyen diğer yetkililer. Komutanda ki cesaretin yarısına sahip olan bir tane Allahın kulu yok muydu orda? Birisi de ayağa kalkıp komutana;
    Burası sizin komuta ettiğiniz kışla değil! Bizler de sizin emir erleriniz değiliz! Bu programı biz düzenledik. Biz burada bir kompozisyon yarışması düzenliyoruz. Kıyafet balosu yapmıyoruz! En güzel yazıyı kim yazmışsa ödülü ona vereceğiz!” diyebilme cesaretini niçin gösteremedi?

    Programı düzenleyenler bunu söyleme cesareti gösterebilseydi sonuç nasıl olurdu sizce?

    Komutan kışlasında değil, halkın içinde olduğunu anlayacak ve susmak zorunda kalacaktı. Belki de programı terk edip gitmek zorunda kalırdı.

    Yazdığı kompozisyonla birinci olan Kozan İmam Hatip Lisesi öğrencilerinden Tevhide Kütük Kompozisyonunu okuyarak programı devam ettirecekti.

    Bu arada bende o kompozisyonu merak ettim! Bir öğretmen olarak, ilçe birincisi olan bir kompozisyonu okumak isterdim. Bende komutana en çok bunun için kızdım! Tevhide Kütük bana kompozisyonunu ulaştırırsa mutlaka köşe yazısı olarak burada o yazıyı yayınlarım.

    * * * * *


    Komutanım sizi cesaretinizden dolayı kutluyorum! Umarım bizimkiler sizlerden cesur olmayı öğrenirler.

    Hakka inananlar güce inananlar kadar cesur olmadıkça sonuç değişmeyecek.
    Cesaretin bittiği yerde esaret başlar!
    Cesur olan kazanır!

    Sait Çamlıca







    O küçük Tevhide’ye nasıl kıydınız? 27/11/2007 - 09



    Şamil TAYYAR - STAR

    Kozan İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisi Tevhide Kütük, öğretmenler günü nedeniyle düzenlenen kompozisyon yarışmasında birinci oluyor. Törende ödülünü almak üzere sahneye çıktığında kaymakam ve garnizon komutanı talimat veriyor: ‘İndirin onu.’




    Suçu neydi?




    Dağlıca baskınını mı gerçekleştirdi?




    Gabar’da askerlerimize pusu mu kurdu?




    Yeni terhis olmuş 33 askerimizi Bingöl’de otobüsten indiren o muydu?




    Ben Tümgeneral Yılmaz’ deyip komutandan istihbarat mı zarfladı?




    Hayır...




    Başörtülüymüş. Sahneden inerken gözyaşlarına boğuluyor küçük Tevhide: ‘İniyorum ama neden?’ Cevap arıyor, bu anlamsızlığa. Aldığı cevap karşısında büsbütün yıkılıyor: ‘Senin kılık kıyafetin uygun değil.’




    Göz yaşları sel olup akıyor.




    Kozan Belediye Başkanı Kazım Özgan devreye giriyor: ‘Yapmayın, sırası değil. Gerekirse soruşturma açarız.’




    Dinleyen yok.




    Biliyorum, bu sahnelere aşina gözlerimiz. Sırf eşi baş örtülü diye cumhurbaşkanının önünde köşe kapmaca oynayan paşalara bile tanık olmadık mı, yakın tarihte?




    Bu komedi daha ne kadar sürecek, bilmiyorum. Ama artık birilerinin kafasına ‘dank’ etmeli. Çünkü; Ötekileştirici, ayrıştırıcı, farklılaştırıcı, itici, kırıcı ve çatıştırıcı yaklaşımlar, toplumun birleşme yerlerini kanatıyor.




    Kanama devam ettikçe, buna en çok sevinenler kuşkunuz olmasın Türkiye’nin kaosa sürüklenmesi ve parçalanmasını isteyenlerdir.




    Geçenlerde Dağlıca yazılarım üzerine arayan bir emekli subay anlattı: ‘5 yıl Doğu’da görev yaptım. Bir gün elimize bir bildiri geçti. T.C komutanlarına diye başlıyordu. PKK, oturmuş subaylara hitaben bir bildiri hazırlamış.’




    Nasıl yani?’ diye sordum.




    İbret vericiydi: ‘Subaylara şöyle sesleniyorlardı: Sizin ne kadar zor şartlarda çalıştığınızı biliyoruz. Başörtüsü yüzünden çoğunuz dışlanıyorsunuz. Eğer bize katılırsanız kesinlikle başörtüsü sorun olmayacaktır. Çok özgür çalışırsınız.’




    Düşünebiliyor musunuz? Bebek katilleri, Türk subayına ‘Gel bize katıl, bizde başörtüsü sorunu yok’ diyebilecek kadar cüretkar davranabiliyor.




    Öfkem büyük ama ne çare. Önemli olan, bundan ders çıkarmasını bilmektir.




    Merak edenler için eklemeliyim, bildirinin örneği emekli subayın arşivindeymiş. Tahminim odur, Genelkurmay’ın arşivinde de vardır.




    Ayrıca, yorum yapanlara kolaylık olsun. Birinci kuşak akrabalarımda ve etrafımda türbanlı bir kişi bile yok. Hani, bazıları türbana tepki gösterirken ‘ Benim annem de başörtülüdür...’ diye söze başlar ya, o misal...




    Temel hak ve özgürlük alanları genişletip ortak paydada buluşabilirsek, inanıyorum ki, doğacak sinerjinin önünde kimse duramaz. 84. yılını geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti’ni kimse yıkamaz, kimse öyle numara falan da veremez.




    Yeter ki, ‘Benim cumhuriyetim’ değil, ‘Bizim cumhuriyetimiz’ diyebilelim...








    Ağlayan çocuk sen de gülersin! 26/11/2007 - 14
    Gülay ATASOY

    Yıllardır gözlerim yoruldu gazetelerdeki başörtüsü yasağıyla ilgili haberleri okumaktan…
    Artık yüreğim dayanamaz oldu ağlayan, ellerini yüzüne kapatarak hıçkıran ve gözlerinden siyah inciler döken genç kızlara...
    Gel de başörtüsüyle ilgili yazı yazma bakalım.
    Bitecek diye beklerken yenileri ekleniyor yasaklar zincirinin halkasına.
    Millet iradesiyle seçilen başbakanın eşi, başörtülü olduğu için askeri hastanede Nejat Uygur’u ziyaret edemiyor!
    Komikliğe bakın!
    Bu ne Allah aşkına!
    Bu ne utanç verici bir şey!
    Bu yetmezmiş gibi Kozan’da Öğretmenler Günü münasebetiyle bir kompozisyon yarışması yapılıyor.
    Tevhide Kütük, isimli bir İmam Hatip öğrencisi "Bir Öğretmen Olmalı" isimli eseriyle birinci oluyor.
    Birincilik ödülünü almak için kürsüye çıktığında Kaymakam Aydın Tetikoğlu ve Garnizon Komutanı Hüseyin Çopur, sanki bir düşman askeri görmüşçesine harekete geçiyorlar ve "İndirin onu!" diyorlar.
    Sonrasında öğrenci gözyaşları arasında kürsüden indiriliyor. Ödülünü de alamadan…
    Dün o başörtülülerle birlikte İngiliz’in, Yunan’ın, Fransız’ın bayrağını indirmediniz mi?
    Ya şimdi size neler oluyor?
    Halkımızın “peygamber ocağı” dediği asker yuvasının bir komutanının “İndirin!” demesi aklıma çok kötü şeyler getiriyor.
    Bu kadar da olmaz ki?
    Bir genç, üstelik başarı göstermiş bir vatan evladı, böyle rencide edilmez ki?
    Nerde millete şefkat, nerde millet evlatlarına sevgi?
    Bu nasıl bir duygu ki, küçücük kızcağızın bütün ruh dünyasını alt üst ve kalbini paramparça ediyorsunuz?
    Yetkililer böyle bir hakkı nereden alıyorlar? Anayasanın hangi maddesinden?
    Bu günlerde paşalar, kürt kimliğinin yok sayılmasının yanlış olduğunu itiraf ediyorlar. PKK’nın bu boyuta ulaşmasında bunun rolü olduğunu söylüyorlar.
    Yapmayın beyler!
    Bu ülkeyi deneme tahtasına çevirmeyin!
    Yarın da başörtülülere yaptıklarınızdan utanacak, pişmanlık duyacaksınız.
    İnsanlara birazcık saygı duyun. İnsanların yaşayış tercihlerine tahammüllü olun.
    İnançlı kalpleri daha fazla rencide etmeyin, biraz şefkat, biraz anlayış lütfen!
    Yoksa korkarım ağlayan mazlumların gözyaşları sel olur, ahları arşa çıkar, başınıza bir felaket getirir…
    Sana gelince inancının sembolüyle başarısını ispatlamış kızım, ağlama.
    Varsın seni anlamasınlar.
    Seni gökte melekler, yerde merhametli kalpler alkışlıyorlar.
    Sana babamın vaktiyle yazdığı bir şiirle hitap etmek, teselli vermek istiyorum:



    “Ey ağlayan çocuk sen de gülersin,
    Bir mevsimin güzündesin ağlama,
    Halinle Rabbinden rahmet dilersin,
    Hayat seldir yüzündesin ağlama.



    Hıçkırışın içten içe sitemli,
    Boynun bükük, güzel yüzün matemli,
    Dudakların titrek, gözlerin nemli,
    Kalbim gibi hüzündesin ağlama.



    Çekirdekler çürür verir semere,
    Dersin “Rabbim şükür olsun bin kere”
    Bir gün yol verince bu coşkun dere,
    Saadetin düzündesin ağlama.


    Haydi, yavrum, yeter artık ağlama,
    Yarın güneş doğar bakma akşama,
    Şimdi sen bunları bilmezsin ama,
    Peygamberin (asm) yolundasın ağlama.”





    İŞTE O KOMPOZİSYON



    Olayı biliyorsunuz... Kozan İmam Hatip Lisesi öğrencisi Tevhide Kütük, liseler arası kompozisyon yarışmasında "birinci" olmuştu. Kozan Belediye Sineması'nda ödül töreni vardı... Tevhide Kütük, ödülünü almak için kürsüye çıkmış, "başarısının takdimi"ni bekliyordu... O an, beklenmedik bir şey oldu: Kartel medyasının gözüyle "Kozan'ın Kralı" olan Kaymakam Aydın Tetikoğlu ile Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur, oturdukları yerden bağırdılar:
    "İndirin onu!" İndirdiler!.. "Bir öğretmen olmalı" konulu kompozisyonu ile "birinci" olan Tevhide Kütük'ü indirdiler kürsüden aşağı!.. Boynunu bükerek!.. Gözyaşlarıyla indirdiler "başörtülü" öğrenciyi... Tevhide, kürsüden indirilince, okul müdürüne, sadece "Neden?" diyebildi, "Neden hocam?!?"
    Gerisini söyleyemedi!.. Çünkü, "hıçkırık"lara boğulmuştu!..


    Oysa, Tevhide'nin kaleme aldığı kompozisyon; son derece güzel, son derece duygusaldı!.
    Tevhide; idealindeki "öğretmen"i kompozisyonunda şöyle anlatıyordu:


    "Öğretmen... Ne demektir öğretmen?
    Öğretmen, toplumu cehaletten kurtarmaya çalışan bir savaşçı.
    Ali'lere, Fatma'lara, Yasin'lere bilgi dağıtan, onlara sevgiyle yaklaşan, onları saran sıcak bir kucak...
    Ya da ufukları aydınlatan bir kandil...
    Ben, seni böyle tarif ediyorum öğretmenim.
    Yalnız bu kadar mı?
    Hayır. Sen bir ufku aydınlatmak uğruna mum gibi erimeye razı olan...
    Sen, taze ruhları işleyip, onlara şekil veren...
    Ve sen ki; tarumar olmuş bir bahçenin son ümidi...
    Bir heykeltıraşın mermere verdiği şekil misali; bilginle şekillendir beni.
    Sadece beni mi?
    Hayır, ben nasıl muhtaçsam, sana bir öksüz, bir yetim de öyle muhtaç.
    Sen "Ah, bir öğretmenim olsa, beni bilgisiyle sulasa, beni ısıtsa" diyen sokak çocuğunun hayalisin. Onun masum gözlerinde canlandırdığı annesin. Ya da baba...
    Bunca çiçekler susuzken sana, bilgi yağmurunu sal onlara. Yağmurunda can bulsunlar, güneşinde sevgi. Uzatmalısın ellerini.
    Yetişmeli elin taa Doğulara, Batılara, Kuzeylere ve Güneylere. Hatta dünyanın dört bir yanına.
    Fakat ülkeler değil, gönüller fethetmelisin.
    "Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeğer insanlarıdır" diyen Başöğretmen'in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin.
    Gözlerine baktığımda görmeliyim; okyanusların derinliklerini, dünyayı, gezegenleri.
    Ellerini uzattığında anlamalıyım; tarihimi, geçmişimi, atalarımızın bizler için yaptıklarını.
    Ve dudaklarından dökülen her söz belleğime yerleşmeli.
    Bir gün gelmeli. Öyle bir gün gelmeli ki, görevin yadigâr kalmalı bana.
    Verdiğin emeği, sevgiyi, bilgiyi ben de sunmalıyım. Mehmet’lere, Sevda’lara.
    En güzide bilgiler vererek yetiştirmeliyim onları. Bana "öğretmenim" diyen küçük kalpleri hazırlamalıyım geleceğe...
    İşte bu duygularla nesillere ulaşmalı öğretmenlik.
    Sadece 24 Kasım'larda değil, Şubat'larda, Nisan'larda da hatırlanmalı öğretmenin değeri.
    Toprağın altında gömülü kalmamalı, asırlarca.
    Bilgi için gönüller kazanmalı bir öğretmen, gönlünü adamalı bir öğrenci..."



    Evet, bunları yazmıştı Tevhide... Ve bu kompozisyonu ile "birinci" seçilmişti!..
    Ama, "kürsüden aşağı" indirildi!..
    Çünkü o, bir "İHL öğrencisi"ydi!..
    Çünkü o, bir "başörtülü"ydü!..
    "Başörtülü"lerin "başarılı olmaya" hakları yoktu!.. "Başörtülüler"in "birinci" olmaya hakkı yoktu!..
    Burası, "İmparatorların Türkiyesi" idi!..
    Bu ülkede, başörtülü "birincilik kürsüsü"ne çıkamazdı!..
    Bu ülkede, başörtülüler "ödül" alamazdı!.. Onlar sadece "aşağılanır" ve "aşağıya indirilir"di!..








    Türbanlı kız - Ahmet Altan


    Hollanda resminin büyük ustalarından Vermeher'in tablolarını andırıyor genç kız.
    Başını üzüntüyle öne eğmiş. Resim çekilirken, saçlarını örten beyaz başörtünün yanağına değen kısmının gölgesi yansımış yüzüne.

    Henüz on altı, on yedi yaşında. Büyükçe bir salonun önündeki sahnede duruyor. Ve ağlıyor. Öğretmenler Günü için yapılan kompozisyon yarışmasını kazandığı için davet etmişler onu oraya.

    Ödülünü alması için sahneye çağırmışlar. Tam ödülünü alacağı sırada, aşağıda oturan kaymakamla binbaşı “İndirin onu oradan” demişler. Herkesin önünde, “bu ödülü almaya layık birisi olmadığı” yüzüne vurularak aşağıya indirilmiş.
    “Neden” diyebilmiş sadece genç kız, “Neden?”

    Böylesine aşağılanmasının, herkesin önünde utandırılmasının nedenini öğrenmek istemiş. Bunun insanlığa, adalete, vicdana uyan bir cevabı yok elbette.

    Kendini bir an o kızın yerine koyabilecek kadar duygu ve zeka sahibi biri, o kızın orada nasıl bir acı hissettiğini anlayabilir. Ve, aynen o kız gibi sormak ister: “Neden?”
    “Neden bu kadar insafsız, bu kadar vahşi, bu kadar barbarsınız?”
    “Neden çocuklarınızı böyle aldırmazca üzüyorsunuz?”

    Bu kötü kalplilik mi bilmiyorum ama o çocuğa öyle davrananların da aynı muameleye uğramasını istiyorum. Vali, kaymakamı aynı tavırla herkesin önünde sahneden indirtsin, o binbaşıyı “İndirin onu oradan” diyerek komutanı utandırsın.

    Ama tabi böyle şeyler olmayacak. “Devletimizin görevlilerinin” başına gelmez bunlar. Başörtülülerin, Kürtlerin, Alevilerin, solcuların, demokratların, milliyetçilerin, kısacası bu ülkete yaşayan halkın başına gelir. Bu devlet, öylesine tuhaf davranıyor ki insanlara, normal hiçbir devlet için akla gelmeyecek şeyler düşündürüyor.

    Biliyorsunuz, bizim köy kahvelerinde bile tekrar edilen bir laf vardır, “İngilizler bölerek yönetir:” Bu lafı çok tekrarlarız. Bu sözü böylesine benimsememizin başka bir sebebi olabileceğin düşünüyorum artık.

    Osmanlı'dan bu yana bizim devletimiz kendi halkına bu “böl, yönet” yöntemini uyguladığına aklım yatıyor. Huzursuzluğu sürekli olarak “devlet” çıkartıyor çünkü. Birilerine “solcu diyor mesele çıkartıyor, birilerine “Kürt” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “Alevi” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “türbanlı” diyor mesele çıkartıyor.

    Birisi solcu olunca birisi de sağcı oluyor elbette, birisi Kürt olunca diğeri Türk oluyor, biri Alevi olunca öbürü Sünni oluyor, birisi dinci olunca beriki laik oluyor.
    Ve çatışma başlıyor.

    Devlet bu işlere karışmamış, herkesi birbirine düşman edecek kadar hoyrat davranmamış, bütün propaganda araçlarını insanları bölmek için kullanmamış olsa, bu ülkede bu kadar düşmanlık olmazdı gibi geliyor bana.
    Değişik ırklardan, değişik mezheplerden, değişik inançlardan, değişik fikirlerden insanlar, birbirimizle tartışarak yaşar giderdik.

    Normal bir ülkemiz olurdu. Ama sanırım sorun da burada.
    Bugünkü devlet kadroları, “normal” bir devlette bugün bulundukları mevkilerde olabilirler miydi?

    O küçük kızı sahneden indiren kaymakam Kanada'da kaymakamlık, o binbaşı İsveç'te komutanlık yapabilir miydi?

    Tekmeyle adam öldüren polisler İsviçre'de polis, onların müdürleri İngiltere'de polis amiri, bakanları Hollanda'da bakan olarak kalabilir miydi?
    Harekete uğrayan profesör, “Sen şüphelisin, sana her şey söylenebilir” diyen savcı hangi ülkede savcılık görevini sürdürebilirdi?

    Devletin halka karşı benimsediği bu hoyratlığın, insafsızlığın, saldırganlığın geçerli bir sebebi olduğuna kaniyim artık.
    Bu ülkenin normalleşmesini istemiyorlar.
    Hiçbir zaman istemediler.
    Osmanlı'nın son döneminde de, cumhuriyette de…

    Hep bir mesele olsun, hep insanlar bölünsün, hep huzursuzluklar yaşasın, hep çatışmalar olsun istiyorlar.

    Halk bölünüp kendi içinde çatıştığı sürece kimse devlet görevlilerinin birikimini, yeteneğini, zekasını, entelektüel kapasitesini sorgulamayı akıl edemiyor. Birbirimizle uğraşmaktan başımızı çevirip devlete bakamıyoruz.
    Ama bir düşünün, sağcısıyla solcusuyla, Alevisiyle Sünnisiyle, Kürdüyle Türküyle, bu ülkede hapisten, işkenceden, baskıdan geçmemiş hiçbir kesim yok.
    Devlet, en çok “milliyetçileri” severdi, onlara bile neler yaptı…
    Çünkü aslında hiç kimseden yana değiller, sadece gerginliğin sürmesini istiyorlar.

    “Bölüyorlar, yönetiyorlar.”

    İngilizler bunu “sömürgelerine” yapardı..

    Onlar kendi halklarına yapıyorlar.


    Kozan'da iki damla gözyaşı ve iktidar olmak- Ekrem Eraslan


    Gazetelerde ve internet sitelerinde gözlerimizin karşılaşmaktan imtina ettiği bir haber vardı. Gözlerimiz artık farklı bir utancı taşıdığı için bu haberlere uzak dursalar da bazen utanmazca bakabiliyoruz. Önceden zulmün ve Allahsızlığın terennümü olan bu gibi olaylar kalbimizde ve gözlerimizde başka bir ateşin koru oluyordu. Bugün ise gözlerimiz devekuşu misali kuma sokulu başlarımızın bir uzantısı olarak bunlara şahitlik edemiyor. Utanıyor…

    Yüreklerimizde kazınmış olan ilahi gerçekliklerle, şeytanla birlikte ördüğümüz kalın, sistemden pay alma, duvarlarını aşarak kendimizle yüzleşemiyoruz. Bir yanda yüreğimizde taşıdıklarımız diğer yanda da hayatta sahip olduğumuz metalar…

    Daha dün aynı acının çocukları idik, aynı çizginin öbür yanında idik. Sonra onlara ve kendimize ışık saçacak özgürlük yolunu aydınlatacak meşale ile 2002 yılında iktidar olduk. Sabretmeye, biraz daha acı çekmeye razı idik. Bu uzun ve zorlu bir yolculukta bütün karanlıklara rağmen elimizde geleceği aydınlatacak ışığımız vardı. Hafızamızdaki bütün aksi inanış ve teorilere rağmen umut dağlarının eteklerinde gölgelenmeye başladık.

    Tesellilerimiz vardı. Belki de kendimize söylediğimiz beyaz yalanlar… Her biri ciddi mazeret sayılacak gerekçeler… Önce ışığımız gücünü kaybetmeye başladı, ardından sadece bazılarının önünü aydınlatmaya,sonra hepimizin olmaktan çıkmaya ve en üzücüsü ise ışığımız sistemden pay almak karanlığına ram olmaya başladı.

    Evet… Siyaset bilimciler, sosyologlar… Siz haklıymışsınız...
    Her siyasal ve sosyal analizde, bizden bahsederken, sistemden pay alanlar/almayanlar değerlendirmenize isyan ediyorduk. Kendimizin ve idealimizin köhne bir sistemden beslenmek olmadığına inanıyor ve söylüyorduk. Geçen beş yıllık süre bize yanıldığımızı,size de haklı olduğunuzu gösterdi.Sizin bilimsel gerçekliğiniz, bizim ütopik ideallerimizi tarihin çöplüklerinden birine yuvarladı.

    Bugün sistemden pay alıyoruz. Hem de Huneyn dönüşü ganimet için Hz Peygamber’i inciten bedevilerden daha kuralsız ve daha hoyratça.Bu durum anlık yanlışlara düşmek ve pişmanlık taşımak gibi bir insani hal olmaktan da çıktı. Sistemden pay almak adına kutsallarımızı, hatta ortalama bir ahlakı bile aratacak yanlışlar manzumesinin bir parçası olduk. Şimdi çok daha güçlüyüz, daha çok paramız var, daha güçlü dostlarımız var. Yürekleri ile yabancı düşseler de lisanımızı anlayacaklar var. Daha çok kazanıyor daha çok harcıyoruz. Ama zayıf günlerimize göre çok daha az fedakâr ve çok daha az faydalıyız.
    Tüketiyoruz ve tükeniyoruz…

    Kozan, Anadolu ortalaması bir şehir. Her yürekte, farklı şekillerde olsa da Allah ve vatan var. Birbirine uzak ve hasım olmadan. 24 Kasım; birçok yetişkin için sıradan, hatta sıkıcı sayılabilecek resmi törenlerin, basma kalıp ifadelerin ve ezberlerin günü. Ama öğretmenler ve onların elinde nakış nakış şekillenen, ebeveynlerinden çok onlara yakın duran öğrencilerin minik yürekleri için çok özel bir gün. Böyle bir yürek, içinden gelenleri satırlara taşımanın güzelliğini yaşayarak, düzenlenen yarışmada ödüllendirilmeye layık görülmüş. O heyecan dolu minik yürek kürsüye çağrılınca bir kuş gibi kanat çırparak gelmiş. Her şey o ana kadar normal iken, salondaki kalabalıkların içerisinden haklılıklarından değil de oturdukları sıralardan dolayı güç vehmedilenlerden yükselen canhıraş bir iki ses bütün güzelliği kristal bir vazo gibi parçalayarak salonun ortasına bırakmış.
    Arkasından iki damla gözyaşı…


    Salonun ortasına minik bir yürekten bir kan damlası gibi düştü. Ön sıralarda sistemden pay almadan önce aynı acının çocukları olup da sistemden pay alınca bunu unutanlar da vardı. Gözlerinde o iki damla gözyaşını sahiplenecek bir cesaret ve adamlık aradı o minik yürek.Ama nafile… Gözler boş ve anlamsızdı. Alınlarına yapışan, dünya metası ve yeryüzü tanrılarına kulluk lekesi, onları oldukları yerde çakılı bırakmıştı. Allah’sızlık ve adamsızlık ikliminin şaşkınlığına tutulmuşlardı.
    Ama…

    Ön sıranın hemen arkasında ve daha çok da arkalarda oturan “garip dinin garip sahipleri” o garibin garip sesine ses verdiler. Tıpkı binlerce yıldır olduğu gibi, Allahsızlık ve adamsızlık iklimini terk ettiler.

    Sistemden pay alanlar içeride, sistemden pay almayanlar ise dışarıdaydı.
    Dışarıda olanlar, içeride koltuklara mıhlanıp kalanlara sessizde olsa “Waldo, sen neden burada değilsin ?” dediler.

    Duyulmasa da, anlaşılmasa da…










    Ahmet TAŞGETİREN

    a.tasgetiren@aksiyon.com.tr


    Askeri yaklaşım tekliyor
    27 Kasım 2007 Salı

    İki tipik olay: Birisi Kozan'da yaşanıyor, diğeri Tunceli'de... Türkiye'nin iki sancılı alanında askeri yaklaşımın nasıl bir sorun haline dönüştüğünü sergiliyor. Kozan'daki yeni.
    Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen kompozisyon yarışmasında İHL öğrencisi Tevhide Kütük birinci oluyor. Bir ödül töreni düzenleniyor. Genç kız ödül alacak. Kürsüye davet ediliyor. Bu sırada törene katılan garnizon komutanı "çıkarın bu kızı dışarı" diye sesleniyor. Bir kargaşa oluyor, tartışmalar arasında kız öğrenci gözyaşları içinde dışarı çıkarılıyor. Bu arada salon boşalıyor. İçeride sadece garnizon komutanı, kaymakam ve birkaç protokol kalıyor.

    Garnizon komutanının tepkisi, kız öğrencinin başörtülü olmasına... Halkın tepkisi de garnizon komutanının başörtüsü konusundaki tavrına...

    İkinci olayı, CHP Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya, Taraf'tan Neşe Düzel'e anlatıyor. Geçen sene temmuz ayı. Tunceli'de, Garnizon'da mayına basıp şehit olan iki polis için tören düzenleniyor.

    Törene DTP'li Tunceli Belediye Başkanı Songül Abdil Erol da katılmış. Yüzbaşı Belediye Başkanı'nın kolundan tutup çekiyor, protokolden çıkarmak istiyor. Belediye Başkanı da "Niye çıkayım" diye itiraz ediyor. Bu arada Sinan Yerlikaya olaya "Niye çıkarıyorsunuz?" diye müdahale ediyor.

    Yüzbaşı, "-Emir aldım" diyor.
    "-Kimden?" "
    -Paşadan" Yerlikaya, Paşa'ya gidiyor ve,
    "-Siz PKK'nın ekmeğine yağ mı sürüyorsunuz, diyor. Onu buradan çıkardığınızda sanıyor musunuz ki biz burada kalacağız. Biz de çıkacağız." Yerlikaya'ya göre "bir facia" böyle önleniyor.

    Kozan'daki "facia" önlenemiyor ve askerin kendine göre duyarlılığı halkın duyarlılığı ile tam karşıt cephelere düşüyor. Askere ait bu iki tavır, Türkiye'nin iki sancılı alanında ortaya çıkıyor. Etnik alan, dini alan....
    Asker her iki alanda, halkın genel eğilimi ile karşı karşıya geliyor. Askeri tavrı anlamak mümkün. Birinde "Türkiye'nin bütünlük davası"nı savunduğunu düşünüyor olmalı, diğerinde "laiklik" davasını...

    Ama birinde CHP milletvekili Yerlikaya'nın ifadesiyle "PKK'nın ekmeğine yağ sürme" riski ortaya çıkıyor, diğerinde ise, halkın askere ve devlet tavrına karşı soğuması tehlikesini doğuruyor.

    Daha yeni, üst komutanlar "Kürt sorunu" konusunda özeleştiri yaptılar. Olayın sosyal boyutunu göremediklerini, kendilerine bu konuda öğretilenlerin doğru olmadığını söylediler. Bu, hadisenin bu kadar kangren hale gelmesindeki "asker yaklaşımı"nın itirafı idi. Henüz, İslam'la ilgili alanda bir itiraf ortaya çıkmış değil. Ama açıkça söylemek isterim, bir gün o da çıkacak. Özellikle şu başörtüsü konusundaki yasakçı tavrın arkasında oluşan asker varmış gibi bir izlenim, toplumun duygularını paramparça ediyor.

    Evet, toplum, üniversitelerdeki başörtüsü yasağının arkasında bile askerin bulunduğunu düşünüyor. Halk "Asker yasağı desteklemese, üniversitelerde bunca katı tutum sürdürülemez" kanaatinde. 28 Şubat süreci ile katı biçimde başlayan başörtüsü yasağı hâlâ sürüyor. İktidar, bu yasağa karşı. İktidar halktan yüzde 47 oy aldı. Meclis'teki partilerin CHP dışındaki tamamı başörtüsü yasağına karşı. Ama yasak kalkmıyor. Sebep "kurumlar arası mutabakat olmaması..."

    Halk bu sözü "asker yasağın kalkmasına karşı" diye okuyor. O zaman "Halk şunu istiyor, asker karşı çıkıyor" tablosu oluşuyor. Yazımı şöyle bitirmek istiyorum:
    Allah'tan reva mı? Halkla orduyu karşı karşıya getiren davranışlara, isterse genelkurmay başkanı olsun, kimin hakkı olabilir? Sonra, büyük kitleler önünde bu tür davranışlar ne kadar akıllıcadır?

  2. #2
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Özellikle Ahmet Altan'?n yaz?s? çok hoş. Devletin y?llard?r uygulad?ğ? insanlar aras?ndaki ayr?mc?l?ğ? çok güzel belirtmiş. Derleme için Allah raz? olsun...
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  3. #3
    Vefakar Üye emaneten - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    445

    Standart

    Ad? Tevhide Kütük. 15 yaş?nda. ?mam hatip öğrencisi. Adana, Kozanl?. Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlenen kompozisyon yar?şmas?nda birinci olmuş. Öğretmeni, eğitimi en iyi o anlatm?ş.
    ?lçenin eşraf? eksiksiz törende. Kaymakamdan garnizon komutan?na kadar, yok yok. Heyecanla ödülünü almak için kürsüye ç?kt?ğ?nda öfke dolu bir ses: '?ndirin onu'. Bu devletin sesi olamaz.
    Kendini devlet sanan birilerinin sesi. Sahibi önemli değil. Komutan ya da kaymakam. Kamusal alan saçmal?ğ?n?n geldiği son nokta işte bu. Tevhide'nin tek suçu baş?ndaki örtü. Derdest edilmesinin tek sebebi... Belli ki bu muameleyi sadece Tevhide değil kimse beklemiyor. Salonda büyük bir şok. Genç k?z çaresiz.
    Yaşad?klar? karş?s?nda h?çk?r?klara boğulmuş. Boynu bükük, gözü yaşl? fotoğraflar? birkaç gündür gazete sayfalar?nda. Bütün masumluğu yüzüne yans?m?ş. Bu görüntü y?llar y?l? unutulmayacak. Haf?zalara kaz?nd? çünkü. Bakt?kça insan?n içini ac?t?yor. '?ndirin onu' komutu da Tevhide'nin gözyaşlar? da hep hat?rlanacak.
    Mizah dergisi Leman olay? kapağ?na taş?m?ş. Karikatür çok manidar: Baş? kapal? bir genç k?z büyük bir postal?n darbesiyle yere serilmiş. Üzerinde 'Bir genç k?z?n gözyaşlar?' yaz?yor. Mizah değil bu, karamizah. Güldürmüyor, insan?n içini s?zlat?yor. Neylersin Türkiye'nin bir yüzü de bu.
    Tevhide henüz hayat?n?n bahar?nda. Okuldan başka dünyas? yok. Ne siyasi simge bilir, ne politik mücadele. Baş?n? örtmesi sadece inanc? gereği. Ne şov ne gösteri peşinde. Ne de ideolojik duruşu olabilir. Masum bir inanç, o kadar. Bir imam hatip öğrencisi. 15 yaş?ndaki bir genç k?z?n örtüsüne bundan öte anlam yüklemek akla ziyan.
    Devlet 15 yaş?ndaki k?z?n örtüsünden bu kadar korkar m?? Devletin böyle öfkesi olur mu? Bir genç k?za böyle davranacak kaç devlet var dünyada? S?rf baş? örtülü diye 15 yaş?ndaki k?z? ağlatan devlet görüntüsü yak?şt? m? Türkiye'ye? Maalesef resmi törenler veya özel günler dolay?s?yla düzenlenen resepsiyonlar? f?rsat bilerek s?rf başörtülü eş yüzünden ç?ngar ç?karmay? hedefleyen kesimler var.
    Son dönemde Tevhide'nin dram? kadar ağ?r olmasa da kimi tats?zl?klar hiç eksik olmuyor. Her törende bir iki tats?z olay yaşan?yor. Başlar? örtülü belediye başkan? veya milletvekilinin eşi gelmeye görsün... Tören bir anda kâbusa dönüyor. Protesto, boykot... Sanki bunun için özel çaba harcayanlar var.
    Üzücü olan, bu fotoğraf karesine asker girmeye başlad?. Eskiden başörtüsü yasağ? deyince akla YÖK ve CHP gelirdi. Yasağ?n kat? savunucusu ve uygulay?c?s? siyasette CHP, üniversitelerde rektörler ve başlar?ndaki YÖK'tü. Son dönemde münferit baz? olaylar üzerine askerî kesim başörtüsü karş?t? bir görüntüye büründü. Paşalar?n karş?lama s?ras?nda Cumhurbaşkan? Abdullah Gül'ün eşine dönük kaç?ş manevralar?, resmi törenlerde başörtülüler gerekçe gösterilerek yaşanan tats?z hadiseler... Askeri, başörtü karş?tl?ğ?nda YÖK ve CHP'nin önüne geçirdi. Başörtüsü toplumun hassas olduğu bir konu. Ağ?rl?kl? kesim bu konuyu siyasi çerçevede değil inanç kapsam?nda görüyor. Askerin bu fotoğrafta yer almas? Türkiye için iyi değil. Asker, başörtüsü gibi hassas konularda gündeme gelmemeli. Başörtüsüne karş? sert ve tav?rl? duruşunun y?prat?c? etkisini bir daha düşünmelerinde yarar var. 15 yaş?ndaki bir genç k?za bu ağ?r şoku yaşatmaya kimsenin hakk? yok. Nedeni başörtüsü veya başka birşey olsun, fark etmez. Özellikle kendini devletin yerine koyanlar?n çok daha dikkatli davranmas? gerekir.

    28 Kas?m 2007, Çarşamba
    MUSTAFA ÜNAL

    ne attan düşmedik yiğit ne de

    sürçmedik at vardır...


  4. #4
    Vefakar Üye emaneten - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    445

    Standart

    BU DA BAHSED?LEN KAR?KATÜR

    B?R GENÇ KIZIN GÖZYAŞLARI

    Adana'n?n Kozan ilçesinde, başörtülü ?mam Hatip Lisesi öğrencisi ödülünü almak için ç?kt?ğ? kürsüden indirildi. ?lçenin kompozisyon yar?şlmas?n?, ?HL’li 11-C öğrencisi Tevhide Kütük birincilikle kazanmşt?. Ödülünü almak için kürsüye ç?kt?. Ancak Garnizon Komutan? ve Kaymakam’?n “?ndirin onu” tepkisi üzerine ?l Milli Eğitim Müdürü taraf?ndan kürsüden alaşağ? edildi..

    ne attan düşmedik yiğit ne de

    sürçmedik at vardır...


  5. #5
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart 1 de video

    YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  6. #6
    Vefakar Üye EnsTanTeNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    530

    Standart

    2000-2001 Eğitim ve ögretim y?l?nda bu k?z?n baş?na gelen olay?n ayn?s? bana da olmuştu...
    bende izmir genelinde resim dal?nda 1. olmuştum fakat baş örtülüğüm diye beni sahneye bile ç?karmam?şlard?...
    k?z?n o halini görmek gerçekten içler ac?s? o duyguyu yaşayanlardan oldugum için onu çok iyi anl?yrm...Olay? duydugm an ağlad?m bu kadar m? düşüncesiz,inançs?z bu insanlar....
    TÜRK?YE HALA AYNI YER?NDE SAYIYOR BU ONUNUN GÖSTERGES?D?R

    Yaz?klar olsun diyorum ....
    ......oooO...............
    .....(....)................
    ......)../....Oooo.....
    .....(_/.....(....).......
    ...............)../........
    ..............(_/.........
    ...........................
    ......oooO...............
    .....(....)................
    ......)../....Oooo.....
    .....(_/.....(....).......
    ...............)../........
    ..............(_/.........

  7. #7
    Ehil Üye Tılsım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    Meçhul...
    Mesajlar
    2.240

    Post

    Tüm paylaşımlar için teşekkürler...

    Bir erime anıdır aşk can ipinin yavaşça incelmesi ve görünmeyen sevgili nin yüzünde kopması..

    Sustum! Bir harf bile söylememin imkanı yok yoklukta artık. Aslı olmayan sözlerdir çünkü hep dilimde, gerçek değil surettir hep...Cana eziyetten başka bir şey vermez ki söylesem!..

    Sustum! çünkü hadden aşkın olacak söz, kabından taşacak...Ne kulaklarda onu anlayacak bir kudret var oysa; ne anlayışında ona uygun bir kabiliyet!..


  8. #8
    Vefakar Üye emaneten - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    445

    Standart

    ah ben orda olacakt?m ben de ç?k?p giderdim o salondan o k?zla beraber ve vicdan sah?pler?n? de d?sar? davet ederd?m ne kadar duyars?z?z allah?m

    ne attan düşmedik yiğit ne de

    sürçmedik at vardır...


  9. #9
    Dost orhanuysal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    kocaeli
    Yaş
    42
    Mesajlar
    24

    Standart

    bu örümcek beyinlilerin nesli tükeniyor art?k. eskide sahneye bile c?kamazken, şimdi sahneye c?k?labiliniyorsa bu bile büyük başar?. ç?rp?nd?kça bat?yorlar. zavall?lar

  10. #10
    Vefakar Üye EnsTanTeNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    530

    Standart

    inşallah tükenir nesilleri....
    ......oooO...............
    .....(....)................
    ......)../....Oooo.....
    .....(_/.....(....).......
    ...............)../........
    ..............(_/.........
    ...........................
    ......oooO...............
    .....(....)................
    ......)../....Oooo.....
    .....(_/.....(....).......
    ...............)../........
    ..............(_/.........

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Göz Yaşı Neyin Eseridir?
    By BiKeS_ in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 11.02.08, 11:46
  2. Öyle Bir Göz Yaşı Ver ki Ya Rabbi
    By insirah in forum Dualar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 22.09.07, 20:27
  3. Evlenmenin Yaşı Var mı ?
    By asamet in forum İslam'a Göre Kadın ve Aile
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 27.06.07, 15:16

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0