+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Saçlı'lar

  1. #1
    Vefakar Üye sitem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    306

    Standart Saçlı'lar

    Yekpare mermerden “değişimsiz” kadınlar


    Olanlarda bir tuhaflık yok mu? Çeşit çeşit kanal var. Ama her kanalda aynı isimler. Konular değişiyor isimler ve o isimlerin “izah”ları değişmiyor.

    Bir zamanlar magazin programlarından bıkmıştık hani. Gülben, Hülya bir de ikisine birden teyze diyen biri vardı. Bunlara sataşmaya çalışanlar bir anlık görünür gibi oluyor, yine meydan bu üçünün incir çekirdeğini doldurmaz dalaşmalarına kalıyordu. (İtler mi dalaşır dediniz? Beis yok!)

    Magazin bitti şimdi sıra “fikir magazini” üretmeye geldi. Durumu güncellemek, raiting garantisi vermek için programlarda ille de bir başörtülü “bulundurmak” önemli oldu.

    Şov ve Mahrem kitabında başörtüsü üzerinden kamusal hayat analizleri yaparken ana kavramımı “nezaket paydasında eşitlenmek” olarak ortaya koymuştum.

    Son on beş gündür ekranlara baktıkça tekrar tekrar üzerinde durmak gerektiğine karar verdim. Çağdaşçı kadınlarımız aynı ekranı paylaştıkları diğer konuğa karşı ne kadar “duyarlı bir performans” sergileyebiliyorlar öyle.

    Muhatabıyla fikri olarak tartışmak yerine “terbiyesiz” diyebiliyor mesela.

    Ekranlardaki tartışmalarda, başörtülü katılımcı ile “saçlı” katılımcıların arasındaki ilişkiye dikkat ediniz lütfen.

    Saçlılar bir fikri tartışmaktan ziyade, programa katılmış olan başörtülüye “samimiyet testi” uygulamaya kalkıyor. “Değiştim diyorsunuz. Ah nasıl değişirsiniz. İnsan hiç değişir mi? Bak biz hiç değişmedik.”

    Saçlı katılımcıların üst kimliği Kemalist ise tablo şöyle: İslam'ı eleştirmek konusunda sınırsız, lakin Kemalizm eleştirilerine tahammülsüz. Fikirden ziyade ortaya konan eda ile götürülüyor tartışma. Bir eda bir eda! Eller sopa, gözler ateş kuyusu. Diller küfür deposu.

    Saçlıların üst kimliği Feminist -Kemalist ise bu defa, “sizi kandırıyorlar siz hiç birşey bilmiyorsunuz. Sizi bu aldanmışlıktan kurtaracağız. Çünkü her şeyin en iyisini biz biliriz. En iyinin ne olduğuna biz karar veririz. Bizim gibi kadınlar her şey!!! Sizin gibi kadınlar hiçbirşey” modunda ilerliyor.

    N'oluyor sonunda?!

    Sonunda şu oluyor: Hayat tarzı olarak kendisine ulusalcıları yakın bulup da yine de tarafını belirleyememiş genç erkekler/genç kızlar bu vesile ile tarafını belirleyiveriyor.

    Ekrandaki “saçlı cehalet” o kadar çağ dışı, o kadar “sorunlu” bir resim veriyor ki, sonunda madem öyle gel böyle diyerek tarafını taş bloktan/yekpare mermer yapıdan yana değil de hayattan yana koyanların sayısı artıyor.

    Hayat! Dikkat ediniz lütfen.

    Saçlılar hayat yoksunu. Duygu yoksunu. Nezaket yoksunu.

    Yazılarımı takip edenler “saçlı” kavramının neye tekabül ettiğini biliyor.

    Yeni başlayanlar için dipnot bilgisi olarak verelim. Saçlı kadınları en iyi temsil eden kimlikler olarak Necla Arat, Nur Sertel ve bloğun diğer üyelerini saymak gerekiyor.

    Blok dedim. Mahalle demedim. Mahallede bir sıcaklık bir dayanışma vardır çünkü. Oysa bunlar katı bir taş blok ya da yekpare mermer bir yapılanma gösteriyor. Ne penceresi var bu yapının güneş alan, ne bir kapısı dünyaya açılan.

    Yani “saçlı” olmanın başı açık olmak ile uzaktan yakından bir alakası yok.

    Saçlı”lar kendi saçlarının pişen her aştan çıkmasına talip olanlar diyelim kısaca.

    Şimdiye kadar hiçbirşey üretmeden kariyer yapmış olanlar.

    En iyi mekanları tükete tükete doymamış olanlar.

    Kimseye yer kalmasın diye kendi bedenlerini, kendi haklarını inadına genişletmeye çalışanlar.

    Yani bu kadınlar kırk kişilik bir grup olarak devrim yapıyorlar esasında.

    Ekrana çıkan başörtülü hanımlar mutmain bir vücut dili ile durmaya devam ettikleri sürece “bu kırk kişilik devrimci” grup şimdiye kadar hiçbir muhafazakar partinin yapamamış olduğunu yapacak.

    Eskiden tersi olurdu. Dikkat ettim de ne zaman ekrana had bildiren sınır çizen, elini sopa niyetine sallayan çağdaş kadınlar çıkıyor, benim başı açık kızlarla göz temasım, selamlaşma sayım artıyor.

    Kimliğini, “ben başı açık modern bir kadınım” diye belirttikten sonra “Sizin yazılarınızı çok severek okuyorum” diyen okuyucularımın sayısı gittikçe artıyor.

    Velhasıl lütfen yer açın! Her yeri işgal etmiş o pek çağdaş kadınlarımız daha çok çıksınlar ekrana. Nato kafa nato mermer duruşları ile bizi birbirimize yakınlaştırıp muhabbet üzere olmamıza vesile oluyorlar. Bundan iyisi Şam'da kayısı.

    “Yeni okuyucularımı” didaktik/tunç kafalı/asla değişmeyen mermer kadınlara borçluyum.

    Üzerine esen yelden, yağan yağmurdan organik taşlar bile değişiyor da yekpare mermerden “değişimsiz” kadınlar hep olduğu gibi kalmayı, bulunduğu yerde hazır ol durmayı, yerinde saymayı “artı değer” zannediyor. Kendilerine buradan teşekkür ediyorum.

    Onların söylemleri ve duruşları bizim yazılarımızı susuzluğu giderecek pınara çeviriyor. Kapısız, penceresiz taş bloklara sığınmak isteyenler onlara; hayatın bütün telaşını, yükünü, güneşini ve yağmurunu, savaşı ve barışı yaşayanlar “buraya” teşrif ediyor.

    Biz kaç kişiyiz diye soruyorlar ya hani…

    Fatma K. Barbarosoğlu

  2. #2
    Vefakar Üye sadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    38
    Mesajlar
    303

    Standart

    Enstitü Sayfas?




    Başörtüsü savunmas?n?n yöntemi ve hakl?l?k delilleri

    Ey hâkimler!

    Gençlik Rehberi'nin imanî dersleri ve ahlâkî telkinleri, ehl-i vukuf raporundaki gibi bir suç mevzuu olarak kabul ediliyorsa, (…) bu millete, bin y?ll?k tarihine, an'anesine idarî ve örfî kanunlar?na, bu milletin ebedî medâr-? iftihar? olmuş mukaddes dinine, mukaddes ?slâmiyet hakikatlerine, kudsî Kur'ân derslerine ve o kudsî hakikatlere sar?larak ?slâmî medeniyeti kemâl-i şâşaa ile dünyaya ilân eden bir aziz ecdada ve onlar?n haysiyetine, hukukuna, mâneviyat?na savrulan tahkir ve tezyifleri, indirilen darbeleri ve söylenen iğrenç iftiralar? kabul etmeniz lâz?md?r. (…) Yoksa, adalet-i kanun ve hürriyet-i fikir ve vicdan düsturuyla mahkûmiyeti ve muhakemesi mümkün değildir. Hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdan düsturunu en geniş mânâs?yla tatbik eden cumhuriyet idaresinin demokrasi kanunlar?yla asla kabil-i telif değildir.

    Emirdağ Lahikas?, s. 364-365.

    Başörtüsü, çok eski tart?şmalara konu olmakla birlikte, son yirmi y?lda üzerinde en çok konuşulan konulardan birisidir. Bu kadar yoğun tart?şmalara konu olduğu için başörtüsünü birçok aç?dan inceleyen çal?şmalar yay?nlanm?şt?r. Ancak, hâlâ tart?ş?lmaya devam edilmektedir. Bütün bunlara rağmen, toplumsal bir konsensüse ulaşabilmek için hâlâ seviyeli tart?şmalara ihtiyaç vard?r.

    Başörtüsünü gündelik hayatlar?n?n bir parças? olarak gören insanlar, karş?laşt?klar? s?k?nt?lar üzerine, tabii olarak kendilerini savunma ihtiyac? hissetmektedirler. ?şte, bu noktada baz? problemler yaşanmaktad?r. Çünkü, bazen insanlar kendilerini savunurken, yanl?ş yöntemler kullanabilmektedirler. Bu durumlar s?k?nt?lar?n devam etmesine neden olmaktad?r.

    ?şte, bu makalede, insanlar?n yaşama biçimlerini savunurken düştükleri baz? hatalara dikkat çekilecektir. Bu durum yeni yöntem önerilerini de beraberinde getirecektir. Bütün bunlar?n yan?nda bu çal?şma, otoriter eğilimlerle insan?n en tabii hakk? olan k?yafet özgürlüğüne yasak getirmenin ne kadar tutars?z bir davran?ş olduğunu da ortaya koymaktad?r.1

    A. Başörtüsü Namus ?lişkisi

    Başörtüsü takman?n, "namus" kavram?yla doğrudan bir ilişkisi vard?r. Yani edep, haya, doğruluk ve güvenilirlik gibi faziletlerin sonucu olan ve yüksek değer taş?yan hasletler ve ahlaki ölçülerle ilgilidir. Bu durum, başörtüsü kullananlar için, çoğu kez unutulmakt
    ad?r. Üstelik, bu unutmada sadece devletin değil, kamuoyunun da katk?s? vard?r.2 Şöyle ki, başörtüsü namus ilişkisini gündeme getiren bir kişi, "baş? örtülü olanlar namuslu da baş? aç?k olanlar namussuz mu!" gibi bir bak?ş aç?s?na sahip olabilmektedir. Asl?nda, bu bak?ş aç?s? tutarl? değildir. Çünkü, herkes için farkl? da olsa, k?yafete ilişkin bir namus ölçüsü mutlaka vard?r. Kimisi için saç?n?n görünmesi, kimisi için omzunun görünmesi namusuna zarar verir iken, bir başkas? için de sadece avret yerinin görünmesi namus anlay?ş?na ayk?r? olabilir. Ama her halde, k?yafetin/örtünmenin namus ile ilgisi gözard? edilemez.3

    Bütün bunlardan dolay?, başörtüsü sadece temel hak ve hürriyetler aç?s?ndan değil, ayn? zamanda namusun korunmas? için de savunulmas? gerekmektedir.

    B. Otoriter Devlete Karş? Hürriyet Mücadelesi

    Başörtüsüne karş? ç?kanlar?n önemli bir k?sm?, başörtüsünün siyasal simge olarak kullan?ld?ğ?n? savunmaktad?r. Peki böyle bir yaklaş?m çok mu yanl?şt?r? Bu tutumu sorgulamak amac?yla bir an için bu iddian?n doğru olduğunu varsayal?m ve anlamaya çal?şal?m.

    "Başörtüsü takanlar?n çoğu, bunu belli bir siyasi görüşü ve bu görüştekilerin partisine desteği ifade etmek üzere tak?yorlar. Sokakta dilediklerini yaps?nlar, ama kamusal alanda siyaset yapmak olmaz, bu nedenle memura da öğrenciye de başörtüsü yasaklanmal?d?r."4

    Başörtüsü takanlar bir partiye oy verdikleri için başörtülü değillerdir. Aksine başörtülüler, son on beş y?l içinde başörtüsü hürriyetini getireceği ümidiyle birçok partiye oy vermişlerdir. Başörtüsü yasağ?n?n kalkmas?n? önemli gören dindarlar?n oy verdikleri partilerin kendilerine göre ortak özelliği, bu yasağ?n, devlet taraf?ndan "muhafazakâr millete" dayat?lan bir yasak olduğu ve milletin de iktidara gelerek bu yasağ? kald?racağ? ümididir.

    Dindarlar ve başörtüsü yasağ?n?n kalkmas?n? isteyenler farkl? partilere de oy verseler, asl?nda bunlar?n ortak özelliği devletin başörtüsüne karş? tak?nd?ğ? tavr? değiştirebilme çabas?d?r. Bundan dolay? başörtüsüne hürriyet isteyenler, başka savunma sebeplerinden önce, bu temel sebebi aç?kça nazara almal?d?rlar. Diğer ifadeyle başörtüsü, bir taraftan, din ve vicdan hürriyetinin sonucu olarak, diğer taraftan da devletin resmi ideolojisine karş? durma hakk?n?n bir gereği olarak savunulmal?d?r.

    Asl?nda, demokratik devletlerde devletin resmi ideolojisi olmaz, devrimle bir hayat biçimi de dayat?lmaz. Bundan dolay?, resmi ideolojiden farkl? görüşlere sahip olan insanlar?n sindirilmeye çal?ş?lmas?, demokrasinin en genel tan?mlar?na göre yanl?ş ve çağd?ş?d?r.

    Burada bireysel hürriyetlerle başörtüsünü savunmak ile "devlet otoritesinin dayatt?ğ? dünya görüşüne muhalefet edebilme hakk?" aç?s?ndan başörtüsünü savunmak aras?ndaki farka dikkat çekmek istiyoruz.

    Din ve vicdan hürriyeti bireysel hürriyetlerdendir. Gelişmiş ülkelerde dahi, kamu düzeninin ve din seçme hürriyetinin korunabilmesi için, başkalar?na dinî telkin yapma hakk?n?n s?n?rland?r?lmas? yoluna gidilmiştir. Oysa, devlet otoritesinin dayatt?ğ? dünya görüşüne muhalefet edebilme hakk?, demokrasinin ta kendisidir ve insan haklar?n?n başlang?c?d?r. Demokratik devletin "ideolojik devlet" olamayacağ? prensibi nedeniyle, ideoloji dayatmaya başlayan her devlete karş? hak aramak ve bu anlamda siyasal hürriyet istemek, din hürriyetinden daha geniş bir hak ve hürriyettir.

    O halde, başörtüsünün "karş?-ideolojik bir tavr?" yans?tt?ğ? kabul edildiği takdirde; bu tav?r, din hürriyetine dayal? tav?rlara nazaran daha kesin ve daha korunmaya lay?kt?r. Zira, ikincisi birincisinin sonucudur. Muhalefet hakk? olmayan bir ülkede din hürriyetinden bahsedilemez. Diğer ifadeyle, başörtüsünün otoriter devlet taraf?ndan bask? nedeniyle bilinçli olarak siyasallaşt?r?lm?ş olmas?, otoriter devletin savunduğunun aksine, başörtüsünün savunulmas?n? zorlaşt?rmamakta, aksine daha kolaylaşt?rmaktad?r.

    Bu durumda akla şu soru gelebilir: Otoriter devlete muhalefet etme hakk?n?n, "kamusal alana" yönelik bir s?n?r? olmayacak m?d?r? Okulda ya da devlet dairesinde bu hakk? savunmaya kalkmak, okula ya da devlet kurumlar?na siyaset sokmak anlam?na gelmez mi?

    Elbette hay?r. Başörtüsünün memurlar ve öğrenciler için serbest olmas?, ideolojik ayr?mc?l?k değil, aksine, devrimlerle başlat?lm?ş çağdaş-çağd?ş? ayr?m?n sona erdirilmesidir. Yanl?şl?k nerede ve kimin üzerinde yap?l?yorsa, doğrusu da önce orada uygulanmal?d?r.

    C. Başörtüsü ve "Mini Etek" Hürriyeti

    Başörtüsü müdafaas? s?ras?nda s?k duyulan savunma mekanizmalar?ndan birisi de, "Devlet mini etek giyene kar?şmad?ğ? gibi, başörtüsü takana da kar?şmas?n." cümlesidir. Bu cümle mini etek giyen bir bayan taraf?ndan söylendiğinde, "benim dilediğim k?yafeti seçme hakk?m varsa sizin de bu hakk?n?z olmal?" anlam?na gelen, anlaş?labilir bir cümledir. Ve başörtülülere, muhtemelen insan haklar? nam?na verilmiş bir destektir.5

    Buna karş?l?k, salt bir hürriyet talebi gibi görülmesine rağmen, dindarlar taraf?ndan söylendiğinde, başka bir anlama gelmektedir. Gerçekten dindarlar için, mini etek günahkarca ve ahlâken zay?fl?k ölçüsü olan bir k?yafeti temsil eder. Çünkü, dinen yasaklanm?şt?r. Savunma için, mini etek-başörtüsü karş?laşt?rmas? yapan bir dindar, asl?nda zihnindeki bu kay?t nedeniyle şunu söylemek istemektedir: "Devlet ahlâks?zl?k yapana kar?şmad?ğ? gibi, dinî inanc?n?n gereğini yerine getirmeye çal?şana da kar?şmas?n." Böyle bir karş?laşt?rma doğru değildir. Karş?laşt?rmada mini etek yerine başka bir k?yafet konulmuş olsayd?, daha sağl?kl? bir karş?laşt?rma olurdu. Mesela, "isteyen sar? kazak giyebiliyorsa, başörtüsü de takabilmelidir" ya da "devlet toka takana kar?şmad?ğ? gibi başörtüsü takana da kar?şmas?n" denilseydi yanl?ş olmazd?. Çünkü, dinî k?yafetle ahlaka ayk?r? k?yafeti mukayese etmek çelişkili ve yanl?ş bir savunma yöntemidir.

    Zira, başörtüsü "takma davran?ş?n?n" ahlâki standartlarla hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen ve sadece kültür ve din hürriyeti ile ilgilidir. Devlet aç?s?ndan da olsa olsa devrimlerle ve laiklik ilkesiyle ilişkilendirilebilir. Oysa, mini etekle/aç?k-saç?k k?yafetle sokağa ç?kman?n din hürriyeti ile ilgisi yoktur; insanlar benimsedikleri herhangi bir inanc?n gereği olarak mini etek giymemektedirler. Bilakis, bu davran?ş, devletin korumaya çal?şt?ğ? kamu düzenini ihlal eder. Bu nedenledir ki, "alenen hayas?zca hareket" her ülkede ve ülkemizde suçtur.

    O halde, mini etek ad? alt?nda ahlâka ayk?r? k?yafete hürriyetle, başörtüsü hürriyetini karş?laşt?rmak ve birbirine eş görmek, başörtüsünü savunmay? daha da zorlaşt?rmakta ve bu yoldaki hak aramalar?n? yanl?ş yöne sevketmektedir.

    Mecelle'nin, "Def-i mefasid, celb-i menafiden evlad?r" kural?, burada uygulanmal?d?r. Kötülüğü önlemek de iyiliği sağlamak da önemlidir, şayet bir öncelik gerekiyorsa, kötülüğü önlemek önce gelmelidir. Oysa, başörtüsü-mini etek k?yaslamas?yla bu kural çiğnenmektedir. Halbuki, dindarlar yukar?daki savunma biçimiyle, kötülüğü/ahlâks?zl?ğ? önlemeyi geriye b?rak?p, hatta görmezden gelip, iyiliği/din hürriyetini ön plana almaya yönelmektedirler. Kanaatimizce böyle bir öncelik zorunlu değildir. ?nsanlar bir yandan ahlâks?zl?ğ? önlemek için çal?şmal?, diğer yandan da devletin her türlü hürriyeti ve başörtüsü hürriyetini kabul etmesini istemelidir. Ahlâks?zl?k hürriyet değil, suçtur; suç işleme hürriyeti şeklinde bir hürriyet ise hiç bir zaman olmam?şt?r.

    K?yafet tercihleri aras?nda mukayese yap?lacaksa cümle şu şekilde olmal?d?r: "Devlet baş?n? açana kar?şmad?ğ? gibi, baş?n? örtene de kar?şmamal?d?r."

    D. Diğer Hususlar

    Başörtüsü savunmas? s?ras?nda yap?lan, ama zaten bas?nda çok işlendiği için burada ayr?nt?lar?na girmeye gerek duymad?ğ?m?z diğer baz? yanl?şl?klarla ilgili değerlendirmelerimiz ise şunlard?r:

    1. Baş? örten örtünün ad?, rengi, boyu önemli değildir. Önemli olan örtünmenin ruhudur. Yani kişinin emrolunduğu gibi örtünebilmesidir. Zira, başörtüsü hürriyetine karş? olanlar için, başörtüsünün her türlüsü "çağd?ş?"d?r.

    2. Başörtüsünü yasaklayan bir kanunun olup olmad?ğ? da nihai planda önemsizdir. Zira, herhangi bir biçimde, başörtme hakk?n? s?n?rland?ran bir kanun ç?kar?lm?ş olsa dahi, bu yasağ?n meşruiyeti sonucunu doğurmaz. Aksine, mücadelenin biraz daha şiddetleneceği anlam?na gelir.

    Bununla birlikte bu bilgi, otoriter devletin bu amaçla bir kanun dahi ç?karamam?ş olduğunu göstermek bak?m?ndan faydal? olabilir.

    3. Anayasa'da ve kanunlarda tan?m? bulunmayan "kamusal alan" kavram?na, başörtüsüne hürriyet aray?şlar? kapsam?nda ihtiyaç yoktur. Dinin yaşanmas? neticesinde, dini teamüllerin toplumsal hayat?n her safhas?nda kendini hissettirdiği Türkiye gibi ülkelerde, dar bir kamusal alan tan?mlamas? yapmak, toplumun dinsizleştirilmesini gerekli k?lacağ?ndan bu tekliflerin pratik değeri yoktur. Kamusal alan yaklaş?mlar?yla dini yaşama biçimlerini s?n?rlamaya kalkmak, din hürriyetini s?n?rlayacağ?ndan demokrasiyle bağdaşmaz.

    Hukukun temel ilkelerinde, başörtüsü hürriyeti zaten korunmaktad?r. Buna rağmen, savunmada, "kamusal alan" kavram?na ve "hizmet alan, hizmet veren" ayr?m?na güvenmek ya da bu ayr?m? geçerli saymak yanl?ş bir tercihtir. Zira, otoriter devletin bask? için kulland?ğ? bir çok kavram gibi kamusal alan kavram? da hukuki/anayasal kavram değildir.

    4. "Kamusal alan" kavram? çerçevesinde yap?lan tart?şmalarda gündeme gelen, öğrencilerin ve hastalar?n başörtüsü takabileceği, ancak öğretmen vb. kamu görevlilerinin takamayacağ? yönündeki görüşler de tutars?zd?r.

    Kamu hizmeti veren öğretmenin başörtülü olmas? halinde tarafs?zl?ğ?n bozulacağ? görüşü, öğrencinin başörtülü olmas? halinde sözkonusu değil midir? Yani öğrencinin başörtülü olmas? halinde tarafs?zl?k bozulmayacak m?d?r? Bu aç?dan bak?l?nca, öğretmen öğrencisinin başörtüsüne "karş?" olabilir, baş? aç?k bir doktor başörtülü hastas?na karş? yanl? davranabilir.

    Yanl? davran?ş gösteren kamu görevlilerini, bu tutumlar?ndan dolay? cezaland?rmak mümkün iken, niçin toptanc? bir yaklaş?mla bütün başörtülü kamu görevlileri töhmet alt?nda bulundurulmaktad?r. Bu durum büyük bir haks?zl?kt?r.

    Asl?nda, başörtülülerin tarafs?z olamayacağ? tezi, otoriter devletin toplumun bir k?sm?ndan yana olduğunu gösteren işari bir manaya da sahiptir. Hür ve demokratik bir ortamda böyle bir ihtimal sözkonusu değildir. Çünkü, devlet halk?n?n hepsine eşit uzakl?kta bir hizmetle sorumludur. Zira, devletin tarafs?zl?ğ? sayesinde, başörtmenin ya da örtmemenin bir avantaj olmaktan ç?kt?ğ? bir toplumda, başörtülü ya da başörtüsüz olmak bir siyasetin değil, salt bir dinin ya da dünya görüşünün ifadesi olarak ortaya ç?kacakt?r.

    5. Mustafa Kemal'in ve yak?n arkadaşlar?n?n başörtüsüne karş? olmad?klar?n? savunmak başörtüsünü savunman?n doğru bir yolu değildir. Zira, yap?lm?ş devrimlere objektif bak?ld?ğ?nda, asl?nda başörtüsüz toplum projesinin de yap?lacak devrimler s?ralamas?na konulduğu sonucuna var?lacakt?r. Gerçekten de Tek Parti döneminin ve sonras?n?n bütün ders kitaplar?ndaki resimlerde, toplumda yap?lmak istenen bu devrim, aile fertlerinin görüntüsüne kadar götürülmüştür. Resimlerde büyükanne başörtülü, anne baş? aç?k, çocuk baş? aç?k/"çağdaş" olarak tasvir edilmiştir. Bu tarz yaklaş?mlar, asl?nda, saflar?n netleşmesini önlemekte ve dolay?s?yla problemin kangren haline gelmesine yol açmaktad?r.

    6. Dinin başörtüsü konusundaki emrinin mahiyetinin, kapsam?n?n ve s?n?rlar?n?n bu tart?şmada önemi yoktur.6 Devletin, başörtüsü yasağ?n?, başörtüsünün farz olmad?ğ?n? ileri süren bir din yorumuna dayanarak sürdürmesi ne kadar yanl?şsa, dindarlar?n devletin bir kurumunun vereceği fetvaya dayanarak başörtüsü savunmas? yapmas? da o kadar yanl?şt?r. Bu alan, "güya laik" devletin içtihat alan? değil, kişilerin inanç ve kültür alan?d?r. Ayr?ca devletin, bu fetvay? verecek resmi bir "alimler kurulu" kurmayacağ?n? da kimse garanti edemez.

    7. Başörtüsü mücadelesinde hürriyetten yana olanlar?n, hangi dünya görüşüne sahip olduğu, hangi partiye mensup olduğu, yasak karş?s?nda fiilen hangi tavr? tak?nd?ğ?/baş?n? aç?p açmad?ğ?n?n da önemi yoktur. En önemlisi, şayet aktif siyasetin içindelerse yasağ?n kalkmas?n? isterken bunu siyasi bir malzeme olarak kullanmay? düşünüp düşünmedikleri önemli değildir. Dinin siyasallaşt?r?lmas? ve siyasete alet edilmesi, zannedildiği gibi, toplumun dinî taleplerini dile getirmek ve bunlar üzerinden siyaset yapmak değildir. Aksine, demokraside her siyasi hareket, kendi şablonu içinde, toplumun dinî taleplerini de düşünür, tart?ş?r ve iktidar olursa uygulamaya geçirir ve bununla halk?n karş?s?na ç?k?p oy ister.

    Bu nedenle bu mücadelede, mücadele niyetinin, mücadele saikinin ve mücadele sebebinin fazlaca bir önemi yoktur. Önemli olan, doğru taraftakilerin, kendince doğru yöntemleri uygulayarak ve doğru deliller yard?m?yla hareket edip etmediklerdir. Hatta aslolan, buğzu küllendirmeden mücadeleye devam etmektir.

    Tevekkül zorunlu olduğuna göre, netice al?p almaman?n da bu mücadelede fazla bir önemi yoktur. Diğer ifadeyle, müsbet hareket etmek ve vazife-i ?lahiyeye kar?şmamak en önemli prensiptir.

    8. Problemin çözümü için, "devleti ele geçirmek" gibi tepeden inmeci yöntemlerin faydas? yoktur. Zira aslolan, salt başörtüsünü takmak değil, onu belirli bir dinî şuur ile takmakt?r. Bu şuurun edinilmesi için ise, devletin, hürriyetleri genişletmesi yeterlidir. Diğer ifadeyle devletin tam demokratik devlet olmas? yeterlidir ve toplumun muhafazakârl?ğ? artt?kça devletin de muhafazakâr demokratik bir devlet olmas? kaç?n?lmazd?r.

    O halde bize düşen as?l görev, Bediüzzaman Said Nursi'nin 13. Mektup'ta dediği gibi, toplumun halinden şikayetçi (mütehayyir) olan % 80'lik kesimine nur göstererek, selametli bir yolu bulmas? için yard?mc? olmakt?r. Devletten istememiz gereken ise, baş? kapatma yasağ?n? ve nasihatin önündeki diğer her tür yasağ? kald?rarak (bu arada baş? açma yasağ? da koymayarak), hürriyetin, s?rr-? teklifin ve insaniyetin, yani ?slamiyet'in önünü açmas?d?r. Zira, bir devletin bir dine hürmeti, asl?nda o dine en iyi hizmetidir.

    Dipnotlar

    1. Bu yaz?da "başörtüsü" kavram?n? baş? örten örtülerden sadece biri için değil, genel olarak "başörtüleri" için kullanacağ?z.

    2. Başörtüsünün çeşitli yasaklardan dolay? aç-kapa usulüyle kullan?lmas? da ilk bak?şta bu olumsuzluğa katk? yap?yor gibi görünebilir. Zira, bunlar başlar?n? açmaktan rahats?zl?k duymakla birlikte, başlar?n? açmak zorunda kald?klar?nda kendilerini "namusu zedelenmiş" kişiler olarak gördüklerini söylemek zordur, namus daha ağ?r bir kavramd?r. Ancak kanaatimizce bunlar özgür b?rak?lsalar bu uygulamadan vazgeçeceklerine göre, kendi özgür iradelerinin ürünü olmayan bu uygulaman?n olumsuz sonuçlar?ndan sorumlu tutulmalar?, kanaatimizce ahlâken doğru değildir.

    3. Nitekim başörtüsü takan, ancak bunu namusu ile ilgili görmeyen bayanlar?n hemen hemen hepsi, plaj k?yafetiyle yabanc?lara görünmeyi, hiç tereddütsüz, kendi namus anlay?ş?na ayk?r? bulur. Ayn? şekilde, plajda yabanc? erkeklere görünmeyi namus anlay?ş? yönünden mahzurlu görmeyen bayanlar?n hemen hemen tümü, kendi evinde plaj k?yafetine yak?n k?yafetle otururken bir yabanc?n?n perdenin aç?k kalan k?sm?ndan kendisini gözetlemiş olmas?n? namusuna sataşma olarak görür.

    4. Bu görüşü kabul edenlerin bu teorisine göre, memurlar?n ve öğrencilerin siyasal görüş ifade etmeleri yasak ise bunun tabii sonucu olarak, milletvekillerinin, siyasal görüşlerini ifade etmek üzere, -hatta TBMM d?ş?nda takm?yor olsalar dahi- TBMM'de başörtüsü takmaya haklar? olmal?d?r. Ama, onlar görüşlerinde böyle bir çelişki görmemektedirler. Çünkü, bu kişiler, kendileri tam fark?nda olmasalar da asl?nda TBMM'nin ad?n?n, "Türkiye Büyük Devlet Meclisi" olmas? gerektiğini, milletvekillerinin de devlet memuru olmas? gerektiğini savunmaktad?rlar. Zaten, otoriter devlet, 1923'te yap?lan bask?n seçimle ve merkezden listelemeyle oluşturulan ?kinci Meclisinden itibaren, meclisi, gerçekte devletin meclisi olarak görmüştür. Başörtüsü mücadelesi ise, otoriter devlet-muhafazakar millet mücadelesinin, bu güne yans?yan ve bayanlar üzerinden sürdürülen bir biçimidir.

    5. Başörtülülerin böyle bir desteğe ihtiyaçlar?n?n olup olmad?ğ? ve bu desteğin, başörtülüler yönünden mini etek giyenlere karş? lüzumsuz bir yumuşamaya yol aç?p açmad?ğ? hususlar?, muhtemelen ilginç olabilecek ayr? bir tart?şma konusudur.

    6. Aş?r? bir görüşe göre, başörtüsü ile saç? kapatmak farz değildir, as?l farz olan, bu örtü ile yakan?n kapat?lmas?d?r. Gariptir ki, bir yandan, -başörtüsünün saç? örtmesinin gerekmediğini düşünenler de dahil olmak üzere- bütün din adamlar? başörtüsünün yakay? örtmesi gerektiğini söylemekte, ama diğer taraftan, başörten gençler, başörtüsüyle saçlar?n? kapatmakla birlikte -gittikçe çoğalan biçimde- yakalar?n? açmaktad?rlar.

  3. #3
    Ehil Üye aşur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.446

    Standart

    teşekkürler sitem ve sadin kardeşler. Yaz?lar birbirini tamamlam?ş.
    GÖNÜL SARAYLARINDA SEVGİ HÜKÜMDAR OLSUN.
    ADALET ORDA VEZİR, HİKMET İSE YAR OLSUN

    AKM

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0