Türkiye'de en temel sorunlarımızdan biri, bir olguyu olduğu gibi değil de, tersinden, takla atarak, hatta gerekirse kırk takla attırarak, takiyye yaparak, takiyye yapmaya zorlayarak anlatmak. Siz buna iki yüzlülük de diyebilirsiniz, münafıklık da, yerine göre.

Dürüst değiliz. Kimseden de dürüst olmasını istemiyoruz. Dürüst insanların işimize çomak sokacaklarına inanıyoruz.

Türkiye'de anayasa ile İslâm arasında doğrusal / birbirini besleyen, birbirini çeken bir ilişki yoktur; aksine, birbirini iten ters bir ilişki / ilişkisizlik vardır. Mesela anayasa ile İslâm kelimelerini birlikte kullanmak bile tedirgin ediyor insanı. Neden? Çünkü hemen zorba, iki yüzylü, takiyyeci opotünistlerin, tastamam “bidon kafalı”, “zihinsizleştirilmiş zihin” hastalığından mustarip yazarları, kapıkulları, “vay sen misin, bunu söyleyen?” diyerek haber yapıp, hatta manşet yapıp ilkel bir saldırı başlatabilirler. Çünkü vicdanla, din'le iman'la sorunlu adamlar bunlar.

İkincisi, anayasa ile İslâm kelimelerini birlikte kullanmak, bazılarının, “Sırası mı şimdi? Bir çuval inciri berbat etmeyelim,” şeklinde bir vaziyeti kurtarma kaygısıyla hareket etmelerine yol açabilir ama böyle yapmakla bu insanlar, Türkiye'deki temel sorunu, Türkiye'nin İslâm'ı ne yapacağı, İslâm'ı neden itip kaktığımız, aşağıladığımız, devletin hayatından da, milletin hayatından uzaklaştırma kavgası verdiğimiz sorununu bir kez daha ertelemiş olurlar, olacaklar.

Oysa yeni bir anayasanın yapıldığı bir zaman diliminde, anayasa ile İslâm, Türkiye ile İslâm arasında kopan, niçin koptuğu açıklanmayan ilişkisizlik sorununu şimdi konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız?

“Hele şu anayasayı iyi kötü yapalım, ondan sonra konuşuruz,” diyenler bu ülkede hep dayak yemeye, hep itilip kakılmaya alışmış kişilerdir. Anayasa yapılmadan önce en dinsizinden en laikine, en dindarından en gayr-ı müslimine kadar herkes konuşmalı, kendi taleplerini, duyarlıklarını, önceliklerini dillendirmeli.

Ancak bizim bu ülkede atladığımız, asıl yakıcı gerçek şu: Anayasayı toplum yapar. Anayasa, toplumun temel değerlerinin, dünyaya bakış açılarının, anlam haritalarının özü ve özetidir.

Peki, Türkiye'de böyle midir? Hayır.Türkiye'de yapılan anayasa'larla, bu ülkede İslâm'la ilişkisi sürgit problemli, tarihsiz, medeniyet bilinci yok edilmiş, ufku daraltılmış, nevzuhûr, köksüz, “soysuzlaştırılmaya çalışılan” bir toplum icat edilmiştir. (Hemen tepki vermeyin lütfen: Televolelerden o birbirinin kopyesi, sığ, ilkel, kakafonik, iğrenç dizilere, Raina'lardan Leila'lara yayılan ve millete küfretmeyi büyük yazarlık sanan “bidon kafalı”larca geliştirilen kültür, Bach'ın ve Itrî'nin, Mahler'in, Wagner'in ve Meraği'nin soylu kültürü müdür; yoksa...?).

Bu konuda kısmen başarılı olunmuştur ama toplumun İslâm'dan uzaklaştırılma çabaları geri tepmiştir. Bu toplum müslümanlığını hatırlamış, İslâm'ın bu ülkenin hayatının her alanından sömürgeci Batılıların yapamayacağı bir hızla ve cesaretle uzkaklaştırıldığını görünce bu duruma “dur” demiş, müdahale etmeye başlamıştır. Ama bu müdahale ne kadar anlamlı ve etkili bir müdahaledir, bunu söylemek çok zor.

Ama şurası kesin: Bu toplum anayasalarla içerden teslim alınmış, anayasalar marifetiyle İslâm'la arası açılmaya çalışılmıştır: Başörtüsü yasağı bunun en berbat, aşağılık, en ilkel örneğidir. Bir ülke, kendi çocuklarına bu kadar zulmedebilir mi?

Anlaşılır ve hazmedilir bir şey değil bu. Bu toplum, kendi anayasasını, kendi inançları, dünya ve hayat tasavvuru, anlam haritaları ve anlamlandırma pratikleri doğrultusunda kendisi yapar. Başka türlüsü millete zulümdür. Ülkenin önünün kesilmesi demektir.

Türkiye'nin anayasaları, önce İslâm'ı, İslâmî iddiaları anayasadan çıkardı; sonra da bu toplumu, İslâmî iddialardan vazgeçirerek tanınamaz, tuhaf, Batılıların karikatürü, komedyası, kompleksli bir toplum hâline getirmeye çalışıyorlar.

İHL'ler hadım edildi; Kur'ân kursları lanetlendi; İlahiyatlar, fiiilen bitirildi. Şimdi de din dersleri kaldırılmaya çalışılıyor. Bu ülkeden din dersleri de kaldırılsın, bu toplum ruhunu, vicdanını yitirir; sadece kendi çıkarını, cebini, düşünen sıradanlaşmış, ruhsuzlaşmış bir yığın hâline gelir ve artık insan yiyen yamyamlarımız gibi nurtopu gibi laiklik / ruhsuzlaşma ürünü dünyaya ihraç edeceğimiz bir yaratık türüne kavuşmuş oluruz. İşte İslâmsız Türk olduğumuz için kendimizle kendimizle ne kadar övünsek ve dövünsek azdır!

alıntıdır