+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: İlginç 12 Eylül Gerçekleri

  1. #1
    Yasaklı Üye TURKUAZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    628

    Standart İlginç 12 Eylül Gerçekleri

    Gazeteci Oğuz Güven, Zordur Zorda Gülmek/'78 kitabında 12 Eylül'den traji komik hikayeleri anlatıyor. Güven'in 78 kuşağının yaşadıkları üzerine odaklanan kitabının genişletilmiş ikinci baskısı çıktı.

    Bir gazetecinin kaleminden 78 kuşağını anlatan bu kitap, aynı zamanda Türkiye'nin en çalkantılı dönemine de ışık tutuyor.

    Yazar Can Kozanoğlu kitabı, “... Resmi hüküm bir yana, haklarında gayrıresmi hüküm verilirken de ya “içeride”ydiler, ya fazlasıyla şaşkındılar. Oysa malum hüküm verilirken haksızlığa uğramıştılar. Çünkü… Oğuz, “çünkü”nün devamını gülümseme tonunda anlatıyor…” diye tanımlıyor.

    Cumhuriyet Gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya'nın kitap hakkındaki değerlendirmesi de şöyle:

    “... 78 kuşağı, hüzünleri ve sevinçleri birlikte yaşadı; ölümleri gördü, kalleşlikleri... Oğuz Güven, “Zordur Zorda Gülmek” kitabında sevgiyi, hüznü, umudu, umutsuzluğu anlatıyor. Seveceksiniz.”

    Ve kitapta "12 Eylül 1980 – Acının tablosu" şöyle sıralanıyor:

    * 650 bin kişi gözaltına alındı.

    *1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

    * Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

    *7 bin kişi için idam cezası istendi.

    *517 kişiye idam cezası verildi.

    * Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).

    * İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.

    * 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

    * 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.

    * 388 bin kişiye pasaport verilmedi.

    * Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

    *144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

    * 14 kişi açlık grevinde öldü.

    * 16 kişi “kaçarken” vuruldu.

    * 95 kişi “çatışmada” öldü.

    *73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.

    * 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.

    * 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.

    *14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

    * 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.

    * 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

    *171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.

    * 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.

    *23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

    *3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

    *400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

    * Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    * 31 gazeteci cezaevine girdi.

    * 300 gazeteci saldırıya uğradı.

    * 3 gazeteci silahla öldürüldü.

    * Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

    * 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

    * 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

  2. #2
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Standart

    Eskişehir Demokrasi Platformu

    'Suskunluklar sona ermeli'


    *Eskişehir Demokrasi Platformu adına dönem sözcüsü Dr. Osman Elbek, 12 Eylül'ün dayattığı yeni dünya düzeninin ''küreselleşme'' ve ''özelleştirme'' adı altında uygulamaya koyduğu yeni liberal politikalar için gereken istikrar ortamını sağlamayı amaçladığını vurguladı.
    İstanbul Haber Servisi - Eskişehir Demokrasi Platformu adına dönem sözcüsü Dr. Osman Elbek, düşüncenin suç olmamasını, insanların gözaltında kaybolmamalarını, yargısız infazların olmamasını, şeriatın ve ırkçılığın hüküm sürmemesini isteyenler için bugünün ''milat'' olduğunu belirterek suskunlukların bitmesini istedi.
    Dr. Osman Elbek yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül'ün dayattığı yeni dünya düzeninin ''küreselleşme'' ve ''özelleştirme'' adı altında uygulamaya koyduğu yeni liberal politikalar için gereken istikrar ortamını sağlamayı amaçladığını vurguladı.
    Artık hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği biçiminde empoze edilen düşüncenin yıkılması gerektiğini ifade eden Elbek, ''Her şeyin değişebileceğine olan inancın ve mücadelenin yükseltilebilmesi için yıllar içinde oluşturduğumuz birikimimizle, aklı, bilimi ve toplumun çıkarlarını temel alan evrensel ilkelerin yol göstericiliğinde, özgürlükçü, barışçı, eşitlikçi, emekten ve tüm dünya halklarının dayanışmasından yana bir anlayışı yirmi birinci yüzyıla taşımalıyız'' dedi.


    Elbek, Demokrasi Platformu örgütlerinin, 12 Eylül darbesinin neden olduğu ''vahşeti'' ve ''insanlık suçunu'' kuru kuruya kınayarak geçmeyeceğine dikkat çekti. Türkiye'de yaşayan her yurttaşın eşit, özgür, evrensel insan ilkelerine bağlı olarak hayatını sürdürmesinin doğru olduğuna inananlara seslenen Elbek, sözlerine şöyle devam etti:
    ''Bu ülkede düşüncesinin suç olmamasını, insanların gözaltında kaybolmamalarını, yargısız infazların olmamasını, şeriatın ve ırkçılığın hüküm sürmemesini isteyen birileri varsa ve bu birileri bugüne kadar susmuşlarsa, bugün onlar için milat olsun. Aşsınlar suskunluklarını.''

  3. #3
    Dost gunseli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    3

    Standart

    arkadaşlarım lütfen bu videoyu izleyin.
    trt de oynayan aynadaki düşman dizisi içerisindeki 9 dakikalık bir belgesel.
    Türkiye nin yakın tarihini çarpıcı bir şekilde özetliyor.
    ergenekon terör örgütünün ne kadar derin ve geçmişi olan bir yapılanma olduğunu açıkça gösteriyor.

    http://www.aynadakidusman.com/forum/viewtopic.php?t=139

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    M. Latif SALİHOĞLU
    Euzubillahimineşşeytâni ve'l–ihtilâl


    Türkiye'de 1876'dan başlamak üzere birkaç kez (1909, 1913, 1960, 1980) askerî darbe yaşandı.
    Yaşımız elvermediği için, 27 Mayıs (1960) ve daha önceki darbelerin içyüzünü, ancak yazılı kaynaklardan ve o günleri yaşayan görgü şahitlerinden öğrenmeye çalıştık. 12 Eylül 1980 darbesini ise, hemen bütün yönleriyle birebir görüp yaşayarak öğrendim.
    Kendim cüz'î sıkıntılar yaşadım; fakat birçok yakınımın büyük sıkıntı ve işkenceler altında o günleri yaşadığına şahit oldum. Ayrıca, çalıştığım müessesenin çıkarmış olduğu gazete ve dergilerin defaatle ve tamamen keyfice kapatıldığına şahit oldum. O günlerin kahredici baskılarını unutmamız mümkün değil.
    Yaşanan onca sıkıntılar, çekilen onca eza ve cefalar, bir cihette yine de çok büyütülmeyebilir, hatta sineye de çekilebilir.
    Fakat, o darbenin neticesi ve meyvesi mahiyetinde öyle şeyler yaşandı ve gelişti ki, bunları unutmak ve hafife almak bizim açımızdan asla mümkün değil.
    Darbenin felsefecileri, basın ve yayın hakkımızı gasbetmenin ötesinde, camianın içine fitne soktular. Yıllarca kader birliği yapmış olan canciğer arkadaşlarımızı birbirine düşürmek için ellerinden geleni ardına koymadılar.
    Meselâ: Askerî darbeye taraf olan–olmayan, darbe anayasasına evet diyen–demeyen, siyasî partilerin kapatılmasını, dolayısıyla demokrasinin canına kıyılmasını hoş karşılayan–hoş karşılamayan, göstermelik seçim tarzını doğru bulan–yanlış bulanlar şeklinde, kendi arkadaşlarımızı dahi böldüler, onları adeta zıt kutupların insanları haline getirdiler.
    Nifak çabaları, bununla da sınırlı kalmadı. Özellikle Nur camiasının içine fitne sokarak, bir düzineye yakın adamı piyasaya sürerek, onlarla gizli işbirliği yapma cihetine gittiler. Bir türlü başedemedikleri Nur dâvâsını, böylelikle "kök tutmayan", istedikleri zaman müdahale edebilecekleri bir şablona oturttular. Bu şablonun temel özelliği, kontrol altında olmasıydı.
    Oysa, Nur hizmeti, hiçbir şekilde dünyevîlerin ve siyasîlerin kontrolü altına girmemeliydi. Fıtratı gereği girmez esasında. Dolayısıyla, bu sinsî çabalarında ancak kısmen ve muvakkaten başarılı olabildiler.
    Darbenin üstünden 30 sene kadar bir zaman dilimi geçti. Bugün neredeyse her dört kişiden üçü lânet okurcasına 12 Eylül'den söz ediyor. Darbecilerin isimleri birer birer okullardan, caddelerden, meydanlardan siliniyor.
    Darbecilerin yapmış olduğu anayasa ise, ülkenin gelişmesi önünde tam mânâsıyla ayakbağı vazifesini görüyor.
    7 Kasım 1982'de yapılan ve yüzde 92 kabul oyu ile neticelenen anayasa referandumu bugün yapılsa, eminim ki bu kez yüzde 92 aleyhte oy çıkacak.
    Peki, 30 sene evvel en şiddetli muhalefeti yapan ve en çetin direnci gösteren bizlerin günâhı neydi?
    Günahımız, bir büyük vatanî ve imanî hizmetin bedelini ödemek olsa gerektir.
    Peki, referandum zamanında bizi tefe koyan, bizi anarşistlerle, komünistlerle bir tutan dostlarımıza, kardeşlerimize ne demeli? Otuz yıldır devam eden siyasî ihtilâfımızın, hasseten ihtilâl anayasasının oylanmasıyla başladığını, acaba şöyle insafla bakıp düşünmek ve gereğini yapmak gerekmez mi?
    Bugün itibariyle hemen hepsi de AKP'li olan o dostlarımızın—haydi bizden özür dilemesini bir tarafa bırakalım—hiç olmazsa bir nedamet duymaları, işledikleri azim hatadan dolayı Cenâb–ı Hak'tan af dilemeleri gerekmez mi?
    Hayır, hiç gerekmez diyen varsa, o takdirde buyursun, demokratikleşmenin önünde bir set ve üstünde bir karabasan gibi duran şu ihtilâl anayasasının meddahlığına devam ededursun... Bizim nazarımızda, dün olduğu gibi bugün de, ihtilâller gibi ihtilâl anayasaları da merduttur.
    Evet, dün reddettiğimiz gibi bugün de reddediyoruz. Hatta, hürriyet ve demokrasi nimetinden Bismillah diyerek söz ederken, ondan önce zulümle âbâd olan darbeleri lânetlemek geliyor içimizden.
    Yani, önce "Euzubillâhimineşşeytâni ve'l–ihtilâl" demek ve ondan sonra hürriyet, adâlet, demokrasi, temel insan hak ve hürriyetlerinden söz etmek istiyoruz.
    Biliyor ve inanıyoruz ki, ihtilâl süprüntüleri temizlenmeden, bu güzel nimetlerden hakkıyla istifade edemeyiz.

    Sevinmeli mi, üzülmeli mi?

    Cumartesi günkü (12 Eylül) gazete haberlerinde, Avrupa'nın en büyük adliye sarayının İstanbul Çağlayan'da yapılacağı belirtiliyordu.
    Mekânın büyüklüğünü tarif için ise, "60 futbol sahası genişliğinde" ifadesi kullanılıyordu. Aynı haberin içinde, ihaleyi kazanan firmanın Konya'da da kapalı sahası 64 bin metrekareyi bulan adliye binasının inşa edildiği bilgisi yer alıyordu.
    Bu ve benzeri haberlere sevinmeli mi, yoksa üzülmeli mi?
    Ben şahsen üzüldüm, hem de çok üzüldüm. Zira mahkemelerin çoğalması, işlenen suç ve açılan dâvâ sayısının çoğalması anlamına geliyor. Bu ise, hiç de hayra alâmet bir gelişme mânâsında görünmüyor.
    Adliye bina ve saraylarının çoğalmasının ardından, ayrıca ülkede mahpus ve hapishane adedinde de artış beklenmeli.
    Şu anda, mevcut hapishaneler neredeyse lebâleb dolmuş vaziyette. Resmî makamlar, tutuklu sayısının 70 binden fazla olduğunu belirtiyor.
    Türkiye'de birbiriyle kavgalı ve dâvâlı insan sayısı ise, hiç şüphesiz yüz binleri, belki de milyonları buluyor.
    Bu hususta kesin rakamlar var mı, bilemiyoruz. Ancak, görünen manzara Türkiye'nin adâlet işleyişinde ciddî bazı yanlışlıkların olduğunu gösteriyor.
    Bir başka gösterge de, insanlarımızın birbiriyle ne derece kavgalı ve geçimsiz hale geldiklerini tebarüz ettiriyor.
    Ülkemizde okulların, eğitim yuvalarının çoğalmasına sevinelim; ancak, mahkeme salonları ile hapishane binalarının çoğalmasına hiçbir şekilde sevinmemek, hatta üzülmek gerekir.

    Mehmet KARA
    Türkiye’nin utancı


    Önceki gün (12 Eylül) demokrasimiz için kara günlerden birinin 29. yıl dönümü idi. Demokrasiye büyük bir darbe vuran 12 Eylül askerî ihtilâlinin neticeleri itibariyle o dönemde yapılan birçok şeyin izleri hâlâ duruyor.
    12 Eylül ihtilâlinin bıraktığı birçok kötü miras 29 yıl geçmesine rağmen hâlâ değiştirilemedi. Bunlardan birisi 1982 anayasası. “İhtilâlinin ürünü” olan anayasadan Türkiye kurtulamıyor. Bu süre içerisinde üçte birinden fazlası değişmesine rağmen, bir türlü “ruhuna” dokunulamadı. Bu hükümet de “Sivil anayasa yapacağız” diye milletten oy istedi, ama bir türlü değişikliği gündeme getiremiyor.
    12 Eylül ihtilâlinin icat ettiği ve bugüne kadar çözülemeyen bir konu da başörtüsü yasağı. Başörtüsü yasağı, ilk defa 22.7.1981 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile orta dereceli okullarda ve bir yıl sonra da 16.7.1982 tarihinde kamu kurum ve kuruluşlarında “yönetmelikler”le yürürlüğe konulmuştu. Bu yönetmelikler de bu güne kadar düzeltilmiyor.
    Üniversitelerde başörtüsü yasağı ise, ilk önce Yüksek Öğretim Kurumunun (YÖK) 20.12.1982 tarihinde yayınladığı bir genelge ile başlamıştır. Bu genelge üzerine üniversite senatoları, başörtüsünü yasaklayan kararlar almışlardır. Bu yasakların kaldırılmasını isteyen Türkiye Büyük Millet Meclisi, 28.10.1990 tarihinde, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun 17. maddesini kabul etmişti. Halen de yürürlükte olan bu maddeye göre de bir yasaklama sözkonusu değildir. Buna rağmen üniversiteler, başörtülü öğrencilere yasak uyguluyor.
    * * *
    Türk milletine demokrasiyi çok görmüş, Parlamentoyu kapatmış olanlar Anayasa’da yer alan geçici 15. madde sebebiyle hâlâ yargılanamıyor. “Yargılansınlar” diyenler görevlerinden alınıyorlar. 16 geçici ve 177 esas maddeden oluşan 1982 Anayasası’nın toplam 83 maddesi değişik tarihlerde değiştirildi. Ancak, anayasanın sivilleşme kriteri olarak görülen geçici 15. maddesini adı “geçici” olmasına rağmen kimse değiştiremedi.
    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, geçtiğimiz günlerde kendisinden beklenmeyecek bir konuşma yaparak ihtilâlcilerin yargılanmasını istemişti. Ancak arkası gelmedi.
    * * *
    Son günlerde demokrasi adına sevindirici gelişmeler oluyor. İhtilâl liderinin ismini taşıyan cadde, sokak, meydan isimlerinin değiştirilmesi için teklifler verilmeye başlandı.
    Cihan Haber Ajansının 11 Eylül günü abonelerine geçtiği haber de bu cinstendi. Ankara’ya 178 kilometre uzaklıkta ve 6 bin nüfuslu Çıkınağıl ilçesi ihtilâl olana kadar bu ismi taşıyordu. Bu tarihten sonra “Daha iyi hizmet alırız” diye ismi “Evren” olarak değiştirilmiş. Şimdi bu ilçe halkı Evren isminin kaldırılarak eski isimlerinin verilmesini istiyormuş. Belediye başkanı vatandaştan talep gelirse değerlendirebileceklerini söylemiş. Bakalım yüzlerce yıllık Çıkınağıl, ihtilâl liderinin isminden kurtulup aslına dönebilecek mi?
    * * *
    12 Eylül ihtilâlinin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hâlâ darbeleri konuşuyorsak bu utanç vericidir. Türkiye bu utançlardan kurtulmak içinde darbe yapanları, teşebbüs edenleri, plan yapanları yargılamalı. Buna da demokrasiyi savunan herkes destek vermeli. Ve de Türkiye darbe anayasasından, ihtilâlin getirdiği tortulardan bir an önce kurtulmalıdır.

    14.09.2009



    Konu muhibbülkurra tarafından (14.09.09 Saat 09:11 ) değiştirilmiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Yiyecek için uzattığımız eller postalla ezilirdi
    Mamak Cezaevi 12 Eylül döneminin adeta işkencehanesi olmuştu. Yaşar Okuyan'ın anlattıkları Mamak'ta yaşananları bir kez daha tüm şiddetiyle anımsattı:
    Hücrede bile hazır olda durmak zorundaydık. Bir delikten yiyecek almak için uzattığımız elimiz postalla eziliyordu. Cezaevi komutanının 5 kişiyi döverek öldürdüğü anlatıldı. İntihar dediler. Oysa buna imkân yoktu.
    12 Eylül sürecine bire bir tanık olan dönemin MHP Genel Sekreter Yardımcısı Yaşar Okuyan Mamak Cezaevi'nde yaşadıklarını anlattı: "Mamak'ta 100 kişiyle aynı anda tutulduğum hayvan kafesini anlatmaya kelimeler yetmez. Sonra 'hücreye" dediler. Tam 29 gün hücrede kaldım. Hücre arkadaşım Taha Akyol, orada gerçekten çok dik durmuştur. Bütün sıkıntıları o hücrede yan yana yaşadık."
    "İlk ülkücü idam mahkumu, Mustafa Pehlivanoğlu'nu mahkemesi bile bitmeden astılar. Yine bizi uyandırıp önümüzden geçirdiler. Onunla ilgili çok acı bir de anım var. Bir gece genç bir asker geldi. 'Donuyor çocuk. Sizde bir kazak olacaktı' dedi. Çıkardım verdim. Sarı bir kazak. Mustafa o kazakla bir gün ısınabildi. Ertesi gün onu idam ettiler. Sonra o kazağı veren askeri de coplayarak kimden aldığını öğrenmişler. Asker kıyamamış buna, bana gelmiş."
    FIRSAT BULSAM KENDİMİ ASACAĞIM
    "Biz 'A Blok Tecrit -2 Ön' denilen bölümde kalıyoruz. Hep böyle çağırılıyoruz. Bir hafta önce yandaki hücrede ülkücü bir genç kendini astı diye tutanak düzenlenmiş. İnsanın intihar etmesi mümkün değil oysa. Bir fırsatını bulsam, o cehennemden kurtulmak için kendimi hemen asacağım. O dönemin cezaevi komutanının 5 kişiyi döverek öldürdüğü ve intihar ettiler diye tutanak hazırlandığı çok konuşuldu. Ama ispatlayacak durumda değilim."
    İŞKENCEDEN ÖLENLER ARAŞTIRILMALI
    "12 Eylül, Mamak, Metris ve Diyarbakır'daki işkenceler ve orada işkenceden ölenlerin araştırılması lazım. Faillerin ortaya çıkarılması lazım. Bir hesaplaşma olacaksa doğru zeminde olması lazım. Kendinizi öldürecek duruma geliyorsunuz, bu kesin. Onur ayaklar altında. Bir delikten size günde bir yoğurt kâsesi içinde çay gibi bir şey veriyorlar. Elimi uzatıyorum, çavuş ayağındaki postallarla basıp eziyor. Bir delik var. Tuvalet için kullanıyorsunuz. Hazır olda hücrede yan yana oturuyorsunuz, Taha yanımda konuşamıyoruz. Kâğıt vermediler, 29 gün elle pislik temizlettiler bize. Tükürükle tıraş olduk. Hücrede öyle bir şey oluyor ki gündüz mü gece mi anlamıyorsunuz. Uyutmuyorlar."
    DOKTOR! BİR İNTİHAR ETTİ RAPORU YAZAR MISIN?
    "Bu arada ben taş dökmeye başladım. Revire göndermiyorlar. Bir yakınımız aracılığıyla 4. Kolordu Komutanı Recep Ergun'a ulaşmış. Ergun cezaevi komutanını çağırıp kızıyor. Cezaevi komutanı Raci Tetik, beni ve Taha'yı çağırdı. Bana 'Sen kim oluyorsun da beni şikâyet ediyorsun. Gebertirim seni' diye bağırdı.
    Sonra doktora dönüp, 'intihar etti raporu verir misin?' diye sordu. Doktor 'Veririm komutanım' dedi. Sonra 'Kâğıt verin şikâyetim yoktur diye yazacaklar' dedi. Ben ve Taha Akyol reddedince hücreye atıldık. Kanlar içinde taş düşürdüm, bir ağrı kesici dahi vermediler."
    YAŞAR BEY KİM DİYE TAHA'YA SORDUM
    "Canavarlaşmış bir cezaevi komutanı var. Onun yardımcısı Yarbay Refik Uzuner ise dünya iyisi. Bir akşam nöbet değişiminde arkamız dönük, bir ses duydum; "Yaşar Bey döner misiniz?" içimden 'Yaşar Bey kim' diyorum. Taha'ya fısıldadım. 'Yanlış mı duyuyorum' dedim. 'Yok' dedi. Korkarak döndüm; 'Sizi bir müddet misafir edeceğiz, kusura bakmayın. Haklısınız davanızda ama elimizden bir şey gelmiyor. Dedenizden mektup geldi. Okumanızı istiyorum. 3 saat alacağım" dedi.
    "Hücreden içeri sızan ince ışıkta okudum dedemin mektubunu: "Torun üzülme. Dedeni de İstanbul hükümeti idama mahkûm etmişti. Allah büyüktür vatanseverlerin yardımcısı olur. Dik dur, başını eğme'. Yarbay geldi ve bana 'Deden haklı Yaşar Bey. Ama o mektubu almak zorundayım' dedi ve hüngür hüngür ağladı. Sonra 'Allah büyüktür' deyip gitti. O ziyaret hem bana, hem Taha'ya onca gün sonra ilk umut veren olaydır." "Hücredeki 29'uncu günün sonunda 'D Blok'a götürüldük. TÖBDER, KÖYKOP, Türkiye İşçi Köylü Partisi, Perinçek takımı, MSP ve MHP'li yöneticileri buraya geçirdiler. 75 kişilik bloğa 240 kişiyi sığdırdılar. 7.5 aylık sürede Taha Akyol, Namık Kemal Zeybek ve ben aynı yatağa sığmaya çalıştık. Koğuş seçiminde Perinçek'le yarıştık. TÖBDER ve sol gruplar bana MSP'liler de Perinçek'e oy verdi.
    BİZ 240 ERKEK DEVRİMCİ KADINLARA AĞLADIK
    "Yan tarafımız kadınlar koğuşu. Eksi 20 derece kadınları avluya çıkarıp marş söyletiyorlar. Boyalı pencerelerden delik açtık. Bir gün çavuşun biri solcu kızları coplamaya başladı. Hepsini karın üzerine yatırıp üzerlerinde dans ediyor. Ortalığı kan götürüyor. Devrimci kadınların feryatları hâlâ kulaklarımda. İçeride 240 adam bu manzara karşısında sağcısı solcusu hepimiz ağladık."
    "İlk açık görüşte annem geldi. Beni gördü bir adım attı, 'Oğlum nasılsın' der demez bir astsubay annemi itti. Dikenli tellerin üzerine düştü. Elinden damlayan kanlar karların üzerine iniyor. Cinnet getirdim. Üzerime çullanıp yaka paça götürdüler."
    "564 sanıklı MHP davası. Bir numaralı sanık Türkeş, ben 6 numaralı sanığım. Türkeş'e davayı İstiklal Marşı'yla başlatalım' dedim. Mahkeme heyeti salona girince İstiklal Marşı'na başladık. Savcıların hepsi mecburen hazırola geçti. İnanılmaz bir sahneydi."
    "MHP davası tam 10 yıl sürdü. Benimle ilgili iddialara gelince. Ergin Örgügören diye bir MİT ajanı var. MHP'de Beşiktaş'ta ilçe sekreteri olmuş. Haberimiz yok. Şüphelendim. Çocuklar evinden iki bavul dolusu evrak getirdi. Bavullardan biri ele geçti. Diğerini ofise getirdik. Kriptolu yazılar, bir dolu belge, şifreler... Belgeleri Hürriyet'e verdim. Manşetten çıktı. Baskında odamda duran bu belgeler üzerinden MHP iddianamesi kuruldu. Sonunda 'Bu adamın MiT'le irtibatlı olduğuna dair dokümanları Londra'ya gönderdim tahliye etmezseniz günah gitti, onları yabancı basına dağıttıracağım' dedim. O gün tahliye oldum. İlahi tesadüf!"
    Eren önümüzde ölüme yürüdü
    "ERDAL Eren'i biz oradayken astılar. Hücreye alı-nalı birkaç gün olmuştu. Sabaha karşı dörtte o gencecik çocuğu sehpaya götürürken hepimizi uyandırdılar. 17 yaşındaki Erdal Eren, önümüzden geçerek ölüme yürüdü. Erdal Eren'in askerler arasından götürülüşünü hâlâ unutamıyorum. Eren'i idama götürenler, 'Kalkın lan sizin de sonunuz böyle olacak' diyorlardı."
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnançla ilgili gerçekleri kör gözüne de gösterir.
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.11.14, 11:56
  2. Ey Lâl Eylül
    By Ebu Rudeyha in forum Şiirler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 28.07.08, 22:00
  3. Da Vinci Gerçekleri!!!
    By şakirt04 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.04.08, 18:36
  4. Eylül
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.09.07, 18:30
  5. Eylül...!
    By LaLeTuTKuNu in forum Edebiyat
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08.09.06, 22:55

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0