1964 yılındayız...

"Fundamentalizm", "kökten dincilik", "varoşlardaki dinci potansiyel", "radikal İslamcılık", "Milli Görüş" gibi kavramlardan kimsenin haberi yok.

Henüz Atıl Kutoğlu biraderimiz, dünyaya teşrif bile etmemiş...

Daha köylüler kalkıp göç eylemeye başlamamış şehirlere doğru...

Bırakın devlet katlarını, büyük kentlerin ana caddeleri bile acayip steril! Yani türbanın esamisi bile okunmuyor! Dinselliği bir parça abartan herkese "Nurcu" yaftasının yapıştırıldığı günler...

Matbuat alemi, henüz "İslamcı" sıfatını kullanmaya başlamamış, onun yerine "mürteci" ya da "ticani" sıfatları yeğleniyor.

İşte böyle bir dönemde...

"Biraz mürekkep yalamış bir kadın", birden başını örtmeye karar vermesin mi? Bu kadının adı Şule Yüksel Şenler’dir.

Şule Yüksel, "Eğitim gördükçe modernleşme kaçınılmaz olur" şeklindeki yaygın inanışa esaslı bir darbe vuran ilk türbanlımızdır.

* * *

Evet, Şule Abla örtünmüştür.

Ama gelin görün ki "yeni Şule’ler" ortaya çıkmamaktadır.

Çünkü Şule Abla, bir "örneklik" teşkil edememektedir.

Aslında, "Bak ben örtündüm, güzel kızım sen de örtünsene" diye "emri bil maruf" yaparak yoğun çaba harcamaktadır.

Ancak...

"Güzel kızlarımız" Şule ablalarına, "Aman Şule Abla! Örtüneyim de babaanneme mi benzeyeyim?" diye şiddetle itiraz etmektedirler.

Kısacası: Şule Abla örtünmüştür örtünmesine ama başka kızları kendi gibi örtünmeye ikna edememektedir.

"Tanrım! Bu kızları nasıl ikna edeceğim. Nasıl olacak da başlarını örtenlerin sayısı çoğalacak" diye karalar bağlayan Şule Abla’nın aklına bir gece şahane bir fikir gelir...

Fikir şudur: Monaco Prensesi Grace Kelly, üstü açık kırmızı arabasıyla gezerken rüzgarda saçları uçuşmasın diye başına örtü alıp o soğuk güzelliğine biraz daha güzellik katmayı becermiyor mu?

İşte hem "baş örtme", hem de "soylu bir güzelliği yansıtma" imkanı...

Audry Hepburn, güneş gözlüğü, uzun ağızlığı ve ille de eşarbıyla yürekleri titretmiyor mu? "Babaanneye benzemek istemeyen" genç kızlara "Hepiniz birer Hepburn olacaksınız" vaadi, müthiş bir gönül çelen vazifesi görmez mi?

Kısacası hem başlar örtülecek, hem afeti devran olunacak ve hem de köylü geçmişten uzak acayip modern bir hava kazanılacak.

Bir taşla vurulacak üç kuşun farkına varan Şule Abla, hemen Avrupa’dan cicili bicili mecmualar getirtir...

Holywood ünlülerinin başlarını örtme biçimlerinden yola çıkarak harika çizimler yapar... Böylece...

Şule Abla, bugün adına "türban" denilen ve Çankaya Köşkü’nde hangi muameleye tabi tutulacağı bir muamma haline gelen baş örtme formunun anası olur...

Bu "modern başörtüsü" fikri, babaannelerine benzemek istemeyen "güzel kızlarımızın" bazılarını ikna etmiştir etmesine ama her gece "karşı devrim" kabusu ile uyanan egemenlerimiz feci rahatsız olmuşlardır bu yeni akımdan...

Karşı devrim korkusu yaşayanlar, Şule Abla’nın Hollywood starlarından aparma formuna önce "Şulebaş" demişler, ardından da "Sıkmabaş"ta karar kılmışlardır.

* * *

İşte tarih bir kez daha tekerrür ediyor:

Şule Abla’nın vaktiyle genç kızları özendirmek için yaptığı girişimin bir benzerini, Avrupa sosyetesinin gözbebeği haline gelen ünlü modacımız ve de harika çocuğumuz Atıl Kutoğlu biraderimiz yapıyor.

Şule Abla genç kızları "özendirmek" için yapmıştı, Atıl biraderimiz ise "rahatsızlığı törpülemek" adına "atıl kurt" emrini üstüne almış durumda...

Ama enteresan olan şu ki:

Şule Abla’nın özendirmek için beslendiği kaynak ile Atıl biraderimizin rahatsızlığı törpülemek için beslendiği kaynak aynı...

Her ikisi de 60’larda başlarına aldıkları eşarplarla güzelliklerine güzellik katan Hollywood starlarını örnek alıyorlar.

* * *

Benimse kafam karışmış durumda... Şunları diyorum:

BİR: Madem baş örtme formunu modernleştirme çabası, bu kadim sorunu çözecekti, Şule Abla’nın girişimi neden tutmadı?

İKİ: Madem Çankaya’ya çıkınca Sophia Loren tarzı gündeme gelecek ve sorun çözülecekti, bu zamana kadar neredeydiniz Abdullah Bey?

ÜÇ: Madem Sophia Loren tarzı olayı bitirecekti, neden mekteplere alınmayan genç kızlara "Hadi hepiniz birer Sophia olun" denmedi?

DÖRT: Madem bu form değişikliği sorunu çözecekti neden başına taktığı korkunç şapkalarla olaya farklı bir yaklaşım getiren Reyhan Gürtuna’yı hep birlikte aşağıladık?

Belki de en iyisi bütün bunları boş verip, Puşkin’in, Gogol’ün "Ölü Canlar" kitabını bitirdiğinde söylediği cümleyi Türkiye’ye uyarlamak...

"Tanrım! Türkiye ne komik ve ne hazin bir ülke."


ahmet hakan