Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Kısa Kısa

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Kısa Kısa

    Süleyman KÖSMENE
    Kısa kısa




    Ercan Bey: “'Ümmetim dalâlet üzere ittifak etmeyecektir. Siz bir ihtilâf gördüğünüzde sevad-ı azama tâbi olunuz' hadisini açıklar mısınız?”

    Dalâlet üzerinde birleşmemenin, Hazret-i Muhammed’in (asm) ümmetinin mühim bir imtiyazı olduğu anlaşılıyor. Böyle bir mümtaz şahsiyete (asm) ümmet olduğumuz için Rabb-i Rahîm’imize ne kadar şükretsek azdır. Mensubu bulunmakla şeref duyduğumuz “ümmet”in, Allah’ın rahmetine ne derece gark edilmiş olduğu bu hadisten anlaşılmaktadır. Çünkü “dalâlette birleşmemek”1 diğer ümmetlere nasip olmamış eşsiz bir nimettir.
    Ümmetin dalâlet üzerine ittifak etmeyeceği, dalâlet fırkalarının çıkmayacağı mânâsında söylenmiş değildir. Dalâlet fırkaları çıkacaktır. Nitekim bir başka hadis-i şerifte Allah Resûlü (asm), “Ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Bunlardan yetmiş ikisi cehennemde, biri de Cennette olacaktır” buyurmuş; “Cennette olan kimlerdir Yâ Resûlallah?” diye sorulduğunda da, “Benim ve ashabımın yolunda olanlar” buyurmuştur.2
    Burada bahsi geçen yetmiş iki fırka, dalâlet fırkalarıdır. Kurtulan fırka ise, sünnet-i seniyyeyi esas alan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin yoludur. Demek “sevâd-ı azam” yani ümmetin kahir ekseriyeti, ehl-i sünnet yolunda olacaktır. Dalâlet fırkalarının sayısı ne kadar çok olursa olsun, Allah’ın müsaade etmemesi netîcesinde, etkileri ve güçleri zayıf olacak, ümmetin ekseriyetine söz dinletemeyecek, çoğunluğun sağduyusunu bozmaya güç yetiremeyecek, ekseriyetin inancını ve anlayışını idlâl edemeyecek, İslâm toplumunu dalâlete atamayacaktır.
    Bu hükmü anlamak için, ülkemizde ihtilafa konu edilen birçok mesele hakkında ümmetin kahir ekseriyetinin hilafsız birleşmiş olduğuna bakmamız yeterlidir. Söz gelişi başörtüsünün, ya da ezanın nasıl okunacağı meselesinin veya namazın kaç vakit olduğunun “dindeki yerini” anlamak için doğudan batıya, kuzeyden güneye, Türkiye’den Endonezya’ya Müslüman çoğunluğun “ameline” bakmak kâfîdir. İhtilaf mı var, ittifak mı?
    Demek, ihtilaflı meselelerde çelişkiye düşenler, ümmet ekseriyetinin ameline ittibâ ederlerse, Cadde-yi Kübrâyı bulmuş olacaklardır. Çünkü ümmet-i Muhammed (asm), Allah’ın izniyle, dalâlette ittifak etmemiştir, etmeyecektir.
    ***
    Ünal Bey: “Büyü ve kâğıt yaptırmanın dini hükmü nedir? Büyüden yardım ve şifa beklenir mi?”

    Büyü, göz ve basîret bağlamaktan ibârettir. Yani aldatmacadır. Özünde ilmî gerçekleri ters yüz edip kullanmak olan büyüyü yapmak da, yaptırmak da haramdır. Büyüden yardım ve şifâ da beklenmez.
    Büyü ve sihir aldatıcı tesiri nedeniyle doğru itikadı bozar, tevhid inancına zarar verir, insanları ve toplumları aldatır, kişileri iğfal eder, insanların dünya ve âhiretlerine zarar verir.
    Firavun’un sihirbazları karşısında bir an tereddüt geçiren Hazret-i Mûsâ’ya Cenâb-ı Hak şöyle vahyetmiştir: “Korkma! Üstün olan sensin. Elindekini bırak, onların yaptıklarını yutsun! Onların yaptığı sihirbaz hîlesidir. Sihirbaz, nereye gitse iflah olmaz.”3
    Peygamber Efendimiz (asm) buyurmuştur ki: “Helâk edici yedi şeyden sakınınız!”
    Ashab-ı Kiram (ra):
    “Onlar nedir yâ Resûlallah?” diye sordular.
    Peygamber Efendimiz (asm):
    “1-Allah’a şirk koşmak, 2-Sihir yapmak, 3-Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, 4-Fâiz yemek, 5-Yetim malı yemek, 6-Savaş günü düşmandan kaçmak, 7-Mü’min, hiçbir şeyden haberi olmayan ve nâmûslu kadınlara iftira atmak” buyurdu.4
    Peygamber Efendimiz (asm) bir diğer hadislerinde, “Bir takım şifreli ve tılsımlı ifâdelerle üfleyip düğümlemek, bu niyetle nazar boncuğu takmak ve kadınla erkeği birbirine sevdirmek için sihir yapmak Allah’a ortak koşmaktır”5 buyurdu.

    Dipnotlar:

    1- C. Sağîr, 1/582
    2- Tirmizî, 2/107
    3- Tâhâ Sûresi: 68, 69
    4- Müslim, İman, 145; Buhârî, Tıp, 48; Câmiü’s-Sağir, 1/74 5- Câmiü’s-Sağir, 3/540

    05.02.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Dost gurkanocak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    20

    Standart

    cok güzel bilgiler cok Allah(C.C.) razı olsun

  3. #3
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Süleyman KÖSMENE
    Uğursuzluk inancı




    Vahdettin Bey: “Dinimize göre eşyada uğur-suzluk var mıdır, yok mudur?”

    Eşyada uğursuzluk var sayma, hemen bütün bâtıl din ve inanç sistemlerinde az-çok bulunan, yer yer Müslüman toplumlara da bulaştığını gördüğümüz bir hurâfedir. İslâmiyet özde böyle hurâfelerden münezzehtir. Çünkü İslâmiyet tevhid dînidir.
    Müslüman hayrı da, şerri de Allah’tan bilir ve bekler. Hayır ve şer Allah’tan beklendiği zaman, eşya kendi zatında uğurlu veya uğursuz olarak devreye girmez. Eşya yalnız bir araç olur. Ana- hatları itibariyle bu aracı iyi kullanmak hayır getirir; kötü kullanmak şer getirir. Dolayısıyla bizim kullanımdaki eksikliğimizden kaynaklanan bir kusuru ve hatâyı eşyaya atfetmek ve onu uğursuz ilân etmek doğru değildir.
    Bazı şeylerde uğursuzluk tevehhüm edenler, bu hususta Allah’a müracaat etmeyi unuturlar. Eşyanın uğursuzluğuna baştan teslim olurlar. Bu ise hakîkat-ı hâle muvafık bir anlayış olmadığı gibi, Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarına karşı da edepsizlik anlamı taşır. Meselâ Salı günü yola çıkan birisinin, işi ters gittiğinde bunu Salı gününün uğursuzluğuna yorması; evinin saçağına baykuş konan birisinin, bundan şer bir mânâ çıkarmaya çalışması; köpeğin uluduğunu işiten birisinin, bunu bir yakınının öleceğine yorması, Hâlık-ı Rahîm’le kendisi arasına bi-linçsiz eşyaları koymak gibi aslında şirki de içeren bir sû-i edep davranış olmaktadır. Bu tarz yorumların hakîkatla ve gerçekle hiç alâkası olabilir mi? Müslüman’ın îmanî yakîniyle de çelişen bu zan ve vehim, ne yazık ki vahim ve fâhiş bir hatâdan başka bir şey değildir. Câhiliyet devri Arapları da kuşları ürkütürler, kuşlar sol tarafa giderlerse uğursuz sayarlar; baykuşun ölünün ruhundan meydana geldiğine inanırlar; insan karnında, acıkınca insanı öldüren bir yılan var sayarlardı. Müşrikler en ciddî işlerini bile böyle uğursuzluk telâkkîlerine göre tan-zim ederlerdi. Ama hiç olmazsa bu telâkkî tarzı onların inançları ile örtüşüyordu.
    İslâmiyet uğursuzlukla beraber kehâneti, sihir yapmayı, büyücülüğü, falcılığı, sebeplerden şifâ ummayı da yasaklamıştır. Çünkü bütün bunlar aslı-esâsı olmayan, hakîkat-ı hâl ile çelişen ve her şey bir yana Tevhid inancı ile bağdaşmayan bâtıl inançlardır.
    İbn-i Abbas’tan rivâyet edilen uzun bir hadîs-i şerif vardır: Resûlullah (asm) buyurdu ki: “Bana bütün ümmetler gösterildi. Bir-iki peygamber yanlarında onar, yirmişer, otuzar, kırkar ümmetleriyle beraber önümden geçmeye başladılar. Bir peygamber de yanında bir ümmeti bile olmaksızın geçti. En sonunda uzaktan büyük bir karaltı gösterildi. ‘Bu karaltı nedir? Bu benim ümmetim midir?’ diye sordum. Bana, ‘Bu, Mûsa Peygamberle kavmidir’ denildi. Sonra bana; ‘Ufka bak!’ denildi. Ufka bakınca ufku dolduran büyük karaltılar gördüm. Sonra, bana; ‘Semâ ufuklarının şu tarafına, bu tarafına da bak!’ denildi. Bir de ne göreyim; büyük karaltılar baştanbaşa ufku kaplamıştı. Bana; ‘Bu senin ümmetindir; bunlardan yetmiş bin kişi hesâba çe-kilmeden Cennet’e gireceklerdir’ denildi” buyurdu ve mübarek odasına çekildi. Hesaba çekilmeden Cennet’e gireceklerin vasıfları hakkında mecliste bulunanlara bir şey söylemedi. Meclistekiler dağıldı. Ama aralarında şöyle konuşuyorlardı: “Biz Allah’a îman edip Resûlüne ittibâ eden kimseleriz. Demek biz Cennet’e hesapsız gireceğiz!” Bazıları da: “O bahtiyarlar bizim evlâtlarımızdır. Onlar İslâm toplumunda dünyaya gelmiş olacaklardır. Biz ise câhiliyet içinde doğduk” diyorlardı. Bu münâzarâyı Allah Resûlü (asm) işitmişti. Hemen hâne-i saadetten çıktı ve şöyle buyurdu: “Cennet’e hesapsız girecek mü’minler sihir yapmayanlar, eşyada veya varlıklarda uğursuzluk görmeyenler, şifâyı doğrudan Allah’tan bekleyenler ve her hususta Allah’a tevekkül edenlerdir.”1
    Burada üç önemli nehy görürüz: Sihir, uğur-suzluk ve Allah’tan başkasından şifa beklemek. Bir de emir var: Her hususta Allah’a tevekkül etmek. Yani önceki üç hurâfenin karşısında Allah’a tevekkül etmek emredilmiştir.
    Uğursuzluğu nehy eden Allah Resûlü (asm) tefeülü tasvip etmiştir. Ebû Hüreyre’den (ra) gelen bir rivâyette Allah Resûlü (asm); “İslâm’da teşeüm (uğursuzluk) yoktur; en hayırlısı ise tefeüldür” buyurmuş; mecliste bulunanlar: “Tefeül nedir yâ Resûlallah?” dediklerinde ise: “Güzel sözdür” buyurmuştur.2
    Buna göre eşyanın hareketlerini şerre yormak, yani uğursuz saymak câiz değildir; hayra yormak, yani güzel mânâlar çıkarmaya çalışmak ise câizdir. Mü’min bir şey hakkında yorum yapacaksa ya hayra yormalı, ya da susmalı; şerre aslâ yormamalıdır.

    Dipnotlar:
    1- Buhârî, 12/1926. 2- Buhârî, 12/1936.

    20.02.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr



  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    S A (1kul) kardeşimden alıntı:

    "Uğursuzluğu nehy eden Allah Resûlü (asm) tefeülü tasvip etmiştir. Ebû Hüreyre’den (ra) gelen bir rivâyette Allah Resûlü (asm); “İslâm’da teşeüm (uğursuzluk) yoktur; en hayırlısı ise tefeüldür” buyurmuş; mecliste bulunanlar: “Tefeül nedir yâ Resûlallah?” dediklerinde ise: “Güzel sözdür” buyurmuştur.2
    Buna göre eşyanın hareketlerini şerre yormak, yani uğursuz saymak câiz değildir; hayra yormak, yani güzel mânâlar çıkarmaya çalışmak ise câizdir. Mü’min bir şey hakkında yorum yapacaksa ya hayra yormalı, ya da susmalı; şerre aslâ yormamalıdır. "


    (!).....Evet

    Mü’min bir şey hakkında yorum yapacaksa ya hayra yormalı, ya da susmalı;

    Tebrik ederim can kardeşim.
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı Bîçare S.V. Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    S A (1kul) kardeşimden alıntı:

    "Uğursuzluğu nehy eden Allah Resûlü (asm) tefeülü tasvip etmiştir. Ebû Hüreyre’den (ra) gelen bir rivâyette Allah Resûlü (asm); “İslâm’da teşeüm (uğursuzluk) yoktur; en hayırlısı ise tefeüldür” buyurmuş; mecliste bulunanlar: “Tefeül nedir yâ Resûlallah?” dediklerinde ise: “Güzel sözdür” buyurmuştur.2
    Buna göre eşyanın hareketlerini şerre yormak, yani uğursuz saymak câiz değildir; hayra yormak, yani güzel mânâlar çıkarmaya çalışmak ise câizdir. Mü’min bir şey hakkında yorum yapacaksa ya hayra yormalı, ya da susmalı; şerre aslâ yormamalıdır. "

    (!).....Evet

    Mü’min bir şey hakkında yorum yapacaksa ya hayra yormalı, ya da susmalı;

    Tebrik ederim can kardeşim.
    A.S ABİM
    Asıl tebriği hak eden YENİ ASYA ve SİZler gibi gecesini gündüzünü
    hizmet için harcayan kişileri tebrik ediyorum ALLAH razı olsun....

  6. #6
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    [quote=1kul;343081] A.S ABİM
    Asıl tebriği hak eden YENİ ASYA ve SİZler gibi gecesini gündüzünü
    hizmet için harcayan kişileri tebrik ediyorum ALLAH razı olsun....
    ***********
    S A Benim Can kardeşlerim. Sizler'le ne kadar gurur duysak azdır. Allah sayılerınızı arttırsın. Amin....İnşaallah
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  7. #7
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Süleyman KÖSMENE
    Sevmek fiili




    Ankara’dan okuyucumuz: “Mü’minler arası uhuvvetin önemi nedir? Bazı sevgisizliklere ve titizliklere rastlıyoruz; hattâ bunların karşı tarafa hissettirildiğini görüyoruz. Oysa mü’minlerin birbirlerine kırıcı veya itici olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bunu hatırlatarak yumuşak davranması için uyardığımızda, Hazret-i Ömer’in ‘Herkesi sevmek zorunda değilim! Kalp herkesi sever mi?’ sözünün nakledildiğini ve sevgisizlikte haklılık arandığını görüyoruz. Bu konuyu işler misiniz?”

    Hayatta en çetin şekliyle imtihan olduğumuzda hiç şüphe yok. Mü’minler arası sevgi, muhabbet, kardeşlik, husûmet, kin, nefret, adâvet... vs. duyguları sergilemekte ve ibrâz etmekte çok hassas ve büyük sorumluluklarımız var. Kur’ân’ın, “Mü’minler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz!”1 emrinde, âdetâ mü’minler arası ıslâh edilmesi gereken bir şeylerin hep bulunduğunu da vurgulamış olmaktadır. Bu ıslâh edilesi duygular, hiç şüphesiz, yukarıda bir bölümünü saydığımız menfî duygular olsa gerektir.
    Kur’ân kötü duygulara tamamen kapalıdır. Kötülük gördüğümüz birisine aynı oranda da olsa kötülükle cevap vermek istesek, Kur’ân’dan aslâ onay bulamayız. Davranışlarında tutarsızlık, çelişki, samimiyetsizlik, dengesizlik, ölçüsüzlük ve akılsızlık gördüğümüz bir mü’mini kınamamızı Kur’ân aslâ tasvip etmez. “İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğe, iyiliğin en güzeliyle karşılık ver! Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir”2 âyeti bize hem iyilik, hem de kötülük karşısında âdetâ bir “iyilik meleği” olmamızı emreder. “Takvâ sahipleri öfkelerini yutanlar ve insanları bağışlayanlardır. Allah iyilik yapanları sever”3 âyeti de, insanları sevmesek de, öfkemizi yutarak hissettirmememizi ve mutlak sûrette bağışlamamızı teşrî kılar.
    Hiç şüphesiz herkesi eşit oranda sevemeyiz. Hiç şüphesiz hiç kimse takvâda, hizmet anlayışında, kâbiliyette, görgüde, insanlıkta, incelikte, estetikte, nezâkette, saygıda, sevgide bir değildir. Her yiğidin bir farklı yanı vardır. Hiç kimse bizim pergelimiz ve gönyemizle ölçülüp yaratılmış da değildir. Herkesin birden fazla kusur ve hatâlarının bulunması muhtemel ve hattâ tabiatı gereği olduğu gibi; sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlar da hatâsız değildirler, dahası bizler de hatâsız değilizdir. Herkesi elbette sevmek zorunda değiliz. Fakat, bir mü’min olarak, sevmediğimiz kimselere, sevmediğimizi hissettirme lüksüne de sahip değiliz. Söz gelişi selâmı sabahı kesmek, sırtımızı dönmek, alaycı ve hafife alıcı tavırlar sergilemek veya yüzümüzü ekşitmek Kur’ân’ın tasvip ettiği davranışlar değildir. Hiç şüphesiz kardeşlerimizin hatâlarını kendilerine yapıcı bir üslûpla söylemeliyiz. Ama kınayıcı ve aşağılayıcı tavırlardan şiddetle kaçınmalıyız. Uhuvvet Risâlesini sırf kendi nefsimizi muhatap alarak okumalıyız. İhlâsta ikinci düsturumuzun da, “Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde fazîlet füruşluk nev'înden gıpta damarını tahrik etmemek”4 olduğunu unutmamalıyız.
    Hazret-i Ömer (ra) günün birinde, “Ben falancayı sevmiyorum!” der demesine; ama daha sonra olanları kısaca arz edeyim: Bu söz adama ulaştırılır. Adam bu lâfı duyar duymaz soluğu Hazret-i Ömer’in (ra) huzurunda alır. Hazret-i Ömer’in (ra) dairesinde misafirleri bulunduğu halde içeriye dalar ve: “Ey Ömer! Ben İslâm Dîni aleyhinde herhangi bir harekette mi bulundum? Ben bir cinâyet mi işledim? Ben çirkin bir şey mi yaptım?” diye sorar. Her sorusuna Hazret-i Ömer “Hayır!” diye cevap verince, adam: “Sen bana buğz etmişsin! Oysa Cenâb-ı Hak, ‘Mü’minleri yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz açık bir yalan ve günah işlemiş olurlar’5 buyurmaktadır. Günahsız olduğum halde beni incitmen revâ mıdır? Allah seni affeder mi?” der. Kur’ân’dan âyet okununca, Koca Ömer’in (ra), dizlerinin bağı çözülüverir. Yanındakilere: “Vallahi adam doğru söylüyor! Ne İslâmiyet aleyhinde bir harekette bulunmuş, ne cinâyet işlemiş, ne de bir çirkin şey yapmıştır!” der ve adamdan özür diler, affını ricâ eder. Adam affeder.6
    Demek, bazen özür dilemek de bir fazîlet ve erdem olarak hayatımıza girmelidir.

    Dipnotlar:
    1- Hucûrât Sûresi, 49/10, 2- Fussilet Sûresi, 41/34 3- Âl-i İmrân Sûresi, 3/134, 4- Lem’alar, s. 164, 5- Ahzâb Sûresi, 33/58, 6- H. Sahabe, 2/635.

    03.03.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr



  8. #8
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Süleyman KÖSMENE
    Ellibin senelik yolculuğumuz


    Havva Hanım: “Dördüncü Söz’de bir kısım ehl-i takvanın bin senelik yolu bir günde, bir kısmının da elli bin senelik mesafeyi bir günde kestiği beyan edilir ve bu hakikate Kur’ân’da iki ayetin işaret ettiği belirtilir. Bu iki âyet hangi ayetlerdir?”

    Bedîüzzaman Hazretleri, Dördüncü Söz’de, namazın hayatımızdaki ehemmiyetini bir temsil getirerek izah eder. Temsili kısaca özetlemek gerekirse: Büyük bir hâkim, iki hizmetkârına, yirmi dörder altın vererek, iki aylık mesafedeki has ve güzel çiftliğine ikamet etmek için gönderir. Bir günlük yürüme mesafesinde bir istasyon vardır ve bu istasyonda araba, gemi, tren ve uçak bulunmaktadır. Herkes maddî gücüne göre binebilecektir.
    Bu hizmetkârlardan birisi gâyet müsriftir ve bu bir günlük yolculukta yirmi üç altınını keyfine göre harcar. Geriye tek bir altını kalmıştır; bunu da harcadığı takdirde iki aylık mesafede aç ve yayan kalacaktır. Arkadaşı bunu uyarır. Hiç olmazsa şu bir altını ile bir uçak bileti satın almasını ve yolculuktan geri kalmamasını ister.
    Bu temsilî hikâyeyi hakikate tatbik eden Bedîüzzaman Hazretleri, o hâkimin Rabbimiz olduğunu; o hizmetkârların biz insanlar olduğunu; o yirmi dört altının, yirmi dört saat her gündeki ömrümüz olduğunu; o has çiftliğin, Cennet olduğunu; o istasyonun kabir olduğunu; o yolculuğun Kabre, Haşre ve Ebedî Cennete kadar uzanan beşer yolculuğu olduğunu ve o tek bir altınla alınabilen uçak biletinin ise, yirmi dört saatlik bir günün ancak bir saatini işgâl eden beş vakit namaz olduğunu beyan eder.
    Dünyada, bir günlük yaya yolu kadar bir ömür geçecektir. Sonra kabir istasyonu!... Kabir istasyonundan sonra, iki aylık yoldan geri kalan kısmı yürümek için kollar tekrar sıvanacaktır! Asıl yolculuk burada başlamaktadır ve buradan Haşir Meydanına, oradan da Ebedî Cennete ulaşana kadar, yani Allah’ın huzuruna nail olana kadar uzun bir yolculuk bizi beklemektedir. Ve şimdi kıldığımız beş vakit namaz, bu uzun yolculukta bizim için bir uçak bileti kıymetinde olacak ve bizi, takvâ kuvvetimize göre şimşek gibi, veya hayâl gibi bir sür’atle—Allah’ın izniyle—Ebedî Cennete ve Allah’ın Cemâl’inin rü’yetine—inşaallah—ulaştıracaktır!
    Üstad Hazretleri bu uzun yolculuk için temsilde verdiği iki aylık sürenin karşılığı olarak, hakikatte iki rakam telaffuz eder: Birisi; bin senelik bir yol. İkincisi; elli bin senelik bir mesafe! Ve bu hakikate Kur’ân’ın, iki âyetiyle işaret ettiğini kaydeder.1
    Kur’ân’da bu iki rakamı telaffuz eden iki âyet vardır. Her iki âyet de, içinde bulunduğumuz şu şehâdet âleminden, amellerimiz ve biz de dâhil, yapılan her şeyin Allah’ın huzuruna ulaşması ve Allah’ın katına yükselmesi için geçecek süreyi, bizim kabulümüzü esas alarak rakamlarla yıllara döker. Âyetlerin birisi Secde Sûresi’nde: “Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip idare eder. Sonra bütün işler, sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde Allah’ın nezdinde yükselir!”2 Diğer âyet ise Meâric Sûresinde: “Melekler ve Ruh, yüksek dereceler Sahibi Allah’ın huzuruna dünya senesiyle elli bin yıl süren bir günde yükselir!”3
    Müfessirler, bu âyetlerde verilen rakamlarla, Allah’ın huzuruna yükseliş mesafesinin uzunluğunun kinaye yoluyla anlatıldığı üzerinde yoğunlaşırlar. Bu görüşe göre âyetler bu rakamları telaffuz etmekle, bir mirsâd-ı tefekkür, yani tefekkür için bir ipucu vermiş olurlar ve Allah’ın huzuruna yükselişin ne kadar uzun bir yolculuk gerektirdiğini anlatmak isterler.
    Üstad Saîd Nursî Hazretleri, bu bin senelik yolu ve elli bin senelik mesafeyi “bir günde” almak için verdiği “beş vakit namaz formülü” ile, binlerle yıl sürebilecek kabir ötesi uzun yolculuğun, namazın kerâmeti ve takva kuvvetiyle kolayca aşılabileceğinin, dimağlarda bir müjde hâlinde yer bulmasını istemektedir.
    Cenâb-ı Hak, bu uzun beşer yolculuğunda, ellerinden tuttuğu kulları arasına cümle ehl-i imanı ilhak eylesin! Âmin!

    Dipnotlar:

    1- Sözler, s. 27
    2- Secde Sûresi, 32/5
    3- Meâric Sûresi, 70/4

    15.12.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  9. #9
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Dünyada, bir günlük yaya yolu kadar bir ömür geçecektir. Sonra kabir istasyonu!...
    Kabir istasyonundan sonra, iki aylık yoldan geri kalan kısmı yürümek için kollar tekrar sıvanacaktır!
    Asıl yolculuk burada başlamaktadır ve buradan Haşir Meydanına, oradan da Ebedî Cennete ulaşana kadar, yani Allah’ın huzuruna nail olana kadar uzun bir yolculuk bizi beklemektedir.
    Ve şimdi kıldığımız beş vakit namaz, bu uzun yolculukta bizim için bir uçak bileti kıymetinde olacak ve bizi, takvâ kuvvetimize göre şimşek gibi, veya hayâl gibi bir sür’atle—Allah’ın izniyle—Ebedî Cennete ve Allah’ın Cemâl’inin rü’yetine—inşaallah—ulaştıracaktır!


    Üstad Saîd Nursî Hazretleri,
    bu bin senelik yolu ve elli bin senelik mesafeyi “bir günde” almak için verdiği “beş vakit namaz formülü” ile, binlerle yıl sürebilecek kabir ötesi uzun yolculuğun, namazın kerâmeti ve takva kuvvetiyle kolayca aşılabileceğinin, dimağlarda bir müjde hâlinde yer bulmasını istemektedir.
    Cenâb-ı Hak, bu uzun beşer yolculuğunda, ellerinden tuttuğu kulları arasına cümle ehl-i imanı ilhak eylesin!
    ÂmiN..!

    Allah razi olsun Abim...


  10. #10
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Üstad Saîd Nursî Hazretleri,
    bu bin senelik yolu ve elli bin senelik mesafeyi “bir günde” almak için verdiği “beş vakit namaz formülü” ile, binlerle yıl sürebilecek kabir ötesi uzun yolculuğun, namazın kerâmeti ve takva kuvvetiyle kolayca aşılabileceğinin, dimağlarda bir müjde hâlinde yer bulmasını istemektedir.
    Cenâb-ı Hak, bu uzun beşer yolculuğunda, ellerinden tuttuğu kulları arasına cümle ehl-i imanı ilhak eylesin!
    ÂmiN..!

    Allah razi olsun Abim...
    ********************
    Ecmain olsun. Her zaman dualardasın. Bizleride duanda unutma.

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nurlar Dan Kısa Kısa Açıklamalı
    By _vatan_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 25.05.14, 16:18
  2. Kısa Elimin Dairesi Kadar Kısa ve Dardır.
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.12.08, 10:44
  3. Necip Fazıl'dan Kısa Kısa...
    By ofke in forum Şiirler
    Cevaplar: 80
    Son Mesaj: 28.07.08, 15:28
  4. Tarihçe-i Hayattan Kısa Kısa Sorularım...
    By tenaxwe in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 21.11.07, 13:16
  5. Yirminci Mektup'tan Kısa Kısa..
    By elff in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 22.11.06, 10:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0