Konu Kapatılmıştır
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: İslâm’ın Bilgi Kaynakları ve Akıl

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation İslâm’ın Bilgi Kaynakları ve Akıl

    Süleyman KÖSMENE
    İslâm’ın bilgi kaynakları ve akıl




    Osman Bey: “Muhâkemât’ın başındaki birinci makalenin birinci mukaddimesinde geçen, ‘Takarrur etmiş usuldendir: Akıl ve nakil teâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat akıl, âkıl olsa gerektir’ cümlesini izah eder misiniz?”

    Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Muâz bin Cebel’i (ra) Yemen’e Vali olarak gönderirken sordu: “Ne ile hükmedeceksin?”
    Hz. Muâz (ra): “Allah’ın kitabı ile hükmedeceğim.”
    “Allah’ın kitabında bulamaz isen?”
    “Resûlullah’ın (asm) sünneti ile hükmedeceğim.”
    “Onda da bulamazsan?”
    “Kolumu bağlayıp durmam! Görüşümle ictihad ederim!” Resûlullah Efendimiz (asm) bu defa:
    “Resûlünün elçisini, Resûlünün razı olduğu şekilde hüküm verme tarzına muvaffak kılan Allah’a hamd olsun!” buyurdu.1
    Dîn akıl sahiplerine inmiştir ve akıl sahiplerini mükellef kılmıştır. Akıl yürütmek dînimizde teşvik edilmiştir. Fakat şüphesiz akıl âkıl, yani “ilme ve hikmete düşkün, insaflı ve cerbezesiz” olmalıdır.
    Bilindiği gibi şer’î deliller, yani İslâmî bilgi kaynakları dörttür. Bunlar: 1- Kitap, 2- Sünnet, 3- İcmâ-i ümmet, 4- Kıyas-ı fukahadır.
    Bu delillerden ikisi naklin, diğer ikisi de aklın sahasına girerler. Kitap ve sünnet nakildir. Yani Kur’ân-ı Kerîm ile Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sünneti tabiîdir ki, bize nakil yoluyla ulaşmıştır. Bununla berâber, her iki kaynak da akla büyük önem vermiştir. Kur’ân akıl yürütmeye2, düşünmeye3, akletmeye4, tefekkür etmeye5, akıl erdirmeye6 ve ibret almaya7 çok sık atıflarda bulunur. Peygamber Efendimizde (asm), bir saat akletmeyi ve düşünmeyi bir sene nâfile ibâdetten hayırlı saymıştır.
    Nitekim, icmâ-i ümmet ile kıyâs-ı fukaha da zaten iki nakil kaynağının akıl ile yorumlanmasından ibâret iki alandır. Bunlardan kıyas-ı fukaha, âlimlerin ve fakihlerin, kitabı ve sünneti yorumlaması demektir. Yani kitap ve sünnette bulunmayan bir hüküm, kitap ve sünnette bulunan benzer bir hüküm ile kıyaslanmakta ve belirlenmektedir. Fakat tek kişinin aklı ve düşünceleri isâbet problemi yaşayabileceğinden, “icmâ” diye ifâde edilen diğer bir delil daha gün yüzüne çıkmıştır ki, bu delil aynı meselede bütün veya ekser akılların kurduğu ittifak ve görüş birliği demektir. Eğer bir meselede bir akıl aykırı görüş beyan eder, ama sâir akıllar farklı bir görüşte birleşirlerse, üzerinde birleşilen görüş mûteber kabul edilir. Ki, buna icmâ denir.—Bu aynı zamanda demokratik bir kuraldır da… İslâmiyet’in ne derece ileri bir din olduğuna dikkat!—Demek eğer bir meselede bütün akıllar, yani ümmet birleşmişse o konuda icma meydana gelmiş demektir.
    Anlaşılıyor ki, bilgi kaynaklarımızdan nakil ile bize ulaşan kitap ve sünnet, bilginlerin akıl yürütmelerinden ibâret olan kıyas ve icmâ yolu ile yorumlanmış ve bu gün bildiğimiz hükümlere ulaşılmıştır. Bu gün yaşadığımız hükümlerin tamamına bu yol ile ulaşılmıştır. Görüldüğü gibi, akıl ile nakil iki önemli bilgi kaynağıdır. Fakat konumları ve statüleri farklıdır. Nakil akla malzeme sunmaktadır. Akıl da kendisine gelen malzemeyi yoğurmakta ve yorumlamaktadır. Akıl bu işi yaparken sağlam malzemeye ve sağlam temele oturmak zorundadır. Yoksa hükmü yanlış ve bâtıl olur. Dolayısıyla, aklın kendisine sunulan malzemenin sıhhatinden emin olmak gibi önemli bir sorunu ve sorumluluğu vardır. Malzeme sahih olmadığında akıl önemli bir handikapla karşı karşıya demektir. Nakle mi inanacak, kendi görüşünü mü esas alacaktır?
    Kitabın sıhhatinden şüphe duymaya gerek yoktur. Akıl, kitabın sahih olduğundan, Allah’a ait bulunduğundan, Allah’ın kelâmının eksiksiz kitapta toplanmış ve kendisine sunulmuş olduğundan emindir. Fakat akıl, sünnet diye kendisine gelen bilgileri ve nakledilen sâir rivâyetleri mihenge vurmak zorundadır. Bunu yaparken aklın mihengi şüphesiz yine kitap ve sünnettir.
    Günümüzde elimizde bulunan Kütüb-ü Sitte başta olmak üzere sahih olduğu bildirilen meşhur hadis kitaplarının hemen hepsinde aynı akıl terâzîsi ile kılı kırk yararak hadisler bir araya getirilmiş ve aklın belirlediği sıhhat ölçülerinde sünnetten malzemeler sunulmuştur. Bununla berâber gerek bu kitaplarda, gerekse sâir rivâyet ve nakil kitaplarında yer alan ve aklımızla çelişen bilgileri aklımız kitap ve sünnetin diğer bilgileri ile ölçer, biçer, yorumlar ve tevil eder.
    Üstad Hazretlerinin bildirdiği gibi, akıl ile çelişen bir nakil olduğunda, hemen nakle teslim olunmaması, yani aklın asıl kabul edilmesi ve naklin yorumlanması esastır. Fakat bunun için aklın “âkıl” olması, yani yorumlama ehliyetine sahip bulunması, yani akıllı, insaflı, bilgili, tutarlı, cerbezeden uzak ve isâbetli karar alabilme ve hüküm verebilme ehliyetine sahip olması gerektir ve şarttır.8

    Dipnotlar:
    1. A’lâmu’l-Muvakkıîn, 1/202; 2. Bakınız: Âl-i İmrân Sûresi: 7; Ankebût Sûresi: 43; Mü’min Sûresi: 54; 3. Bakınız: Ra’d Sûresi: 19; İbrâhim Sûresi: 52; Enbiyâ Sûresi: 67; Zümer Sûresi: 9; 4. Bakınız: Mâide Sûresi: 103; Kasas Sûresi: 60; Talak Sûresi: 10; Zuhruf Sûresi: 3; 5. Bakınız: Ankebût Sûresi: 63; Sâd Sûresi: 29; 6. Bakınız: En’am Sûresi: 32; A’râf Sûresi: 169; Enfâl Sûresi: 22; Yûsuf Sûresi: 109; Nûr Sûresi: 61; 7. Bakınız: Yûsuf Sûresi: 111; Tâhâ Sûresi: 128; Haşr Sûresi: 2; 8. Muhâkemât ve İ. Ve K. Muvâzeneleri, 21.

    31.01.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    ‘Vergi kutsal’ hutbesi


    Ankara Müftülüğü, gelecek ayın sonlarında camilerde ‘’Vergi kutsaldır’’ başlıklı hutbe okutacak. Hutbede vergilerin zamanında ve eksiksiz ödenmesinin dinî ve millî bir görev kabul edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
    ANKARA Müftülüğü, gelecek ayın sonlarında camilerde ‘’Vergi Kutsaldır’’ başlıklı hutbe okutacak. Edinilen bilgiye göre, hutbe Vaiz İrfan Gürel tarafından hazırlandı.
    Fert ve ailenin, zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için belirli bir metaya ihtiyaçları olduğu gibi, devletin de vatandaşlarına hizmet verebilmesi için vergi almaya ihtiyacı olduğuna işaret edilen hutbede, verginin tanımına da yer verildi. Kamu menfaat ve işlerinin yürütülmesi konularında fertlere yüklenen mükellefiyet olarak tanımlanan verginin tarihi bir realite olduğuna değinilen hutbede, ‘’Umumî masrafların yükünün fertler arasında dağıtılması için başvurulan bir usul olan vergiden kaçmak, vergi vermeyip devlet hizmetlerinden karşılıksız, emeksiz, bedelsiz, tek taraflı yararlanmak vergi veren diğer insanlara karşı saygısızlık ve kamu hakkı ihlali sayılır’’ denildi.
    İçeride ve dışarıda düşmana karşı daima hazırlıklı olabilmek için devletin, ilim, sanat, teknoloji, sanayi, ticaret ve ziraat gibi alanlarda maddî ve manevî her yönden güçlü olması gerektiği belirtilen hutbede, devletin güçlü olmasının ise bütün vatandaşların, yükümlülüklerini zamanında yerine getirmeleriyle mümkün olduğu kaydedildi. Hutbede, bu yükümlülüklerden birinin de vergi borcunun zamanında ve tam olarak ödenmesi olduğu ifade edildi.


    “VERGİ ÖDEMEK DİNÎ VE MİLLÎ BİR GÖREV’’

    İSLÂM dininin, devletin yapacağı hizmetler için ihtiyaca göre vergi almayı uygun gördüğü ifade edilen hutbede, Hz. Muhammed’in de (a.s.m) vergi toplattığı anlatıldı.
    Her vatandaşın devlete vergisini vermekle mükellef olduğu vurgulanan hutbede, Kur’ân-ı Kerim’de ‘’Düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez’’ denildiği aktarıldı. Hutbede, alınan vergilerle yurt savunması için Türk ordusunun hazır tutulması, günün şartlarına göre modern araç ve gereçlerle donatılması, vatandaşların can ve mal güvenliklerinin sağlanması, okulların, üniversitelerin, sağlık tesislerinin, fabrikaların kurulması, yolların yapılması ve bakıma muhtaç kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması gibi hizmetlerde çalışanların ücretlerinin ödenmesinin gibi sorumlulukların yerine getirildiği ifade edildi. ‘’Vergi ödememek, vergi kaçırmak veya eksik ödemek toplum hakkına, kul hakkına el uzatmak demektir’’ denilen hutbede, bu nedenle vergilerin zamanında ve eksiksiz ödemesinin dinî ve millî bir görev kabul edilmesi gerektiği vurgulandı. Ankara / aa

    24.02.2009

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  3. #3
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Süleyman KÖSMENE
    Namazlarda sünnetler ve farzlar




    Huzur rumuzlu okuyucumuz: “1- Kamuda çalışanlar için namazlarımızı ne derece alenî yapmalıyız? Farz ibadetler her zaman alenî mi yapılmalıdır? 2- İkindi ile yatsı namazlarının ilk sünnetleri gibi gayr-i müekked sünnet namazları ne oranda kılmak gerekir? Meselâ yüzde on oranında bu sünnetleri kılmak yeterli mi?”

    İbadet, kul ile Rabb-i Rahîm arasında en ince, en nazik, en nezih, en derin, en özel bağlılıktır. Kul bağlılığını ibadetiyle Rabbi’ne halisane arz eder. Rabbi de onu dilerse kabul eder.
    İbadetlerimizi gizli yapmakta gururdan ve riyadan kurtulma gibi bir avantaj var. Açıktan yapmakta ise insanlara örnek olmak gibi bir artı fazilet söz konusu. Aslında riyâ ve gurur tehlikesini savmak, artı fazilet kazanmaktan daha önce gelir. Bu bakımdan eğer gurur ve riyâ söz konusu olacaksa ibadetleri gizli yapmak, açık yapmaktan daha evlâdır. Fakat farz ibadetler, Allah’ın kesin emirleridir. Yani borcumuz olan ve yapmakla yükümlü olduğumuz emirlerdir. Kula borcumuzu ödemeyi nasıl gurur konusu yapmıyor isek, Allah’a borcumuzu öderken de esas olan, bunu gurur meselesi yapmamaktır. Gurur tehlikesini savdığımızda, başkalarını da Allah’a ibadet yapmaya teşvik etmek gibi bir hayır kapımızı çalar.
    Ancak nafile ibadetlerimizi, yani farz olmayan ibadetlerimizi gizli yapmamız daha faziletlidir. Çünkü nafile ibadetler, içimizin ilâve fazilet isteğine dayanır. Bu istek kalbimizin en nadide istek ve arzusudur. Kalbimiz Rabb-i Rahîm’e teklifsiz yönelmek, O'nun huzurunda divan durmak ve O'na sığınmak ister. Kalbimizin bu ihtiyacını farzlardan sonra, nafile ibadetler sağlar. Ne var ki, şeytanın ve nefs-i emmâremizin pusuda beklediğini, nafile ibadetlerde içimize daha fazla gurur ve riya verebileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Oysa nefsimize farz ibadetler hususunda diyeceklerimiz vardır:
    1- Sen farzları yapmakla yükümlüsün. Başka seçeneğin yok. Acıktığında yemek ne ise, susadığında su ne ise, kalbin ve ruhun için farz ibadet ondan daha ileri bir ihtiyaçtır. Ayrıca bu manevî ihtiyacını karşılama imkânı ve idraki verdiği için Allah’a şükretmelisin.
    2- Farz ibadetler senin, seni Yaratana karşı yaratılış borcundur. Yaratılış borcunu hiçbir karşılık beklemeksizin ödemelisin.
    3- Yapmadığın ve borcunu ödemediğin takdirde asi hükmünde olacaksın ve azaba çarptırılacaksın. Çünkü yapmamakla doğrudan Allah’ın emrine itaatsizlik ve isyan etmiş oluyorsun. Oysa sen ki, dünyada hapis korkusuyla olmadık işleri yapıyorsun, olmadık bedeller ödüyorsun. Allah’ın gayretinden korkmalısın. Farz ibadetleri alenî veya gizli yapmakla ilgili özel bir hüküm yoktur. Önemli olan yapmaktır. Açıktan yapmaya gayret etmeye gerek olmadığı gibi, özel bir gayretle gizlemeye de gerek yoktur. Gören görür. Görmeyen için, görsün diye özel bir gayret göstermeyiz. Gerekirse, zarar göreceğimiz bir çevrede bulunuyor isek, teneffüs ve dinlenme saatinde gizlice yapmamızda bir sakınca yoktur. İkindi ve yatsı namazlarının sünnetleri gayr-i müekked sünnettir. Bu namazları kıldığımızda sevap ve feyiz almış oluruz. Kılmadığımızda günahkâr olmayız, yalnız sünnet feyzinden kaybımız olur. Bu açıdan bunu bir orana bağlamak ve kendimizi meselâ yüzde on mecbur hissetmek, yani yüzde on bu namazları kendimize farz kılmak doğru değildir. Yüzde vermeksizin; kılabildiğimiz oranda sünnetten hissemiz artar.

    10.04.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr



Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Türkiye’de ve Alem-i İslam’da İttihad, Risale-i Nur’un Farz Vazifesidir
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.05.11, 10:11
  2. Bir Demet Çubuk ‘Akıl Öyküsü’
    By Beste-i Rana in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 28.01.09, 12:53
  3. İslam Akıl ve Mantık Dinidir.
    By hatice78 in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 05.11.08, 13:18
  4. İslam Bilgi Arşivi-www.tesbitler.com
    By tesbitler in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.11.07, 22:32
  5. İslam ve Kilise: Akıl ve Kılıç
    By @Huseyin@ in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.12.06, 15:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0