Zorlama Olmadan Küfür Sözü Söylenemez



Evet, tüm ehli sünnet kitaplarında yazılı olan bu fetvanın, Kur’anı Kerim’deki delili ise şu ayeti kerimedir;

“Kalbi iman ile mutmain (emin ve ferah) olduğu halde inkara zorlananlar müstesnadır. Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkar eder ve kalbini kafirliğe açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük azap vardır. Bunun sebebi şudur; onlar dünya hayatını Ahiret üzerine tercih edip sevmişlerdir. Allah’da kafirler topluluğunu hidayete erdirmez. (Nahl 106 ve 107)

İkrah Nedir?

Bu ayeti kerimede geçen ikrah yani zorlama ne demektir, bu zorlamanın derecesi ve şartı nedir, tüm bunlar bilinmeden bu ayeti anlamak mümkün değildir. Çünkü herkes kendine göre bir zorlama ölçüsü ve mazeret bulabilir. Halbuki fıkıh kitaplarında ikrahın (zorlamanın) tarifi genelde şöyle yapılmaktadır. İkrah; Bir kimsenin başka birine, onun rızası olmadan ve zorla bir işi yaptırması demektir. İkrah iki çeşittir;

1- İkrah-ı Mülci (Tam Zorlama) : Ölüm veya bir uzvu kesme, yahut bunlardan birine sebep olan, şiddetli dövme ile meydana gelen ikrahtır.

2- İkrah-ı Gayrı Mülci (Eksik zorlama): Dövmek ve hapsetmek gibi, sadece gam ve elem gerektiren şeyler meydana gelen ikrah demektir. (Fetevayı Hindiye c:10 s:269) Daha fazla bilgi izah için “Hukuku İslamiyye Istılahatı Fıkhıyye kamusu” Ömer nasuhi bilmen c:1 s:238’e bakınız)

İkrahın tarifi kitaplarda genelde böyle olmakla beraber bazı incelikler ve istisnalar vardır. Fakat bunlar, bizim ispat etmek istediğimiz meseleyi değiştirmez ve bozmaz çünkü yapılması için zorlanan meseleler (olaylar) çeşit çeşittir. Bu meselelerden bazıları. İkrah-ı mülci karşısında yapılabilirken, bazıları yapılamaz. Mesela bir kimse ölmüş hayvan eti veya domuz eti yemesi, şarap içmesi için zorlansa, bu zorlamada gayri mülci (eksik zorlama) ise, bu şeyleri yemesi ve içmesi helal olmaz. Fakat mülci (tam zorlama) ise bunları yemesi helal belki (bilakis) farz olur. Fakat bir kimse, bir müslümanın öldürülmesi veya zina etmesi için ikrah-ı mülci ile zorlansa bile bu şeyleri yapmasına izin yoktur.

Ve yine (küfür sözlerini söylemesi için) öldürme veya aza kesilme tehdidinden başka bir şeyle (yani ikrah-ı gayri mülci ile) zorlanmış olsa, o zaman bu (küfür olan) işleri yapmak için ruhsat (izin) yoktur. Zira küfür kelimesini konuşmak ebediyen helal değildir. (İbn-i abidin c:14 s:361 Şamil yayınevi yıl:1982) Fetevayı Hindiye isimli fıkıh kitabında ise konumuzla alakalı fetva şöyledir. “Bir kimse, Allah’ı inkar etmemesi veya peygambere küfretmemesi halinde öldürülmek veya bir uzvun kesilmesi ile (yani İkrah-ı mülci) tehdit edildiğinde, kalbi iman ile mutmain olduğu halde söylerse, günahkar olmaz, çünkü buna ruhsat (izin) vardır.”

“Şayet bir kimse, diğer bir şahsı (Allah’ı) inkar etmemesi ve (peygambere) sövmemesi halinde, bağlamak, hapsetmek ve dövmekle (yani ikrah-ı gayri mülci) tehdit ederse bu ikrah – ölüm korkusu veya bir uvzun kesilmesi korkusu olmadıkça geçerli olmaz.” (Fetevayı Hindiye c:10 s:269)

Şunuda önemle belirtelim ki, yapılan bir ikrahın (tehdit ve zorlamanın) geçerli olabilmesi için bazı şartlar daha vardır. Bu şartlardan en önemlisi zorlanan şahsın kaçma, gözden kaybolma gibi bir imkanının olmamasıdır. Yani küfür söz veya hareketi yaptığı halde, kafir olmaktan kurtulmak için, ikrah-ı mülci denilen; ölüm veya bir organın kesilmesi veya bunlara sebep olabilecek bir tehdit olmakla beraber kaçma ve gözden kaybolma imkanının da bulunmaması lazımdır. O halde kendi ayağı ile gidip de ikrah (zorlama) vardı demek, yalan söylemekten, daha doğrusu kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir.

Tekrar konumuza ve konumuzla alakalı delil olarak verdiğimiz nahl suresi 106. ayeti kerimeye dönecek olursak, bu ayetin izahı Elmalılı tefsirinde şöyle yapılmıştır. “Her kim iman ettikten sonra Allah’ı inkar ederse” yani küfür kelimesini ağzına alır, küfür olan sözü söylerse, “Ancak kalbi iman ile mutmain olduğu halde inkara zorlanan kimse müstesnadır” yani canını veya organlarından bir organını yok etmekten korkulur bir emir ile zorlanmak suretiyle olanlar müstesnadır. (Kafir olmazlar) “Fakat küfre kalbini açanlar” küfür hoşuna giden, yani zorlama olmadığı halde kendi isteği ile küfrü gerektiren kelimeyi söyleyen veya zorlama olduğu zaman kalbini bozup da küfre hemen inanan kimseler. “Bunlar üzerine Allah’tan bir gazap vardır” yani özü (aslı) tarif olunamaz büyük bir gazap, “Ve birden onlar için büyük bir azap vardır” Çünkü cinayetleri en büyük cinayettir.

Bu ayetin iniş sebebi yani nasıl bir olay üzerine indiği bilinirse, hangi şartlar altında küfür kelimesinin söylenebileceği daha iyi anlaşılmış olur. Rivayet edildiğine göre olay şöyledir: “Kureyş (kafirler) Ammar’ı ve babası Yasir’i ve Annesi Sümeyye’yi mürted olmaya (Yani Peygamber efendimizi kötülemek gibi bir küfür lafzını söyletip İslam’dan çıkmaya) zorladılar. Onlar ise, mürted olmayı kabul etmediler. Bunun üzerine Hz. Sümeyye’yi birer ayağından iki devenin arasına bağladılar ve mızrakla deştiler. Develere sürükletilip, parçalanarak şehid ettiler. Ardından babası Yasir’ide şehid ettiler. Annesini ve babasını bu durumda gören Ammar ise, o zorlanan şeyi dili ile söyledi. Bunun üzerine “Ey Allah’ın Resulü, Ammar dinden çıkmış denildi” bu sırada Ammar’da ağlayarak Resullullah’a geldi. Resulullah da onun gözlerini sildi ve buyurdu ki; “Neyin var? Onlar (o işkenceyi) tekrar ederse sen de dediğin o şeyi tekrar et”

Demek ki böyle çok ağır bir zorlama halinde yalnız dil ile küfür kelimesini söylemek caizdir, bu bir ruhsattır (izindir) Fakat hakkı açıklamak ve dini yüceltmek için ölümü göze alıp da (küfür sözü söylemekten) sakınmak ise azimettir (takvadır). Ve bu hususta azimet ile amel etmek daha üstündür.(Elmalılı c:5 s:263) Bu sebeple alimler, küfre zorlanan kimsenin hayatını devam ettirmek için zorlandığı şeyi yapıyor görünmesinin caiz olduğuna ve ölüm pahasına (kendi) yolunda ısrar etmesinin de caiz olduğunda, görüş birliğine varmışlardır. Nitekim Hz.Bilal (r.a.) bütün yapılanlara rağmen, onların söylediklerini kabule yanaşmamıştır. (İbn-i Kesir Tefsiri c:9 s: 4581) Dikkat edilirse bu izahta alimler, hayatını devam ettirmek için dediler de, İslam’ı galip getirmek veya benzeri şeyleri için de yapılabilir demediler...


Takiyye



Bazı kimselerde diyor ki; “Bu küfür söz ve hareketleri, Takiyye icabı yapılmaz mı?” Aslında bu sorunun cevabı Takiyyenin tarifinin içinde var. O halde takiyyenin tarifine bir bakalım; “Bir müminin, ölümden ve işkenceden kurtulmak için olduğundan başka görünmesine ve davranmasına takiyye denir.” (Kelimler ve kavramlar. Yusuf kerimoğlu) Yine dikkat edilirse, takiyye kurtulmak için yapılabilir denildi. Yoksa kurtulma ve kaçma yollarını aramak şöyle dursun, orada kalmak veya kalabilmek için kendi ayakları ile gidenlerin takiyyeden ve ikrahtan söz etmeye hiç hakları yoktur.

Bir de takiyye; casusluk gibi bir fayda için, başka yollarla yapılması imkansız olan bir şeyi başarabilmek için yapılabilir. Mesela Ka’b bin Eşref isminde azılı bir kafir vardı. Allah’ın indirdiği hükümlere karşı mücadele ediyordu. Peygamberimiz bir gün sahabelerine, Ka’b bin Eşref’den dert yandı. Orada bulunanlardan birisi, bu adamı öldürebileceğini söyledi. Ama yanına yaklaşabilmesi için, Peygamberimizin aleyhinde bazı çirkin sözler söylemesi gerekiyordu. Peygamberimiz buna izin verdi oda onu öldürebildi. Evet tüm bu izahlara rağmen, bazı kimseler küfür sisteminin canlı birer elemanı oldukları halde, bu yaptıklarına takiyye demeye utanmıyorlar mı acaba? ......

Fakat bu sözleri ister takiyye yaparak söylesinler, ister takiyye yapmadan söylesinler yine İslama uymaz. Çünkü takiyye yapmanın da dinde bir takım şartları vardır.

<<Son Söz: Din, Akıl ile değil nakil iledir. Yani inandığımız şeyler Allah ve Resulünün bildirdiği şekilde saf ve temiz olmalıdır. Din, selim akla da uyar. Fakat iman edilecek şeyler akıl tarafından ne artar ne de eksilir. Yani iman edilecek şeyler bir bütündür. Bu bütünden birini dahi inkar etmek imanı bozar. Mesela bir kimse; “Bütün Peygamberlere inanırım veya severim fakat Davud Peygambere inanmam veya sevmem dese kafir olur.” Ve yine Allah’u tealanın bütün isim ve sıfatlarını kabul ederim fakat el-Hakem ismini kabul etmem dese imanı bozulur ve kafir olur. Fakat nedense kafir kelimesi insanlara çok ağır gelmektedir. Halbuki “kafir” inkar eden demektir. İnkar etmiş sayılmak için illa hepsini inkar etmek gerekmez. Bir tanesini de inkar etmek yeterlidir. Kişi bir kelime ile yani bir kelime-i şehadetle Müslüman olduğu gibi yine bir kelime ile de Müslümanlıktan çıkar ve tövbe etmedikçe İslam’a dönemez. Çünkü kişi kelime-i şehadeti söylemekle İslam’ın tüm programını yani bütün emir ve yasaklarını kabul ettim demiş olmaktadır. Bu programdan birini inkar etmekle veya birine itiraz ve şüphe etmekle Müslümanlıktan çıkar. Yani imanı ya heptir ya hiçtir.

Alıntıdır..