https://youtu.be/GgVvBMh4MKQ



Mekke'de inmiştir. 40 âyettir.

Kıyâme sûresi Mekke'de inmiş olup, iman esaslarından biri olan "öldükten sonra dirilme ve hesap" konusunu ele alır. Ağırlıklı olarak ve Özel bir şekilde kıyamet ve onun korkunç durumlarından, ölmek üzere olan insanın hallerinden ve âhirette kâfirin karşılaşacağı zorluk ve güçlüklerden bahseder. İşte bunun içindir ki bu sûreye "Kıyamet sûresi" adı verilmiştir. Bu mübarek sûre, öldükten sonra dirilmenin şüphesiz bir gerçek olduğuna dâir kıyamet gününe ve nefs-i levvâmeye yemin ile başlar. "Kıyamet gününe yemin ederim ki, kendini kınayan nefse yemin ederim ki... İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanar? Evet, bizim, onun parmak uçlarım bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter." Daha sonra sûre, ayın batırılacağı, gözlerin şaşkına döneceği, hesap ve amellerin karşılığını almak için insanların ve bütün mahlukatın toplanacağı o korkunç günün alâmetlerinden bir kısmım anlatır. «Gözler kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan, "Kaçacak yer neresi?" diyecektir. Hayır, hayır! Kaçıp sığınacak yer yoktur.» Sûre, Rasulullah (s.a.)'m, Cebrail kendisine Kur'ânı okuduğunda, onu zapt etmeğe verdiği önemi anlatır. Resûlullah (s.a.), Cebrail'in kıraatini takip hususunda kendini yorar ve okuduğu âyetleri çabucak ezberlemek için dilini onunla birlikte hareket ettirirdi. Bu sebeple Yüce Allah ona kıraati dinlemesini, Cebrail ile birlikte dilini hareket ettirmemesini emretti: "Onu çabucak almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve onu okutmak bize aittir. O halde biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki onu açıklamak da bize aittir. Sûre, âhirette insanların mes'ûd ve bedbaht olarak iki gruba ayrılacaklarını anlatır. Mutluların yüzleri parlak ve nur saçarlar. Bunlar, Rable-rine bakarlar. Bedbahtlara gelince, bunların yüzleri kapkaradır ve bu yüzleri zillet bürümüştür. "Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıl d ayacaktır. Rablerine bakacaklardır. Yüzler de vardır ki. O gün buruşacaktır. Kendilerinin bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacaklarını sezeceklerdir." Daha sonra sûre, ölmek üzere olan kişinin durumunu anlatır. Şöyleki bu anda korkulu ve sıkıntılı durumlar meydana gelir. İnsan beklemediği, hesapta olmayan "darlık ve sıkıntılarla karşılaşır. "Dikkak edin! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Tedâvî edebilecek kimdir?" denildiğinde... O kimse bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar. Bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevk edilecek yer sadece Rabbinin huzurudur. O kimse ne tasdik etmiş ne de namaz kılmıştı. Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti. Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline gelmişti."

Bu mübarek sûre, aklî delillerle âhiret ve haşri isbat ederek sona erer: "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanar? O, akıtılan meninin içinden bir mıtfe değil miydi? Sonra kan pıhtısı olmuş, derken Allah onu yaratıp şekillendirmişti. Ondan da iki cinsi, erkek ve dişiyi yaratmıştı. Peki Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?"


Safvetut Tefasir - M. A. Sabuni (rh)