+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24
Like Tree10Beğeni

Konu: Tecvid-Kıraat

  1. #1
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart Tecvid-Kıraat

    Farklı Kıraatlerle Yazılmış Mushaf Metinleri
    Aşağıda 7 kıraat imamının ikişer ravisine göre hazırlanmış mushaf metinleri bulunuyor.

    1-) Nâfi'

    a-) Kâlûn : http://live.islamweb.net/quran_list/qaloon/quran.pdf
    b-) Verş : http://live.islamweb.net/quran_list/warsh/quran.pdf

    2-) İbn Kesîr

    a-) Bezzî : http://live.islamweb.net/quran_list/albuzi/quran.pdf
    b-) Kunbul : http://live.islamweb.net/quran_list/qunbol/quran.pdf

    3-) Ebû Amr

    a-) Dûrî : http://live.islamweb.net/quran_list/Dori2/quran.pdf
    b-) Sûsî : http://live.islamweb.net/quran_list/alsosi/quran.pdf

    4-) İbn Âmir

    a-) Hişâm : http://live.islamweb.net/quran_list/hesham/quran.pdf
    b-) İbn Zekvân : http://live.islamweb.net/quran_list/thakwaan/quran.pdf

    5-) Âsım

    a-) Şu'be : http://live.islamweb.net/quran_list/shuaba/quran.pdf
    b-) Hafs : http://live.islamweb.net/quran_list/hafs/quran.pdf

    6-) Hamza

    a-) Halef : http://live.islamweb.net/quran_list/khalaf/quran.pdf
    b-) Hallâd : http://live.islamweb.net/quran_list/khallad/quran.pdf

    7-) Kisâî

    a-) Ebu'l-Hâris : http://live.islamweb.net/quran_list/alhareth/quran.pdf
    b-) Dûrî : http://live.islamweb.net/quran_list/Dori/quran.pdf


    Ne yazık ki henüz bütün rivayetlerin tamamı seslendirilmedi. 10 kıraatin tamamı 2'şer rivayetten toplam 20 eder. Yirmi rivâyete göre 20 ayrı hatim indirmek ve bunları düzenlemek herkesin harcı olmayıp çok da meşakkatli bir iştir. Böyle bir iş, ancak belli bir komisyonun ürünü olabilir. Yalnız bazı rivayetlerle hatim okunmuştur. Bazıları aşağıdadır.

    01-) Nafi'nin Verş rivayeti (Husari'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...&qid=463&rid=2

    02-) Nafi'nin Kalun rivayeti (Husari'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...&qid=463&rid=3

    03-) Ebu Amr'ın Susi rivayeti (Abdurreşid b. eş-Şeyh Ali Sufi'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...&qid=609&rid=4

    04-) İbn Kesir'in Bezzi ve Kunbul rivayetleri (Muhammed Abdulhakim Said el-Abdullah'dan): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=627&rid=12

    05-) Hamza'nın Halef rivayeti (Abdurreşid b. eş-Şeyh Ali Sufi'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=609&rid=13

    06-) Yakub'un Ruveys ve Ravh rivayetleri (Yasir el-Mezrui'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=769&rid=14

    07-) Kisai'nin Ebu'l-Haris rivayeti (Abdurreşid b. eş-Şeyh Ali Sufi'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=609&rid=15

    08) Ebu Amr'ın Duri rivayeti (Abdurreşid b. eş-Şeyh Ali Sufi'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=609&rid=20

    09-) Kisai'nin Duri rivayeti (Abdurreşid b. eş-Şeyh Ali Sufi'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=609&rid=21

    10-) Asım'ın Şube rivayeti (Abdurreşid b. eş-Şeyh Ali Sufi'den): http://audio.islamweb.net/audio/inde...qid=609&rid=25
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Tecvidin hükmü
    Tecvid, Kur’ân’ı okurken harflerin hakkını vermek, harfleri mahreç ve aslına uygun olarak okumak demektir. Tecvid kuralları, Hazret-i Cebrâil’in (as) Peygamber Efendimize (asm) Kur’ân’ı nâzil buyurduğu—tabir câizse—şivedir. Yani Cebrâil (as) Kur’ân’ı âyet âyet indirirken nasıl okumuşsa, harflerin boğazdan çıkış biçimlerini nasıl göstermişse, harfleri hangi gırtlak, hançere, boğaz ve ağız sesi ile okumuşsa, Peygamber Efendimize (asm) Kur’ân’ı vahy ederken nasıl kıraat etmişse, bütün bu okuyuş ve kıraat biçimleri tecvid kuralları olarak tesbit edilmiş ve bir araya toplanmıştır. Yani “tecvid” adı altında öğretilen okuyuş kuralları Hazret-i Cebrâil’den (as) Peygamber Efendimize (asm) intikal eden okuyuş biçimlerinden ve kurallarından başka bir şey değildir.

    Kur’ân’ın tecvid kuralları ile nazil olduğunu yine Kur’ân’dan öğreniyoruz: “Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık. O’nu tertil üzere indirdik.” 1 Bir diğer âyette Cenâb-ı Hak Kur’ân’ı tecvid üzere okumayı şöyle emreder: “Kur’ân’ı açık açık, tâne tâne, tertil ile oku.” 2

    Âyetlerde geçen tertilin ne olduğu sorulduğunda Hazret-i Ali (ra) şöyle cevap vermiştir: “Tertil, harflerin tecvidini, sıfatlarını, okuyuş biçimlerini, mahreç özelliklerini ve vakıfları bilmek demektir.”

    Kur’ân’ı hatâsız okuyacak kadar tecvid bilmek her Müslüman için farzdır.

    Ancak Allah hiç kimseye güç yetiremediği bir teklif yüklememiştir. Kişi, gerek dilindeki bir konuşma ârızasından dolayı, gerekse kendisine öğretecek bir kimse veya imkân bulamadığından dolayı tecvidi öğrenmemişse Allah katında mâzurdur, mes’ûl değildir.

    Fakat, elinde öğrenme ve uygulama imkânı olduğu halde sırf ihmalkârlıktan dolayı öğrenmeyen, veya öğrenip unutan, ya da öğrendiği halde Kur’ân’ı tecvid üzere okumayan mes’ûldür.

    “Tecvitsiz Kur’an okumak boşunadır diyorlar. Doğru mu? Kur’an’ı tecvitle okumak şart mı? Bunun fazileti nedir?”

    Kur’an okumanın hiçbir şekli ve tarzı boşuna olamaz. Hiç şüphesiz bütün ibadetlerde olduğu gibi, Kur’an okumakta da daha feyizli ve faziletli haller ve durumlar mevcuttur. Hiç şüphesiz her ibadetin bir usulü, adabı, erkânı ve şekli de vardır. Ama Rabbimiz bizim “yönelişlerimize” ve “kalbimizin temayüllerine” değer veriyor; bizim niyetimize değer veriyor. Allah’a yaklaşma kastıyla, eksik veya noksan da olsa ne biliyor isek, bilgimizi kullanmamızın, Cenab-ı Hak katında makbule şayan olmadığını söylemek doğru değildir. Böyle bir tavır, ubudiyet ruhuna da uygun düşmez. Allah Resulü (sav); “Kur’an’ı zorlandığı halde kekeleyerek okuyana iki kat sevap vardır”1 buyururken; bizim, şöyle veya böyle Kur’an okuyuşumuzu Allah’ın rahmetinin dışında saymamız, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük olsa gerektir.

    Temel meselemiz, Kur’an’ı öğrenmek ve okumaktır. Hatalarımıza bakmadan, eksik ve kusurlarımıza aldırmadan, şunları bilmiyorum, eksik okursam/yanlış okursam günahkâr olurum demeden, iyice öğrendikten sonra bol, bol okurum bahanesine sığınmadan okumak, okumak, okumaktır.

    Bahaneler bitmez çünkü. Hatalar da eksik olmaz. Kur’an’ı bilmeyerek yanlış okumakla günahkâr da olmayız. Yüce Allah’ın, kullarına öyle her hatasında azap vereceğini düşünmek, Kur’an’ı anlamamak demektir, İslâm’ı anlamamak demektir, Rahmet Peygamber’inin (sav) mesajını anlamamak demektir. Önemli olan, öğrenmeye çalışmak; öğreninceye kadar da bildiğimizle amel etmektir. Biz öğrenmeye çalıştıkça ve bildiğimizle amel ettikçe, Cenab-ı Hak bilmediğimiz vacip bilgileri de öğrenmemize inşallah kapı açar. Kulun, bildiği ile amel etmesi, aynı zamanda bu bilgilere sahip olmasının bir şükrü; eksik bilgilere ulaşmasının da bir talebi niteliğini taşır. Bildiği ile amel etmemek gibi bir vahamete düşmekten Allah’a sığınalım.

    Hiç kuşkusuz, Kur’an’ı doğru okumak için, başka bir ifadeyle “vahiyle geldiği” şekliyle okumak için “tecvit”i bilmek ve uygulamak şarttır. Kur’an’ı öğrendikten sonra ilk hedefimiz tecvidi de öğrenmek ve uygulamak olmalıdır. Günümüzde kitap, kaset ve diğer araç-gereçlerin de yardımıyla ne Kur’an’ı, ne de tecvidi öğrenmek hiç de zor değildir. Ünlü hafız ve kurrâların hatim kasetlerini dinleyerek okuyuşumuzu düzeltmemiz de mümkündür. Önemli olan istemek ve talep etmektir.

    Allah’ın Kitabını öğrenmek aslında hiç de zor olmamakla beraber; feyiz ve fazileti öyle yüksektir ki, eğer zorluk bulunsa bile, bunu göze almaya değer niteliktedir. Resulullah Efendimiz (sav): “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”2 Buyuruyor. İbn-i Mes’ud’un rivayet ettiği başka bir hadiste yine Allah Resulü (sav): “Kim Allah’ın Kitabından bir harf okursa onun için bir hasene vardır. Bir hasene mukabilinde on misli sevap vardır. Ben ‘elif-lâm-mîm’e bir harftir demiyorum; elif bir harftir; lâm bir harftir ve mîm de bir harftir.”3 Buyurmaktadır.

    Yine, Ebû Hüreyre (ra) rivayet etmiştir ki; Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın Kitabını okurlar ve aralarında müzakere ve ders yaparlarsa üzerlerine rahmet iner, onları Allah’ın rahmeti kaplar, çevrelerini melekler kuşatır ve Allah(cc) onları kendi katındaki razı olduğu kulları arasında zikreder.”4

    Kur’an bizim her şeyimiz. Biz; mü’minler olarak duayı, ilmi, hikmeti, zikri, fikri, tefekkürü, tezekkürü, namazı, niyazı, ibadeti, tevazuu, emri, daveti, dîni, diyâneti... Hülasa ne kadar maddî ve manevî değerimiz varsa hepsini Kur’an’dan aldık.5 Şu halde, Kur’an üzerine ihtimam göstermek bizim her şeyden önce imanımızın gereğidir.

    Lütfen Kur’ân okumaya devam edelim.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart



    (1231)

    "On tâne birin okunması" veyâ "On tâne biri okuma işi", "Kırâat ilminden on tânesini okuma; on tânesinin ilmini ve pratiğini yapma."

    Arapça bir kelime olarak"Kırâat" kelimesi, (Ka-ra-e/yak-ra-u) aslından çekimi yapılan, semâ'î (yâni kâide dışı) bir mastardır. Türkçesi: "Okumak" demektir. "Kırâât" olarak çoğul yapılır ve bundan da "okumalar" anlamı çıkarılır.

    Kelimenin, İslâmî anlamdaki ıstılâhî mânâsı ise; özellikle "Kur'an okumak, Kur'an tilâvet etmek, şeklinde özetlenebilir.

    "Aşere" kelimesi de, birincisi gibi Arapça'dır. Fakat, arapçadaki telaffuzu: "aşera" şeklindedir. Bu şekliyle, kelimenin türkçedeki sözlük mânâsı: "On tâne bir" veya, yalnızca "On " demektir. Görüldüğü gibi, kelime bir sayı bildirmektedir.

    Kırâat İlmi, "Kur'ân-ı Kerîm'in kelimelerinin okunuş şekillerini, râvîlerine isnâd ederek bildiren bir ilimdir" (İbnü'l-Cezîrî, Muncidu'l-Mukrîîn, 3).

    Kırâat İlmi'nin kaynağı bazı hususlara dayanır:

    Hz. Peygamber (s.a.s)'in; "Kur'an yedi harf üzerine nâzil olmuştur. Bunlardan kolayınıza geleni okuyunuz!.." mânâsıyla açıklanan sözleri kıraatin çeşitlerini ifade eder. Hadis; Hişâm b. Hakîm'in namazda Furkân sûresini, kendi bildiğinden başka bir okuyuşla okuduğuna şâhid olan Hz. Ömer'in, Hişâm'ı yakapaça ederek Peygamber'in huzûruna çıkarması üzerine söylenmiştir (Fedâîlu'l-Kur'ân, 5).

    Hadisteki "Yedi Harf"den maksat: Kur'ân-ı Kerîm'in okunuş tarzları olarak, Allah tarafından nâzil olan farklı ve birden fazla olan kırâatlardır. Bunlardan her hangi birisini okumak, nâzil olan Kur'ân'dan bir kısmını okumak demektir. İşte bu farklı okunuşların, Kur'an'da yediye kadar çıktığı, İbn Kuteybe (276/889), Ebu'l-Fadl er-Râzî (454/1062) ve İbnu'l-Cezerî (833/1429) gibi büyük âlimler tarafından, ayrı ayrı örnekler verilmek suretiyle ortaya konulmuştur. Özel olarak da, Kur'ân'ın bâzı kelimelerinde aynı durum mevcuttur. Ancak bu farklı durumun, Kur'ân-ı Kerîm'in her kelimesinde olması ve aranması da gerekli değildir (Abdulazîz b. Abdulfettâh el-Kârî, Hadisu'l-Ahrufi's-Seb'a, 60, 72, 78-79; Mecelletu Kulliyyeti'l Kur'ani'l-Kerîm, el-Aded: I, 1402-1403).

    Asr-ı Sa'âdet'te sahâbeler arasında kırâatlarda bazı farklılıklar görülüyordu. Bunlar, Kırâat ilminin ikinci kaynağı olarak belirlenmiştir. Bu farklılıkların çözümü için, Hz. Peygamber (s.a.s) sahâbeler arasında hakemlik yapmış ve her iki tarafin da okuduğunu: "Böyle de nâzil oldu" meâlindeki sözleriyle onaylamıştır.

    Hişam b Hakîm ile Ömer b. Hattâb arasında, Furkân sûresiyle ilgili olarak geçen ihtilaf, bunun en çarpıcı örneğidir (Buhârî, fedâilu'l-Kur'an, 5).

    Hz. Osman zamânında, yine kırâatlar konusunda ve yine sahâbeler arasında çıkan farklı okuyuşlar Hz. Osman'ı İmam mushafları toplamaya yöneltmiştir.

    Hz. Osman'ın çoğalttırarak Mekke, Medîne, Kûfe, Basra ve Şam gibi şehir merkezlerine gönderdiği mushaflarda mukayyed bulunan yazım (yâni resmi hat) farklılıkları da, Kırâat ilmi kaynakları arasında görülür.

    Sahâbe ve Tabiîn ile Tebe-i Tâbiîn'den olarak, sika, yâni güvenilirlik özelliğine sâhib olan âlimler tarafından nakledilen ve hiç bir itirâza da uğramaksızın, İslâm ümmetince kabul gören Kırâat ihtilafları da bu kaynaklardan sayılmaktadır (el-Hâc Muhyiddîn Abdulkâdir el-Hatîb, Kifâyetu'l-Mustefid fî Fenni't-Tecvid, 88)

    Kırâatların Kısımları

    Kırâat ilminin ileri gelen âlimlerinden İbnu'l-Cezerî, Kur'ân-ı Kerîm'in kırâatlarını Mütevâtir kırâatlar; Sahîh kırâatlar; Şâz kırâatlar diye üç kısıma ayırarak hükümlere bağlamıştır:

    Mütevâtir kırâatları belirlemek için şu üç özelliği tesbit etmiştir.

    1) "Kur'an" diye okunacak kırâat vechinin, bir tek îrab yönüyle de olsa, arapçaya uygun olması.

    2) Halîfe Hz. Osman (r.a) tarafından çoğaltılarak Mekke, Medîne, Kûfe, Basra ve Şam'a gönderilen imam mushaflardan birinin yazı şekline, takdîren de olsa uygun düşmesi.

    3) O okuma şeklinin yani vechin bizlere kadar tevâtür yoluyla gelip ulaşmış olması (İbnu'l-Cezerî, Takrîbu'n-Nesr, 25; Muncidu'l-Mukriîn, 15).

    "Bir tek îrâb yönüyle de olsa, arapçaya uygun olması" ifâdesi: "Sened zinciri bakımından tevâtür derecesine varan, yazı şekli bakımından da Hz. Osman (r.a) mushaflarındaki şekle uygun olan bir telaffuz olayının, lugat âlimlerince bilinmemiş olsa bile, Arab edebiyâtında bir kullanımının kesinlikle var olması" şeklinde anlaşılmalıdır (Abdulazîz b. Abdulfettâh el-Kârî, a.g.e., 114).

    İkinci maddedeki "takdîren"den maksat ise, Kur'ân'a mahsus olan bir yazı şeklinin, birden fazla okunabilme özelliği taşıması demektir. Meselâ: Bu maddede söz konusu edilen mushafların hepsinde de, aynı şekilde yazıları bâzı kelimelerin, bulundukları farklı sûrelerde farklı ve müteaddid okunuşu, işte bu "takdîren" lafzının anlamıdır. Fâtiha, Âlu İmrân ve Nâs sûrelerindeki (S) şeklinde yazılmış bulunan bu kelimenin, şekli değiştirilmeden Fâtiha"da "Meliki" ve "Mâliki", Âlu İmran'da "Mâliki" ve Nâs'da da "Meliki" telaffuzlarıyla okunması, durumun en çarpıcı örneğidir.

    Buradaki "tevâtür"den maksat, "yalan üzerinde birleşmeleri aklen ve âdeten câiz ve mümkün görülmeyen, sayı bakımından da çok olan bir cemâatın, görülmüş yâhut ta işitilmiş bir şeye dâir verdiği haberdir ki, işitenler üzerinde-haber verilen şey hakkında kesin bilgi ifâde eder." (Nevevî, Riyâzu's-Sâlihîyn, Trc. Kıyâmuddîn Burslan/Hasan Hüsnü Erdem, I. Mukaddime).

    İşte, günümüzde bu üç özelliği (bu üç rüknü) kendisinde taşıyan kırâatlar, "Kırâat-ı aşere"den başkası değildir. Bu kırâatlar yani "On Kırâat", bütün İslâm dünyâsınca itirazsız kabul gören, okunan ve okutulan kırâatlardır. Bunlara: "On İmamın Kırâatı" yâni: "On İmamın Okuyuşu" veya: -orijinal adıyla-: Kıraatu'l-E'immeti'l-Aşera" denilmektedir. (İbnu'l-Cezerî, Takrîbu'n-Neşr Fi'l-Kırââti'l-Aşr, 26.)

    Bu terimler arasında geçen"İmam" kelimesinden maksad: Öncelikle Kur'ân-ı Kerîm'in hafızı olan; ikinci olarak da, kırâat ve i'rab vecihlerinin detaylarını bilen; üçüncüsü, kelimelerin lugat ve ıstılah mânalarını anlayan; dördüncüsü, kırâatlardaki kusurları çok iyi gören ve kaynakları iyice tarayabilen âlimlerdir. Bir diğer ifâdeyle: İslâm dünyâsının her tarafından, Kur'an'la ilgili bilgileri almak isteyen herkesin, kendilerine başvuracağı kudretli âlim ve fâzıl kimselerdir (İbnu Mucâhid, Kitâbu's-Seb'a, 45).

    Mütevâtir kırâatları, bu vasıflara sâhib olan imamlar, nesilden nesile ve kuşaktan kuşağa gerçek anlamıyla ve hakkını vererek aktarmak suretiyle, günümüze ulaştırmışlardır. Bu mütevâtir "On Kırâat"ın her biri, kesinlik ve makbûliyet bakımından, diğerinden farksızdır. Çünkü bunlar, sahîh kırâatlardır. Reddedilmesi câiz olmadığı gibi, inkâr edilmeleri de helal değildir. İşte bu özelliklerinden dolayı da, bu kırâatları insanlığın kabûl etmeleri ve bunlarla amel etmeleri vâcibtir (İbnu'l-Cezerî, Müncidu'l-Mukriîn, 16; en-Neşr, I, 53).

    Kırâat âlimleri, naklettikleri kırâat vecihlerinde, yukarıda zikrettiğimiz üç rüknün tamâmının bulunmasını ve ancak bu takdirde o vechin, Kur'an'dan kabûl edilebileceğini, namaz ve namaz dışında Kur'an olarak okunabileceğini benimsediklerinden; bu üç rüknün bir tânesinden bile yoksun bulunan kırâat vecihlerinin, Kur'an olarak okunmasına ve okutulmasına da asla müsaade etmemişlerdir.

    Bu noktada, bilinmesi gereken bir önemli husus da şudur: İlk devir âlimlerinin örf ve literatüründe; kırâatları nâkil ve râvîlerine isnâd ve mal etmek diye bir şey yoktu. Onların nazarında böyle bir durum çirkin görülüyordu. Bundan dolayı da onlar: "Kırâatü'l-A'meş" veya "Kırâatu Ebî Abdirrahmân es-Sülemî" gibi sözlerle iki sebebten dolayı kırâatları şahıslara atıfta bulunmamışlardır:

    1) Bildirilen vecihlerin, sâdece o râvînin kendisine âit olduğu ve bir başka râvîsinin bulunmadığı şeklinde anlaşılmasından korkulduğu için;

    2) Kırâat vecihlerinde, ictihad ve şahsî görüşün de etkisi varmış gibi bir yanlış kanâate yer verilmemesi için.

    Nihâyet, zamanın Asr-ı Seâdet'le arası açıldıkça; kırâatlarla ilgili titizlikler de, o nisbette zayıfladı. Rivâyet ortamı ise, oldukça genişledi. İsnadlar çeşitlendi ve râvîler de çoğaldı. Bunun üzerine âlimler kaygıya düştüler ve bu durumun, müslümanlara yansıyarak, aralarında kargaşalar çıkmasını önlemek maksadıyla, kırâatları yeniden tetkîk edip tam bir kontrol altına almak üzere çalışmalara başladılar. Böylece kırâatlarla ilgili rivâyet, tarik ve isnadlar, birer araştırma konusu olarak ele alındı. Bu araştırmalar tamamlanınca, Kırâatlarla ciddî anlamda ilgilenen, onları hakkıyla okuyup-okutan, onlara zaman ve emeğinin pek çoğunu ayıran, belli sayıda âlimler olduğu anlaşıldı. Bunlar, belli beldelerde, kırâat işleriyle devamlılığa yakın veyâ devamlı olarak meşgûl olan, kısacası sırf bu işle ün yapan sayılı kişilerdi. Bu zevât üzerinde, zabt, itkân, dikkat, sened ve icâzet silsilesine riâyet gibi noktalarda da, ayrı ayrı gözlem ve araştırmalar yapılıyordu.

    Yapıları bu araştırmaların sonuçlarına göre; bunlardan bâzılarına imam bâzılarına Râvî, bâzılarına da Tarık unvanları verilerek, bunların diğer âlimlerden ayrı ve özel bir statüye sâhib oldukları kabul ve ilân edildi. İslâm diyarının neresinde bulunurlarsa bulunsunlar, bunların bulundukları belde insanlarının, Kur'an adına onlar tarafından yapılacak rivâyet ve haberleri kabul etmeleri ve onların, bu konuda söylediklerine rıza gösterip itirazda bulunmamaları için bildiriler yayımlandı. Böylece bu âlimlerden her biri, bulundukları beldelerde kırâat ilminin sözcüsü ve özel adıyla da imamları olarak târihteki yerlerini aldılar ve bütün müslümanlarca da kabul gördüler (İbnu'l-Cezerî, en-Nesr, 1/50-53; Takrîbu'n-Nesr, 21-22).

    Şimdi, mütevâtir "Kırâat-ı Aşere" = (On Kırâat)'ın İmam, Râvî ve Tariklarının, hangi isimlerden olduğunu kısaca ve sıra ile belirtmeğe çalışalım:

    l) Nâfi b. Ebî Nü'aym (Ebû Rüveym) el-Leysî (169/785). Medîne Kırâ'at İmamı'dır. Sembolü yâni remzi elif (x)dir. Râvî'leri, meşhur olarak ikidir:

    A) Kalûn (220/835), birinci Râvî olup işâreti Be'dir.

    B) Verş (197/812), ikinci Râvî olup işâreti Cîm'dir.

    Tarikler'ı:

    Kalûn'a bağlı olarak:

    1) Ebû Neşît (285/898), 2) Hulvânî (250/864).

    Ebû Neşît'a bağlı olarak:

    3) İbnu Bûyâ (344/955), 4) el-Kazzâz (x)

    Hulvanî'ye bağlı olarak:

    5) İbnu Ebî Mihrân (289/901), 6) Ca'fer el-Bağdâdî (290/902).

    Verş'e bağlı olarak:

    1) Ezrak (240/854), 2)İsbehânî (296/908).

    Ezrak'a bağlı olarak:

    3) en-Nahhâs (280/893),

    4) İbn Seyf (307/919)

    Isbehânı'ye bağlı olarak:

    5) Hibetullâh (350/961),

    6) Muttavvi'î (371/981)

    II) Abdullah b. Kesir b. el-Muttalib Ebû Mabed (120/737). Tabiîn'den olup Mekke Kırâat İmamı'dır. Sembolü Dal'dir. Meşhur Ravî'leri ikidir:

    A) Bezzî (250/864), birinci Râvî olup işâreti He'dir.

    B) Kunbul (291/903), ikinci Râvî olup işâreti Ze'dir.

    Tarikleri:

    el-Bezzi'ye bağlı olarak:

    1) Ebû Rabî'a (294/906), 2) İbnu'l

    Habbâb (301/913).

    Ebû Rabı'a'ya bağlı olarak:

    3) en-Nakkâş (351/961),

    4) İbnu Bennân (374/984).

    İbnu'l-Habbâb'a bağlı olarak:

    5) Ahmed b. Sâlih (350/961),

    6) Abdulvâhıd (349/960).

    Kunbül'e bağlı olarak:

    l) İbnu Mucâhid (324/935),

    2) İbnu Şen(e)bûz (328/939).

    İbnu Mücâhid'e bağlı olarak:

    3) Şâmirî (386/996), 4) Sâlih h. Muhammed (380/990).

    İbnu Şen(e)bûz'e bağlı olarak:

    5) el-Kâdî Ebu'l-Ferec (390/999),

    6) eş-badvî (388/997).

    Ebu'l-Ferec'e bağlı olarak:

    7) Ebû Tağleb(x),

    8) el-Habbâz(î) (398/ 1007).

    III) Zibbân b. el-'Alâ'i Ebû Amr et-Temımî el-Mâzinî (154/770). Basra kırâ'at İmamı'dır. Sembolu Hâ'dır. Meşhur iki Râvî'sinden:

    A) Dûrî (246/860), birinci Râvî olup isâreti Tı'dır.

    B) Sûsî (261/874), ikinci Râvı'si olup işâreti Ye'dir.

    Tarikleri:

    Dûri'ye bağlı olarak:

    1) Ebu'z-Zârâ' (280/893,

    2), İbnulliel-ah (303/915)

    Ebu'z-Zarâ'i'ye bağlı olarak:

    3) İbnu Mucâhid (324/935),

    4) Muhammed b. Yâkûb (320/932).

    İbnu'l-Ferah'a bağlı olarak:

    5) İbnu Ebî Bilâl (358/968),

    6) Muttavvi'î (371/981).

    Sûsi'ye bağlı olarak:

    1) İbnu Cerîr (316/928), 2) İbnu Cumhûr (300/912).

    İbnu Cerîr'e bağlı olarak:

    3) Sâmirî (386/996), 4) İbnu Habs, ed-Dîneverî (373/983).

    İbnu Cumhûr'a bağlı olarak:

    5) Şezzâ'î (370/980), 6) Şen(e)bûzı , 388/998).

    IV) Abdullah b. 'Âmir b. Yezîd el-Yahsabî Ebû İmrân (118/736). Şam kırâat İmamı'dır. Tâbi'indendir. Sembolü Kef'dır. Meşhur iki Râvî'si vardır:

    A) Hişâm (245/859), birinci Râvı'si olup işâreti Lâ'dır.

    B) İbnu Zekvân (242/856), İkinci Râvı'si olup işâreti Mîm (h)dir.

    Tarikleri:

    Hişam'a bağlı olarak:

    l) Hulvânî (250/864), 2) Dâcûnî 324/935)

    Hulvânî'ye bağlı olarak:

    3) İbnu Abdân (300/912), 4) el-Cemâlu'l-Ezrak (300/9'2).

    Dâcûnî'ye bağlı olarak:

    5) Zeyd Ebî Bilâl (358/968), 6) eş-Şezzâ'î (370/980).

    İbnu Zekvân'a bağlı olarak:

    1, ) Ahfeş (292/904), 2) Sûrî (307/919). Ahfeş'e bağlı olarak:

    3) Nakkâş (351/962), 4) İbnu'l Ahrum (341/952).

    Sûrî'ye bağlı olarak:

    5) er-Ramlî (324/935), 6) Muttavvi'î (371/981)

    V) Âsım b. Behdele Ebi'n-Necûd Ebû Bekr el-Esedî el-Kâhilî (127/744). Tebe-i Tâbi'îndendir, Kûfe kırâat İmamı'dır. Sembolü Nûn (a)dur, Meşhur iki Ravi'si vardır.

    A) Ebû Bekr Şu'be (193/805), birinci Râvî'si olup işâreti Sâd'dır.

    B) Hafs b. Süleymân (180/ 796), ikinci Râvî'si olup işâreti Ayn'dır,

    Tarik'leri:

    Ebû-Bekr'e bağlı olarak:

    1) Yahyâ b. Âdem (203/818), 2) Uleymî (243/857).

    Yahyâ b. Âdem'e bağlı olarak:

    3) Şuâyb (261/874), 4) İbnu Hamdûn (240/854).

    'Uleymî'ye bağlı olarak:

    5) İbnu Huley' (356/966), 6) er-Razzâz (360/970).

    Hafs'a bağlı olarak:

    1) Ubeyd b. es-Sabbâh (235/849), 2) Amr b. es-Sabbâh (221/835).

    Ubeyd b. es-Sabbâh'a bağlı olarak:

    3) Hâşimî (368/978), 4) Ebû Tâhir b. Hâşim (349/960).

    Âmr b. es-Sabbâh'a bağlı olarak:

    5) el-Fîl (289/901), 6) ez-Zer'ân (290/902).

    VI) Hamvva b. Habîb b. Ammâra b. İsmâîl Ebû Ammâratu'l-Kûfi et-Teymî (157/773). Tebe-i Tâbi'îndendir. Kûfe Kırâat imamı'dır. Sembolü Fe'dir. Meşhur iki Râvî'si vardır:

    A) Halef el-Bezzâr (229/843), birinci Râvî'si olup işâreti Dâd'dır.

    B) Haliâci (220/835), ikinci Râsî'si olup işâreti Kaf'dır.

    Tarikleri:

    Halef'e bağlı olarak:

    1) İdrîs el-Haddad (292/904), İdrîs el-işaddâd'a bağlı olarak: 2) Ahmed b. Usmân (334/945), 3) ibnu Miksem (354/965),

    4) Ahmed b. Sâlih (340/951), 5) Muttavvi'î (371/981).

    Hallâd'a bağlı olarak:

    l) İbnu Şâzan (286/899), 2) İbnu'l Heysem (249/864).

    3) el-Vezzân (250/864), 4) et-Tulehî (252/866).

    VII) Ali b. Hamza el-Kasâ'î (189/804). Fars asıllıdır. Kırâat ve lugatta İmam'dır. Hamza'dan sonra, Kûfe Kırâat imamı olmuştur. Sembolü Râ (u)dır. Meşhur iki Râvî'si vardır:

    A) Ebu'l-Hâris (240/854), birinci Râvî'si olup işâreti SEn(aş)dir.

    B) Dûrı (246/860), ikinci Râvî'si olup işâreti Te'dir. Aynı zamanda da, yukarıda geçen III. İmamın I.râvîsidir.

    Tarikleri:

    Ebu'l-Hâris'e bağlı olarak:

    1) Muhammed b, Yahyâ (300/912), 2) Seleme b. Âsım (270/8833).

    Muhammed b. Yahyâ'ya bağlı olarak:

    3) el-Betı (300/912), 4) el-Kantarî (310/922).

    Seleme b. Asım'a bağlı olarak:

    5) Ebu'l-Abbâs Seâleb (291/903), 6) Muhammed b. el-Ferec (300/912)

    Dûrî'ye bağlı olarak:

    1) Câfer en-Nusaybı (307/919), 2) Ebû Usmân ed-Darîr (310/922) Câfer en-Nusaybıaye bağlı olarak:

    3) İbnu'l-Celendâ (340/951), 4) İbnu Deyzûye (330/941).

    Ebû Usmân ed-Darîr'e bağlı olarak:

    5) ibnu Ebî llâsim (349/960), 6) eş-Şezzâ'î (370/980),

    VIII) Ebu Câ'feri'ezıd b. el-Ka'ka el-Mahzûmî el-Medenî (130/747). Tâbiînin meşhurlarındandır. Medîne Kırâat İmamı'dır. Sembolü, İbnulCezelı'ye göre peltek; Sef _), diğerlerine göre "Câfer isminin ilk hecesi Ca'dır. Meşhûr iki Râvîsi vardır:

    A) İbn Verdân (160/776), birinci Râvî'si olup, ibnu'l-Cezerı'ye göre işâreti noktalı Ha'dır, diğerlerine göre de, isminin ilk hecesi olan "î"dir.

    B) İbn Cemmaz (170/786)'dan sonra, ikinci Râvî'si olup İbnu'l-Cezerî'ye göre işâreti peltek Zâl'dir. Diğerlerine göre de, "Cemmâz" sıfatının ilk hecesi"Cem "dir.

    Tarikleri

    İbn Yerdân'a bağlı:

    1) Fadı b. Şâzân liibetullâh b. Câ'fer (350/961)

    Fadı b. Şâzân'a bağlı olarak:

    3) İbnu Sebîb (312/9'4). 4)ibnül Harûn (330/941).

    Hibetullâh b. Câ'fere bağlı olarak:

    5) el-Hanbelî (350/999),

    6) el-Hammâmı (417/1026).

    İbn Cemmaz'a bağlı olarak:

    l) Ebû Eyyûb el-Hâsimî (216, '831), 2) ed-Dûrî (245/860).

    el-Hâşimî'ye bağlı olarak:

    3) İbnu Rezyen (253/867), 4) el-Ezraku' l-Cemâl.

    Dûrî'ye bağlı olarak:

    5) İbnu'n-Neffâh (314/926), 6) İbnu Nehşel (294/906).

    IX) Yâkûb b. İshâk b. Zeyd b. Abdullâh b. Ebî İshâk el-Hadramı el-Basrî (205/820). Basra Kırâat İmamı'dır. İbnu'l-Cezerî'ye göre remzi peltek Zı harfidir. Diğerlerine göre de "Yâkûb" isminin ilk hecesi olan"Ya" dır. Meşhur iki Râvîsi vardır:

    A) Rüveys (238/852), birinci Râvîsi olup işâreti İbnu'l-Cezerî'ye göre Gayın harfidir. Diğerlerine göre ise"Ya" hecesidir.

    B) Ravh (235/849), ikinci Râvîsi olup, sembolü İbnu'l-Cezerî'ye göre Şin harfidir. Diğerlerine göre "Hah" hecesidir.

    Tarikleri:

    Rüveys'e bağlı olarak ve hepsi Temmâr (366/976) tarîkından:

    1) en-Nehhâs (368/978), 2) Ebi'tTayyib (350/961),

    3) İbnu Miksem (354/965), 4) Cevherî (İ.Habşân) (340/951)

    Ravh'a bağlı olarak:

    1) İbn Vehb (270/883), 2) ez-Zübeyrî (300/912)

    bn Vehb'e bağlı olarak:

    3) el-Muaddil (320/932), 4) Hamza b. Ali (320/932).

    ez-Zübeyrî'ye bağlı olarak:

    5) Gulâm b. Şen(e)bûz (328/939), 6) İbnu Habşân (340/951).

    X) Halef b. Hişâm b. Sa'leb b. Halef el-Esedı el-Bağdâdî el-Bezzâr (229/843). Altıncı İmam Hamza'nın birinci Râvısi olan bu zât, "Kırâat-ı Aşere"nin sonuncusudur. İşâreti ittifakla Hal dir. Kûfe Kırâat İmamı'dır. İki meşhur Râvîsi vardır:

    A) İshdk el- Verrak (286/899), birinci Râvîsi olup işâreti Sah (ve)dir.

    B) İdris el-Haddâd (292/904), ikinci râvîsî olup işâreti Seh(z)dir.

    Tarikleri:

    İshak el- Verrak'a bağlı olarak:

    1) İbnu Ebî Ömer (352/963), 2) el-Bursâtî (360/970), 3) Muhammed b. ishâk (290/902).

    İbn Ebî Ömer'e bağlı olarak:

    4) es-Sûsencerdî (402/1011), 5) Bekr b. Şâzân (405/1014).

    İdris el-Haddâd'a bağlı olarak:

    1) eş-Şetiî (370/980), 2) Muttavvi'i (371/981)

    3) İbnu Bûyân (344/955), 4) Ebû Bekr el-Kutay'î (368/978).

    İşte Kırâat-ı Aşere, yani On Kırâat; beşinci hicrî asra kadar, İmam, Râvî ve Tariklarıyla beraber, kısaca yukarıya derc ettiklerimizden ibârettir. Okunan bir vecih, râvîlerin ittifâkıyla İmam'a atfedilince"Kırâat", Râvîlerden birine atfedilince "Rivâyet"; Râvîlerden daha sonraki halkalardan birine isnâd edilince de"Tarik" adını alıyor. Bu "Tarik'lardan:

    1) Nâfi' için 144;

    2) İbnu Kesîr için 73;

    3) Ebû Amr için 154;

    4) İbnu Âmir için 130;

    5) Asım için 128;

    6) Hamza için 121;

    7) Kisâ'î için 64;

    8) Ebû Câfer için 52;

    9) Yâkûb için 85; ve

    10) Halef el-Bezzâr için de 31 olmak üzere, toplam 982 kadarı, büyük âlim İbnu'l-Cezefi tarafından, başlangıcından kaynağına kadar tesbit edilerek, Kırâat-i Aşare'nin ne denli bir tevâtür derecesinde olduğu ortaya konulmuştur. Bu On Kırâattan Kisâ'î'ye kadar olanlarına: "Kırâat-ı Seb'a" yâni "Yedi Kırâat"; kalan üçüne de: "Kırâat-ı Selâse" yani"Üç Kırâat" denilmektedir. İkisinin toplamı da, mütevâtir olarak "On Kırâat"ı oluşturmaktadır.

    Bu "On Kırâat'ın dışında kalan kırâatlara da: "Şâz Kırâatlar"="el-Kırââtu'ş-Şâzze" denilmektedir. Bunun mânâsı, kendisinde yukarıda sayıları üç rükünden bir kısmının bulunmaması demektir. Bu tür kırâatların, namazın içinde de dışında da, Kur'an niyetiyle okunması câiz değildir. Kırâat İlmi târihinde İbnu Muhaysın (123/740), Yahyâ el-Yezıdî (110/728), el-Hasen el-Basrî (110/728) ve Ebû Muhammed Süleymân b. Mihrân el-Ames el-Kûfi (148/765) gibi zevâta atfedilen kırâatlar, ittifakla Şâz kırâ'atlardır. Ancak, İbnu'l-Bennâ (1117/1705) "İthâfu Fudalâ'i'l-Beşer Fi'l-Kırââti'l-Erbeâti'l-Aşer" diğer bir adıyla: "Muntehe'l-Emânî Ve'l-Meserrât fi Ulûmi'l-Kırâât" adlı kitabında, bu zevâta atfedilen kırâat vecihlerinden, mütevâtir kırâatlara uygun düşenlerini, Kırâat-ı Aşere'ye ilâve ederek işlemiştir. Bundan dolayı da, kitabının adına: "Ondört Kırâat" anlamına gelen yukarıdaki ilk adı koymuştur.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    1- Abdullah bin Kesir el- Mekki ed-Dari (120/737):
    Kıraatte Mekkelilerin imamıdır. H. 45/M.665 yılında Mekke’de doğdu. Sahabeden Abdullah bin Zubeyr, Ebu Eyyub el-Ensari ve Enes bin Malik, Tabiinden de Mücahit bin Cübeyr’i görmüş ve onlardan rivayette bulunmuştur.
    Kıraati ARZAN Abdullah bin Sabit’ten okumuş, ayrıca Mücahit bin Cübeyir’e de arzetmiştir.(38)
    İbnu Mücahit der ki: “Abdullah bin Kesir Mekke’de kıraatte üzerinde ittifak edilen İMAM olmuş ve 120/737 yılında vefat etmiştir.”(39)

    2- Nafi bin Abdurrahman b.Ebi Nuayim el- medeni(169/785):
    Kıraatte Medinelilerin imamıdır. Yetmiş seneye yakın uzun bir zaman insanlara Kur’an tilavetinde bulunmuştur.
    Kıraati Medineli Tabiilerden almıştır. Bilhassa Abdurrahman b. Hürmüz, Ebu Cafer, Şeybe b. Nisah, Yezid b. Ruman, Müslüm b. Cündüb ve Salih b. Havvat’tan kıraat aldığı mütevatiren sabittir.(40)
    Abdullah b. Ahmet b. Hanbel diyor ki: “”Babama; hangi kıraatin kendisine daha hoş (iyi) geldiğini sordum. Medinelilerin kıraati, dedi. Ondan sonra hangisi, deyince; Asım Kıraati, ded.(41)

    3- Ebu Amr Zeban b. el-A’la et-Temimi el-Mazini el-Basri (154/770):
    Mekke, Medine, Kufe ve Basra’da pek çok kimseden okuyan ve kıraatte üstadı kendisininkinden daha çok biri bulunmayan Ebu Amir, Kıraatte Basralıların imamıdır.(42)
    Kıraati arzen okuduğu üstatları arasında bilhassa Hasan el-Basri, Humeyd b. Kays el-A’rac, Ebu’l-Aliye er-Riyi, Sait b. Cübeyr, Şeybe b. Nisah, Asım b. ebi’n-Nücud, Abdullah b. İshak, Abdullah b. Kesir, Ata b. Ebi Rebbah, İkrime b. Halid el-Mahzumi, İbnu Abbas’ın kölesi İkrime, Mücahid b. Cübeyir, Ebu Cafer, Nasır b. Asım, Yezid b. Rumman ve Yahya b. Ya’mur’u sayabiliriz. (43)

    4- Abdullah b. Amir b. Yezid el-Yahsubi (118/736):
    Şamlıların kıraatte imamlarıdır. Kıraati arzen Ebu’d-Derda ve Muğire b. Ebi Şihap’tan;(44) semaen ise sahabeden Muaviye b. Ebi Süfyan, en-Nu’man b. Bişir, Vesile b. el-Eska’ ve Fudale b. Ubeyd gibi bir çok kimseden almıştır.(45)
    5- Asım b. Behdele Ebu Bekir el-Esedi (128/745):
    Kufelilerin kıraatte imamlarıdır. Kıraati arzan Ebu Abdurrahman es-Sülemi, Zirr b. Hubeyş ve Ebu Umar eş-Şeybani’den alan Asım, insanlar içinde Kur’an’ı en güzel okuyan biriydi.(46)
    Talebelerinden Hafs şöyle der: “Asım bana dedi ki, kıraatlerden sana okuttuklarım, benim Hz. Ali’den Ebu Abdurrahman es-Sülemiye intikal edeni okuduğum kıraattir. Ebu Bekir b. Ayyaş’a okuttuğum ise, İbnu Mes’uddan Zirr b. Hubeyş’e intikal edipte benim kendisine arz ettiğim kıraattir.”(47)

    6- Hamza b. Habip b. Ammare, Ebu Ammare el-Kufi (156/772):
    Kıraatte Kufelilerin imamıdır. Sahabeden bazısını görmüş olan Hamza, kıraati arzan Süleyman el-A’meş, Hurman b. A’yun, Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Leyla, Talha b. Masrif, Muğire b. Miksem ve Cafer b. Muhammed gibi tabiinin ileri gelenlerinden almıştır.(48)
    Denilir ki: Hamza, el-A’meşten İbnu Mes’udun kıraatini; İbnu Ebi Leyladan Hz. Ali’nin kıraatini; Ebu İshak’tan da her iki kıraati okurdu. Hz. Osman mushafının uygunluğundan çıkmamak şartıyla İbnu Mes’udun kıraatini Hurmandan da okumuştur. Bu Hamza’nın ihtiyari idi.(49)
    Süfyan es-Sevri de, Hamza’nın rivayeti olmadıkça Allah’ın kitabından hiçbir harfi okumadığını nakleder.(50)

    7- Ali b.Hamza Ebu’l-Hasan el-Kisai, (189/805):
    Kıraatte Kufelilerin imamıdır. Kıraati arzan Hamza, Muhammet b. Ebi Leyla, İsa b. Ummar el-Hemedani’den almış ve Ebu Bekir b. Ayyaş, Cafer’in oğulları İsmail ile Yakup’tan da çeşitli kıraat vecihleri rivayet etmiştir.(51)
    İbnu Mücahit der ki: “el-Kissai, Hamza ve başkasının kıraatinden seçilmiş ve imamlardan gelen rivayetlerden çıkmadan orta bir kıraat meydana getirmiştir.” (52)
    İbnu Amir Şamlıların,(53) Asım,(54) Hamza,(55) el-Kisai (56) Kufelilerin; İbnu Kesir Mekkelilerin;(57) Ebu Amir Basralıların; (58) Nafi ise Medinelilerin (59) kıraatte ÜSTAD ve İMAM kabul edilmiştir.
    Her biri bir beldenin kıraat imamı ve üstadı kabul edilen yedi imamın hiç birinin kıraatine ta’n edilmemiş, hepsinin kıraatleri sıhhatlı görülmüştür. Bu yedi imamın kıraatleri cumhura göre mütevatirdir. (60)
    KAYNAKLAR

    1-İbrahim Mustafa,Hamid Abdu’l-Kadir, el-Mu’cemu’l-Vasıt, Tahran,II,729.
    2-Muhammed ez-Zerkani, Menahilü’l-İrfan fi Ulumi’l-Kur’an,Mısır,1362,I,412.
    3-ed-Dimyati,İthafu Fudalai’l-Beşer,İst.1285,s.3; Menahilu’l-İrfan,I,412.
    4-İthaf,s.3.
    5-Ayni yer.
    6-Katip Çelebi,Keşfu’z-Zunun,İst.,I,130.
    7-İthaf,s.3.
    8-Ö.N.Bilmen,Tabakatu’l-Müfessiriyn,I,130.
    9-İbnu’l-Cezeri,Gayetu’n-Nihaye fi Tbakati’l-Kurra, Tahkik:G.Bergstrasser,Mısır,isimli eserde, hafız ve Kuranın hayatı.
    10-Asım Efendi,Kamus Tercemesi,III,1296.
    11-Ayni eser,II,1266.
    12-el-Minehu’l-Fikriyye,s.20’ye atfen İ.Karaçam , Nüzulu’l-Kur’an’i ve Kıraatuhu,İst.1974, s.242
    13-Adam Metz,el-Hadaratu’l-İslamiyye,Kahire,1957,I,322.
    14-İthaf,s.3; Menahilu’l-İrfan,I,412.
    15-Durmuş Sert, Doktora Tezi,s.2.
    16-es-Suyuti,el-İtkan, II,187.
    17-İ.Karaçam,Nüzulu’l-Kur’an ve Kıraatuhu,s.236.
    18-Jeffery A.,Mukaddematan fi ulumi’l-Kur’an, Mısır,1954,s.171.
    19-Menahilu’l-İrfan,I,413.
    20-el-Buhari, Sahihu’l-Buhari, İst. 1979,VI,s.100.
    21-Buhari,VI,99; Menahilu’l-İrfan,I,259-60,; İ.Cerrahoğlu, Tefsir Usulu,Ank.1971,s.72.
    22-İbnu’l-Cezeri,en-Neşir fi kıraati’l-Aşir, Tashih: Ali Muhammed ed-Debba’, Mısır.1-7.
    23-İ.Cerrahoğlu, Tefsir Usulu,s.75; Nüzulu’l_Kur’an,s.193.
    24-es-Süyuti,el-İtkan,Mısır,1951,I,61; Menahilu’l-İrfan,I,257.
    25-İ.Cerrahoğlu,Tefsir Usulu,s.76; Nüzulu’l-Kur’an,s.192.
    26-Menahilu’l İrfan,I,396-7; Nüzulu’l-Kur’an,s.194-5.
    27-el-İtkan,I,s.8.
    28-en-Neşir,I,8;Tarihu’l-Adabi’l-Arab,Beyrut,1974,II,51.
    29-el-İtkan,I,75; M.İrfan, I,414.
    30-en-Neşir,I,8-9.
    31-Mukaddemetan, s.273-4; en-Neşir.I,8.
    32-Menahilu’l-İrfan,I,413.
    33-en-Neşir,I,9; Tarihu’l-Adabi’l-Arab,II,53.
    34-S. es-Salih,Mebahis fi Ulumi’l- Kur’an,Beyrut,1965,248.
    35-ez-Zerkeşi, el-Burhan,Tah:Muhammed ebu’l-Fadl İbrahim,I,327.
    36-el-Muntazam,s.56.
    37-el-Burhan,I,329.
    38-Gayetu’n-Nihaye,I,443.
    39-Ayni eser,I,445.
    40-Gayetu’n-Nihaye,II,330.
    41-Ayni eser,II,331.
    42-Gayetu’n-Nihaye,I,288-9.
    43-Ayni eser,I,299.
    44-Ayni eser,I,423-4.
    45-et-Teysir,s.6-9; en-Neşir,I,144.
    46-Gayetu’n-Nihaye,I,346-7.
    47-Ayni eser,I,348.
    48-Ayni eser,I,261-2.
    49-Ayni eser,I,262.
    50-Ayni eser,I,263.
    51-Ayni eser,I,535.
    52-et-Teysir,s.7.
    53-Gayetu’n-Nihaye,I,423.
    54-Ayni eser,I,346.
    55-Ayni eser,I,263.
    56-Ayni eser,I,535.
    57-Ayni eser,I,443.
    58-Ayni eser,I,289.
    59-Ayni eser,II,331.
    60-el-Burhan,I,318.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Osman Keskioğlu'nun Kuran-ı Kerim isimli eserinin ilgili bölümüdür:( Dikkat dağıtmamak için parça parça verilecektir.)
    KIRAAT İLMİ VE KURRA
    Kur'an ilmi, "Tefsir" ve "Kıraat" olmak üzere ikiye bölünür. Tefsiri gördük. Şimdi de kıraat ilmine girelim. İslâm uleması tefsir ilmine olduğu kadar kıraat ilmine de büyük ehemmiyet vermiştir. Bu hususta nice eserler kaleme alınmıştır. Kur'an'ın mânasını anlamak ve onu okumak meseleleri her asırda önde gelmiştir. Bu maksadın gerçekleşmesi için müsesseseler kurulmuştur. Kur'an'ın muhtelif vecihlerle okunmasını öğreten müesseselere "Dâri Huffâz, Dâri Kurrâ denir. Her halde Kur'an'la kıraatla uğraşan "Dari Kurra" gibi müessese bulunduğu için olacak ki, ayrıca tefsir ile uğraşanlara "Dari Tefsir" denilmemiş de tefsir Medresede Fıkıh ile okunmuş, Hadîs ilmi okunan medreselere de "Dârül-Hadîs" denilmiş. Bir çok vakfiyelerde "Hadîs ve tefsir ilimlerini okutmak için Darül Hadîs yaptı'' tâbiri geçer.
    Kurra kelimesi kıraattandır. Kıraat, okumak ve tilavet manasınadır. Okuyana Kâri' denir, cem'i Kurra'dır. Kurra, Kur'an'ı ezberleyen hafızlar ve onu başkalarına öğretmekle tanınmış kimselerdir. Bir de "Karrâ" kelimesi vardır ki, tecvit ve tertil üzere güzel okuyan kimseye denir: Tilâvet ve tertil, kıraat manasınadır. Kur'an hakkında hepsi kullanılır.
    فقرأوا ما تيسر من القرآن - واذاقرأ القرآن فاستمعوله
    "Fakraû mâ Teyessera minel Kur'anı ve iza Kuriel-Kur'anu Festemiû lehu" Tilâvet, Kür'an-ı Kerim okumak manasınadır.
    Tertil ise güzel, uygun ve hoş bir sada ile tane tane okumaktır. "Retl" maddesi bir şeyi inci dizisi gibi lâtif şekilde, münasip bir üslûpta muntazam kılmaktır. ( ورتل القرآن ترتيلا "Ve rettilil-Kur'ane tertilen.") İşte usulüne muvafık
    surette Kur'an okuyanlara Kurra' denir. Ahdi Risalette meşhur olan Sahabei Kurra' şunlardır:
    Hazreti Osman, Hazreti Ali, Übey ibni Kâ'b, Zeyd ibni Sabit, Abdullah ibni Mes'ud, Ebüd-Derda', Ebu Musa El-Eş'arî.
    Sonra, "Tabiîn Devri" gelir. Bunların zamanında kıraatlar tesbite başlanmış, tefsir ve hadîs gibi Kıraat ilmi de tedvin olunmuş ve müstakil bir ilim halini almıştır. Daha sonra kıraatlar öğrenilen şahıslara nisbet olunarak onların namiyle anılmaya başlanmıştır.
    Tabiînden olan meşhur Kurra' şunlardır:
    Medine'de: Saîd ibni Müseyyeb, Urve, Sâlim ve Zöhri.
    Mekke'de: Atâ', Mücahid, Tâvus, İkrime.
    Basra'da: Âmir, Nasr bini Âsım, Yahya bini Ya'mer.
    Kûfe'de: Alkame, Esved, Mesruk, Said bini Cübeyr, Şa'bî ve Nahaî.
    Şam'da: Mugire bini Ebî Şihab vesaire.
    Asıl meşhur Kurra' bunlardan sonra gelir:
    1- Medine'de Nâfi' bini Abdur-Rahman (H. 169/M. 785), kıraati meşhurdur. Bunun râvileri Kâlûn (H. 220/M. 830), Verş (H. 197/M. 812)'dir.
    2- Mekke'de Abdullah ibni Kesir (H. 120/M. 737) ve Humeyd (H. 291/M. 903) vardır.
    3- Kûfe'de Hamza bini Habib (H, 156/M. 772), Ali bini Kisaî (H. 189/M. 804) ve A'meş meşhurdur.
    A- Basra'da Ebu Amr ibni Alâ (M. 154/M. 770), Âsim bini Behdele (H. 128/M. 745) ve Yakup yetişmiştir.
    5- Şam'da Abdullah ibni Âmir (H. 118/M. 736) gelmiştir. Ve kıraatta imam olan yedi Kurra' bunların içindendir ki onları şöyle sıralayalım:
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    MÜTEVATİR KIRAATLAR (YEDİ KIRAT)
    1- İbni Kesîr- Mekke.
    2- Nafi' -Medine.
    3- İbni Âmir -Şam. 4-Ebu Amr - Basra.
    5-Hamza-Küfe.
    6-Kisaî-Küfe.
    7- Âsım - Küfe.
    İşte mütevatir olan yedi kıraat sahipleri yedi Kurrâ' bunlardır.
    Bizim kıraatimiz Hafs rivayetiyle Âsım kıraatidir. (Ebu Ömer Hafs bini Süleyman (H. 180/M. 796).
    Mütevatir olan bu yedi kıraattan sonra meşhur olan üç kıraat gelir ki onlar da şu üç zata nisbet olunur:
    MEŞHUR KIRAATLAR
    1- Ebu Cafer Yezid Medenî (H. 132 / M. 749).
    2- Yakup bini İshak (H. 205/M. 820).
    3- Ebu Muhammed Halef bini Hişam (H. 229/M. 843). Yedisi mütevatir, üçü meşhur olan bu on kıraata, haberi vahid kıraat sayılan şu dördü de ilâve edelim:
    HABERİ VAHİD
    1- Hasan Basri (H. 110/M. 728).
    2- İbni Muhaysın (H. 123/M. 740).
    3- Yahya El-Yezidî (H. 202/M. 817).
    4- Muhammed bini Ahmet Şenebuzî (H. 328/M. 939). İşte 14 kıraat bunlardır.
    Haberi vahid dediğimiz kıraattan başka Şâz, Mevzu, Müdrec gibi kısımlar da vardır. Mevzu', Ebül-Fazl Muhammed bini Cafer'in toplamış olduğu kıraatlardır ki bunları İmamı Azam'a da nisbet eder. Darakutni bu kitabın uydurma ve İmamı Azam'a iftira olduğunu söylüyor.
    Müdrec kıraat ise âyete tefsir kabilinden katılan kelimeler vardır. Bunlar tefsir kabilindendir.
    Sahabeden biri, bir kelimenin mânasını izah ve tefsir için bir kelime getirir. Sonra gelen bu kelimeyi metinden sanarak okur. Böylelikle bu kabil kıraatlar ortaya çıkmış olur. Ulema bunları incelemiş, Kur'an'da olmayan müdrec kelimeleri ortaya çıkarmışlardır. Ümmet bunları kabul etmemiştir.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Senetçe en sahih olan kıraat Nafi' ve Asım kıraatlarıdır.
    En fasih ise Ebu Amr ve Kisaî kıraatlarıdır.
    Vücuhu kıraata dair ilk eser yazanlar Ebu Ubeyd Kasım bini Şellâm (H. 224/M. 838) ve Ebu Hatim Sicistani'dir. Bunların beyan ve izah ettikleri veçhile, kıraatta gözetilen şart üçtür:
    Resm-i hat, Arabiyyet ve Sened.
    1- Mesahifi Osmaniyeye velev takdiren olsun muvafık olmak,
    2-Arapça kavaidine uymak,
    3-Senedi sahih olmak.
    Mütevatir kıraatlarda bu üç şart tamamiyle bulunmak şarttır. Hazreti Osman'ın istinsah ettirmiş olduğu Mushaflara takdirî olsun uyması şarttır. Çünkü bu Mushaflarda bazı imlâ değişiklikleri vardır. Müteehhirini ulemadan olup bu hususta en mükemmel eseri veren İbni Cezerî (H. 833/M. 1429) bu noktada misal olarak şunları zikrediyor:
    İbni Âmir اتخذالله ولدا (Kâle) okuyor. Diğerlerinin kıraati اتخذالله ولدا diye başa (vav)
    ziyadesiyledir. Şam Mushaflarında vavsız yazılıdır. İbni Âmir'in kıraati Şam Mushaflarının yazısına uygundur. Diğer iki şart da tamdır ve bu kıraat mütevatirdir.
    Hazreti Osman'ın Mushafına velev takdiren olsun muvafık olmaya misal de
    ملك يوالدين dir. Bu kelime bütün Mushaflardaملك şeklinde yazılıdır, Resm-i hat böyledir.مالك . okunur ve o yazılış bu okunuşa müsaittir. Mushafın yazısında bir çok yerlerde elif hazfolunmuştur. سبحن الرحمن gibi, işte mütevatir kıraatlar bu
    şartlara göre olanlardır.
    Fakat bazı kıraatlar da vardır ki arapça kaidelerine ve kıyasa uymazlar. Bunları lûgatçılar ve lisancılar hoş görmezler. Fakat kıraat sahipleri buna rağmen yine öyle okurlar.
    Şaz (Müstesna) kıraatlara dair ilk eser yazıp onları toplayan Ebül-Fadl Muhammed bini Cafer Huzaî'dir. İkinci asrın sonlarında ölmüştür. Şaz (müs-tesna) kıraatları toplarken mevzu' kıraatları da toplamıştır. Meselâ İmamı Azam'a nisbet olunan şu kıraat mevzu'dur, hattâ münkerdir. انما يخشي الله من عباده العلماء
    bunlar maksadı mahsusla uydurulmuş şeylerdir. Dalâlet ve ilhad erba-bının türemesinden sonra Şaz kıraatlar artmış ve çoğalmıştır.
    Bu hususta en açık nümune İbni Şenebuz'dur. O, ilmi az, hamakatı çok bir kimseydi. Bir çok Şaz kıraatlar okudu. En çok yaptığı şey yukarıda (Müdrec) dediğimiz nevi'idi. Âyetlerin arasına kelime katarak okudu. Tefsir kabilinden katılmış bu kıraatları rivayet ederdi. O zaman Müslümanlar onun bu hareketlerine gülmüşlerdi. Kur'an hakkındaki en zayıf ve Şaz şeyleri bulup çıkarmıştır. Sonraları eli kesilen meşhur Hattat İbni Mukle onu hapsetmiş ve İbni Nedim'in rivayetine göre hapiste Hicrî 328'de ölmüştür, İbni Şenebuz bu kıraatların hatâ olduğunu kendisi de anlamış, kusurunu itiraf eylemiş, yaptığı bu işten tevbe etmiştir.
    Yazılı olarak yaptığı bu tevbenin sureti şöyledir: "Mushafı Osman'a ve ashabın ittifak ettiği kıraata muhalif kıraatla okumuştum. Bunun hatâ olduğunu anladım. Bundan tevbe ettim: Teberri ediyorum. Mushafı Osman Haktır. Ona muhalefet caiz değildir. Başka türlü kıraat olamaz."
    Okuyucularımızı meraktan kurtarmak için pek gürültülü bir mesele olan ve etrafında fırtınalar kopan İbni Şenebuz'un Şaz kıraatlarından bazı misaller gösterelim:
    "Cum'a günü Namaza nida olundukta Allahın zikrine koşun" âyetindeki (fes'âv = koşun) yerine (فامضو = gidin) veya (fes'av = koşun) yerine (فامشوا femşu = yürüyün) gibi.
    Görülüyor ki burada aynı mânayı ifade eden müradif kelime getirilmiştir. Yedi kıraat arasındaki ihtilâf gayet basittir. Tahfif, teşdid, med, kasır, idgam, izhar, tahkik, teshil gibi edâ suretleridir. Bab ve i'rab farkıdır. Mânayı değiştiren bir şey değildir. Biri Nasara babında üçlülerden "nenşuruha" ننشرها okur,
    diğeri Ekreme babından dörtlülerden "nünşiruha" ننشرها okur. Asıl mâna
    bozulmaz. Bu tahrif sayılmaz. Ancak İbni Şenebuz gibi nice garip rivayet meraklıları vardır ki, hiç düşünmeden bir takım zayıf ve mevzu rivayetleri nakil ve kitaplarına dercederler.
    İşte bu gibî şeylere meydan vermemek için ulema Kur'ân'ın her şeyden mücerred olarak yazılması hususunda son derece titizlik göstermişlerdir. Eskiden sûrenin başına adını ve adedini bile yazmazlardı. İbni Şenebuz'dan sonra böyle Şaz kıraatlar meraklısı Ebubekir Attar (H. 354/M. 965) çıktı. Kur'an'ı iyi bilirdi. Fakat lügat ve kavaidi esas tutarak Şaz kıraatlar yaptı ve o böyle Şaz kıraatçıların sonuncusu oldu.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  8. #8
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    KIRAATA LAHİN
    Şaz kıraatlar devri geçtikten sonra kıraatta lâhin yapılarak teganni ile okuma işi ortaya çıktı. Ter'îd, terkis, tartîb, tahzîn denilen şekiller çıktı. Yani :
    1-Soğuktan titrer gibi sesi titretmek,
    2- Sakinden harekeye zıplar gibi hızla atlayıp geçmek,
    3-Medleri uzatarak terennüm ve teganni etmek,
    4- Sese ağlar gibi hazin bir edâ vermek.
    İşte böyle okumaklar başladı. İlk lâhin yapan Ubeydullah ibni Ebibekre'dir. Hazin bir sada ile okurdu. Torunu Abdullah bini Ömer bini Ubeydullah ondan bu tarz kıraati öğrendi. Ondan da Ebazî aldı. Sonra Said bini Allâf ve kardeşi, Ebazî'den aldılar. Sait bu tarz kıraatin reisi oldu. Harunu Reşit ile münasebet kurdu.
    İhtişam devrinin haşmetli Padişahının bu tarz kıraat çok hoşuna gidiyordu. Ona bahşişler veriyor, atıyyelerde bulunuyordu. Zamanında "Emîrül-Mü'minin kariî" adını almıştı. İslâm ülkelerinde âdet olduğu üzere ümeranın ve zenginlerin saray ve konaklarında hususî hafızlar bulundurma an'anesi işte ilk defa böyle başlamıştır. Heysem, Eban, ibni A'yen gibi kurra' meclislerde, mescitlerde okumaya başlıyarak çeşitli teganni ve lâhinlerle okurlardı. Meselâ Heysem: اما السفينة فكانت لمساكين âyetindeki mesâkin kelimesini مسكين gibi okurdu, meddi yerdi.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  9. #9
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    KIRAATLAR VE ARAP LEHÇELERİ
    Muhammed Vâsıti (H. 306/M. 918) mütevatir ve meşhur olan on kıraat hakkındaki eserinde kırk kadar Arap lehçesinin Kur'an'da bulunduğunu yazar ve şunları sayar:
    Kureyş, Hüzeyl, Kinâne, Esed, Huzâa, Hişâm, Hazrec, Evs, Eş'ır, Nemir, Kays, Cürhüm, Yemen, Ezd', Kinde, Temim, Himyer, Medyen, Lâhm, Sa'ad, Hadramet, Sedus, Amâlika, En'mâr, Gassân, Mizhaç, Gatafân, Sebe', Uman, Benî Hanife, Sa'leb, Tayy, Âmir, Müzeyne, Sakîf, Cüzam, Beliy, Uzra, Hevâzin, Yemame. .
    Bunların içinde en fasih olanı ilk beşidir. Bu lehçelerin çoğu kaybolup gittiklerinden ve birbirlerine karışıp kaynaştıklarından bu esasları incelemek bugünkü vesait ve vesikalara göre imkânsızdır. Ne de olsa Kur'an'da esas Kureyş dilidir ve Kureyş dili daima esas tutulmuştur. Hazreti Osman bile "Onu Kureyş lisaniyle yazın" demişti. Şunu da kaydedelim ki Kur'an'da bu lehçelerin bazısından bir kaç kelimecik vardır. Ulema yine o dilden var demişlerdir. Bu lehçelerin arasında telâffuz ve şive farkı vardı. Bunların hepsi birbirine karışmış ve kaynaşmış, ortaya en fasih, en beliğ, en selis bir dil çıkmıştır. Bu farkların çoğu med, kasır, imâle, izhâr, idgâm gibi hususlardır. Bazıları sondaki (hum) هم zamiri harekeliyerek عليهمو منهم okur.'ليهفيه lere يه ilâve eder. Kur'an-ı Kerim bir kelimeyi muhtelif yerlerde muhtelif lehçelerin tarzına göre kullanır. بري وبراء gibi. Hicaz halkı براء kullanır, Temim ve diğer Araplarبرئderler. Her iki kelime de Kur'an'da vardır. Hz.Osman kıraatleri Mushaflara tevzi etmiştir, demek bu demektir.فاسرباهلك،والليل،اذايسري Kureyş hemze ile kullanır, diğer Araplar ise hemzesiz, آسريت،سريت işte bu gibi kelimelere edebiyat âlimleri işaret etmişlerdir. İbni Haldun'un dört ana kitap saydığı edebî eserlerden biri olan "Kâmilin Mübrid"inde bunları bulursun. Kıraat kitapları ise her kelimenin vücuhu kıraatini, telâffuz şeklini tesbit etmiş, kimin hangi kelimeyi nasıl okuduğunu göstermiştir ki, başka bir dilde bu yapılmış değildir. İşte yukarıda arzolunan sebeplerle muhtelif kıraatler İHTİLÂFÜL-MESAHİF meydana gelmiştir. Bunların bir kısmı Kur'an'ın metninde hiç bir değişiklik olmadan i'rab ihtilâfıdır. Bazısı ise nokta ve hareke ihtilâfı, kelime yerine başka kelime getiren bir ihtilaftır. Fakat bu sonuncular bir hüküm değiştirmez, haramı helâl, helali haram kılan şeyler değildir. Bir kısmı şerh ve tefsir kabilindendir. Bazıları şive ve lehçe farkıdır. Mâna itibariyle birdirler.
    İşte bunlardan bahsederek sebeplerini izah eden bir çok eserler kaleme alınmıştır. Müslümanlar bunlara göz yummuş, kitaplarının etrafında olup biten şeylerden habersiz bulunmuş değildirler.
    Avrupalılar bundan istifade ederek Kur'an etrafında şüphe uyandırmak için neler arayıp buluyorlar. Garip şeyler meraklısı adamların rivayet ettikleri nice şeyler çıkarıp bunları dine hücuma vesile yapıyorlar. Alman Şarkıyyat Cemiyeti, kıraatlara ve ihtilâfı-mesahife dair eski muhtelif eserleri son yıllarda basmışlardır. Bunun sebebi nedir biliyor musunuz? Zihinleri karıştırmak. Yoksa İslâm ilmine hizmet etmek maksadiyle olsa daha faydalı eserleri basarlardı.
    İslâm ulemâsı Kur'an'larının etrafında olup bitenlerden gafil değildir. Bu hususta tarih boyunca nice eserler kaleme almışlar, incelemişler, çürük, sağlam ayırmışlar, makbul ve merdudu bildirmişlerdir.(47)
    İhtilafı Mesahif diye kıyametler koparılan bu meseleye dair misaller gösterelim. Bu misali de en Şaz kıraatlar okuyan İbni Zenebuz'dan alalım:
    والعصر (ونوائب الدهر )ان الانسان لفي خسر (وانه فيه الي اخر الدهر اعصاراً،عصراً بعد عصر دهر)الاالذين آمنوا وعملوا الصالحات وتواصوا بالحق (وأتمروا بالتقوي) وتواصوا بالصبر (واعتبروا بالصب)ر
    ''Önlerinde'' bir melik vardı, ''sağlam" her gemiyi gasben alırdı.''
    İşte kavis içindeki kelimeler ihtilaf nümunesidir. Bunlar tefsir ve izah için getirilmiş kelimeden başka bir şey değildir. Mânayı bozmuyor. Musa ile Hızır hikâyesinde geçen bu âyetteki bu kelimeler tefsir için birinin söylediklerini yazmaktan ibarettir. Sonra gelen birisi onları metinden sanmış ve öyle rivayet etmiş. Buradaki kelime tefsir ve izah kabilinden, ya mutlakı takyid, ya âmmı tahsis, sıfat gibi şeylerdir. Kıraata dair eskiden pek çok eserler yazılmıştır. Bunlar kıraat vecibelerini izah ederler. Müsteşrikler bunları yayınlıyorlar. İçlerinde her türlüsü de var.
    Müsteşriklerin yayınladıkları bu eserleri, bu hususta malumatı olmayan Müslümanlar, bilhassa gençler görünce şaşıyorlar. Bunları İslam ulemâsı bilmiyor sanıyorlar. Hatta şüpheye düşüyorlar. Biliyorum, bu bahisler kolay kolay anlaşılır şey değildir. Geniş vukuf, derin ıttıla, sağlam malumat ister. Böyle bir kaç satırla izah olunamaz.
    Öyle ise bunları niçin kurcalıyor ve niçin yazıyorum, diyeceksiniz! Niçin mi yazıyorum. Bunları Avrupalılardan, müsteşriklerden duyacaklarına bizden duysunlar. Müslüman ağzından işitsinler. Görsünler ki İslâm uleması bu hususta nice eserler yazmışlar, en gürültülü mevzua dalmışlar. Münakaşa etmişler, incelemişler, çürüğünü, sağlamını, eğrisini, doğrusunu ayırmışlar.
    Şunu da kaydedelim ki, eskiden İslâm uleması gayet geniş bir hürriyet havası içinde çalıştıklarından her şeyi mevzubahs etmişler, en zayıf rivayetleri kurcalamışlar, çeşitli maksatla ortaya çıkarılan en garip nakilleri bile kitaplarına almışlardır. Bunlar çeşitli tenkitlere yol açıyor, eski tenkitler, yeni gürültülere sebep oluyor, bilir bilmez herkes bu işlere karışıyor. Halbuki bu ihtisas meselesidir. Bu müstakil bir ilimdir. Yalnız bir eseri, bir garip rivayeti ele alarak işi hallettim sanıvermek en büyük gaflet olur; işi sükûtla geçiştirmeye çalışmak ta öyle!
    Bir çok defa geçtiği gibi bu ihtilaflar, o kadar çok gürültü koparılmasına rağmen tefsir kabilinden şeylerdir. İbni Ebi Davud'un İhtilafı Mesahifine bakacak olursak, onun rivayetlerinin çoğu da İbni Şenebuz'dan verdiğimiz misallerde görüldüğü üzere, kayıt, sıfat gibi tefsir için araya katılmış kelimeler olduğunu görürüz. Bunlar hükmü değiştirmez, helâli haram kılmaz. Bunu başka türlü görmek ve göstermek yanlış bir hareket olur.
    Meselâ İhtilafı Mesahifi neşreden Doktor Jeffrey Asır Sûresi hakkındaki muhtelif rivayetleri eline geçirebildiği kitaplardan toplayarak onu şu şekle sokuyor:
    وكان (أمامهم) ملك يأخذ كل سفينة (صالحة) غسبا
    Şimdi, bu parantez içinde olan rivayetler Asır sûresinden midir, yoksa onun tefsiri kabilinden kelimeler midir? Bu kelimeleri hocalarından Asr sûresini tefsir ederken işittikleri kelimeleri tefsir kabilinden olarak söylemişlerdir. Mushaflarının kenarına, sûrenin aralarına yazmışlardır. Bunlar Asır sûresinden değildir. Doktor Jeffrey bunları toplayarak bu şekle sokmakla Asır Sûresini değiştiriyor değil, tefsir ve izah ediyor demektir. Der kenarlı Mushaflarda bu kabil şeyler bulunur. Bunu bu müsteşrikten önce, Ebubekir Bakillâni görmüş ve eserinde göstermiştir. Arzu edenler oraya bakıp görebilir.
    ______
    (47) O eserlerden bazısının isimlerini kaybedelim:
    İhtilafı Mesahifi Ehlili-Medine ve Ehlil-Kûf e ve Ehlil-Basra-Kisaî,
    İhtilâfül-Mesahif - Halef,
    İhtilâfı ehli-Kûfe vel-Basra Veş- Şam - Darra',
    İhtilâfül-Mesahif - Ebu Davut Sicistanî,
    İhtilâfül-Mesahif - Medainî,
    İhtilafı Mesahifüş-Şam vel-Hicaz vel-Irak - İbni Amir Yahsubî,
    İhtilâfül-Mesahif - Muhammed bini Abdurrahman Isfahani.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  10. #10
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    MUSHAF-I OSMAN'IN ÖRNEK TUTULMASI
    Bütün bunlardan şu neticeye varıyoruz: Mushaf-ı Osman daima imam olarak ortada kalmıştır. Buna kimse itiraz etmemiştir. Hattâ kendisinden bazı şöyle böyle rivayetler yapılan Hazreti Ali halife olunca Mushaf-ı Osman'a asla dokunmamıştır. Bu işe hiç bir halife karşı gelmemiştir.
    Şiy'a'nın esas akidesine göre: Hazreti Osman'a Mushafı istinsahı emreden bizzat Hazreti Ali olmuştur. Bu şerefli vazifede onun da payı vardır. Osman'ın yaptığını hoş görmüştür.
    Şiy'a ulemasından Abdullah Zincanî'nin "Tarihul-Kur'an" da rivayet ettiğine göre Ali bini Ebîtalib, Osman'ın düşmanlarına karşı onu müdafaa ediyor. "Sakının onun hakkında gulüv göstermeyin, aşırılık yapmayın." diyordu. Ashabtan başlıyarak bugüne kadar bütün Müslümanlar Kur'an etrafında toplanmış, Mushafa bağlanmıştır.
    Mushaf yazma işinin ne kadar süratle ilerlediğini, o devirdeki güçlüklere rağmen ne kadar çok Mushaf yazıldığını bize şu târihi hâdise göstermektedir: Hazreti Osman'ın istinsahından 7 sene sonra Sıffîyn vak'asında Muaviye müta-reke istemek için askerlerine mızraklarının ucunda Mushaf kaldırmalarını emrediyor. Ordudan 500 Mushaf birden kalkıyor.(48)
    Bu da gösteriyor ki, Müslümanlar kitaplarını hiç bir zaman dilden ve elden düşürmemişlerdir. Böyle olunca onda tahrif yapmak nasıl kabil olur. Her zaman Kur'an'ın ezberlenmesine, okunmasına, yazılmasına çok büyük ehemmiyet vermişlerdir. Bu hususta emsalsiz bir titizlik göstermişlerdir. Bu sayededir ki, Kur'an asırlar boyunca her nevi tağyir ve tahriften âzade kalarak, ilk vahiy gününde olduğu gibi safiyeti asliyesiyle, bugüne kadar muhafaza olunmuş ve bize öylece gelmiştir. Ve daima da öyle kalacaktır. وانا له لحافظون
    tahakkuk edecektir.
    (48) Mes'udî-Murucüz-Zehep.
    BİR YAHUDİNİN ME'MUN ÖNÜNDE İTİRAFLARI
    Hadis imamlarından Beyhaki'nin (H. 458/M. 1065) rivayet ettiği şu vak'a ile bu bahsi kapayalım:
    Yahudinin biri bir defa Halife Me'mun'un huzuruna girerek güzel sözler söyledi. Me'mun'un hoşuna gitti. Onu İslâmiyete davet etti. Yahudi buna yanaşmadı.
    Aradan bir yıl geçtikten sonra bu Yahudi, Müslüman olmuş olduğu halde Memun'un huzuruna geldi. Fıkıh hakkında güzel malumatı da vardı. Me'mun ona Müslüman olmasının sebebini sordu. O da şöyle anlattı: "Sizden ayrıldıktan sonra dinleri şöyle bir deneyeyim dedim. Evvelâ Tevrat'la, işe başladım. Üç nüsha yazdım, ziyade ve noksan yaparak bazısına kattım, bazısından attım. Üçü de birbirine uymadı. Onları Havraya götürdüm. Hepsini satın aldılar. Sonra İncil'i aldım. Ondan da üç nüsha yazdım, ziyade ve noksan yaptım. Onları da kiliseye götürdüm. Onlar da satıldı. Sıra Kur'an'a geldi. Üç nüsha yazdım. Ziyade ve noksan yaptım. Onları kitapçılara götürdüm. Alıp karıştırdılar, yapraklarını çevirdiler, ziyade ve noksan olduğunu görünce bir kenara atıp bıraktılar; satın almadılar. Anladım ki bu kitap, yâni Kur'an mahfuzdur. İşte benim Müslüman olmamın sebebi budur.(49)
    (49) Zurkani Alel-Mevahib, c. 5, s. 254.
    Ashab-i kehf bunu beğendi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.05.14, 13:06
  2. Goldsoft, Elif be ve tecvid eğitimi seti
    By ASHAB-I BEDR in forum Program İndirme
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17.03.13, 01:40
  3. Kıraat-ı Seb'a, Vücuh-u Seb'a ve Mu'cizat-ı Seb'a ve Hakaik-i Seb'a ve Erkân-ı Seb'a
    By sultanhani in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 10.11.07, 11:11

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0