<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Risale-i Nur Forum - Bediüzzaman Said Nursi</title>
		<link>http://www.risaleforum.com/vb/</link>
		<description>Risale-i Nur Eksenli Müzakere Platformu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Tue, 09 Feb 2010 13:06:47 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.risaleforum.com/images/styles/Influx/misc/rss.jpg</url>
			<title>Risale-i Nur Forum - Bediüzzaman Said Nursi</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Günün Duası</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36339&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 11:44:57 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Ey yolunu şaşıranlara yol gösteren,sıkıntıları gideren ve günahları bağışlayan ALLAH'IM! Bu aciz,zayıf,biçare kuluna merhamet et! AMİN.*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Ey yolunu şaşıranlara yol gösteren,sıkıntıları gideren ve günahları bağışlayan ALLAH'IM! Bu aciz,zayıf,biçare kuluna merhamet et! AMİN.</b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=27">Dualar</category>
			<dc:creator>zühretünnur</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36339</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nifakın Cinayeti, İslâm Üzerine Pek Büyüktür</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36338&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 09:49:39 GMT</pubDate>
			<description>*Hadis-i Şerif Meâli 
*  
   
*İbâdetin tehlikesi tembellik ve usanç duymaktır. Konuşmanın tehlikesi yalan söylemektir. İlmin tehlikesi unutmaktır. Yumuşak huyluluğun tehlikesi kendinden beklenen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"> <b><font color="#333399">Hadis-i Şerif Meâli</font><br />
</b> </div>  <br />
<b>İbâdetin tehlikesi tembellik ve usanç duymaktır. Konuşmanın tehlikesi yalan söylemektir. İlmin tehlikesi unutmaktır. Yumuşak huyluluğun tehlikesi kendinden beklenen metanet ve salâbeti göstermemektir. Asaletin tehlikesi soyu ile övünmektir. Cömertliğin tehlikesi israftır. </b><br />
 <br />
<b>Câmiü's-Sağîr, No: 5</b> <br />
  <div align="right"> <br />
<b><font size="2"> 09.02.2010</font></b> </div> <div align="right"><b><br />
<b><font color=red>[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. <a href="register.php">Üye olmak için tıklayınız...</a>]</font></b></b>  </div>    <div align="center"> <b><font color="#333399">Nifakın cinayeti, İslâm üzerine pek büyüktür</font><br />
</b> </div><b>Nifakın cinayeti, İslâm üzerine pek büyüktür. Âlem-i İslâmı zelzeleye maruz bırakan nifaktır. Bunun içindir ki, Kur&#8217;ân-ı Azîmüşşan, ehl-i nifaka fazlaca teşniat ve takbihatta bulunmuştur. </b><br />
<b><i>İnsanların bir kısmı da, mü&#8217;min olmadıkları halde, &#8216;Allaha ve âhiret gününe inandık&#8217; derler.&#8221; (Bakara Sûresi: 8.)</i></b> <br />
 <br />
<b>Bu âyetin makabliye veçh-i nazmı: </b><br />
<b>Nasıl ki, bir hükümde iki müfredin iştiraki veya bir maksada iki cümlenin ittihadı atfı icap ettirir. Kezâlik, bir hedefi, bir garazı takip eden iki kıssanın da atıfları belâgatin iktizasındandır. Binaenaleyh, on iki âyetin hülâsasını tazammun eden münafıkların kıssası, kâfirler hakkında geçen iki âyetin meâline atfedilmiştir. </b><br />
<b>Evet vakta ki, en evvel Kur&#8217;ân&#8217;ın senasıyla başlandı. Sonra mü&#8217;minlerin medhine intikal etti. Sonra kâfirlerin zemmine incirar etti. Sonra, insanların kısımlarını ikmal etmek için, münafıkların kıssası zikredildi. </b><br />
<b>Suâl: Kâfirlerin zemmi hakkında yalnız iki âyetle iktifa edilmiştir. On iki âyetin hülâsasıyla münafıklar hakkında yapılan itnab neye binâendir? </b><br />
<b>Cevap: Münafıklar hakkında itnabı, yani tatvili icap ettiren birkaç nükte vardır: </b><br />
<b>Birincisi: Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedit olur. Dahilî olursa, zararı daha azim olur. Çünkü; dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Haricî düşman ise, bilâkis, asabiyeti şiddetlendirir, salabeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslâm üzerine pek büyüktür. Âlem-i İslâmı zelzeleye maruz bırakan nifaktır. Bunun içindir ki, Kur&#8217;ân-ı Azîmüşşan, ehl-i nifaka fazlaca teşniat ve takbihatta bulunmuştur. </b><br />
<b>İkincisi: Münafık olan, mü&#8217;minlerle ihtilât ede ede, yavaş yavaş ünsiyet kesb eder, imanla ülfet peyda eder. Gerek Kur&#8217;ân&#8217;dan, gerek mü&#8217;minlerden nifakın kötülüğü hakkındaki sözleri işite işite pis hâletten nefret eder. En nihayet, lisanından kelime-i tevhidin kalbine damlamasına zemin hazırlamak için itnab yapılmıştır. </b><br />
<b>Üçüncüsü: İstihza, hud&#8217;a, ikiyüzlülük, hile, kizb, riya gibi kötü ahlâklar münafıkta var. Kâfirde o derecede yoktur. Bu cihetten münafıklar hakkında itnab yapılmıştır. </b><br />
<b>Dördüncüsü: Alelekser münafıklar, ehl-i kitaptan oldukları için, şeytanî bir zekâ sahipleri olup, daha hilekâr, daha desiseci olurlar. İşte bu durumdaki münafıklar hakkında itnab, yani tatvil-i kelâm, ayn-ı belagattır. </b><br />
<b>Bu âyetin kelimeleri arasındaki münasebetlere gelelim: </b><br />
<b>&#8220;Mine&#8217;n-nâsi&#8221; (İnsanlardan bir kısmı) câr ve mecruru, &#8220;Men&#8221; (Öyleleri vardır ki) kelimesine haber olduğu takdirde, şöyle bir suâl varid olur ki: Münafıkların nâstan oldukları bedihidir. Bu hüküm, malumu ilâm etmekten ibaret kalır. </b><br />
<b>Elcevap: Malûmdur ki, bir hüküm bedihî olduğu zaman, o hükmün lâzımı kastedilir. Burada kastedilen, o hükmün lâzımı olan taaccüptür. Sanki Kur&#8217;ân-ı Azimüşşan, zımnen &#8220;Münafıkların nâstan oldukları acip birşeydir&#8221; diyerek, halkı taaccüp etmeye davet etmiştir. Zira insan mükerremdir. Mükerrem olan insan, nifaka tenezzül etmez. </b><br />
 <br />
<b>İşârâtü&#8217;l-İ&#8217;câz, s. 83, (yeni tanzim, s. 136)</b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=21"><![CDATA[Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar]]></category>
			<dc:creator>Bîçare S.V.</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36338</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuran'ın Camiiyyetindeki Harikalar]]></title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36337&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 09:15:47 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Evet, Kur'ânı Mu'cizü'l-Beyânın sûrelerine ve âyetlerine ve hususan sûrelerin fâtihalarına; âyetlerin mebde' ve makta'larına dikkat edilse, görünüyor ki, belâgatların bütün envaını, fezâil-i...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><font face="Arial">Evet, Kur'ânı Mu'cizü'l-Beyânın sûrelerine ve âyetlerine ve hususan sûrelerin fâtihalarına; âyetlerin mebde' ve makta'larına dikkat edilse, görünüyor ki, belâgatların bütün envaını, fezâil-i kelâmiyenin bütün aksâmını, ulvî üslupların bütün esnâfını, mehâsin-i ahlâkiyenin bütün efrâdını, ulûm-u kevniyenin bütün fezlekelerini, maarif-i İlâhiyenin bütün fihristelerini, hayat-ı şahsiye ve içtimâiye-i beşeriyenin bütün nâfi düsturlarını ve hikmet-i âliye-i kâinatın bütün nurânî kanunlarını cem' etmekle beraber, hiçbir müşevveşiyet eseri görünmüyor. Elhak, o kadar ecnâs-ı muhtelifeyi bir yerde toplayıp bir münâkaşa, bir karışık çıkmamak, kahhâr bir nizâm-ı i'câzînin işi olabilir.<br />
</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=21"><![CDATA[Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar]]></category>
			<dc:creator>çavuş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36337</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36336&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 02:56:43 GMT</pubDate>
			<description>*TAHİRÎ* ve *ZÜBEYİR 
* Ağabeyler hakkında *Rüştü Tafral* Abiye tevcih olunan sualler 
İttihad İlmi Araştırma Heyeti Tarafından Hazırlanmıştır 
Merhum ve muhterem Tahirî Mutlu ve Zübeyir Gündüzalp...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font size="4"><b><font face="Arial TR">TAHİRÎ</font></b><font face="Arial TR"> ve <b>ZÜBEYİR<br />
</b> Ağabeyler </font></font><font face="Arial TR"><font size="4">hakkında <b>Rüştü Tafral</b> Abiye tevcih olunan sualler</font></font></div><font size="4"><font color="black"><font face="Arial"><div align="center">İttihad İlmi Araştırma Heyeti <font color="black"><font face="Arial">Tarafından Hazırlanmıştır</font></font></div></font></font></font><blockquote><font size="4"><font color="#993300"><font face="Times New Roman">Merhum ve muhterem Tahirî Mutlu ve Zübeyir Gündüzalp Ağabeylerle beraber bulundum. Bilhassa 1967 senesi başından vefatına kadar yani 1971 senesine kadar Zübeyir Ağabeyle; 1977 senesine kadar da Tahirî Ağabeyle beraber aynı medresede kaldık. Bu seneler Risale-i Nur'un hizmet düsturlarının korunması itibariyle, çok mes'elerle karşılaştığımız bir devredir. 1967 senesi başlarında Zübeyir Ağabeyle beraber ve onun isteği üzerine Risale-i Nur'un hizmet ve hukukuna taallûk eden ehemmiyetli hizmetler için Süleymaniye semtinden Haseki semtine taşındık. Takriben birbuçuk sene sonra da Cerrahpaşa semtine geldik ve burada karar kıldık. </font></font></font><font size="4"><font color="#993300"><font face="Times New Roman">Bu faslı bu kadarla kısa bırakarak mezkûr iki ağabey hakkındaki suallerinize geçiyorum.</font></font></font><font size="4"><br />
</font> </blockquote><font size="4"><b><font color="black"><font face="Times New Roman">SUAL: Zamanlarını nasıl değerlendirirlerdi?</font></font></b><br />
</font> <font face="Times New Roman"><font size="4"><b><font color="black">CEVAP:</font></b><font color="black"> Vakitleri daima Nur hizmeti içinde geçerdi. Risale-i Nur'un tashihi, neşri ve dersi, esas teşkil ediyordu. Fuzulî konuşmaları yoktu. Hatta Tahirî Ağabey odasında yemek yerken dahi kendisine hizmet eden fedakâr Ekrem kardeşe Risale okutur dinlerdi. Ve böyle yemekte geçecek zamanı dahi ihya ederdi. Gelen ziyaretçilerden bazıları, fazlaca ve maslahatsız oturup zaman işgal ettiklerinde Tahirî Ağabey sıkılırdı. Fakat bunu hissettirmezdi. Bende bu durumu önlemek için Tahirî Ağabey'e: &quot;Sizin hizmetleriniz var, isterseniz odanıza buyurun&quot; diyerek odasına gitmesine yol açardım. Tahirî Ağabey de mütebessimane kalkar, selâm verip cemaattan ayrılırdı. </font></font></font><font size="4"><br />
</font> <font face="Times New Roman"><font size="4"><font color="black">Hakikatten çok iktisadlı ve nizamlı bir hayatı vardı. </font></font></font><font face="Times New Roman"><font color="black"><font size="4">Zübeyir ve Tahirî Ağabeylerin hayatları ekseriyetle medrese içinde geçmiştir. <b>Medreseyi ihya etmeyi esas almışlardır.</b> Bir gün kiracısı olduğumuz ev sahibinin Oğlunu kıramadığım için, bir kardeşin arabasıyla Belgrad Ormanlarına pilâv yemeğe gitmiştik. Zübeyir ağabey odasından çıkınca beni sormuş, kardeşler de durumu anlatmışlar. Öğleden sonra dersaneye dönüp zili çalınca, kapıyı, pek üzgün olarak bekleyen Zübeyir Ağabey açtı. Beraber tashihat hizmetinde çalıştığımız zamanlarda, ben uyurken masamdaki eşyanın karıştırmasından çıkan hafif seslerle nazikâne uyandırmak isteyen bir Zübeyir Ağabey kapıyı açınca bana: &quot;Kendini gezdirdin mi beyefendi!&quot; diye hitab etti ve o asabî haliyle odasına girip yattı. Ben Ağabeyin bu kadar üzüleceğini hesab etmemiştim. Yaptığım hataya üzülmekten daha çok, Ağabeyi üzdüğüme üzülmüştüm. Odasına girdim, bu hareketimin mahiyetini izah edince, üzüntüsü geçti ve yatağına oturdu, ben de rahatladım</font>.</font></font><b><font color="black"><font face="Times New Roman"> <br />
</font></font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=13">Risale-i Nur Talebeliği</category>
			<dc:creator>efnan_nur</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36336</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mektup - Osman Yüksel Serdengeçti</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36335&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 17:01:35 GMT</pubDate>
			<description>_*Mektup*_ 
 
Dilimin ve kalemimin ucundasin, 
Fakat kalbimin icinde, 
 
Su tukenen yillara sor, gecelere 
gunduzlere sor: kiminleyim ben? 
 
Hic sizin semtinizde vefa ruzgari esmez mi? 
Daglara...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><br />
</font><div align="center"><font size="3"><u><b>Mektup</b></u><br />
<br />
Dilimin ve kalemimin ucundasin,<br />
Fakat kalbimin icinde,<br />
<br />
Su tukenen yillara sor, gecelere<br />
gunduzlere sor: kiminleyim ben?<br />
<br />
Hic sizin semtinizde vefa ruzgari esmez mi?<br />
Daglara seslendim, onlar bile ses verdi de<br />
Sen neden susuyorsun...<br />
<br />
Sen ses ver de senin semtinden esecek vefa<br />
ve ask ruzgarlarina bagrimi acayim..<br />
cigerlerime cekeyim...<br />
'Beni ne yapacaksin' deme<br />
'Benim yuzumden ne hale gelmissin' de!<br />
<br />
Yollarda ayak izlerini gordum,<br />
Bu izlere yuzlerimi surdum.<br />
Evet, buralardan gecen sensin!..<br />
Yollardan gectigin gibi benden de mi gececeksin?..<br />
Yollardaki izlerini baska izler bozar siler...<br />
Fakat kalbimde biraktigin izler ebedidir, bozulmaz, silinmez...<br />
<br />
Seni dusune dusune dusume giriyorsun<br />
Onun icin ben, gunduzlerden cok geceleri sever oldum<br />
Senin olmadigin yerde gunes yok bana<br />
Ates yok bana..Hayat yok bana...<br />
<br />
Muhacir kuslar sicak iklimlere goctuler<br />
Demek ki goc zamani..benim kusumsa<br />
'ask' denilen kafeste cirpinip dudu.<br />
<br />
Seninle olduktan sonra her sey sicaktir bana<br />
Son bahar bile ilk bahar gibidir.<br />
Bir baktin canimi yaktin<br />
Bir daha bak ki , kul olayim, savrulayim...<br />
<br />
Bu bayram da sensiz gecti.Seninle her gun bayram bana<br />
Sen olmayinca bayramdan ne haber?<br />
<br />
Is bildigin gibi degil.Bilmedigin gibi...<br />
Sen kendine bakma, bana bak..neler oluyor o zaman anlarsin<br />
<br />
Oldugum zaman mezarima gel<br />
De ki ' bu adam benden neler cekti<br />
Ey toprak, boyle bir dertliyi sen nasil cekiyorsun...'<br />
</font></div><font size="3"> <br />
Osman Yüksel Serdengeçti<br />
<br />
</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=17">Şiirler</category>
			<dc:creator>SeRDeNGeCTi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36335</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Her Gün Kur'an'ımı Okusam Yeter mi?]]></title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36331&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 16:16:37 GMT</pubDate>
			<description>Ben hem kuran okuyorum hemde osmanlıca risaliyi öğrenmeye calısıyorum ikisi bana zor geiyor ayreten işte çalısıyorum hemde evliyim çocuklarım var medreseyede gitmem gerekiyor ne yapayım sadece her...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ben hem kuran okuyorum hemde osmanlıca risaliyi öğrenmeye calısıyorum ikisi bana zor geiyor ayreten işte çalısıyorum hemde evliyim çocuklarım var medreseyede gitmem gerekiyor ne yapayım sadece her gün kuranımı okusam ve işime gidip gelsem yetmezmi ne yapmam gerekiyor bana yardımcı olursanız eger sevinirim Bekliyorum...</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=53"><![CDATA[Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara]]></category>
			<dc:creator>warane2244</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36331</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yalnızken, kimsin?</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36330&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:41:50 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yalnızken, kimsin? 
 
Köylere yaya gidildiği zamanlarda, adamın biri yolda yorulmuş, heybesinden çıkardığı karpuzun birini kesmiş, yemiş. Kabuklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp, "Desinler ki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><i><font size="3"><font face="Trebuchet MS"><font color="#ff0000">Yalnızken, kimsin?<br />
<br />
</font>Köylere yaya gidildiği zamanlarda, adamın biri yolda yorulmuş, heybesinden çıkardığı karpuzun birini kesmiş, yemiş. Kabuklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp, &quot;Desinler ki bunu bir ağa yemiş.&quot; deyip, kabukları bir kenara bırakmış. Sonra yan gelip yatmış.<br />
<br />
Biraz sonra kalkıp, kabuklardaki kırmızı kısımları iyice kazımış. Beyaz kabukları bırakırken, kendi kendine söylenmiş: &quot;Desinler ki yanında bir de hizmetkârı varmış.&quot;<br />
<br />
Yorgunluk kolay çıkmaz. Ağacın altında uzanmış kalmış. Bir de doğrulmuş ki vakit epeyce ilerlemiş. Bu arada terleyip susamış da... Yine kabuklara bakmış ve başlamış yemeye... Hem yiyip hem söylenmiş: &quot;Desinler ki bir de eşeği varmış.&quot;<br />
<br />
İşte yalnız kalan bir insan kendini üç şekilde değerlendirmiş. Buna benzer haller, her zaman herkesin başına gelebilir.<br />
<br />
Nasreddin Hoca bir gün arktan atlamış ve ayağı çamura batmış. &quot;Ah gençlik ah!&quot; diye iç geçirmiş. Etrafına bakmış ki kimse yok, demiş ki: &quot;Gençken de atlasaydım, yine bu çamura batardım.&quot;<br />
<br />
Yalnızken kendimize karşı samimi olabiliriz. Kendimizi daha iyi tahlil eder, &quot;Ben buyum!&quot; diyebiliriz.<br />
<br />
Başkalarıyla birlikte işlenen günah, yalnızken insanı rahatsız edebilir. İşte bu rahatsızlık duyuluyorsa, o insanda vicdan adına bir şeyler vardır. Aksi halde vicdan temizliği, meyhanenin temizliğinden farksızdır.<br />
<br />
Müslüman ise yalnızken kendini yalnız bilmemelidir. Saçlarının, tırnaklarının uzadığını düşünmeli, organlarının çalışmasına kulak vermelidir. Kendisiyle yakinen meşgul olan birisinin olduğunu anlamalıdır. Günahını O'na itiraf etmeli, bir daha yapmamak üzere tövbe etmelidir. Şunu unutmamak lazım; bütün feryat ve figanlar, ruhun kabul etmediği hallerden doğar...<br />
<br />
Bana göre bugünkü Müslümanlar, mutlaka yalnız kalmaya çalışmalıdır. <font color="red">Çünkü insan yalnızken ne ise, neyle meşgul oluyorsa, nasıl düşünüyorsa, o insan odur! Yalnızlık, insanın aynasıdır</font>.<br />
<br />
On sene uzlete çekilen Gazali'yi, Emir Sultan'ı düşünün. İki sene hücre hapsinde tek başına kalan Said Nursi... &quot;Peygamberimiz dünyadan gitti, ben bu dünyada gezip tozamam.&quot; deyip bir mağaraya çekilen, senelerce o mağarada yaşayan Ahmed Yesevi hazretleri... Tabii o insanların manevi makamları öyleydi. Bugün bir şahıs, imkânı ve vakti olduğu halde 24 saat evden çıkmasın bakalım ne oluyor...<br />
<br />
Kendini cemiyetin tesirinden kurtarıp, Allah'ın hâkimiyetine sokmaya çalışmak, evvela kendine karşı samimi olup, kendi derdini teşhis etmek, tövbe neşteriyle, ibadet dermanıyla, ilim maharetiyle tedavi olmaya çalışmak, kendini kurtarmaktır.<br />
<br />
</font></font></i><font face="Trebuchet MS"><font size="3"><font color="red"><i>06 Şubat 2010, Cumartesi<br />
HEKİMOĞLU İSMAİL</i></font></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=20">İslami Nitelikli Yazılar</category>
			<dc:creator>aşk-ı ilahi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36330</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Şefkatin Ateşini Söndürmek-Metin Karabaşoğlu</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36329&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 13:22:03 GMT</pubDate>
			<description>Şefkatin ateşini söndürmek 
 
  
Risale-i Nur müellifinin o hayran olunası engin tefekküründe kilit nokta acaba nedir? Bir insan, nasıl olmuştur da, hem insana, hem de kâinata dair bu kadar ince, bu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Trebuchet MS"><font size="3">Şefkatin ateşini söndürmek</font></font><br />
<br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Risale-i Nur müellifinin o hayran olunası engin tefekküründe kilit nokta acaba nedir? Bir insan, nasıl olmuştur da, hem insana, hem de kâinata dair bu kadar ince, bu kadar geniş ve bu kadar derin bir tefekkürün sahibi olabilmiştir?</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Ne zaman bu sorunun izini sürsem, cevabın adresi olarak karşıma &#8216;şefkat&#8217; adlı bir diyarın ismi çıkıyor.</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">En başta, &#8220;Yirmidördüncü Mektup&#8221; adlı enfüsî tefekkür şaheseri, hele ki o risalenin başındaki benim gibilerin sormaya bile korkacağı ama onun cesaretle sorduğu, şefkatin sordurduğu o keskin sorular...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Aynı iz üzere, &#8220;İkinci Şua&#8221;daki bahar mevsimindeki mahlukatın az zaman sonra solup ölmelerine dair, Bediüzzaman&#8217;ın kendine has Türkçesi&#8217;yle &#8216;yazığıma gidiyordu&#8217; gibi latif bir ifadeyi de taşıyan bahis...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Eskişehir hapsinde, kendisi idam talebiyle yargılanırken, &#8216;karşıdaki lise mektebi&#8217;nde bir bayram günü eğlenip raks eden genç kızların elli sene sonraki hallerini düşünmekle yaşadığı halet-i ruhiye; kendi haline değil, onlara ağladığı bu durumda, teselli için yanına gelen diğer mahpuslara &#8220;Beni bırakınız, gidiniz&#8221; deyip gençlerin istikbali ve hele ki ahireti üzerine düşünmesi...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Meyve Risalesi&#8217;nden okuduğumuz üzere, Denizli hapsinden çıkışından hemen sonra, kaldığı Şehir Oteli&#8217;nin penceresinden karşıdaki kavak ağacının rüzgârla sallanan yapraklarından güz mevsimine, oradan yine fena ve zevale ve ölümün şefkate dokunmasına, oradan ancak beka, esma-i hüsna ve ahiret hakikatiyle kalbdeki şefkatin şifa bulmasına uzanan bir tefekkür...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Kendisi Kastamonu&#8217;da tarassut altında zor şartlarda yaşamaya mahkum bir ihtiyar iken, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın mağdurları yaşlılar, çocuklar ve savaşın darbesini yiyen siviller hakkındaki tefekkürü...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Risale-i Nur&#8217;un kimbilir kaç yerinde, bu dünyayı &#8216;lezzet mekânı&#8217; bilip zevk ü safâ peşine düşmenin bir şefkat ehli için imkânsız olduğuna; zira, açları, muhtaçları görmenin ondaki şefkati sıfıra indireceğine; buradan da hareketle, dünyayı &#8216;ücret yeri&#8217; değil &#8216;hizmet yeri&#8217; bilmenin gereğine dair izahları...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Yine şefkatinden hizmetini düşünüp hem bu hizmetin selameti hem uğrayacağı hapis ve sair mihnetler yüzünden çoluk çocuğunu mağdur etmeme endişesiyle bir &#8216;aile hayatı&#8217; kuramadığı için, birkaç çocuk yerine bütün masumları, bütün çocukları kendi evladı bildiğine dair mektupları...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Böylesi nice bahis, şefkatiyle genişleyen bir kalbin, kâinatı nasıl &#8216;merkezî nakşını&#8217; rahmetin teşkil ettiği bir halita gibi okur hale geldiğinin; ve nasıl şefkatiyle esma-i hüsna tefekkürünün, marifetullahın zirvelerine ulaştığının habercisidir. Bir bütün olarak Risale-i Nur, şefkatin, insana ne kadar da engin bir marifet imkânı sunduğunu gösterir.</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Çünkü şefkat insanın aczini ve zaafını kâinat kadar büyüterek sorularını melekûta kadar genişletir. Şefkatsiz insan &#8216;ben&#8217;den ibaret bir dünyası vardır. Neye baksa, neyi görse &#8216;ben&#8217;liğiyle bir ilgisi varsa dünyasına alır; bir ilgi göremezse, görmezden gelir, unutur gider. Şefkati ölçüsünde insanın dünyası büyür. Şefkati ölçüsünde, herkesle ve herşeyle alâkadar; onların dertleriyle hemdert, elemleriyle müteellim olur. Bu dertlerin ve elemlerin altından bizzat kendi aklı, kendi gücü ve kendi kalbiyle kalkamadığı için de, Rahmân-ı Rahîm&#8217;in dergâh-ı izzetine, O&#8217;nun bu kâinatı ve içindeki her bir şeyi yaratışındaki hikmetine ve ahiretin vücuduna uzanan bir tefekkür için yola koyulur.</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Meselâ Haşir Risalesi&#8217;nde, &#8216;haşri isbat&#8217; eden oniki hakikatten dördünde &#8216;ism-i Rahîm&#8217;in zikrinin geçmesi, nitekim meselâ &#8216;ikinci hakikat&#8217;in bâb-ı kerem ve rahmet&#8217; olup &#8216;Kerîm ve Rahîm isminin cilvesi&#8217; olması bu açıdan manidardır. Keza, &#8216;beşinci hakikat&#8217;in &#8216;bâb-ı şefkat ve ubudiyet-i Muhammediye aleyhissalâtu vesselam&#8217; olup &#8216;ism-i Mucîb ve Rahîm&#8217;in cilvesi&#8217; olması da...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Bu bakımdan, Bediüzzaman tasavvuf yoluna göre &#8216;hem daha kısa, hem daha geniş, hem daha kolay, hem daha derin, hem daha selâmetli&#8217; diye tarif ettiği Risale yolunun &#8216;acz, fakr, şefkat ve tefekkür&#8217; diye sıralanan dört esasının da en esaslısıdır şefkat. Çünkü insan şefkatiyle aczini ve fakrını nihayet noktada anlar; ve mutlak anlamda fakîr olduğunu anladığı için de, âlemler Rabbinin Samediyetini mutlak surette kavrar. Şefkatin derinleştirdiği ve genişlettiği bir acz ve fakr haliyle, bütün kâinatı içindeki bütün mahlukatıyla kuşatan bir tefekkür üzerinden dergâh-ı ilâhîye yönelir.</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Bunun böyle olduğunu, Risale-i Nur&#8217;un her tarafına yayılmış tefekkürün &#8216;başlangıç noktası&#8217;na baktığımda ekseriya &#8216;şefkat&#8217;in sevkini görmekle bilirdim de, şefkat ile marifetullah arasındaki bu birebir ilişkinin Bediüzzaman tarafından doğrudan, çok açık bir surette tarif edildiğini daha önce fark etmemiştim.</font></font><br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Mesnevî-i Nuriye satırları arasında dolaşırken &#8216;şefkat&#8217;e dair şu bahsi okuyunca, bu yüzden, tanıdığım ama tanışamadığım bir dostla karşılaşmış gibi oldum. &#8220;Hubâb&#8221; risalesinde yer alan bu kısa bahiste, şöyle diyordu Bediüzzaman:</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">&#8220;Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve zinetleri, Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlâmızı bilmediğimiz takdirde cennet olsa bile cehennemdir. Evet, öyle gördüm ve öyle de zevkettim. Bilhassa, şefkatin ateşini söndürecek, &#8216;marifetullah&#8217;tan başka birşey var mıdır?&#8221;</font></font><br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Bediüzzaman, şefkatin yürekleri yakıcı &#8216;ateşi&#8217;ni marifetullah yolunda engin bir yolculuğun &#8216;yakıtı&#8217; kılan derin tefekkürüyle, marifet-i ilâhî yolunda ilerlemek isteyen herkese bir büyük ders veriyor.</font></font><br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Herkese...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3">Özellikle de, şefkat cihetiyle &#8216;az gelişmiş&#8217;liğini çok bilmiş &#8216;rasyonel&#8217; izahlarla örtmeye çalışan zamanelere...</font></font><br />
 <br />
<font face="Trebuchet MS"><font size="3"><b><font color=red>[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. <a href="register.php">Üye olmak için tıklayınız...</a>]</font></b></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=38">Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları</category>
			<dc:creator>BiKeS_</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36329</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Otuz İkinci Söz</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36327&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 11:39:28 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bilmediğiniz kelimelere mouse(bilgisayar faresi) ile çift tıklayın... 
  
  
  
  
  
  
 
*Şu Söz Üç Mevkıftır.* *Yirmi İkinci Sözün Sekizinci Lem'asını izah eden bir zeyildir. Mevcudât-ı âlem,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font color="#8b0000"><font color="#8b0000"><font color="black">Bilmediğiniz kelimelere mouse(bilgisayar faresi) ile çift tıklayın...</font></font></font></div> <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<br />
<font color="#8b0000"><font color="#8b0000"><font color="#8b0000"><b>Şu Söz Üç Mevkıftır.</b> <div align="left"><b>Yirmi İkinci Sözün Sekizinci Lem'asını izah eden bir zeyildir. Mevcudât-ı âlem, Vahdâniyete şehâdet ettikleri elli beş lisândan (ki &quot;Katre&quot; risâlesinde onlara işaret edilmiş) birinci lisânına bir tefsirdir. Ve </b></div></font><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<div align="center"><font color="#8b0000"><b><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1131.gif" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" /></b></font></div> <br />
 <br />
<div align="left"><font color="#8b0000"><b>âyetinin pekçok hakâikından, temsil libası giydirilmiş bir hakikattir.</b></font></div> <br />
 <br />
<div align="center"><font color="#8b0000"><b><font color="seagreen">Birinci Mevkıf</font></b></font></div> <br />
<font color="#8b0000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b424.gif" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" /> </font><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<br />
<font color="#8b0000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1131.gif" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" /> <div align="center"><font color="black">[Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. </font></div><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<div align="center"><font color="black">Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harab olup giderdi. (Enbiyâ Sûresi: 22.)]</font></div> <br />
<img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl2/b725.gif" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" /> <br />
 <br />
<font color="black">[Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur; O birdir. Allah bir olur; ortağı yoktur. Mülk Onundur. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Ona mahsustur ve Ona lâyıktır. Hayatı veren ve devam ettiren yine Odur. Ölümü de yaratan ve bâkî âleme alan Odur. O ezelî ve ebedî hayat sahibidir. Her hayır Onun elindedir; yapılan her hayrı da kaydeder ve karşılığını verir. Herşeye gücü yeter ve hiçbir şey Ona ağır gelmez. Dönüş yalnız Onadır.</font><font color="black"> (Buhârî, Ezan: 155, Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30; Ebû Dâvud, Vitr: 24.) ]</font> <br />
 <br />
 <br />
<div align="left"><b><font color="darkred">Bir Ramazan gecesinde, şu kelâm-ı tevhidînin on bir cümlesinin her birinde birer tevhid mertebesi ve birer müjde bulunduğunu ve o mertebelerden yalnız Lâ şerîke leh'deki mânâyı <u>basit, avâmın fehmine gelecek bir muhâvere-i temsiliye ve bir münâzara-i faraziye tarzında ve lisân-ı hali, lisân-ı kâl sûretinde söylemiştim.</u> Bana hizmet eden kıymettar kardeşlerimin ve mescid arkadaşlarımın arzuları ve istemeleri üzerine, o muhâvereyi yazıyorum. Şöyle ki:</font> </b></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b>Bütün tabiatperest, esbâbperest ve müşrik gibi umum enva-ı ehl-i şirkin ve küfrün ve dalâletin tevehhüm ettikleri şeriklerin nâmına bir şahıs farz ediyoruz ki; o <u>şahs-ı farazî, mevcudât-ı âlemden bir şeye rab olmak istiyor</u> ve hakiki mâlik olmak dâvâ etmektedir. </b></font></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b>İşte o <u>müddeî</u>, evvelâ mevcudâtın en küçüğü olan bir zerreye rast gelir. Ona rab ve hakiki mâlik olmakta olduğunu, zerreye tabiat lisâniyle ve felsefe diliyle söyler. </b></font></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b>O zerre dahi, hakikat lisâniyle ve hikmet-i Rabbânî diliyle der ki: </b></font></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b>&quot;Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. <u>Ayrı ayrı her masnua girip işliyorum</u>. Bütün o vezâifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa; hem, benim gibi, had ve hesâba gelmeyen zerrât, içinde beraber gezip <font face="Arial">Haşiye </font>iş görüyoruz.</b> </font></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred">[Evet, müteharrik herbir şey, zerrâttan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi gezdikleri bütün yerleri vahdet nâmına zapt ederler; kendi mâlikinin mülküne idhâl ederler. Hareket etmeyen masnuât ise, nebâtâttan nücûm-u sevâbite kadar birer mühr-ü vahdâniyet hükmündedirler ki, bulunduğu mekânı kendi Sâniinin mektubu olduğunu gösterirler. </font><br />
<font color="darkred">Demek, her bir nebat, herbir meyve, birer mühr-ü vahdâniyet, birer sikke-i vahdettirler ki, mekânlarını ve vatanlarını, vahdet nâmına, Sâni'lerinin mektubu olduğunu gösterirler. </font><br />
<font color="darkred">Elhâsıl, her bir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet nâmına zapt eder. Demek, bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye rab olamaz. </font><br />
<font color="darkred">]</font></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b>Eğer bütün emsâlim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa; hem, kemâl-i intizam ile cüz olduğum mevcudlara, meselâ kandaki küreyvât-ı hamrâya(al yuvara) hakiki mâlik ve mutasarrıf olabilirsen, bana rab olmak dâvâ et, beni Cenâb-ı Haktan başkasına isnad et. Yoksa sus! </b></font></div> <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b><font color="darkred">&quot;Hem, bana rab olamadığın gibi, müdâhale dahi edemezsin. Çünkü, vezâifimizde ve harekâtımızda o kadar mükemmel bir intizam var ki, nihayetsiz bir hikmet ve muhît bir ilim sahibi olmayan, bize parmak karıştıramaz. Eğer karışsa, karıştıracak. Halbuki, senin gibi câmid, âciz ve kör ve iki eli tesadüf ve tabiat gibi iki körün elinde olan bir şahıs, hiçbir cihette parmak uzatamaz.&quot;</font></b> </font></div> <br />
<div align="left"><font color="black">(Aynı mana, zerre için de geçerlidir. Hücrenin bütün beden ile bir irtibat ve nispeti vardır. O zerre, bütün bu irtibat ve nispeti bilecek bir ilmi ve şuuru olmak lazım gelir. Hatta bütün kainatı da ihata edecek bir ilim ve kudret gerektir. Zira insan mekanizması kainat ile irtibat ve nispet içinde bir ahenk ve uyum ile tasarlanmıştır. İnsan vücudundaki zerrenin, Güneşin yörüngesinde gitmesinde emeği olması lazımdır. Zira insanla alakası vardır. <u>Bütün bu işleri ve kurguları çekip çeviren bir atom çekirdeğidir, demek, ne denli bir cehalet oluğunu herkes anlar.</u></font><br />
<font color="black">)</font></div> <br />
 <br />
<div align="left"><font color="darkred"><b>O müddeî, maddiyyunların dedikleri gibi dedi ki: </b></font><br />
<font color="darkred"><b>&quot;Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol. Neden başkasının hesâbına çalışmasını söylüyorsun?&quot; </b></font><br />
<font color="darkred"><b>Zerre ona cevâben der: </b></font></div> <br />
<div align="left"><b><font color="darkred">Eğer güneş gibi bir dimâğım ve ziyâsı gibi ihâtalı bir ilmim ve harareti gibi şümûllü bir kudretim ve ziyâsındaki yedi renk gibi muhît duygularım ve gezdiğim her yere ve işlediğim her mevcuda müteveccih birer yüzüm ve bakar birer gözüm ve geçer birer sözüm bulunsa idi, belki senin gibi ahmaklık edip, kendi kendime mâlik olduğumu dâvâ ederdim. Haydi def' ol git, sen benden iş bulamazsın!&quot; </font></b></div> <br />
<div align="left"><font color="#000000">[&quot;Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser anâsır ve esbabıyla alâkadardır, belki bir hülâsasıdır. Eğer Kadîr-i Ezelîye verilmezse, o esbab-ı maddiye, onun vücudu yanında bizzat hazır bulunmak lâzım; belki onun küçücük cismine girmek gerektir. Belki, cisminin küçük bir nümunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri icap ediyor. Çünkü, sebep maddî ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem ve anâsır ve tabâyiin, maddeten içinde bulunup, usta gibi içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor. İşte, Sofestâînin en eblehleri dahi böyle bir meslekten utanıyor.&quot; </font></div> <br />
<div align="left"><font color="#000000">Yirmi Üçüncü Lem'a]</font></div> <br />
<div align="left"><font color="#000000">Bir usta, iş yapmak için, çekici eline almadıkça, bir çivi dahi çakamaz. Temas etmeden, taşı kaldıramaz. Zira maddi alemde ve madde içinde işler ancak temas ederek yapılabilir. Bu bir fizik kanunudur. </font></div> <br />
<div align="left"><font color="#000000">Bir sineğin ince ve küçük vücudunda, küçücük gözünün içinde çalışan bir hücre, şayet sebeplerin icadı ve tasarrufu ile çalışıyor denirse, o koca tahripkar ve kaba sebeplerin -toprak, hava, su ve ateşin- o gözün içinde maddi olarak bulunmaları gerekmiyor mu? </font></div> <br />
<div align="left"><font color="#000000">Halbuki, o incecik göze ve hücresine, en ince ve nazik, maddi şeyler bile giremiyor. Ateş orada olsa, gözü patlatır; toprak orada olsa, zaten kör eder. Öyle ise sebepler yapıyor iddiası batıldır, hiçbir delile dayanmamaktadır. </font></div> <br />
 <br />
<div align="left"><font color="#000000">Öyle ise, bir hücreye rububiyet dava eden sebep, maddi olarak o hücrenin yanında hazır ve nazır olması gerekiyor. Çünkü temas olmadan iş yapamaz. </font><br />
<font color="#000000">Böyle olunca, nazik ve zarif ve ince bir hücrenin içinde toprak, su, hava ve ateş gibi kaba unsurların iş yaptığını ve onun içine yerleştiğini kabul etmek ne denli bir hurafe olduğu anlaşılır.</font></div> <br />
<div align="left"><font color="#000000">Zerre, sebep olmuş olsa bile, o hücre içinde bir nokta olur. Diğerlerine nasıl girecek, nasıl yerleşecek, nasıl o karmaşık ve mükemmel hücrenin bütünün yanında hazır ve nazır olup temas ile iş görecektir? </font></div> <br />
 <br />
</font></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=14">Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri</category>
			<dc:creator>Lebid24</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36327</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslâm&#8217;ın İstikbali Parlak Görünüyor]]></title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36326&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 10:11:34 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Âyet-i Kerime Meâli* 
 
*Onlara &#8220;Allah&#8217;ın indirdiğine uyun&#8221; dendiğinde, &#8220;Biz atalarımızdan görüp alıştığımız şeye uyarız&#8221; derler. Ya onların ataları hiçbir şeyden anlamaz ve doğru yolu bulamamış...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><br />
<div align="center"><div align="center"><b><font face="Times New Roman"><font color="#333399">Âyet-i Kerime Meâli</font></font></b></div></div><b><font face="Times New Roman">Onlara &#8220;Allah&#8217;ın indirdiğine uyun&#8221; dendiğinde, &#8220;Biz atalarımızdan görüp alıştığımız şeye uyarız&#8221; derler. Ya onların ataları hiçbir şeyden anlamaz ve doğru yolu bulamamış kimselerse? </font></b><br />
<font face="Times New Roman"><b>Bakara Sûresi: 170 </b></font><br />
<b><font face="Times New Roman">08.02.2010 </font></b><br />
<b><br />
</b><br />
<div align="center"><div align="center"><b><font face="Times New Roman"><font color="#333399">İslâm&#8217;ın istikbali parlak görünüyor</font></font></b></div></div><b><font face="Times New Roman">İslâm&#8217;ın ve Asya&#8217;nın istikbali, uzaktan gayet parlak görünüyor. Çünkü Asya&#8217;nın hâkim-i evvel ve âhiri olan İslâmiyetin galebesi için dört-beş mukavemetsûz kuvvetler ittifak ve ittihad etmektedirler. </font></b><br />
<font face="Times New Roman"><b>Hâtime</b></font><br />
<b><font face="Times New Roman">İslâm&#8217;ın ve Asya&#8217;nın istikbali, uzaktan gayet parlak görünüyor. Çünkü Asya&#8217;nın hâkim-i evvel ve âhiri olan İslâmiyetin galebesi için dört-beş mukavemetsûz kuvvetler ittifak ve ittihad etmektedirler. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Birinci kuvvet: Maarif ve medeniyetle mücehhez olan İslâmiyetin kuvvet-i hakikiyesidir. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">İkincisi: Tekemmül-ü mebâdî ve vesâitle mücehhez olan ihtiyac-ı şediddir. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Üçüncüsü: Asya&#8217;yı gayet sefalette, başka yerleri nihayet refahette görmekten neş&#8217;et eden tenebbüh-ü tâm ve teyakkuz-u kâmille mücehhez olan gıpta ve rekabet ve kîn-i muzmerdir. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Dördüncüsü: Ehl-i tevhidin düsturu olan tevhid-i kelime; ve zeminin hasiyeti olan itidal ve tâdil-i mizaç; ve zamanın ziyası olan tenevvür-ü ezhan; ve medeniyetin kanunu olan telâhuk-u efkâr; ve bedeviyetin lâzımı olan selâmet-i fıtrat; ve zaruretin semeresi olan hafiflik ve cüret-i teşebbüsle mücehhez olan istidad-ı fıtrîdir. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Beşincisi: Bu zamanda maddeten terakkiye mütevakkıf olan i&#8217;lâ-yı kelimetullah, İslâmiyetin emriyle ve zamanın ilcââtıyla ve fakr-ı şedidin icbarıyla ve her arzuyu öldüren ye&#8217;sin ölmesiyle hayat bulan ümitle mücehhez olan arzu-yu medeniyet ve meyl-i teceddüttür. Ve bu kuvvetlere yardım etmek için ecanib içine ihtilâl veren ve medeniyetleri ihtiyarlandıran mesâvi-i medeniyetin mehasinine galebesidir. Ve sa&#8217;yin sefahete adem-i kifayetidir. Bunun iki sebebi vardır: </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Birincisi: Din ve fazileti düstur-u medeniyet etmemeklikten neş&#8217;et eden müsaade-i sefahet ve muvafakat-i şehvet-i nefistir. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">İkincisi: Hubbüşşehevat ve diyanetsizliğin neticesi olan merhametsizlikten neş&#8217;et eden maişetteki müthiş müsavatsızlıktır. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Evet, şu diyanetsizlik Avrupa medeniyetinin içyüzünü öyle karıştırmış ki, o kadar fırak-ı fesadiyeyi ve ihtilâliyeyi tevlid etmiş. Faraza hablü&#8217;l-metin-i İslâmiye ve sedd-i Zülkarneyn gibi şeriat-ı garrânın hakikatine iltica ve tahassun edilmezse, bu fırak-ı fesadiye, onların âlem-i medeniyetlerini zîr ü zeber edeceklerdir. Nasıl ki şimdiden tehdit ediyorlar. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Acaba hakikat-i İslâmiyenin binler mesailinden yalnız zekât meselesi düstur-u medeniyet ve muavenet olursa, bu belâya ve yılanın yuvası olan maişetteki müthiş müsavatsızlığa devâ-i şâfî olmayacak mıdır? Evet, en mükemmel ve bozulmaz bir deva olacaktır. </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Eğer denilse: &#8220;Şimdiye kadar Avrupa&#8217;yı galip ettiren sebep, bundan sonra neden etmesin?&#8221; </font></b><br />
<b><font face="Times New Roman">Cevap: Bu kitabın mukaddemesini mütalâa et. Sonra buna da dikkat et: Sebeb-i terakkîsi, her şeyi geç almak ve geç de bırakmak ve metanet etmek şe&#8217;ninde olan burudet-i memleket; ve mekân ve meskenin darlığı; ve sakinlerin kesretinden neş&#8217;et eden fikr-i mârifet ve arzu-yu san&#8217;at; ve deniz ve maden ve sair vesaitin müsaadesiyle hasıl olan teâvün ve telâhuk idi. Fakat şimdi tekemmül-ü vesait-i nakliye ile, âlem bir şehr-i vahid hükmüne geçtiği gibi, matbuat ve telgraf gibi vesait-i muhabere ve müdavele ile, ehl-i dünya, bir meclisin ehli hükmündedir. Velhasıl, onların yükleri ağır, bizimki hafif olduğundan, yetişip geçeceğiz&#8212;eğer tevfik refik olsa. </font></b><br />
<font face="Times New Roman"><b>Muhâkemât, s. 37-38.</b></font><br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=21"><![CDATA[Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar]]></category>
			<dc:creator>Bîçare S.V.</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36326</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sesli Risale</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36325&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 10:11:22 GMT</pubDate>
			<description>Bir tanıdıgımda dinledim Risale  mp3 olarak dinliyordu.Bende bulabilirmiyim veya nerden indirebilirim.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bir tanıdıgımda dinledim Risale  mp3 olarak dinliyordu.Bende bulabilirmiyim veya nerden indirebilirim.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=48">Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri</category>
			<dc:creator>atayurt</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36325</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Said Nursî Derin İzler Bıraktı</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36324&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 09:56:58 GMT</pubDate>
			<description>H. HÜSEYİN KEMAL 
Said Nursî derin izler bıraktı 
Prof. Dr. Mehmet Altan, Said Nursî’nin, dinin siyasallaşmaktan kurtarılması ve doğru yaşanması için gösterdiği gayretlerle derin izler bıraktığını...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>H. HÜSEYİN KEMAL<br />
Said Nursî derin izler bıraktı<br />
Prof. Dr. Mehmet Altan, Said Nursî’nin, dinin siyasallaşmaktan kurtarılması ve doğru yaşanması için gösterdiği gayretlerle derin izler bıraktığını söyledi. Altan şöyle dedi: “Onun söylediklerinin, yorumlarının özel olarak etüd edilmesi gerekir, bunu yapan geniş bir kesim var. Said Nursî cumhuriyet tarafından ilk dışlanan insanlardan biri. Said Nursî’nin görüşlerinin yaygınlaşması, onun düşüncesi etrafında bir tartışmanın ortaya çıkması ancak normalleşmeyle birlikte olabilir. Normalleşmeyle birlikte Said Nursî’nin düşünce ve algısına yönelik resim tam olarak ortaya çıkar.”<br />
Dinin resmîleşmesine karşı toplum cemaatleri<br />
kurmuştur<br />
Cumhuriyet dönemi sonrası 1950’lerden sonra başlayan demokratikleşme süreci geldiğimiz noktada iyice belirginlik kazanmış toplumun baskıya uğrayan kesimleri kimlikleriyle ortaya çıkmaya başlamıştır. Baskıya uğrayan pek çok kesim gibi dindarlar da bugün her alanda söz sahibi olmaya başlamıştır. Prof. Mehmet Altan Türkiye’nin değişen süreçler içinde dinin geldiği noktayı değerlendirdiği Kent Dindarlığı kitabında tartışmaya yeni bir boyut kazandırıyor. Dinin sosyal alanda daha görünür olması gerektiği söyleyen Altan, siyasal İslâmın demokratikleşmeyle birlikte ortadan kalkacağını söylüyor.<br />
“Kent Dindarlığı” kitabını nasıl bir algıyla çıkardınız?<br />
İki nedenle çıkardım; gençliğimdeki kent dindarlarını ortalıkta göremez oldum. İkincisi kimi mevcut uygulamaların kent dindarlığıyla bağdaşmadığını, kent dindarlığına uymadığını gördüm ve bu çelişkilerin peşine düştüm. Sosyolojik olarak farklı resimler görüyorsun, bu farklı resimler üstünden farklı sonuçlara varıyorsun. Onu da bir kitap haline getirip Türkiye’nin bu konuyu benimle birlikte tartışmasını arzuladım.<br />
Gençliğinizdeki kent dindarları nasıl insanlardı?<br />
İnançlarını içselleştirmiş, inancının felsefî derinliğine ve estetiğine vakıf, kentin çoğulculuğu ve farklılığına uyumlu, güler yüzlü, şakacı, ümitli bir insan portresi çiziyorlardı. Şimdiki “kimi” dindar örnekleri şekil şartlarıyla hareket ediyorlar, dini bir arınmadan çok sosyal konumlarındaki yetersizliklerin aracı olarak görüyorlar.<br />
Gençliğinizde demokrasi bu kadar gelişmemişti. Böyleyse “Demokrasi geliştikçe kent dindarları yerini şekilci dindarlara bırakıyor” denilebilir mi?<br />
Çok güzel bir soru, ama böyle bir çıkarım yapılamaz. Aslında burada bir çelişki yok. Demokratikleşme toplumun en gadre uğramış, en dışlanmış kesiminin, en dıştaki çemberin merkeze entegrasyonu demektir. Yok sayılan insanların ilk defa kaale alan mekanizmanın işleyişidir. O açıdan demokrasi müthiş olumludur. Bu mekanizmanın zorlu yanı ortalama niteliği düşürmesidir. Gençliğimdeki kent dindarları cumhuriyetin dışladığı bir zümre değildi. Mesele dışlanmış insanların en üst konuma getirilmesini sağlamaktır. Demokrasi cumhuriyetin dışladığı insanları içine alıyor, ama kent dindarlığı düzeyinde kalite ortaya çıkmıyor. Bu sefer sosyal sıkıntıların, yetersizliklerin giderilmesine yönelik arantılar öne geçiyor. Dışlanmış insan sisteme entegre olur öncelikle inancı araç olarak kullanır, derinliğini yadsır, kentin çoğulculuğunu inkâr eder. Benzememezlik yerine benzeşmeyi bir baskı aracı olarak kullanmaya başlar. Ama sonra yavaş yavaş bulunduğu şartlarda hayat şartları ilerledikçe bakışları ve yorumları değişir…<br />
Kent vurgusu neden?<br />
Kent olmayınca çoğulculuk olmuyor. Mesele sana benzemeyenlerle birlikte yaşama kültürünü geliştirip kendi inanç ve vicdan özgürlüğünden vazgeçmeden içsel yolculuğuna ara vermeden devam edebilmektir.<br />
Kent dindarlığının karşısında siyasal İslâm var<br />
galiba?<br />
Siyasal İslâm şekil şartlarını öne geçiren bir tavırdır. Taliban kendi anlayışını Afganistan’da uyguladı ortaya sadece yasak çıktı. İnsan birikimine yönelik bir saldırı olarak kendini gösterdi. Yasakçılıkla dindarlık arasında birebir ilişki kurmayı anlamıyorum. Siyasal İslâmla kültürel İslâm algısının ayrıştığı en keskin yer yasakçılıkla dindarlığın özdeşleştirilmesi ayrımıdır.<br />
Devletin dinî alana müdahalesi dinin gerçek<br />
yorumunu engellemiyor mu?<br />
Bizde Diyanet İşleri Başkanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı aynı kanunda yer alır. Bu, konunun ne kadar önemsendiğini gösterir. Cumhuriyet topluma güvenmediği gibi dine de güvenmeyerek ‘din devleti olmayalım’ derken Diyanet’le ‘devlet dini’ yaratmıştır. Toplum da dinin resmileşmesine karşı cemaatler gibi oluşumlarla kendi yapısını kurmuştur.<br />
Cumhuriyet Anadolu’yu bir iç sömürge olarak kullanmıştır. Buradaki insanlar çektikleri çileleri ve acıları, dışlandıkları için, sosyal mekanizmanın dışında din algısına sığınarak gidermeye çalışmışlardır. Yapılan araştırmalarda da insanların refah ve eğitim düzeyi artarken partilere oy verme hassasiyetlerinde dinin etkisi de azalmıştır.<br />
Dinin siyasallaşması sizce Cumhuriyetin dindarları dışlamasıyla da alâkalı mı?<br />
Söylediğiniz çok doğru. Cumhuriyet Batıya çok öykündüğü, onun gibi yaşamayı esas aldığı ve bütün devrimlerini Batının üretim biçimini dışlayarak yaptığı için Müslümanlığı saha dışına çıkararak toplumsal oluşumun kaynağı olarak görmemiştir. Müslüman bir toplumun kendi özelliklerini yok sayarak buranın normalleşmesinin imkânı yok. Cumhuriyet elitlerinin dine bakışının anlamak, algılamak, kabul etmek yerine inkâr olması siyasal İslâm’ın oluşmasının en büyük sebeplerinden biri.<br />
Bu derinliksiz yapı da sığ ideolojiler doğuruyor galiba…<br />
Biz de din iç aydınlanma, felsefi bir süreç olmaktan ziyade topluma neyi nasıl yapması gerektiği konusunda nizam veren biçime yöneldi. Bunun Kemalizmden, otoriter bir rejimden farkı kalmaz. Bir taraftan siz Müslümanların cumhuriyet döneminde yaşadığı sıkıntıların altını çizerken öbür taraftan etkin olduğun alanda çok sesliliğe tahammül edemez, herkesi birbirine benzeştirmeye kalkarsan bunun ikisi arasında fark kalmaz. Hatta diğeri ortaya çıkış itibariyle dinden daha yeni olduğundan kadük kalır.<br />
Şuna demokratikleşme sürecini hızla yaşıyoruz. Bu İslâmın daha derinlikli yaşanmasını beraberinde getirecek mi?<br />
Bundan umutluyum. Dışlanmış insanlar yavaş yavaş kentlere geliyorlar, orta sınıf oluyorlar, bir kısmı zenginleşiyor. Ben bu sürecin daha hızla ilerlemesi için çaba sarf ediyorum, ancak piyasa ekonomisinin oturması için bile dört kuşak geçmesi gerekir derler. Osmanlı başlı başına bir kent kültürüdür ve buranın kültüründe kent dindarlığı vardır. Böyle bir avantaj varken neden tekrar bu inanış biçimini öne çıkarmayalım. Sonuçta bizler buranın kültürüyle varoluyoruz. Ben buraya bir katkım olur mu arantısı içindeyim…<br />
Kışlanın dine bakışı normalleşmeyi engelliyor<br />
mu?<br />
Kışlanın dine bakışıyla burası normalleşemez. İhtilâller her seferinde kışlanın camiye bakışını pekiştirmiştir. 2009 yılında bir vatandaşımız sırf Ermeni olduğundan AB genel sekreterliğine memur olması gazetelerde birinci sayfadan haber oluyor. Bu nasıl bir vatandaşlık algısıdır? Cumhuriyet Müslüman ümmet üzerine kurulmuştur. Onun için buradaki tartışmalar çok Müslüman az Müslüman tartışmasıdır. Ayrıca din burada kültürel derinliği bir yana bırakılıp siyasetin aracı olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. 12 Eylül darbesi İslâmı kullanmıştır. Öbür taraftan ‘ben kente uyamıyorum, onun için şehri kendime benzeteyim’in aracı olarak dini kullanırsanız, bunu ezikliğinizi engellemek için yaparsanız bunun dinle alâkası olmaz. Dinin bu kadar siyasallaştığı bir ortamda da kültürel İslâmın, kent dindarlığının sesi çıkmıyor. Türkiye Müslüman aleminin yıldızı olacaksa kent dindarlığı kavramının temel şartlarını yerine getirmeli. Sosyo-ekonomik yapısını belli bir düzeye ulaştırmalı.<br />
Siz imamlar toplumda lider olmalı diyorsunuz. Bu kamusal alanın din tarafından işgali olarak algılanmaz mı?<br />
Dindar olduğunu söylediğinde saygı duyarım, ama hayata senin paradigmanla bakmak zorunda değilim. Din insanlığın en eski yaklaşımlarından biri. Batıda rahip kiliseden ibaret değil, toplumun içinde gezer dolaşır, ahbaplık eder, birikimiyle sosyal hayatın içinde rol oynar. Biz de ise imamlık sadece camiden ibarettir. İmamları din felsefesinde bir aktör olarak göremiyoruz. İmamların inanç entelektüeli olması gerekir. Değişik ortamlara girdiğinde varlığını rahatlıkla, derinliği ve donanımıyla ortaya koyabilecek bir anlayıştan bahsediyorum.<br />
Kitabınızda din ve bilim birbirinden ayrılmaz<br />
diyorsunuz. Ancak İlâhî kanunların bilim alanına giremeyeceğini söyleyenler var…<br />
Dinle bilimi çatışma halinde göstermek yanlış. TÜBİTAK Darwin’i yasakladı böylelikle. “Darwin’e inanmayan gerici” diyenle “Darwin’e inanan kafir” diyen arasında bir fark kalmadı. Dinle bilimin toplumsal fonksiyonları çok farklı. Biz nihayetinde ölümlüyüz, bunun getirdiği bir çaresizlik ve arayış var. Bilim ilerledikçe biz ölümsüzleşeceğiz diye bir durum yok. İnsanın kâinatı keşfetme çabasıyla ölümsüzlüğünden doğan çaresizliğene destek arayışını da aynı şey olarak görmek yanlış. Kilisenin hakimiyetine karşı pozitivist devrimin aldığı tavırla birlikte ortaya çıkan din-bilim çatışmasının kuantum fiziğiyle aşılacağını düşünüyorum. Nasıl ki ruh ve akıl bölünemez dinle bilim de bölünemez.<br />
SAİD NURSÎ DERİN İZLER BIRAKTI<br />
Bu çatışmalar sürerken bizim aydınımızda<br />
toplumun ve kendi dinini bilmiyor. Garip olan burası değil mi?<br />
Bütün yanlışlık buradan geliyor. Avrupada herkes kendi dinini bilir, bize yurtdışına çıkıldığında İslâm hakkında bir şey sorulduğunda bir halt bilmezsin. Topluma bir iç sömürge gibi varlığını, duruşunu, dinini aşağılayarak yaklaşmak kavganın nedeni. Toplumu aşağılamanın ilericilik olduğunu zanneden bir yapı burası. Bu toplumu normalleştirecek şey İslâmı okunabilir, tartışılabilir, öğrenilebilir hale getirmektir. Toplumun dinini bilmeden toplumu nasıl anlayabiliriz ki. Ayrıca dini birilerinin tekelinden de çıkarmak lâzım. Dinden rant sağlayan herkes dinin normalleşmesini istemiyor.<br />
Türkiye’deki cemaatler sizce ne konumda?<br />
Burada insanlar hem değişiyor hem değiştiriyor. Türkiye olayları ve insanları, toplumu analiz ederken hiçbir şeyi sabit almadan yapmak lâzım. Tek bir kare fotoğrafla bir ömrün analizi yapılamaz. Şu an Türkiye’de herkes birlikte dönüşüyor…<br />
Bu dönüşümde Said Nursî’nin fikirlerini nasıl<br />
yorumlarsınız?<br />
Said Nursî bu konularda çok fazla çalışmış, yazmış, emek harcamış birisi. Onun için bıraktığı izler derin. Onunda söylediklerinin yorumlarının özel olarak etüd edilmesi gerekir, bunu yapan geniş kesim var. Said Nursî cumhuriyet tarafından ilk dışlanan insanlardan biri. Cumhuriyetin kendisine yönelik yaptığı çile ve işkenceler ortada. Said Nursî’nin görüşlerinin yaygınlaşması, onun düşüncesi etrafında bir tartışmanın ortaya çıkması ancak normalleşmeyle birlikte gerçekleştirilebilir. Normalleşmeyle birlikte Said Nursî’nin düşünce ve algısına yönelik resim tam olarak ortaya çıkar.<br />
H. HÜSEYİN KEMAL<br />
08.02.2010</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=24">Gündem</category>
			<dc:creator>muhibbülkurra</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36324</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnebolu'da Nurlu Günler]]></title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36323&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 09:49:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İnebolu'da nurlu günler 
 
 
Herkese tatil olur, Nur Talebelerine olmaz! Yarıyıl tatilinin başlamasıyla birlikte bizim de Risâle-i Nur okuma programlarımız başlıyor. Üniversite, lise, ortaokul,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İnebolu'da nurlu günler<br />
<br />
<br />
Herkese tatil olur, Nur Talebelerine olmaz! Yarıyıl tatilinin başlamasıyla birlikte bizim de Risâle-i Nur okuma programlarımız başlıyor. Üniversite, lise, ortaokul, ilköğretim grubu kardeşlerimizi birer hafta hem dinlendiriyoruz, hem de oksijen çadırı olan dershanelerimizde mânen doyurmaya çalışıyoruz. Son anda gelişen hadiselerle Kastamonu&#8217;nun İnebolu ilçesine okuma programına gitmeye karar verdik. <br />
<br />
Uzun bir yolculuktan sonra binlerce melekle geldik Kastamonu&#8217;ya. Oradan da 1,5 saatlik uzaklıktaki İnebolu&#8217;ya! Bu senenin yağan ilk karıymış meğer! Nadirâttan kar gören biz İzmirliler için adeta bir hoşamedî merasimi gibiydi... İnebolu halkı yıllarca bol miktarda kar görmenin getirdiği bir ünsiyetle hayatlarına devam ediyor, biz de hazine bulmuş gibi hayretle etrafı temâşâ ediyor, karlara dokunuyor, maşaallah, barekâllah demekten kendimizi alamıyoruz... Hayatımda 4. kez bu kadar çok kar görmenin coşkusuyla kendimden geçmiştim. Zemin beyaz kefenine bürünmüş her yer bembeyazdı... <br />
<br />
Dışarıdaki soğuk havanın aksine dershanede uhuvvet dolu atmosfer vardı. Programa ilk kez katılan, hatta Risâle-i Nurları bir haftadır tanıyan kardeşlerimiz vardı. Ama sanki kırk yıldır Nur dairesindeki gibi uyumlu ve meraklı idiler. Hatta kardeşlerden bir tanesi &#8220;Abla, Said Nursî şimdi nerede yaşıyor?&#8221; diye heyecanla sordu. Meğer kardeşe Üstad Hazretlerinin vefat ettiğini söylememişiz. <br />
<br />
Bu programda bir kez daha gördük ki, hizmetimiz inayet-i İlâhiye altında. Cenâb-ı Hak hizmeti hazırlayıp hadimlerini istihdam ediyor ve Risâle-i Nur&#8217;a kalpleri cezb ve celbediyor. İlk kez okuyan ve belki de okuduğundan çok bir şey anlamayan kardeşler, zahmetlere rağmen sebat ve gayretle dersleri dinliyorlar. <br />
<br />
İnebolu'daki ikinci haftamız da minik Nur talebeleriyle geçiyor. Fıtratları bozulmamış masumlar evde tatil yapmak yerine okuma programına koşuyorlar. Nurlu 12 sima var karşımızda. İmanın rükünlerinin ispatını tek tek nakşediyor Üstadımız zihinlerine. İlk kez katılanlar olmasına rağmen her hakikati hemen idrak ediyorlar. Dikkatimizi çeken başka bir husus ise gazetemiz geldiğinde hergün okuyorlar. <br />
<br />
Namaza karşı iştiyakları da bu hususta usanç gösteren nefislere hüsn-ü misâl oluyor. İlk gün bir tanesi ağlıyor. Zannediyoruz ki annesini özlemiş. Soruyoruz sebebini: &#8220;Ben namaz kılmasını bilmiyorum, ne yapacağım şimdi?&#8221; cevabıyla karşılaşınca şaşkına dönüyoruz. Rahmet-i İlâhiyeyi celbedecek gözyaşları süzülüyor yanaklarından, tek tek anlatıyoruz ve rahatlıyor. <br />
<br />
Bir sabah dersimizde haşri anlatırken &#8220;Herşeyin üstüne bir turra, imza koymuş Rabbimiz&#8221; diyoruz. Kardeşlerden birisi: &#8220;Ama abla, benim üzerinde imzam yok ki&#8221; diyor, gülümsüyoruz ve nasıl imzalar olduğunu izah ediyoruz. <br />
<br />
Meraklı minikler cennet ve cehennemin nerede olduğunu merak ediyorlar. Biz de başlıyoruz anlatmaya.... Derse başlayalı bir saat oluyor, ama kimse bitsin istemiyor. Haşir meydanı, cennet, cehennem.. Bunların sırrını öğrenmek çok hoşlarına gidiyor. Eve gittiklerinde ailelerine anlatacaklarını söylüyorlar. <br />
<br />
&#8220;Ne yapayım, acele ettim kışta geldim. Sizler cennet asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacak&#8221; diyen Üstadımızı &#8220;Evet Üstadımız, ektiğiniz iman tohumları çiçek açtı meyveye durdu&#8221; diyerek rahmetle yâd edip ona lâyık talebe olma ümidiyle ve yeni muhabbetler, kardeşlikler kazanarak ayrılıyoruz kardeşlerimizden. <br />
<br />
<br />
İNEBOLU&#8217;DA NUR DERSLERİ <br />
<br />
Haftanın dört günü hanımlar buluşuyorlar. Perşembe günü İnebolu&#8217;ya 3 km uzaklıktaki şirin, ormanlar arasındaki Taşoluk Köyüne gittik. Üstelik bu köyün dershanesi de var ve hizmete açılalı bir ay olmuş. Yaklaşık 20 kişilik bir cemaatle karşılaşıyoruz. Köy ortamında bütün işlerini bırakıp iştiyakla risâle dersine katılmalarını hayretle izliyoruz. Nasıl da dikkatli dinliyorlar... &#8220;Isparta Kahramanları&#8221; gibi kalpleri tam iknâ olmuş ki her hafta Perşembe günlerini ayırıyorlar. Bu tavırları hanımların fıtraten de Risâle-i Nurla bağlı olduklarını gösteriyor. Rabbim hizmetlerini makbul, dershanelerini dâim eylesin, Taşoluklu mübarek teyzelerin duâlarıyla dönüyoruz İnebolu&#8217;ya yeni bir şevkle... <br />
<br />
Cuma, İnebolu&#8217;nun cemaat dersi... O küçücük dershane içi dışı nur olan ablalarla doluyor ve yaklaşık 50 kişi toplanıyor. Maşaallah bu ne hoş bir ortam. Uhuvvet, tesanüd, ittihad... Ruhların bayramı adeta. Tek tek görüşüp sohbet ediyoruz. Kalbî bir muhabbet oluşuyor. <br />
<br />
15 günlük İnebolu ziyareti ve okuma programlarını bitirdikten sonra İnebolu&#8217;daki kardeşlerimizle vedalaşıp İzmir&#8217;e doğru yola koyuluyoruz. Şahs-ı mânevimizin şirin bir ilçedeki azalarıyla tanışmanın sevinci ve coşkusu sarıyor âlemimizi. Hizmetlerimizdeki muvaffakiyetin sırrının kardeşlerin gıyâbî olarak yaptığı duâlar olduğunu birkez daha idrak ediyoruz. Ve hizmetin muvaffakiyeti için duâlar eden bütün kardeşlerimizin duâlarına &#8216;Âmin Allahümme âmin&#8217; diyoruz. Bizi misafir eden İnebolu&#8217;daki kardeşlerimizden Allah razı olsun... <br />
<br />
<br />
NURAYŞE ARI- AZİZE ÜNLÜ <br />
<br />
<br />
08.02.2010</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=38">Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları</category>
			<dc:creator>muhibbülkurra</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36323</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&#8220;İşi Ehline Vermek&#8221;]]></title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36322&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 03:43:56 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*&#8220;İşi ehline vermek&#8221;* 
 
Kur&#8217;ân bir âyetinde şöyle buyuruyor: &#8220;Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>&#8220;İşi ehline vermek&#8221;</b><br />
<br />
Kur&#8217;ân bir âyetinde şöyle buyuruyor: &#8220;Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah bu emriyle size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitir ve her şeyi hakkıyla görür.&#8221; (Nisa Sûresi, 58)<br />
<br />
 Yazar: Hasan KILIÇ<br />
 <br />
 Esasen, yetkili kimselerde aranması gereken, hem maharet/iş ehliyeti, hem de salahat/takva/İslamî ahlaktır. Ancak bu iki özelliği bir arada bulmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu takdirde;<br />
 <br />
 Hâkimiyet Müslümanlarda olduktan sonra, bazı gayrimüslimlerin maharetinden istifade etmenin herhangi bir sakıncası yoktur. Çünkü, her zaman, güzel ahlakla beraber güzel maharet ve güzel sanat aynı kişide bulunmayabilir. Öyle bazı yerler var ki, takva sahibi kişiden ziyade maharet sahibi kişiye ihtiyaç vardır. Nitekim, hiç kimse, saatinin tamirini o konuda hiçbir bilgisi olmayan bir veliye havale etmez. Bunun yanında şu da bir gerçektir ki, &#8220;Hırsız bir kimseyi hazinenin başına bekçi bırakmak, koyun sürüsünün başına kurdu bırakmakla aynı anlama gelir.&#8221;<br />
<br />
 Kur&#8217;ân bir âyetinde şöyle buyuruyor:<br />
 &#8220;Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah bu emriyle size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitir ve her şeyi hakkıyla görür.&#8221; (Nisa Sûresi, 58)<br />
<br />
 Emanetleri ehline vermek, işleri o işten anlayanlara vermek demektir. İşten anlamayan insan o işi yüzüne gözüne bulaştırır, fayda vereceğim derken zarar verir. Zararını da sadece kendisi değil, herkes çeker. Allah Resûlü (asm) bir işe bir kişiyi tayin edeceği zaman bu noktaya son derece dikkat ederdi. İşin altında ezilecek kimselere o işi vermezdi. <br />
<br />
 Yukarıdaki âyetin inişiyle ilgili şöyle bir olay anlatılır (Müslim, Hac, 390): Mekke döneminde Allah Resûlü (asm) bir grup sahabeyle birlikte Kâbe&#8217;ye girmek istemiş, o günlerde Kâbe&#8217;nin anahtarları elinde olan kayyım Osman bin Talha müşrik olduğu için oldukça kaba ve sert bir davranışla Kâbe&#8217;ye girmelerini engellemişti. <br />
<br />
 Bunun üzerine Allah Resûlü (asm), &#8220;Ey Osman!&#8221; dedi. &#8220;Öyle bir gün gelir ki Kâbe&#8217;nin anahtarları elime geçer, istediğim yere koyar, istediğim kişiye veririm.&#8221; dediğinde, Osman bin Talha: &#8220;Bu Kureyş&#8217;in bitişi, değerden düşüşü demektir&#8221; demişti. Allah Resûlü (asm) de: &#8220;Hayır, tam tersi o gün Kureyş ayakta kalacak ve değeri daha da artacaktır.&#8221; demişti.<br />
<br />
 Gün geldi Mekke fethedildi. Kâbe&#8217;nin tasarrufu tamamen Resûlullah&#8217;ın (asm) eline geçti. Kâbe&#8217;nin anahtarlarını istediği kişiye verebilecek konumdaydı. Ama o ne intikam duyguları içerisine girecek, ne de bu iş için Osman bin Talha&#8217;dan başka birini arayacaktı. Çünkü yukarıdaki âyet nazil olmuş, emanetlerin ehil olanlara verilmesi emredilmişti. Onun için Allah Resûlü (asm) işin ehli olan Osman bin Talha&#8217;yı çağırıyor, indirilen yukarıdaki âyeti okuyor, günün iyilik ve ahde vefa günü olduğunu belirterek Kâbe&#8217;nin anahtarlarını yeniden ona verirken Osman bin Talha ailesine şu tavsiyelerde bulunuyordu: &#8220;Ey Ebû Talha Oğulları! Allahü Teâlânın emanetini, sizde sürekli kalmak ve dürüst davranmak üzere alınız. Zulme girmedikçe onu elinizden kimse alamayacaktır.&#8221; <br />
 <br />
 Böylece iş hem ehil ellere teslim ediliyor, hem adama iş değil, işe adam seçilmesi gerektiği gösterilmiş, hem de Resûlullah&#8217;ın (asm) bir mû'cizesi gerçekleşmiş oluyordu. <br />
<br />
 Meşrutiyet devrinde &#8220;Şimdi Ermeniler kaymakam, vali oluyorlar. Bu nasıl olur?&#8221; şeklideki bir soruya Bediüzzaman&#8217;ın verdiği cevap şudur: <br />
 <br />
 &#8220;Saatçi ve makineci oldukları gibi&#8230; Zira meşrutiyet hâkimiyet-i millettir. <b>Hükümet hizmetkârdır.</b> Meşrutiyet doğru olursa, kaymakam ve vali reis değil, belki (bilakis) ücretli hizmetkardır. Gayr-ı müslim reis olamaz fakat hizmetkâr olur. Farz ediniz ki, memuriyet bir nevi riyaset, bir ağalıktır. Gayr-ı Müslimlerden üç bin adamı ağalığımıza, riyasetimize şerik/ortak ettiğimiz vakit, millet-i islamiyeden aktar-ı âlemde (dünyanın her tarafında) üç yüz bin adamın riyasetine yol açılır. Biri zayi edip bini kazanan zarar etmez.&#8221;(Münazarat/Asar-ı Bediiye, s.439).<br />
<br />
 Bu son cümlelerin özeti şudur: Biz ülkemizde onlara yer vermezsek, onlar da ülkelerinde bize yer vermezler...<br />
<br />
<b><font color=red>[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. <a href="register.php">Üye olmak için tıklayınız...</a>]</font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=14">Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri</category>
			<dc:creator>f5zx</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36322</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tugay Camiinin Temelini Kim Atmıştı?</title>
			<link>http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36321&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 22:40:12 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://yeniasya.com.tr/sentez/resimler/haber/646eb89fe67bb051cbb08422f1ad3cf4.gif               
 
*Tugay Camiinin temelini kim atmıştı?* 
 
Komutanların da hazır bulunduğu merasimin onur...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://yeniasya.com.tr/sentez/resimler/haber/646eb89fe67bb051cbb08422f1ad3cf4.gif" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" />             <br />
<br />
<b>Tugay Camiinin temelini kim atmıştı?</b><br />
<br />
Komutanların da hazır bulunduğu merasimin onur konuğu önemli: Bediüzzaman Said Nursî.<br />
<br />
ÜZERİNDEN zaman geçince bazı şeyler unutuluyor, o nedenle zaman zaman hatırlatmalar yapmakta yarar var. <br />
<br />
Laiklik konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin hassasiyeti biliniyor. Yakın zamanların toz-duman içindeki ortamında bu hassasiyetin kimi asker kişilerde evham derecesine tırmandığı ve bu tırmanışın baskı olarak siyasete yansıdığı da.<br />
<br />
Eskiden beri böyle miydi bu derseniz, cevabım hayır... Ordu her zaman laiklik konusunda duyarlıydı elbette; ama duyarlılık hiçbir zaman toplumda olumsuz intibalar uyandıracak boyutta değildi. Fikir vermesi bakımından 1957&#8217;den bir sahneyi buraya aldım. <br />
<br />
Fotoğraf Isparta Tugay&#8217;nda çekildi. Tugay Camii&#8217;nin temel atma töreninde. Komutanların da hazır bulunduğu merasimin onur konuğu önemli: Bediüzzaman Said Nursi. Temele ilk harcı koyması için davet edildiği dönemde Said Nursi&#8217;nin dini kişiliğinin ve Isparta&#8217;da bulunuşunun aldığı sürgün cezasının infazından kaynaklandığının bilinmediğini düşünmek mümkün değil. Ancak tugay komutanlarının söz konusu merasime kendisini davette mahsur görmedikleri de.<br />
<br />
<b>Avni Özgürel / Radikal, 7.2.2010</b><br />
<br />
<br />
  <font color="#000000"><font face="Times New Roman"><font color="#2e2e2e"><font face="Verdana"><font color="#000000"><font face="Times New Roman"><font color="#2e2e2e"><font face="Verdana"><i>İlgili haber:</i></font></font></font></font></font></font></font></font><br />
<br />
<b><font color=red>[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. <a href="register.php">Üye olmak için tıklayınız...</a>]</font></b><br />
<br />
&quot;1959 senesinde Isparta İmam-Hatip Okulu üçüncü sınıf talebesiydim. Sıcak bir kuşluk. Şehrin ana caddelerinde askerî cemseler... Merkezî yerlerde, 'Askeri mıntıkada cami yapılacak, bu vesileyle birlik içinde mevlid kıraat edilecek; arzu edenler cemselere binip merasimi iştirak edebilir' diye bir şayia yayıldı. Hususan İmam-Hatip Okulu öğrencilerini mektebin önündeki İstasyon Caddesinden cemselere doldurup kışlaya götürdüler. <br />
<br />
&quot;Ben de gittim. Geniş bir sahada aralıklı direklere hoparlör bağlanmış, temelin yanında da kürsü kurulmuş. Komutanlar, neferler, talebeler ve halk muhtelif şekilde yer yer sohbet etmekte. Silindir şapkalılar, beyaz şeritli talebe kasketleri, yüksek rütbeli subaylar dikkati çekiyor. Neferden ziyade subay var. Merasim saati bekleniyor. Aralarında sohbet eden gruplar birbirine ikişer üçer mesafede... Herkes ayakta. Hazırlığın sonu... <br />
<br />
&quot;Ansızın bir fısıltı yayılıyor kulaktan kulağa: <br />
<br />
&quot;Bediüzzaman Said Nursî geliyormuş!' <br />
<br />
&quot;Bir tuhaf oluyorum. Korkulan, kovalanan, herkesle görüşmekten menedilen, bilhassa subayların aleyhindeymiş intibaları yayılmak istenen bir zat böyle bir cemiyete nasıl geliyor? Sistemli bir düşünceye ve mantığa bağlı bulunmayan kafamda müthiş bir soru... <br />
<br />
&quot;Başımı fısıltının geldiği yana çevirdiğimde bir de ne göreyim; o kalabalık upuzun muntazam bir koridor şeklini almasın mı? Hayret ve hayranlığımı yenemiyorum. <br />
<br />
&quot;Kalabalığın dibinde bir kolunda Bayram, diğer kolunda Zübeyir Ağabeyler tutmuş olarak sarığıyla, siyah cübbesiyle, yün çorabı ve lâstik ayakkabısıyla, Üstad Bediüzzaman geliyor! Ve ne acaiptir ki, önünden geçtiği her komutan elini kasketine götürerek Üstad'ı selâmlıyor. Bediüzzaman onlara gülümsemelerin en nezihiyle ve elini başına götürerek hafif hafif sallayarak mukabelede bulunuyor. Ben daha sonra ondan başkasına bakmadım. Temelin yanına vardıklarında yüksek rütbeli bir komutan, 'Hocam, buyurun ilk konuşmayı siz yapın ve ilk harcı siz koyun' dedi. O zaman dünya içime sığıyordu, ama ben dünyaya sığmıyordum. Böyle hissetim. <br />
<br />
&quot;Üstad Bediüzzaman Hazretleri komutanın bu teklifine karşı teşekkür etti. İlk harcı koydu, fakat ihtiyarlığı ve hastalığı sebebiyle konuşamayacağını belirtti. Bunun üzerine bir hatip çıktı kürsüye konuştu. Mevlid okundu. Merasim uzadı. Misafirler ağırlandı.&quot; <b><font color="blue"><font color="#333333"><br />
<br />
(Son Şahitler  4.Cild s. 222)<br />
<br />
</font></font></b><img src="http://yeniasya.com.tr/sentez/resimler/haber/edc1e9fa3e239debb2879de0faf0e49d.jpg" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" /><br />
<br />
<font color="#000000"><font face="Times New Roman"><font color="#2e2e2e"><font face="Verdana"><i>Isparta Tugay Camii'nin temel atma töreninde ilk harcı koyarken (Talebesi Zübeyir Gündüzalp ile birlikte)</i></font></font></font></font><br />
<br />
<font color="#000000"><font face="Times New Roman"><font color="#2e2e2e"><font face="Verdana"><img src="http://yeniasya.com.tr/sentez/resimler/haber/4591f637a3186eec785a18bbccc788fc.jpg" border="0" alt="" id="vBCodeIMG" /><br />
</font></font></font></font><br />
<font color="#000000"><font face="Times New Roman"><font color="#2e2e2e"><font face="Verdana"><font color="#000000"><font face="Times New Roman"><font color="#2e2e2e"><font face="Verdana"><i>(Isparta Tugay Camii'nin temel atma töreninde protokolde yer alan davetlilerle birlikte)<br />
<br />
Sentez Haber<br />
</i></font></font></font></font></font></font></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.risaleforum.com/vb/forumdisplay.php?f=22"><![CDATA[Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)]]></category>
			<dc:creator>Şahide</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=36321</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
