<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD>Üniversitede sistem değişti yasak değişmedi

YÖK tarafından hazırlanan raporda son yıllarda, üniversitelerle ilgili tartışmaların öncelikli konularının ''türban'' ve ''katsayı'' konuları olduğu kaydedildi. Başörtüsü yasağı ve katsayı tartışması devam ediyor</TD></TR>
<TR>
<TD>
2007-02-27
14:38
</TD></TR>
<TR>
<TD id=C&#111;ntent>Başörtüsü ve Katsayı ne olacak?




Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'nin yükseköğretime ayırdığı kaynakların az olduğu ifade edilerek, finansman modelinde önemli değişiklikler yapılması gerektiği belirtildi.


YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç başkanlığında oluşturulan Strateji Komisyonunca hazırlanan rapor, kitap haline getirildi.


YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, kitabın önsözünde raporun son yıllarda yükseköğretim üzerinde yoğunlaşan tartışlamalara açıklık getirmeyi amaçladığını kaydederek, çalışmanın bunun yanı sıra doğrudan yasal düzenlemeden yola çıkılarak yükseköğretim sorununun aşılamayacağı ya da bir sonuca ulaşmanın mümkün olamayacağı endişesinin bir ürünü olarak ortaya çıktığını ifade etti.


251 sayfadan oluşan raporda, Türkiye'nin Yükseköğretim Stratejisi, ''Yükseköğretim Sistemlerinden Beklentiler: Dünya ve Türkiye'deki Yeni
Eğilimler'', ''Türkiye'de Yükseköğretim Sisteminin Bugünkü Yapısı ve Performansı'', ''Türkiye İçin Yükseköğretim Stratejisi'' başlıkları ile ele
alındı.


Kitabın ''Sunuş'' bölümünde Yükseköğretim Kurulunun sürekli olarak Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tuttuğu, değişik dönemlerde eleştirildiği, bazı bakımlardan başarılı olduğu, bazı sorunları çözmede ise yeterince başarılı olamadığı kaydedilerek, Türkiye'nin yükseköğretim sisteminin, gelişerek 68 devlet, 25 vakıf üniversitesinden oluşan toplam 93 üniversite ile daha karmaşık bir duruma geldiği belirtildi.


Son yıllarda, üniversitelerle ilgili tartışmaların öncelikli konularının ''türban'' ve ''katsayı'' konuları olduğu kaydedilerek, şöyle denildi:
''Türban diye adlandırılan ve ''İslami simge'' haline getirilen, genç kızların örtünme biçiminin, kamusal alanda kullanılmasının yasaklanması ile
ilgili bir ön tespit yapmakta yarar vardır. Zira bu örtünme biçiminin, kamusal alanda yasaklanması, önce ulusal yargı organlarımızın, ardından da uluslar arası mahkemelerin bağlayıcı kararlarına dayanmaktadır. Üniversiteler de diğer bütün kurumlar gibi, bu kararlara uymakla yükümlüdür. Hemen ekleyelim, bu tür yasaklamalardan hoşnut olmayanlar, bunların değiştirilmesinin hukuki yollarını hiç kuşkusuz kullanabilirler. Ancak, bir hukuk devletinde, kurallara ve mahkeme
kararlarına uymak bir yurttaşlık görevi olduğu gibi, aksi yöndeki tutum ve davranışlar karşısında uygulanacak yaptırımlara katlanma sorumluluğu da vardır. Bu açıklamalar dikkate alınmadan YÖK'ü ve üniversiteleri sürekli olarak töhmet altında bırakmak isabetli olmamaktadır.''


Sunuş bölümünde ''katsayı'' konusuna da değinildi. Üniversiteye giriş sınavında öğrencilere uygulanan farklı katsayıların, meslek liselerinden mezun olanlar için ''üniversiteye giriş yolunu tıkadığı'' iddiası ile sığ bir tartışmanın başlatılmış olduğu ifade edilerek, ''katsayı ile ilgili düzenlemeler, ortaöğretim (meslek liseleri ve genel liseler) öğrencilerinin, üniversite giriş sınavındaki başarıları değerlendirilirken, lise döneminde seçmiş oldukları alanlara göre kendilerine bir avantaj sağlamayı hedeflemektedir. Hiçbir ayrım yapmadan, bütün lise mezunlarına üniversiteye girişte tek bir katsayı uygulaması yapmak, koşulları eşit olmayan bir yarışma yaptırmakla eş anlamlıdır. Bu iki konu
etrafında kümelenen tartışmalar, yeni ufuklar açmaktan çok, tıkanıklar ve gerilemeler yaratmıştır'' denildi.


Raporla ilgili, 17 üniversitenin ve ilgili 3 sivil toplum kuruluşunun görüşlerini, YÖK'e gönderdikleri, 163 paydaşın da kişisel görüşlerini ve
önerilerini YÖK'e yazılı olarak ilettikleri, Dünya Bankası çalışma grubunun yeni bir seçenek sunduğu, bunun sonucunda da Strateji Komisyonunca tüm görüşlerin değerlendirilerek ''Türkiye Yükseköğretim Stratejisi''nin üzerinde mutabakat sağlanan bir metin haline getirildiği bildirildi.


YÜKSEKÖÐRETİM SİSTEMİNİN BUGÜNKÜ YAPISI


Kitabın, ''Türkiye'de Yükseköğretim Sisteminin Bugünkü Yapısı ve Performansı'' başlıklı bölümünde YÖK'ün kendi yapısı değerlendirildi.
''YÖK'ün başlangıç tasarımında, yükseköğretim sisteminin yönlendirilmesinde mali teşvik unsurlarından yararlanması düşünülerek, bütçe süreçlerinde önemli roller oynaması öngörülmüştü. Ama zaman içinde ve özellikle yaklaşık son 15 yıldır, üniversitelerin bütçelerinin dağıtımında, bir çeşit ''postacı'' rolünden daha fazla bir görev üstlen(e)memiştir'' denilen kitapta, şu andaki idari yapısının da bu işlevi taşıyabilecek kapasiteye sahip şekilde oluşmadığı vurgulandı.


Üniversitelerin tüm kadroları, üniversitelerin kuruluş kanunlarında belirlendiği için bu kadroların bir makro plan dahilinde dağıtımı veya gözden geçirilmesine ilişkin rolün üstlenilemediğinin belirtildiği kitapta büyümenin, gerektirdiği esnekliği sağlayacak düzenlemelerin yapılamadığı, bu tür düzenlemeleri gerçekleştirebilecek yapabilecek idari bir kadronun da oluşturulamadığı ifade edildi.


ÜNİVERSİTELER ARASI KURUL


Raporda, Üniversitelerarası Kurulun (ÜAK) akademik konularda karar ve tavsiye kararı almak için oluşturulmuş olmasına karşın, bugünkü yapısı içinde, bu işlevini yerine getirmekte önemli güçlüklerle karşılaştığı ve günümüzde işlevini ancak üniversite öğretim üyelerinin ve az sayıda personelinin özverisiyle sürdürebildiği belirtildi.


ÜAK'nın üye sayısının, yeni kurulan 15 devlet üniversitesi ile birlikte 186'ya ulaştığı ifade edilerek, ''Bu sayıdaki bir grubun verimli bir şekilde
çalışması olanaksız olmaktadır'' denildi. Kurulun, acilen 15 kadro ile takviye edilmesi için Milli Eğitim Bakanlığına sunulan talebin ise henüz sonuçlanmadığı belirtildi. Kurula bağlı olarak 120 dolayında öğretim üyesinin komisyonlarda çalıştığı ancak, bu üyelere ödeme yapacak herhangi bir fasılın, ÜAK bütçesinde bulunmadığı kaydedildi.Doçentlik jürilerinin karşılaştığı maddi sorunlara da dikkat çekildi.


SİSTEMİN İÞLEYİÞİNDE ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR


Raporda, üniversitelerin, yükseköğretim sisteminin temel birimi olduğu vurgulanarak, sisteminin başarısının üniversitelerin başarısına bağlı olduğu
belirtildi. Varolan sistemin işleyişinde ortaya çıkan sorunlar, üst yönetimden başlayarak şöyle sıralandı:


''Rektörlerin görev süreleri ve donatıldıkları yetkiler, o­nlardan rektör olurken önerdikleri programları liderlik yaparak uygulamalarının beklendiğini göstermektedir.


İşlev, belli bir vizyona dayandığında başarılı olarak yerine getirilebilmektedir. Üzerinde oydaşma sağlanmış böyle bir vizyona dayanmadığı durumlarda ise 'tek adam' yönetimine dönüşerek, üniversitenin yaratıcı bireylerinin katılımına kapalı bir yönetim niteliği kazanabilmektedir. Bu nedenle de yeterli kapasitelerle donatılmış rektörün kim olacağı, üniversitelerin başarısı açısından çok kritik bir önem kazanmaktadır.''


VAKIF ÜNİVERSİTELERİ


Vakıf Üniversiteleri yönetmeliğinde, mütevelli heyetine verilen yetkilerin en önemlisinin, üniversite rektörünün belirlenmesi olduğu vurgulanan raporda, ''Yasaya göre, mütevelli heyet rektör adayını belirleyerek, 'olur' almak üzere YÖK'ün olumlu görüşüne başvurmakta, rektör seçiminde cumhurbaşkanlığı devre dışı bırakılmaktadır. Oysa, Anayasa'da yer alan özel hüküm uyarınca vakıf üniversitesi rektörlerinin de cumhurbaşkanınca atanması hukuki bir zorunluluk olmaktadır'' denildi.


ÜNİVERSİTELERİN FİNANSAL YÖNETİMİ


Devletin, üniversiteleri kendi ürettiği kaynaklarla bir başka ifadeyle özel finansmanla baş başa bırakma eğiliminde olduğunun ifade edildiği raporda, 2003 yılından itibaren üniversitelerin döner sermayelerinin hükümetin kararlarıyla önemli kayıplara uğradığı savunuldu.


Yükseköğretim sisteminin tümünün finansman durumunun genel bir değerlendirmesinin yapıldığı raporda şunlar kaydedildi:


''İlk belirtilmesi gereken nokta Türkiye'nin yükseköğretime ayırdığı kaynakların azlığıdır. Eğer arzı artırıp, kaliteyi yükselterek, çağdaş bir iddia taşınmak isteniyorsa finansman modelinde önemli değişiklikler yapmak gerekecektir. Tabii ki, yalnız kaynakları artırmak yeterli olmayacak, aynı zamanda bu kaynakların etkin bir biçimde kullanılması için yeni yaklaşımlar ortaya koymak gerekecektir. 5018 sayılı yasayla uygulanmaya başlanan yeni yaklaşımın bu bakımdan ne kadar başarılı olacağı, ancak 2007 yılında döner sermaye gelirlerinin üniversite bütçeleri içine alınmasından sonra anlaşılacaktır.''



Sabah

http://www.sentezhaber.com/index.php...;index_id=8494</TD></TR>
<TR>
<TD></TD></TR></T></TABLE>