Bütün dünya, ciddi bir eğitim buhranı içindedir. Çünkü her türlü teknolojik
gelişmeye rağmen eğitimin ne tarifi yapılmış, ne de gayesi belirlenmiştir.
Eğitim, insan şerefine yakışan hayat tarzını öğretmek sanatıdır.
Gerçeği, güzeli ve iyiyi öğrenmek ve bu bilgilere uygun şekilde yaşamak, aslında
hiç de güç değildir. Ancak birçok ülke, böyle bir hayat tarzını tanımamakta veya
tanımakta zorluk çekmektedir. Böyle olunca da, körpe dimağlar, gereksiz ve
yanlış bilgilerle doldurulmakta, neticede ilim tahsil ediyor görünen kişilerin
cehaleti artmaktadır. Aşağı yukarı iki buçuk asırlık bir süre içerisinde,
batıdan yayılan eğitim ve bunun temeli olan ilim, şaşmaz fizik ve matematik
bilgileri aktarırken, biyoloji akla ve hayale gelmeyen yalanlarla süslenerek
insanoğlunun geleceğine en büyük kötülüğü yapmıştır.
Marksistler, dünya tarihinin en büyük yalan makinesi oldukları halde, isimlerini
doğrucuya çıkarmış, kendileri gibi düşünmeyenlere söz hakkını yasaklamışlardır.
Gerçekte hiçbir ciddi meselenin sahibi olmayan ateistler de, akıntıya kürek
çekmenin basit heyecanı içinde bu uğursuz projeyi desteklemiştir.
Eğitim, insanlık şerefine uygun bir hayat biçimini öğrenmek sanatıdır demiştik;
şu halde bu gayeye ulaşmanın ilk adımı; insanı bilmek ve ondaki manevi değerleri
öğrenip, ortaya çıkarmaktır. Halbuki marksist ve ateist çevreler insanı
tanımamışlar, ondaki manevi değerlerin tamamını yok ederek, akıbeti meçhul garip
topluluklar meydana getirmişlerdir. Fertler, manevi değerleri yok edilmiş bir
hayattan koparak korkunç bir kaosun içinde yuvarlanan zavallılar grubuna
dönüşmüş, sonuçta ilmi gerçekleri göz göre göre inkar eden marksist ve
ateistlerin esiri olmuşlardır. Bu durum, ilk defa Anglo Amerikan Kiliseleri’nde
farkedilmiş, Amerika ve İngiltere gibi ülkeler, kendi toplumlarını kurtarmak
için ciddi mücadelelere girerek bütün eğitim kurumlarını yeni baştan ve müsbet
bir şekilde programlamışlardır.
Gerçek eğitimden mahrum kalış ve okudukça cehaleti artmış insan tipini yurt
sathında ve bütün dünyada seyrediyorsunuz. Vatanseverliği, politikayı, hatta
kendi aile bünyesi içerisindeki münasebetleri bile, büyük bir yalan balonunun
arkasından seyrediyorlar. İnsanı, manevi değeri olmayan bir madde kabul etmek ve
hayvan türlerini gösteren çizelgelerde ona bir yer tayin etmek, ne yazık ki
çağdaşlık gibi çok önemli bir kelimenin sembolü haline gelmiştir. Aslında
çağdaş olmak, gerçeğe her gün bir adım daha yaklaşmış olmak demektir.

Fahr-i Kainat Efendimizin
(S.A.V.) ‘İki günü bir olan, ziyandadır’ şeklindeki mübarek sözleriyle
perçinleşen bu ifade, kainatın özü ve kusursuz bir sanat eseri olan insanoğlunun
hedefini göstermektedir. Yine çağdaşlık, dünkü insana nazaran biraz daha medeni
olmak manasını taşır ki; bu ise, insanlık haysiyetine saygı duyan ve insana
sevgiyle bakan manevi bir hadisedir. İşte eğitim, böyle bir çağdaşlığı
getirebilme sanatıdır
.
Eğer
eğitim; yalancı barış kelimeleriyle toplumları esir kamplarına sürükleme
sanatıysa, bunun şaşkın temsilcileri bizde de, Batıda da pek çoktur. Ancak
manevi değerlere saygılı bir eğitim, insanlara gerçek barışı sunabilir. Bunun
için ilk önce, insanı Yaradanı adına sevme sanatını öğreten eğitime muhtacız.

Ve gerçek eğitimi tanımlarken ana pirensiplere çok hassasiyetle yaklaşmak
zorundayız! Bu dikkate öncelikle biz muhtacız. Çünkü, medeniyetin kapısını açan
millet olmamıza rağmen; bizi barbar sanan aydınlarımız vardır. Biz, yeryüzünde
bütün bu gerçekleri bilen ve yaşayan bir milletin yepyeni temsilcileriyiz. Buna
rağmen kendi milli değerlerimizin zenginliğinden hasta olan ve bunları dinlerken
sıkıntı ve kalp spazmı geçiren aydınlara rastlıyoruz. Bu yüzden eğitim konusunda
son derece hassas olmalıyız. Çünkü asırlar boyunca manen tüketilmek istendiği
halde, ilahi bir mucize sırrıyla tükenmeyen bir milletin son kuşağıyız. Batının
tüm aklı başında ilim adamları tarafından, hayranlıkla seyredilen sosyal
yapımızın hiçbir zaman bozulmadığını ve bozulamayacağını ispat etmek zorundayız.
Allah’tan başka hiç kimseye hesap vermek zorunda olmayan bir milletin evlatları
olarak gerçek eğitime sindire bindire yaklaşmak ve onu kucaklamak tarihe karşı
kaçınılmaz bir borcumuzdur.
Gerçek eğitim, gönülleri çılgın dünya hevesleriyle kirlenmemiş olan her insan
arzuyla beklemektedir.
Menfi cephede yer almayı kendisi için kaçınılmaz görev sayan
bazıları,gerçeklerden habersiz oldukları için,elbette yapılan hizmetlerden
huzursuz ve rahatsız olacaklardır.Aşağıdaki eğitim esasları üzerinde birleşmek
hepimiz için bir huzur kaynağı olacaktır:
1.
Akılcı ilmin, laboratuardan gelen ya da araştırmalar sonucunda ortaya çıkan
bütün gerçekçi bilgilerini, eğitimin temeline yerleştirmek ve yavrularımızı bu
gerçek ilim çadırı altında toplamak.

2.
İlmi Marksist ve Ateistler tarafından katılmış yanlışlardan arındırmak Bizzat
kendi ülkelerinde bile değerini kaybetmiş olan evrimcilik, tarihi maddecilik,
marksist sosyoloji gibi baştan sona kadar yalanlarla yoğrulmuş bilgilerden
eğitimi kurtarmak

3.
Manevi değerlerimizi gerçeğine uygun biçimde tanıyarak sahip çıkmak.Bu arada
bir çoğu ruh hastası olduğu, bizzat yine batılı kaynaklarca tespit edilmiş bazı
batılı düşünürleri gerçek yönüyle tanıtmak ve bütün dünyayı ışık tutan
düşüncelerimizin eğitimin sistemi içerisindeki yerini,şerefle benimsemesini
sağlamak.

4.
Milli geleneklerimize ve milli vecibelerimize uygun spor dallarını
yaygınlaştırmak Bu hususta Efendimizin ( S.A.V) teşvik edici mübarek sözlerini
hatırlamalıyız.

5.
Yarınımızın teminatı olan gençlere mana değerini yüklerken, bu motifler yine
dünyanın ileride en seçkin toplumunu kuracaklarına inandırmak.Ve bu arada
özellikle marksist, ateist çevrelerin bir barbardan öte görmeyerek yerdikleri
milletinin, ne kadar faziletli,haysiyetli ve merhametli olduğuna
inandırmak.Dünya politikasında kendi manevi değerlerini terk etmeden ayakta
duracak yeni kuşakları böylece garantiye almak.

6.
Genç kuşakları sevgi ve müsamahaya dayalı tam bir düşünce hürriyeti içinde,kendi
özlerini bulacak şekilde eğitmek.

Eğitim konusundaki önemli bir konu da, ahlakla bilgi arasındaki dengeyi
kurmaktır.Bir kimseyi ve toplumu ne kadar bilgiyle yükletirseniz yükleyiniz, ona
manevi bir değer aşılayamamış ve ahlakın temel esaslarını öğretmemişseniz,bütün
emekler boşadır.Böyle bir eğitim yerine bilgisayar ithal etmek daha karlı bir
iştir.Eğitimli insan tipi, ahlak ve bilgiyi birlikte yürüten kültürün minik bir
üniversitedir.Aldığı bilgileri, manevi değerleri yok edici bir zeminde yaşamaya
çalışan insan,yalnız başarısızlıkla kalmaz, çevresinde bilgiye karşı nefret
uyandıran bir leke haline dönüşür.Kendi halkına inanmayan, kendi halkını
sevmeyen,okumuşlar işte böyle faydasız, sahibine isyan etmiş kompütüre
benzerler.Halk kitlelerinin kültürü ve bilginin faziletine kimseyi
inandıramazsınız.
Eğitim konusunda önemli bir mesele tarafsız bir bakış açısı bulunan fikir adamı
yetiştirmektir. Yoksa dünyanın en vahşi milleti, en zalim yönetimi sayılan
Roma’yı medeniyetin önderi, dünyanın en faziletli ve haysiyetli devleti sayılan
Selçuklu’ ları göçebe diye yargılayan insanları, toplum içinde fikir adamı
saymak, bu milleti kahreder. Yeni yetişecek kuşaklar mutlaka bu gibilerini
teşhis ederek, onların sözlerinden ve fikirlerinden vebadan kaçar gibi kaçmayı
öğrenmelidir.
Yüce
yaratıcının bir ismi, bir sıfatı da (Rab) sıfatıdır. Rab sıfatı, bütün eşyaya
yaygın düzenleyici, sanatlaştırıcı bir hikmeti temsil eder. İnsanlara yaygın
yansımasıyla öncelikle eğitim sırrını taşır. Þu halde, eğitim, İlahi sanatın bir
tarz tecellisidir. Eğer gerçeğine ve özüne dönük bir eğitim varsa, Rab sıfatının
tecellisi içerisinde, insanlar yücelir, toplumlar dirilir. Aksi takdirde eğitim
diye, insanları hayvan olduğuna inandırır, Kaos’a itersiniz.
Dünyaya gerçekçi bir gözle nazar ederseniz, teknolojik yapıları, bilgileri,
hatta servetin çok güçlü olduğu halde, toplum yapısı yıkılmaya yüz tutmuş
milletleri kolayca teşhis edebilirsiniz. Ülkelerde aklı başında fikir
adamlarının ortak feryadı şudur:
Manevi değerlerden yoksun gençleri; beyaz zehir, alkol,toplumdan kopma ve daha
tehlikelisi gayesizlik, zevkçilik ve tembellik içinde yok olmaktan kurtaramayız.
Bu gerçeğe rağmen hala çıkmaz sokağa koşan ve sokaktan meded uman bazı
aydınların hazin haline ibretle bakmalıyız. Ve onların gerçeğe karşı
direnişlerini ruhi yapılarındaki onarılmaz patolojiye bağlamalıyız.
İnsanların milletlerin çektiği ızdırapların özünde, sanıldığı gibi ekonomik
meseleler değil, yanlış eğitim yatar.

Hem
insanlara sonu toprak olan bir hayvan olduğunu telkin edeceksiniz, hemde o
insanın topluma sevgi ve fedakârlık göstermesini isteyeceksiniz çok gülünç
olmuyor mu?
İşte
böyle bir eğitimin ortaya koyduğu toplumlara bakınız, hepsi manevi morfinman
gibi makineleşmiş ve de laçkalaşmış.
İnsan Allah’ a inanmaz, manevi
değerlere bürünemezse toplum içinde tehlikeli bir mikroptan öteye geçemez işte
eğitim, bu sebeple toplumu yeniden ahenkleştirme, var etme sanatını, ilimle
manayı birleştirerek sağlar.

ONK. DR. HALUK NURBAKİ