+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Şark Üniversitesi İçin, Hürriyetten Evvel

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Şark Üniversitesi İçin, Hürriyetten Evvel

    BİTLİS, VAN VE DİYARBAKIR'DA

    Cehalet, zaruret ve ihtilâf düşmanlarına karşı sanat, marifet ve ittifak silâhlarıyla yapılması gereken cihadın en önemli araçlarından biri olarak gördüğü şark üniversitesi için 2. Meşrutiyetin ilânından önce İstanbul'a gelerek destek arayan Bediüzzaman Said Nursî, 1911'de şark aşiretleriyle sohbetinde de “Darülfünunu mutazammın pek âlî (üniversiteyi ihtiva eden yüksek) bir medresenin Bitlis'te ve Bitlis'in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir'de tesisini isteriz” demişti.
    HER DEFASINDA AKAMETE UĞRADI


    Bediüzzaman, projesini benimseyen Sultan Reşad'dan aldığı tahsisatla bu üniversitenin ilk kampüs binasının temelini Van gölü kıyısında atmış, ama Birinci Dünya Savaşının patlak vermesi üzerine inşaat tamamlanamamıştı. Said Nursî'nin Ankara'da aynı proje için Birinci Meclisten aldığı destek ve tahsisat da, kısa bir süre sonra medreselerin kapatılıp Bediüzzaman'ın sürgüne gönderilmesi ile yine akamete uğramıştı.

    Şark Üniversitesi için, hürriyetten evvel
    İstanbul’a geldim

    Ben hasta olmasaydım, ben de o mesele için vilâyat-ı şarkiyeye gidecektim. Ben bütün ruh u canımla Maarif Vekilini tebrik ediyorum. Hem 55 seneden beri, Medresetü’z-Zehra nâmında Şark Üniversitesinin tesisine çalışmak ve o üniversiteyi biri Van’da, biri Diyarbakır’da, biri de Bitlis’te olmak üzere üç tane veya hiç olmazsa bir tane Van’da tesis etmek için, Hürriyetten evvel İstanbul’a geldim. Hürriyet çıktı, o mesele de geri kaldı. Sonra İttihatçılar zamanında Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle Kosova’ya gittim. O vakit Kosova’da büyük bir İslâmî darülfünun tesisine teşebbüs edilmişti. Ben orada hem İttihatçılara, hem Sultan Reşad’a dedim ki: “Şark böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslâmın merkezi hükmündedir.”
    O vakit bana vaad ettiler. Sonra Balkan harbi çıktı. O medrese yeri istilâ edildi. Ben de dedim ki: “Öyleyse o 20 bin altın lirayı Şark Darülfünununa veriniz.” Kabul ettiler.
    Ben de Van’a gittim. Ve bin lira ile Van gölü kenarında Artemit’te temelini attıktan sonra Harb-i Umumî çıktı. Tekrar geri kaldı.
    Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’a geldim. Hareket-i Milliyeye hizmetimden dolayı Ankara’ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: “Bütün hayatımda bu darülfünunu takip ediyorum. Sultan Reşad ve İttihatçılar 20 bin altın lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.” Onlar 150 bin banknot vermeye karar verdiler.* Ben dedim: “Bunu mebuslar imza etmelidirler.”
    Bazı mebuslar dediler: “Yalnız sen medrese usûlüyle sırf İslâmiyet noktasında gidiyorsun. Halbuki şimdi garplılara benzemek lâzım.”
    Dedim: “O vilâyat-ı şarkiye âlem-i İslâmın bir nevî merkezi hükmünde, fünun-u cedide yanında ulûm-u diniye de lâzım ve elzemdir. Çünkü, ekser enbiyâ şarkta ve ekser hükema garpta gelmesi gösteriyor ki, Şarkın terakkiyâtı din ile kâimdir.HAŞİYE Başka vilâyetlerde sırf fünun-u cedide okutturursanız da, Şarkta herhalde millet, vatan maslahatı namına, ulûm-u diniye esas olmalıdır. Yoksa Türk olmayan Müslümanlar, Türke hakikî kardeşliği hissedemeyecek. Şimdi bu kadar düşmanlara karşı teâvün ve tesânüde mecburuz.” (...)
    HAŞİYE: Hattâ o zamandan evvel Türk olmayan bir talebem vardı. Eski medresemde hamiyetli ve gayet zekî o talebem ulûm-u diniyeden aldığı hamiyet dersiyle her vakit derdi: “Salih bir Türk elbette fâsık kardeşimden, babamdan bana daha ziyade kardeş ve akrabadır.” Sonra aynı talebe talihsizliğinden sırf maddî fünun-u cedide okumuş. Sonra ben dört sene sonra onunla görüştüm. Hamiyet-i milliye bahsi oldu. O dedi ki: “Ben şimdi Râfizî bir Kürdü, salih bir Türk hocasına tercih ederim.” Ben de “Eyvah!” dedim. “Sen ne kadar bozulmuşsun.” Bir hafta çalıştım. Onu kurtardım. Eski hakikatli hamiyetine çevirdim. Sonra Meclis-i Meb’usandaki bana muhalefet eden meb’uslara dedim: O talebenin evvelki hâli Türk milletine ne kadar lüzumu var. Ve ikinci hâlinin ne kadar vatan menfaatine uygun olmadığını fikrinize havâle ediyorum. Demek farz-ı muhal olarak siz başka yerde dünyayı dine tercih edip siyasetçe dine ehemmiyet vermeseniz de herhalde şark vilâyetlerinde din tedrisatına âzamî ehemmiyet vermek lâzım. O vakit bana muhalif meb’uslar da çıkıp o lâyihamı 163 meb’us imzâ ettiler. Bu kadar imzayı taşıyan bir istidâyı elbette yirmi yedi sene istibdad-ı mutlak onu bozamamış.
    * “Mustafa Kemal de içinde idi.” (Emirdağ Lâhikası, s. 439)
    Emirdağ Lâhikası, s. 402, (yeni tanzim, s. 775)
    Bediuzzaman Said Nursi
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Kazım GÜLEÇYÜZ

    Nurşin’e dönüş




    Cumhurbaşkanının üniversite eksenli Bitlis gezisinden kalan tartışma konularından biri, Gül’ün, ismi Güroymak olarak değiştirilen ilçeyi evvelce ve asırlardır kullanılan adıyla Norşin olarak ifade etmesi oldu.

    Buna en sert—ve anlamsız—tepki yine MHP lideri Bahçeli’den geldi. Cumhurbaşkanının ilçe halkını Norşin adını kullanarak selâmlamasını, “Daha ‘demokratik açılım’ başlamadan PKK’nın taleplerine cevap veriyor” diye eleştiren Bahçeli, nasıl bir bağ kurduysa, “İstanbul tabelâsını da Konstantinopolis mi yazacaksınız?” diye sordu.

    Eyne’s-serâ mine’s-süreyyâ! Ne alâkası var?

    PKK çeyrek asırdır başımıza belâ edilen bir musîbet, ama Norşin veya Nurşin ismi, asırlardır var. Bu isme dönülmesini isteyenler ise PKK değil, orada yaşayan insanlar. PKK da aynı taleple ortaya çıkıyorsa, onunki istismardan başka birşey değil. Ama PKK’yı bahane ederek halkın taleplerine duyarsız kalmanın mantığı var mı?

    Zaten, bugün çözüm aranan sorunun derinleşip bu boyutlara erişmesinin önemli sebeplerinden biri de, bölgeye yönelik asimilasyon politikalarının, hem insanların, hem yerleşim yerlerinin isimlerini “Türkçeleştirmek” suretiyle daha ileri ve rahatsız edici noktalara taşınması değil mi?

    (Norşin’i Güroymak yapanlar, Said Nursî’nin köyü Nurs’u da Kefirli olarak değiştirmişler...)

    Anadilini kullanma hakkına yapılan despotça müdahaleler ile bunların bilhassa nüfus ve tapu dairelerinde ve mahkeme salonlarında tetiklediği zorbaca tahakküm ve gerilimlerin halkta devlete karşı nasıl bir soğuma ve yabancılaşma hissi meydana getirdiğini anlayabilmek için illâ o sıkıntıya doğrudan muhatap olmak gerekmemeli.

    Bahçeli’nin Norşin tepkisindeki önemli bir sakatlık da, diğer söylemlerinde her fırsatta “Etle tırnak gibiyiz” sözünü tekrarladığı Kürtleri adeta Bizanslılarla bir tutan bir mantık sergilemesi. Konstantinopol örneğinin başka bir izahı var mı?

    Gerçi Gül’ün, Bitlis dönüşü yaptığı açıklamalarda Bizans eserlerini de “zenginlik” olarak nitelemesi bağlamında Kültür Bakanının geçtiğimiz günlerde Ayasofya’daki eski fresklerden birini açığa çıkarmakla övünmesi böyle bir tepki için makul ve anlaşılır bir gerekçe teşkil edebilir.

    Ama Ayasofya için sessiz kalan Bahçeli’nin bu tepkiyi Norşin gibi hiç alâkası olmayan bir konu üzerinden ortaya koymasının hiçbir anlamı yok.


    Nurşin'de insan kıyafetli melekler

    Norşin bahsi açılmışken, Said Nursî’nin Mesnevî-i Nuriye isimli eserinden, konuyla ilgili çok lâtif bir anekdotu aktarmazsak bahis eksik kalır:

    “Eğer istersen, hayalinde Nurşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git, bak. Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melâikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir. Göreceksin ki, akrepler insan libası (elbisesi) giymişler ve ifritler adam suretini almışlar.” (s. 412)

    Maddeten fakir, ama manen melekleri andıran birer sultan ve padişah hüviyetindeki Doğu insanı ile, Batının “medenî” görüntüsü altında akrep ve ifrit gibi zehirlemekten zevk alan materyalist ve vahşi insan tipi arasındaki büyük uçurum bu sözlerde veciz şekilde ifade ediliyor.

    Norşin tartışmasının tedai ettirdiği mânâlardan biri de, dünyayı kendi hasis menfaatlerine göre tanzim hırsıyla hareket eden Batılı emperyalistlerin yönlendirmesiyle ve yerli istibdat rejimlerince uygulanan baskı, tahakküm ve sömürü politikalarının, bahsi geçen melek karakterli insanları hedef alarak büyük sıkıntılara soktuğu.

    Ama o insanlar bu baskılara, provokatörlerin ekmeğine yağ sürecek fevrî çıkışlarla değil, sabır ve teennî ile mukabele edip, yine dehşetli tuzakları bozmuş ve böylece daha büyük fitnelerin önüne geçmişler. Bu örnek ahlâk ve tavırlarıyla, hem PKK’ya istismar edeceği yeni malzemeler vermemiş, hem de devlete, yaptığı vahim hataları düzeltme ve telâfi fırsat ve şansını sunmuşlar.

    Norşin ismine dönülmesinde olduğu gibi...

    12.08.2009

    E-Posta:
    irtibat@yeniasya.com.tr
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  3. #3
    Yasaklı Üye emrahh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    82

    Standart

    Kazım GÜLEÇYÜZ
    Küresel Bitlis vizyonu

    A+ | A-



    Bitlis gündeme gelmişken, bu bahsin yine Bediüzzaman eksenli ilginç bir boyutunu daha hatırlamazsak konu eksik kalır.
    O boyuta ışık tutan anekdotlardan biri, Bediüzzaman’ın sıkıyönetim mahkemesinde idam tehdidiyle yargılanıp beraat ettiği 31 Mart olayı sonrasında İstanbul’dan ayrılıp Karadeniz üzerinden şarka dönerken uğradığı Tiflis’teki Şeyh San’an tepesinde bir Rus polisiyle yaptığı tartışma.
    Tepeden şehre bakarken yanına gelip “Niye böyle dikkat ediyorsun?” diye soran polise “Medresemin planını yapıyorum” cevabı veren Said Nursî ile polis arasındaki muhavere şöyle gelişir.
    Polis: “Nerelisin?”
    Said Nursî: “Bitlisliyim.”
    Polis: “Bu Tiflis’tir.”
    Said Nursî: “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir.”
    Soru-cevaplar devam ediyor, ama biz bundan sonrası için okurları Tarihçe-i Hayat s. 125’e yönlendirip burada keselim ve konumuzu doğrudan ilgilendiren son cümlede yoğunlaşalım.
    Bu sözüyle Bediüzzaman, farklı ülkeler bir yana; yakın şehirler, hattâ komşu kasaba ve köyler arasında bile gidiş gelişlerin çok güç olduğu; zorunlu tehcirler ve cephelere asker sevkiyatıyla yapılan gidişler dışında sınırötesi seyahatlerin çok nadir cereyan ettiği; çoğu insanın, koca bir ömrü doğduğu yerde tamamladığı bir dönem ve ortamda, Bitlis-Tiflis kardeşliğinden bahsediyor...
    Böylece, ülkeler arası gidiş gelişlerin sıklaştığı; farklı ülkelerin şehirleri arasında kardeşlik ilişkilerinin kurulduğu günümüzden bir asır önce bu modeli telâffuz ederek, bu hususta da farkını gösteren müthiş bir öngörüde daha bulunuyor.
    Bu eşleştirmeyi, o zamanlar Çarlık Rusya’sının hakimiyeti altında bulunan ve nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan olan bir şehirle Müslüman Bitlis arasında yapması da, aynı kapsayıcı vizyonun son derece dikkat çekici bir başka tezahürü.
    Bediüzzaman’ın polise söylediği ilk cümle ise, Tiflis’i de, hayatı boyunca takipçisi olduğu üniversite ve eğitim projesi ekseninde temâşâ ettiğinin ifadesi. Böylece, Medresetüzzehra adını verdiği projenin merkezi için Bitlis’i düşünürken, bu şehrin kardeşi olarak nitelediği Tiflis’te de şubelerini açma niyetinde olduğu anlaşılıyor.

    Uluslararası bir bölge üniversitesi
    Demek ki, Said Nursî bu önemli projeyi daha o günlerde dahi uluslararası boyutta tasarlamış.
    Aradan yaklaşık yarım yüzyıl geçtikten sonra, 1950’li yıllarda “Reisicumhura ve Başvekile” hitaben yazdığı mektupta bu konuyu şöyle açıyor:
    “Vilâyat-ı şarkiyenin (doğu vilâyetlerinin) merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan’ın ortasında, Medresetüzzehra mânâsında, Camiül-Ezher üslûbunda bir darülfünun, hem mektep, hem medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikına (hakikatlerine) çalıştığım gibi ona da çalışmışım.” (Emirdağ, s. 843)
    Aynı mektubunda, bu üniversite ile varılmasını öngördüğü hedefleri de şöyle sıralıyor Üstad:
    * “İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan’daki milletleri menfî ırkçılık ifsad etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile “Mü’minler ancak kardeştir” (mealindeki) Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsinin (temel bir kanununun) tam inkişafına mazhar olsun.”
    * “Felsefe fünunu (fenleri) ile ulûm-u diniye (dinî ilimler) birbiriyle barışsın.”
    * “Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikıyla (hakikatleriyle) tam musalâha etsin (barışsın).” * “Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin.” Ve Said Nursî “orta şarkta sulh-u umumînin temel taşı ve birinci kalesi” olarak nitelediği bu üniversiteyi, harp gibi önüne geçilemeyen hadiseler ve mâlûm devlet politikaları sebebiyle maddeten tesis edemedi, ama dünyanın her yeri gibi Bitlis’te de, Tiflis’te de şubeleri olan cihanşümûl Risale-i Nur üniversitesiyle manen inşa etti.

    13.08.2009


  4. #4
    Yasaklı Üye yazıkumandanı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    kahramanmaraş
    Mesajlar
    109

    Standart

    Alıntı Bîçare S.V. Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    BİTLİS, VAN VE DİYARBAKIR'DA

    Cehalet, zaruret ve ihtilâf düşmanlarına karşı sanat, marifet ve ittifak silâhlarıyla yapılması gereken cihadın en önemli araçlarından biri olarak gördüğü şark üniversitesi için 2. Meşrutiyetin ilânından önce İstanbul'a gelerek destek arayan Bediüzzaman Said Nursî, 1911'de şark aşiretleriyle sohbetinde de “Darülfünunu mutazammın pek âlî (üniversiteyi ihtiva eden yüksek) bir medresenin Bitlis'te ve Bitlis'in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir'de tesisini isteriz” demişti.
    HER DEFASINDA AKAMETE UĞRADI


    Bediüzzaman, projesini benimseyen Sultan Reşad'dan aldığı tahsisatla bu üniversitenin ilk kampüs binasının temelini Van gölü kıyısında atmış, ama Birinci Dünya Savaşının patlak vermesi üzerine inşaat tamamlanamamıştı. Said Nursî'nin Ankara'da aynı proje için Birinci Meclisten aldığı destek ve tahsisat da, kısa bir süre sonra medreselerin kapatılıp Bediüzzaman'ın sürgüne gönderilmesi ile yine akamete uğramıştı.

    Şark Üniversitesi için, hürriyetten evvel
    İstanbul’a geldim

    Ben hasta olmasaydım, ben de o mesele için vilâyat-ı şarkiyeye gidecektim. Ben bütün ruh u canımla Maarif Vekilini tebrik ediyorum. Hem 55 seneden beri, Medresetü’z-Zehra nâmında Şark Üniversitesinin tesisine çalışmak ve o üniversiteyi biri Van’da, biri Diyarbakır’da, biri de Bitlis’te olmak üzere üç tane veya hiç olmazsa bir tane Van’da tesis etmek için, Hürriyetten evvel İstanbul’a geldim. Hürriyet çıktı, o mesele de geri kaldı. Sonra İttihatçılar zamanında Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle Kosova’ya gittim. O vakit Kosova’da büyük bir İslâmî darülfünun tesisine teşebbüs edilmişti. Ben orada hem İttihatçılara, hem Sultan Reşad’a dedim ki: “Şark böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslâmın merkezi hükmündedir.”
    O vakit bana vaad ettiler. Sonra Balkan harbi çıktı. O medrese yeri istilâ edildi. Ben de dedim ki: “Öyleyse o 20 bin altın lirayı Şark Darülfünununa veriniz.” Kabul ettiler.
    Ben de Van’a gittim. Ve bin lira ile Van gölü kenarında Artemit’te temelini attıktan sonra Harb-i Umumî çıktı. Tekrar geri kaldı.
    Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’a geldim. Hareket-i Milliyeye hizmetimden dolayı Ankara’ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: “Bütün hayatımda bu darülfünunu takip ediyorum. Sultan Reşad ve İttihatçılar 20 bin altın lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.” Onlar 150 bin banknot vermeye karar verdiler.* Ben dedim: “Bunu mebuslar imza etmelidirler.”
    Bazı mebuslar dediler: “Yalnız sen medrese usûlüyle sırf İslâmiyet noktasında gidiyorsun. Halbuki şimdi garplılara benzemek lâzım.”
    Dedim: “O vilâyat-ı şarkiye âlem-i İslâmın bir nevî merkezi hükmünde, fünun-u cedide yanında ulûm-u diniye de lâzım ve elzemdir. Çünkü, ekser enbiyâ şarkta ve ekser hükema garpta gelmesi gösteriyor ki, Şarkın terakkiyâtı din ile kâimdir.HAŞİYE Başka vilâyetlerde sırf fünun-u cedide okutturursanız da, Şarkta herhalde millet, vatan maslahatı namına, ulûm-u diniye esas olmalıdır. Yoksa Türk olmayan Müslümanlar, Türke hakikî kardeşliği hissedemeyecek. Şimdi bu kadar düşmanlara karşı teâvün ve tesânüde mecburuz.” (...)
    HAŞİYE: Hattâ o zamandan evvel Türk olmayan bir talebem vardı. Eski medresemde hamiyetli ve gayet zekî o talebem ulûm-u diniyeden aldığı hamiyet dersiyle her vakit derdi: “Salih bir Türk elbette fâsık kardeşimden, babamdan bana daha ziyade kardeş ve akrabadır.” Sonra aynı talebe talihsizliğinden sırf maddî fünun-u cedide okumuş. Sonra ben dört sene sonra onunla görüştüm. Hamiyet-i milliye bahsi oldu. O dedi ki: “Ben şimdi Râfizî bir Kürdü, salih bir Türk hocasına tercih ederim.” Ben de “Eyvah!” dedim. “Sen ne kadar bozulmuşsun.” Bir hafta çalıştım. Onu kurtardım. Eski hakikatli hamiyetine çevirdim. Sonra Meclis-i Meb’usandaki bana muhalefet eden meb’uslara dedim: O talebenin evvelki hâli Türk milletine ne kadar lüzumu var. Ve ikinci hâlinin ne kadar vatan menfaatine uygun olmadığını fikrinize havâle ediyorum. Demek farz-ı muhal olarak siz başka yerde dünyayı dine tercih edip siyasetçe dine ehemmiyet vermeseniz de herhalde şark vilâyetlerinde din tedrisatına âzamî ehemmiyet vermek lâzım. O vakit bana muhalif meb’uslar da çıkıp o lâyihamı 163 meb’us imzâ ettiler. Bu kadar imzayı taşıyan bir istidâyı elbette yirmi yedi sene istibdad-ı mutlak onu bozamamış.
    * “Mustafa Kemal de içinde idi.” (Emirdağ Lâhikası, s. 439)
    Emirdağ Lâhikası, s. 402, (yeni tanzim, s. 775)
    Bediuzzaman Said Nursi

    Medresetüzzehra Camii Şerifi ve Külliyesi İmar Projesi hazrlanmalıdır.

  5. #5
    Yasaklı Üye yazıkumandanı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    kahramanmaraş
    Mesajlar
    109

    Standart

    şark darülfünunu dicle fırat boyları mezopotamya ve maveraünnehir merkezlerde küşat edilmesi ve bu darülfünunun darülhattatin kısmında arabi risalelerin neşri tamimi ve muhafazası inşaallah fali hayır olur.

    1) anadolu medresetüzzehra camii şerifi ve külliyesi merkez ve şubeleri
    2) ceziretülarap sina mısır maveraünnehir m.zehra camii ve külliyesi merkez ve şubeleri imar projeleri var. kısımları şunlardır;

    mektepler, medreseler, darülfunun ve kısımları, imarethane, tekye, zaviye, zikirhane, tabhane, kütübhane, müşaverehane, arşiv, vesaire kısımlardan müteşekkildir. imar projesi hazırlanıyor. inşası için inşaallah.

  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Norşin Medresesi ve Said Nursi…
    13 Ağustos 2009 Perşembe 06:30
    Norşin veya Nurşin biri Bitlis’te bir ilçenin adı (Norşin), diğeri Van’da bir caminin adı (Nurşin) .
    “Yeni oluşmuş yerleşim” anlamına geliyor. Van’da bu kelime Nurşin olarak değişime uğramış…

    Bu kelime kendi mekanında ve Norşin halkının önünde, Cumhurbaşkanı tarafından telaffuz edilince tartışmanın adı olmaya yetti. Bir anda bir takım senaryoların ve bir kısım tartışmaların da adı oldu.
    Bilindiği üzere 1960’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde küçük nüfuslu, ismi duyulmamış tüm ilçe ve köylerin adları, çıkarılan bir kanunla bir gecede değiştirilmişti. Fakat bu durum umumiyetle makes bulmamış, hemen hepsi eski adları ile telaffuz edile gelmiştir. Hatta bir kısım ilçeler ilgili kurumlara müracaat ederek düzeltme cihetine gitmişlerdir. Güroymak (Norşin) da bu günlerde bu değişimi düzeltmek için Milletvekilleri aracılığı ile isim değişikliği önergesini meclise taşımış bulunuyor. Umarız isteklerine kavuşurlar. Her şey (eskilerin tabiriyle) aslına rücu eder, yani normale döner.
    Bizi ilgilendiren ciheti bu tartışmaların yönünün bir şekilde, bir takım yazarlar tarafından, Üstadımızın Norşin Medresesinde ders almış olmasına kaydırılmasıdır.
    Güya Bediüzzaman Hazretleri orada ders aldığı için bu isim telaffuz edilmişmiş...
    Bir diğer adı Şeyh Abdurrahmanı Taği Medresesi olarak geçen bu medrese Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit nahiyesinin Tağ köyünde kurulmuştur. Bu konuda bilgisine başvurduğumuz Sabri Okur (Nurslu -bugünkü adı Kepirli- Bediüzzaman Said Nursi’nin akrabası) şunları söylemiştir.
    “Bediüzzaman hazretlerinin de orada eğitim aldığı, Tağ köyünün ismiyle anılan bu medrese Nurs’a (Kepirli) dört km. mesafededir. Bu medreseyi Şeyh Abdurrahmanı Taği hazretleri kurmuştur. Bu medreseyi kurduktan bir müddet sonra Norşine geçmiş ve medresesinin bir şubesini de orada açmıştır. Oradaki bu medreseye bugün Norşin Medresesi deniyor.
    Bu gün Güroymak adını alan bu ilçenin bir de yaylası var. Adı Şeyhan Yaylası (Risale-i Nurlarda adı geçiyor) Şimdiki Norşin’in (Güroymak’ın) dağ tarafında ve Şeyh Abdurrahmanı Taği hazretlerinin metfun olduğu yerin yukarı bölgesindedir.”
    “Bediüzzaman Hazretleri daha çocuk denecek yaşlardayken Tağ Medresesinde okumaya gider. Oradan da zaman zaman Hocası ve Abisi Abdullah ile birlikte Norşin’e gelir. Bir defasında yaz aylarına denk geldiği için de Norşin halkı ile birlikte o da Şeyhan Yaylasına giderek derslerine orada devam eder. Tarihçe-i Hayatta geçen malum hadiseyi işte bu yaylada yaşamıştır.”
    Tarihçe-i Hayat’ta da bu mesele kısaca şöyle ifade edilmiştir. “Biraderi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiler. Yaz olması dolayısıyla, ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan Yaylasına gittiler.” (Tarihçei Hayat sh. 49)
    Ayrıca, Said Nursi’nin 1922’de Ankara’dan Van’a geldiğinde -sürgün edildiği tarihe kadar- Nurşin isminde bir camide kaldığı bilinmektedir. Eskiden camiler aynı zamanda birer medrese gibi kullanıldığından Üstad da orada bir kısım talebelerine ders verir. Burada bir çok talebe yetiştirdiğini biliyoruz. Bunlardan ismini sayabildiğimiz Molla Hamid, Molla Resul ve Molla Habib gibi… Bir de zaman zaman yanına giden Bekir Tunçtürk var.
    Üstad kışın Nurşin Camiinde kalır ama yaz ayları geldiğinde Erek Dağına çıkar talebelerinin kazdığı bir sütrede (Üzeri ağaç dalları ile örtülmüş toprak çukur) yazı geçirir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Yasaklı Üye yazıkumandanı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    kahramanmaraş
    Mesajlar
    109

    Standart

    evet alah razı olsun efendim.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Şark Hizmeti Zorunlu Olmalı mı?
    By KeKe in forum Eğitim
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 29.04.09, 22:34
  2. ABD'nin 7 Üniversitesi Bu Türk'ün Peşinde!
    By akıncı in forum Gündem
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 25.06.08, 19:12
  3. İnternet Üniversitesi
    By jasmin in forum Eğitim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.02.08, 19:32
  4. Aşr-ı Evvel-i Zilhicce İçin Ne Yapabiliriz?
    By harameyn_72 in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 12.12.07, 15:37
  5. Tarihi Ve Siyasi Boyutlarıyla Şark Meselesi
    By PirMuhammed in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.07.07, 12:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0