Kar topluyor kırdığımız aynalarda halâ saklı sûreti aşkın.
Aşkın çocukları, atalarının kovulduğu diyarlara
peşlerine taktıkları bulut uğultusu ve peşlerine takılan
karanlık yüzlü hafiyelerle dönüyorlar bir gece vakti;
ahali şaşırıyor.
Birazdan kar yağacak çünkü, bunu biliyor rüyâlarını unutmayan çocuklar.
Unutmuyor ve soruyorlar çarşılarda, banka kuyruklarında,
kampüslerde biriken kalabalığa:
"Siz de masmavi ağladınız mı hiç rüyânızda? "
Soruyor ve sonra ağlıyor aşkın çocukları;
zira maviyi hatırlayan çıkmıyor aralarından,
ağlamanın ne demek olduğunu da.
Aynalara bakmayı ne çok ertelediniz,
diyor çocuklar ve aynaların ardında boy veren şiir ağaçlarıyla
dilsiz dudaksız konuşmayı. Oysa aynalar bu şehirde hepten kırık.
-Kırmadık mı aynaları?-

Siz hâyâl görüyorsunuz, diyor ahali, biz ayna bilmeyiz ve sevmeyiz soru soranları.
Gelenler yürüyor şehrin dışına, bu gün, diyorlar,
bu gün Aşk'ın sene-i devriyesi olmalı.

Birazdan kar yağacak, kar topluyor kelimeler.
Yollar çaprazlandığında patikalara çıkan,
sular kabardığında kıyıya inen aşkın görkemli terekesine göz dikenler,
yağmalayacak ne bir altın para ne de bir atlas göynek bulabiliyorlar.
O ki, yalnız kızıl bir küheylanın terli soluyuşunu miras bırakıyor çocuklarına.
Çünkü, koşmaktır aşk, her yılgı sabahında yeniden ve yeniden doğrulup.
Terlemektir taş atarken denizlere, solumaktır gül kesimi bir 'ân'ı.
Gökyüzünü kızıl bestelerin öpüşleriyle onarmaktır.
Aşk, öldüğünde geriye 'ölüm' kadar diri lisân bırakmaktır.
Aşkın çocukları bunu da biliyor
ve garbın tâ ucundan görülebilen bir ateş yakıyorlar,
ölümcül bir merhametle diriltmek için bütün lügâtları.
Tek bir kelime sağ kurtuluyor yalazlardan: isyan!
Bu gün, diyorlar sonra, bu gün Aşk'ın nevruzu olmalı.

Fatma Çolak