Biz istesek de istemesek de zaman geciyor.
Zamanin gecmesi, hergün her kösebasinda, degerini kaybettirecek sIk ve rastgele söyledigimiz "zaman geciyor" dertlenmelerinin ötesinde bir gercek ve kriz olarak karsimizda.

Evet zaman geciyor ve biz bu dünyadaki sonumuza yaklasiyoruz.
Yani ötesini pek aklimizin almadigi, ancak bu hayat cercevesindeki basitlik ve adiliklere sInIrlandirdigimiz bir zaman hacmini dolduruyor ve her fani icin olacak olan sona dogru adIm adIm yürüyoruz.
Anlara tutunup, baslamak icin hep yarinlari, güzel yarinlari bekleyen ahmak tarafimiza güveniyor ve bekliyoruz.
Bu bekleyis cogu zaman sona kadar sürüyor.
Güvendigimiz cok sey geride kaliyor.
Günes mesela...
Her sabah dogan, bize günü sunan ve IsIsIyla gevsedigimiz, kendimize yakin buldugumuz cocukken baska, gencken baska duygularla bezedigimiz günes, biz öldükten sonra da dogacak.
Biz yokuz diye anlamsiz bie mateme bürünecek degil.
Yagmur da öyle...
Haydi bunlar kiyamete kadar bir sekilde varligini sürdürecek olan seyler...
Ya mahallemizin sütcüsü, cöpcüsü...
Onlar bizim göcüp gittigimizi ya bilecek ya bilmeyecek.
Bilseler bile, bilmeleri bir anlik, unutuslari zamanlar boyu...
Ve hatta...
Hatta esimiz dostumuz...
Cogunun bizimler beraberligi mezarliga kadar olacak.
Onlar da arkamizdan hemencecik gelmeyecekleri gibi, pek sevdgimiz insanlarin, eslerimizin, dostlarimizin epeyce bir kismi, bir kac gün veya birkac hafta bilemediginiz birkac ay sonra sizi unutacak..
Velhasil hayat devam ediyor.
Zaman geciyor.
Gecen zaman bizi hayatin sonuna yaklastiriyor.
Biz onca unutulmalara ragmen, sonsuza kadar sürecek birlikteler armonisinde bekleyisler icinde olacagiz...
Felaket olan bu...
Ölüm degil...

~Murat Basaran~