Yalnız kaldığında insan dertleriyle, bırakılmışsa kul gam ve kederiyle, gecenin koynuna sığınınca, boynuna sarılınca karanlığın, şad olur işte o dem... Hüzünler başka bir hale bürünür artık; sürura dönüşür. Bir başka aşk olur artık; seher aşkı... Karanlıkların aydınlığa terfi etmesini müşahede etme heyecanı oluverir artık... Ateşlerin gül olması demi gelince, o güllerin kokusundan hisse almak saadeti yaşanır…Çokların bir, birlerin çok olduğu vaktin füyuzatının hissi uyanıverir kalpte... Öyle basit değil… O vaktin hususiyeti, hissiyatı var. İnanmak buna daha ne mucizeler getirir insana.

Bir derdini taşımadan başka bir yaratılmışa şikayet etmeden, geceye saklasa o çözümsüz sandığı sıkıntısını, Rabbine ulaştırsa hemencecik, görecek ki aydınlıkmış esasında karanlıklar…

Dertler dermanmış…

Allah’a yaklaştırmakmış.

Geceler uyumak değil; Allah’ı anmakmış.

Zahirde cefa olanın esasında sefa olduğunu idrak edince insan bir aşka dönüştürecek seheri.

Âşık sevdiğine erişmek için yollar bulur, fırsatlar kollar ya… Âşık kul, sevdasına düştü mü aydınlık gecenin, yaşamak için onu, onun için yaşar… Tıpkı aşık gibi; maşuk için yaşar. O diğerlerinden güzel, diğerlerinden üstün ve diğerlerinden nazlı, her kişiye malum olunmayan zamana erişmek de ancak aşığın ideali olsa gerek…Sırları gecelerde bilen ve arayan seher aşıklarının gündüzleri de gecenin aksidir. Bu yüzden hayatları hep gece aydınlığında geçer onların. Her saatleri gecedir, gecenin tezahürü bir bereketledir.

İbrahim Rabbini gece keşfetti.

Yusuf, Züleyha imtihanını gece kazandı, zindanı gece ama gecesi aydınlıktı.

Yunus’un balığı geceydi ama gecesinin ardı ışık oldu.

Eyüb uyumadı; maraza, sebebi oldu; geceleri gündüz.

Senin de var elbet bir sebebin, bir gecen.

Gecenin gündüzlüğüne inanır mısın sen ?
Alıntı.....