Aks-i sada

Ben aks-i sadayım..yol kenarındayım bu sabah..o durup baktığın sarı çiçekteyim…Ben aks-i sadayım..hani dün geceden hayalinde kalma yıldızdayım..ışıl ışılım hala…Ben aks-i sadayım kehkeşandan…O muhteşem manevraların hayretinden ve heybetinden ürktüğünde de oradaydım, ben aks-i sadayım…

Bazen bir leyle bir nehara ilişirim…bazen zamandır benim beşiğim..bazen bir şairi kefenlerim… Elini öperim şadırvanda dedemin… Ben aks-i sadayım…

Bahar vagonlarında gelirim vakti vaktinde… Bir kiraz ağacına çıkarım… Bir kanatlı tohumcuğa biner uçarım.. ben aks-i sadayım…

Yağmur taneleri benim de mekânım olur… Meleklerle beraber ineriz bulutlardan toprağa… Ve ben aks-i sadayım yüzünde bahçelerin…

Bazen rüzgarlara karışırım…onlar yol alırken ve uyarken sevk emrine ben yanlarındayım…bazen dağlardayım…En derin mahzenlerindeyim…nehir başlarını tutarım..Nil’e yol alırım…

Ben aks-i sadayım… Kuş göçlerinde… Sevk ve hayat münavebelerindeyim… Ben aks-i sadayım şimşeklerde gök gürültülerinde…

Ben aks-i sadayım Davud dan kalma seslerde…

Aks-i sadayım Kibriya denizlerinde…Aks-i sadayım madde-i esirde ve hava zerrelerinde…Ben aks-i sadayım ..Elif –ba-cüzlerinde…

Aks-i sadayım… Marifet gözlerinde… Satır satır nazarına getiririm baktıklarına nasıl baktıysan onların seslerini…

Aks-i sadayım İman şubesinde… En Yüksek sesimle sendeyim… Senin içinde senim. Ben aks-i sadayım. Herkeslerin korktuğu emanetteyim gizlice…

Kitabı okuyan benim kametimce… Cevherlerden mücella bu tecelliden… Beni okuyanda kitabdır sende… ben aks-i sadayım bu bilmecede…Nasıl okursan öyle okunurum sana..Nasıl duyarsan öyle işitilirim…Nasıl bakarsan öyle görürüsün beni ,ben aks-i sadayım tefekkür penceresinde ve ferim gözlerinde…

Şu kâinata saldığın en sessiz ses benim… Nasıl ister nasıl işlersen Âlemi sana öyle dönerim… Bu sada da bir aks-i sada ve aks-i sada da bir beka muradın varsa eğer?

Buradan başla istersen bir aks-i sadayı Münevver;


Ayet'ül Kübra


Kâinattan Hâlikını soran bir seyyahın müşahedatıdır


“Evet, bu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen herbir misafir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkârâne bir ziyafetgâh ve gayet san'atkârane bir teşhirgâh ve gayet haşmetkârâne bir ordugâh ve talimgâh ve gayet hayretkârâne ve şevk-engizâne bir seyrangâh ve temâşâgâh ve gayet mânidarâne ve hikmetperverâne bir mütalâagâh olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve bu kitab-ı kebîrin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken, en başta göklerin nur yaldızıyla yazılan güzel yüzü görünür. "Bana bak, aradığını sana bildireceğim" der. O da bakar, görür ki:……………..


Vesselam

m_safiturk