İsmim “Bedevi”,
Dilim La’l…
Uğraşım Göç,
Yurdum Ruzigar…



“Ben ben değilim!” dedim, güldüler…

“İçimde beni canhıraş koşturup sürükleyen, saçlarımı aleve, ruhumu yele veren bir deli ok var!” dedim, “Tabi tabi!” deyip geçtiler…

“O ok aslında deli değil; o başka, bambaşka bir şey! Bir hikmet-i temsil!” diyecek oldum, “Görüşürüz!” deyip hızla yola düştüler… Kendi yollarına…

. . .

Bakakaldım arkalarından…

Sonra hızla başka bir kalabalığa daldım, tazelenen bir heyecanla!

“Öyle bir coş var ki içimde; dalga boyu beni aşar, ama benimle! Acep ben mi o coştayım, yoksa o coş mu benim içimde?” diye soracak oldum, nafile…

Baktım ki dilim la’l, çabam beyhude…

Ona taşarım bakar, ötekine coşarım kaçar. Ve bir diğerine koşarım, “Yazık sana!” der gibi kör merhametini gezdirir gözlerimde... Dilim yabancı, ben yabancı; işte bu en büyük hakikattir, bileklerimdeki kelepçe... Hem Azrail’im, hem ab-ı hayatımdır o…

Yabancıyım; zira seferiyim, bedeviyim ben! Dilim la’l; zira bir başka diyarın sakiniyim ben! Uğraşım göç, yurdum ruzigar benim; rüzgara değmeyen tanımaz, fırtınadan doymayan bilmez beni!

Hem öyle bir bedeviyim ki; kah sert yamaçlardan yukarı tırmanan bir dağcıyım, kah hapis kaldığım kafesten tünel kazan bir firari, bir hürriyet aşığı… Kah alelade bir mekanda uzun kazılara kaptıran bir arkeolog, kah sürekli su yutarak kendi dalgalarını döven bir inatçı beşer…

Ama seferiyim, durum durağım yok benim!

Dağcıyım amma, zirvelere çadır kurmam hiç! Bilirim ki asıl yürüme, dağın eteği ile tepe noktası arasındaki yoldur! Bir zirveye vardım mı, az soluk alır, manzaraya göz gezdiririm huzurla… Ama konaklamam yoktur orda! Her bir zirve, her bir kartal yuvası; bir diğer tepeye olan iştahımı kabartmanın ötesine geçemez, caydıramaz, kandıramaz beni!

Eteklerim çöl kumunu yalayıp geçerken, ellerim avuçlarım yeni zirvelere tırmanmak için parça parça olurken, bazen ansızın değişir hava! Görüş mesafesi daralıp bir kar, bir boran, bir fırtına alınca etrafı, bir de bakarım ki aynaya, gözleri çakmak çakmak bir aslan durur karşımda! Korkarım aynadaki akisten, ancak kaçmak ne mümkün!

Aslan hapis, aslan mahpus! Bir o duvarı arşınlar hiddetle, bir diğer duvara koşar kükreyerek! Ve bakarım ki; yeri yerinden oynatacak bir güç, bir kuvvet, saatte kim bilir kaç kilometre hızla gezinir iliklerimde! Hava puslu, basınç yüksek! Kulaklar uğulduyor, manzara karanlık! Ve birden aslan pençelerine kuvvet, başlar delicesine kazmaya!

Kafesten öyle bir tünel açar ki; bir ucu zindan, öte yanı hürriyet! “Hürriyet, hürriyet, hürriyet!” diyerek zikreder sanki çılgınca! Tünel uzundur, kazı yorucu, basınç alabildiğine! Ama her bir tünel, aydınlığa olan aşkını büyütür mahpusun! Her bir dar geçit, bir yüce dağın önce eteğine, sonra tepesine götürür onu!

O benim işte!


İsmim bedevi, dilim la’l!

Uğraşım göç, yurdum ruzigar…

. . .

“Huzursuzsan huzursuzluğu seyret!” diyen bir dosta yazıldı bu satırlar. Aynı yolların tozunu yutmuş bir başka bedeviye. Ki “Adım Huzur!” diyor o.

“Huzursuzum!” dedim, “Huzursuzluğu seyret!” dedi. Dalgalar boyumu aşıp, beni bir o yana bir bu yana çarparken nasıl seyredebilirim ki onu! Ama mesajı aldım ben, “Hakkını ver!” diyor huzursuzluğun… Yere düşen tüm kozalakları topluyorum tek tek… Rüzgar biçmiş ama, ben topluyorum.

Uzun lafın kısası, “yabancılaşma” bir “çürüme” değil asla; bir geçiş, bir tünel o! Ve karanlığın hakkını veren, dizleri titrerken korkudan yığılıp kalmayarak ilerleyebilen her kaşif; tünelin sonunu bulacak, gözlerini kamaştıran aydınlığa ulaşacak kadar zengin ve özel!

Ne var ki aydınlık statik değil, tek kerelik değil, her an daimi olamayacak kadar doğal ve gerçek o! Zaman zaman elinden kaçan ve sen yürümeyi bildikçe, tünellerin hakkını verdikçe yeniden gelen bir nur salkımı o! Daha büyük, daha güçlü, bir öncekinden daha kutsi ve dominant gelen yılmaz bir şövalye!

“Yabancılaşma”, bir fırsat aslında! Yani aslan aslansa ve kafese girmişse; bunun da var bir hikmet-i kerameti! Çinliler’in “krizi jokere çevirme stratejileri”ni anımsatan hikmet yüklü bir paradoks bu!

Velhasıl “yabancılaşma”; arayan, sancılı, gerçek insanın, halis yolcunun zorunlu uğrak yerlerinden biri! Negatif bir durum ya da öcü değil asla!

Yeter ki kamp kurma oraya ve bu zengin uğrak yerinin hakkını vermeyi bil sen!

Ne mutlu rüzgarı yurt edinmiş seferilere,

ne mutlu kilometrelerce öteden birbirlerini selamlayan dilleri la’l bedevilere!

Tüm seferi dostlarım, can bedeviler, halis yoldaşlar!

Yolların size çok selamı var!

Ve AleyküM SelaM...