+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Necip Fazılın Visal Şiiri

  1. #1
    Dost katre88 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Ýstanbul
    Mesajlar
    1

    Standart Necip Fazılın Visal Şiiri

    Necip Faz?l?n Visal Şiiri / Orhan GÜDEK

    Beni zaman kuşatm?ş, mekan kelepçelemiş;
    Ne sanatt?r ki, her şey, her şeyi peçelemiş...
    Perde perde veralar, ?ş?k başka, nur başka;
    Bir anl?k visal başka, kesiksiz huzur başka.
    Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
    Hayat m? bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
    Yoksa göz, görüyorum sanman?n öksesi mi?
    Fezada dipsiz sükut, duyulmaz?n sesi mi?
    Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
    Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
    Senden uzakl?k ateş, sana yak?nl?k ateş!
    Azap var m? alemde fikir çilesine eş?
    Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
    Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
    Evet, ben, bir kapal? hududu aş?yorum;
    Ölen ölüyor, bense ölümü yaş?yorum!
    Sonsuzu nas?l bulsun, pösteki sayan deli?
    Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?
    Mahrem çizgilerine bakt?kça örtünen s?r;
    Belki de benliğinden kaçabilene haz?r.
    Hat?ra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!
    Sonu gelmez visalin gayr?ndan vazgeç, gönül!
    O visal, can sendeyken can?n? etmek feda;
    Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!

    Şiir, rahat okunmas?yla Necip Faz?l’?n şiirinin genelinde gözlemlenen musiki değeriyle ilgili olmakla beraber, bu kolay okunuyor olman?n arka plan?nda derin bir mana dünyas? yatmaktad?r. Şiir, gerek felsefi göndermeleriyle gerekse tasavvufi göndermeleriyle zengin bir anlam dünyas?na sahiptir. Gerek şekil bak?m?ndan gerekse içerik olarak geniş çözümlemeler yapmak mümkündür. Ancak bu yaz?n?n verdiği çerçeve imkân?yla özellikle anlam dünyas? üzerine genel hatlar?yla durmak mümkündür.

    “Beni zaman kuşatm?ş, mekân kelepçelemiş;
    Ne sanatt?r ki, her şey, her şeyi peçelemiş...”
    Şair, ‘beni zaman kuşatm?ş, mekân kelepçelemiş’ ifadesiyle insanoğlunun mevcut varl?k içerisinde, zaman ve mekân mefhumlar? d?ş?na ç?kamay?ş?n?, bu kavramlar içerisinde adeta mahpus oluşunu belirtmektedir. Zaman taraf?ndan kuşat?lm?ş ve mekân taraf?ndan kelepçelenmiş olan “insan”, mevcut şartlar içerisinde, ne zaman?n d?ş?na ç?kabilme ne de mekân?n kelepçesinden kurtulabilme gibi bir imkâna sahiptir. Şiirdeki ifade, daha çok felsefi ve tasavvufi bir gerçeğin tespiti niteliğindedir. Bu fiziksel gerçek karş?s?nda ne “dün”den geriye ne de “yar?n”dan öteye gidemeyip “bugün” içerisinde s?k?şan insan için, yarat?c? denen büyük sanatkâra hayran olmaktan başka yap?labilecek hiçbir şey yoktur.

    Nitekim Maarri’nin “Lüzumiyyat” adl? divan?n?n “eb’ad?n tenahisi” adl? bölümünde buyurduğu gibi:

    “Cebrail, şimşek h?z?ndaki kanatlar?yla,
    bütün ömrü boyunca uçsayd?

    Yine de ‘Dehr’in (zaman?n) d?ş?na ç?kamazd?.”

    “Zaman ve mekân” insan akl?n?n hadiseleri ve eşyay? kavrayabilmesi için elzem olan iki unsurdur. ?nsan akl?, zaman ve mekân şuuru olmadan düşünemez. O yüzdendir ki rüyalarda da eğer bu kavramlar mevcut olsayd?, insanoğlu onu da gerçek olarak alg?layabilirdi. Rüyalar?n gerçek olarak alg?lanmay?ş?n?n sebebi, onda “zaman, mekân ve nedensellik ilkeleri”nin bulunmay?ş?d?r. 3

    Gerçeğin, varl?kla perdelenmiş olmas?, bizim “gerçek” diye tasavvur ettiğimiz “şey”lerin asl?nda, “mutlak gerçeği” örtücü nitelik taş?yor olmas?, şairin “Ne sanatt?r ki her şey, her şeyi peçelemiş...” m?sras?n?n karş?l?ğ? niteliğindedir. Çünkü birinci kulland?ğ? “her şey” kelimesi görünen varl?ğ?, ikinci kulland?ğ? “her şey” kelimesi ise görünmeyen varl?ğ? ifade emektedir. Dolay?s?yla, görünmeyenin, görünenle görünmez k?l?nmas? gibi bir tespit yap?lmakta ve insan?n gerçeklik alg?s?n?n geçerliliği sorgulanmaktad?r. “Gerçek” san?s?yla alg?lanan varl?klar, asl?nda birer “peçe” veya hakikatin birer remzi’dir.

    “Her şeyin, her şeyi peçelemesi” bize ayr?ca insanoğlunun nefsani varl?klarla meşguliyetten ruhani varl?klar?n fark?na varam?yor olmas?n?, masivaya kap?lan insan?n maveradan bihaber yaş?yor olmas?n? da düşündürmektedir. Ancak m?sralarda insanlara “fâni olan baki olan? perdeliyor görmüyor musunuz!” gibi bir nasihat ve uyar? kayg?s?ndan ziyade felsefi anlamda ulvi bir gerçeğe işaret etmek ciheti daha ağ?r basmaktad?r.

    Şairin kendi fikrî maceras? içerisindeki düşünceye ait buhranlar?ndan biri olan bu konuyu dile getirişinde “ben” sözcüğünü (“Beni zaman kuşatm?ş...) kullan?yor olmas?, kendi şahs?nda sembolize edilen konunun -fark?nda olsalar da olmasalar da- asl?nda tüm insanl?ğa şamil bir mesele olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

    “Perde perde veralar, ?ş?k başka, nur başka;
    Bir anl?k visal başka, kesiksiz huzur başka.”

    Mutasavv?flar?n dünya görüşüne göre, “gerçeklik ve varl?k” olarak alg?lanan mevcut dünya, asl?nda mutlak varl?ğ?n tecellilerinden yaln?z bir “görünüş”ü temsil etmekte olup bundan başka, mutlak varl?ğ?n (yarat?c?n?n), tecellilerinin tezahür ettiği farkl? varl?k alemleri de mevcuttur.

    Elbetteki mutlak varl?ğ?n, bütün varl?k kategorilerindeki tecellisi ayn? biçimde ve şiddette değildir. ?lahi tecelli her mertebede farkl? şekilde tezahür etmektedir. O yüzdendir ki şair “...?ş?k başka, nur başka” demektedir. Çünkü ?ş?k, nur’a nispetle varl?ğ?n gölgesi gibidir. Bu bize Platon’un meşhur “mağara” teşbihini hat?rlatmaktad?r.

    Gerçeği anlayan insan, sufilerin vecd hâli dedikleri bir hâl içerisinde bulunur. Fakat bu bilinç hâli sürekli olmayabilir. Bunun sürekliliği çoğunlukla kişinin kendi çabalar?na bağl?d?r. Ya kişi gerçeği ve mutlak hakikati “bir anl?k” bir süre içinde tatman?n, ona kavuşman?n verdiği anl?k vecd ile kalacak ya da büyük bir bilinç ve uyan?kl?k hâliyle “kesiksiz huzur”u yaşayacakt?r.

    Şair, bir hakikati kendi benliğinde duymuş olman?n verdiği hâl ile insanl?ğa seslenmektedir:

    “Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
    Hayat m? bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?”

    “Renk, koku, ses ve şekil”, kabaca, insan?n beş duyusuna yönelen maddi hislerdir. Fakat bu kavramlar?n maddi nitelik taş?yor olmalar? onlar?n biricik nitelikleri değildir. Gerçekte, görülen, duyulan, koklanan ve maddi olarak hissedilen dünya, bize göremediğimiz, duyamad?ğ?m?z, koklayamad?ğ?m?z ve maddi olarak hissedemediğimiz as?l dünyan?n habercisi gibidir.

    Şaire göre insanoğlu, şeklî olanla, zahirle değil bât?nla, özle meşgul olmal?, d?ş’?n ötesindeki iç’i aramal?d?r. Necip Faz?l’?n kulland?ğ? “kabuk” ve “ezberci” kelimeleri de “kabuğundan ezberci bir hayat süren”, bu yüzden de manaya ve öze ait olana bir türlü ulaşamayan, dolay?s?yla hayat?n anlam?n? bulamay?p hayat?n? da anlamland?ramayan “insan”? ifade etmektedir.

    Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulmaktad?r:

    “Allah’?m, fayda vermeyen ilimden, yükseltmeyen amelden, erişmeyen duadan sana s?ğ?n?r?m.”

    Mevlana’n?n bir sözü ise şöyledir:

    “Ben sevgilinin yüzünden bahsediyorum sana; sen bana, vezinden, kafiyeden dem vuruyorsun.”4

    Bu noktada d?ş ve iç, zahir ve bat?n gibi tasavvuf felsefesinin meselesi olan bir konunun şairin şahs?nda bütün insanl?ğ?n meselesi olmas? gereği vurgulanmakta ve insan?n hayat?n? anlamland?rmas? yönünde ezberci ve d?şa yönelik değil manaya ve içe yönelik olmas? gerektiği ifade edilmektedir.

    “Yoksa göz, görüyorum sanman?n öksesi mi?
    Fezada dipsiz sükût, duyulmaz?n sesi mi?

    Şair, bu m?sralarda sorular sormaktad?r. Bu sorular?n, cevap aramak için değil, düşündürmek için sorulduğu bellidir. Nitekim tecahülüarifane sanat? yapan şairin, asl?nda hakikatin fark?nda olduğu diğer m?sralardaki ifadelerden anlaş?lmaktad?r.

    “Göz”, yukar?da da belirtildiği gibi maddi dünyaya ait bir melekedir. ‘Göz’ün gördüğü, maddi dünyad?r. Maddi dünya tasavvufta alem-i hayaldir. Dolay?s?yla gözün gördüğü de bir hayalden, bir yan?lsamadan başka bir şey değildir. Göz, “görüyorum sanman?n öksesi”, yani aldatmacas?d?r. Sonu olmayan sessizlik ise “duyulmayan alemin sesi”dir.

    “Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, alemlerin Rabbi, sen!
    Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!”

    Şair, bu m?sralarda Allah’a seslenerek “sen alemlerin Rabbi’sin, yücesin” ve “sen insanlardaki bu ‘kalb’i, sana yönelsin diye icad ettin” demektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta “kalp” kelimesidir. Necip Faz?l’?n, “Mümin-Kâfir” adl? eserinin “Kalp” başl?kl? yaz?s?, adeta bu m?sralar?n aç?klamas? ve yorumu gibidir:

    “Evet, bütün eser ve kazanç, kalp vas?tas?ylad?r; ve mücerred surî amellerden ve resmî ibadetlerden bir şey beklenmez.

    Bütün kâr kalp yoluylad?r; ve o, Allah’tan gayrisiyle meşgul ve başka şeylere giriftar oldukça harapt?r5

    Dolay?s?yla şairin, yukar?daki m?sralarla ifade ettiği gerçek, “kalb”in yarat?l?ş hikmetinin, yaln?zca Allah’a yönelmek ve sadece onunla meşgul olmak olduğudur. Nitekim bir kudsî Hadis’te de Allah (c.c.) mealen şöyle buyurmaktad?r:

    “Yer ve göğe s?ğmad?m, mümin kulumun kalbine s?ğd?m” (Temyiz, 150; Aclunî, II, 195)6

    “Senden uzakl?k ateş, sana yak?nl?k ateş!
    Azap var m? âlemde fikir çilesine eş?”

    Şair’in “sen” diye hitap ettiği Allah’t?r... Yarat?c?’dan, o büyük sanatkâr’dan uzak olmay? şair, ateşin azab? gibi görmektedir. Yaln?zca uzak olmak değil, ona yak?nl?k da azap vericidir. O, bir anlamda güneş gibidir ve yaratt?ğ? mahlukata hayat verir; onu canl? tutar. Mahlukat nas?l ki “güneş”ten ne çok fazla uzaklaşabilir ve ne de “güneş”e çok fazla yaklaşabilirse şair de Allah’a ve onun bilgisine ne çok fazla yaklaşabilmekte ve ne de ondan çok fazla uzaklaşabilmektedir.

    Akl?n tüm s?n?rlar?n? zorlayarak ve onu kopar?rcas?na gererek, bulduğu veya buldum sand?ğ? ya da en doğrusu bulmaya yöneldiği “hakikat bilgisini” ve onu bulmak yolunda çektiği ?st?raplar? “fikir çilesi” olarak nitelendiren şair için, dünyada bu çileden daha azap verici, başka hiçbir şey yoktur. Şaire göre bu fikir çilesi yolunda ve neticesinde, hakikate ulaşmak da, hakikate yaklaşmak da sonsuz azap verici bir ateş gibidir.

    “Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
    Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!”

    ?nsan?n, herhangi bir şeyi “zor” s?fat?yla nitelendirebilmesi için o şeyi tecrübe etmiş olmas? gerekmektedir. Buradan anlaş?l?yor ki şair, hakikate ulaşma yolunda hayat? boyunca sürdürdüğü fikrî mücadelesi sonucu, “yaşama”n?n da “ölme”nin de “erişme”nin de ne denli zor olduğunun idrakine varm?şt?r.

    Bu noktada üç kelime; “yaşamak”, “ölmek” ve “erişmek” kelimeleri dikkati çekmekte ve bu kelimelerin, insan beyninde ve hayat?nda ne dereceye kadar yer işgal ettiği ile “çile”nin yüze yans?yan tezahürlerinin, doğru orant?l? olduğu şairin ifadesinden anlaş?lmaktad?r. Bu itibarla şair, “çilesiz suratlar” sözüyle, yaşaman?n, ölmenin, ve erişmenin fikrî buhranlar?n? yaşamam?ş, yaşam? boyunca “hayat?n anlam?”na dair bir kez olsun bile bir soru dahi sormam?ş insanlardan bahsetmekte ve şairliğin verdiği heyecanla yüzlerine tükürecek şekilde öfkelenmektedir.

    “Yaşaman?n zorluğu” ilk kez bu soruyu sorulduğu ve düşünüldüğü vakit başlar. Ölmenin zorluğu “hayattayken ölebilmek”tir. “Erişmek” kendini aşmak, eren bir insan, veli olmak; yani mertebeler kat ederek seyr-i sülûk’a ç?kmak ise zordan da zor...

    “Evet, ben, bir kapal? hududu aş?yorum;
    Ölen ölüyor, bense ölümü yaş?yorum!”

    Şair, bu m?sralarla bir anlamda içinde bulunduğu hâli dillendirmiş olmaktad?r. ?fadelerin şimdiki zaman kipinde kullan?lm?ş olmas?, şairin bahsettiği hâllerin “oluş hâlinde” bulunmas? sebebiyledir.

    “Kapal? hudut” ile “aşmak” ifadeleri ile “ölüm” ve “yaşamak” ifadeleri aras?nda z?t bir ilişki mevcuttur. Her iki m?srada da birbirine karş?t olan bu ifadelerin kullan?lmas? dikkat çekici bir özellik olmakla birlikte, bu z?tl?klar?n şairin iç hâlini ifade ediyor olmas? önemli bir husustur.

    “Kapal? hududun aş?lmas?”, muhtemelen, akl?n s?n?rlar?n?n geçilerek insan?n kendi kendisini aşmas? ve mutlak hakikate doğru yol almas? anlam?na gelmektedir. Şairin “ölümü yaş?yorum” ifadesi ise tasavvufi yolda ilerleyebilmek için elzem olan bir şarta işaret etmektedir. Bu şartla ilgili olarak bir hadis-i şerif’te şöyle buyurulmaktad?r:

    “Ölmeden önce ölünüz” (Aclunî, I. 38).7

    Necip Faz?l’?n, “ölümü yaş?yorum” ifadesi, yukar?da belirtilen tasavvufi yolun gereklerinden birine işaret ediyor olabileceği gibi, ayn? zamanda şairin çileler içindeki yaşam?n?n zorluğunun da bir ifadesidir.

    “Sonsuzu nas?l bulsun, pösteki sayan deli? Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?”

    “Pösteki” kelimesi, “koyun veya keçi postu” manas?na, “pösteki saymak” sözü ise “içinden ç?k?lmaz bir iş yüklenip uğraşmak” anlam?na gelmektedir.8 ‘Sonsuz’u bulmak öyle kolay bir iş değildir. ‘Sonsuz’u bulmaya niyetlenmiş olmak bile “içinden ç?k?lamayan bir iş yüklenmek” demektir. Bu da şaire göre “delilik”ten başka bir şey değildir. Zaten “hakikat bilgisi”ne ulaşman?n bedeli de “delilik” ve “kendini kaybetmek”tir.

    Buradaki “delilik” yine bir tasavvufi hâl olup kişinin zahirdeki hâlinin tesmiyesidir. Ağ?r bir düşünce işi yüklenip ve işin içinden bir türlü ç?kamayan deli, elbette “sonsuz”u bulamaz. Çünkü tasavvuf yolunda “bulmak” diye bir kavram yoktur. Yaln?zca “aramak” vard?r. “Visal” in ya da kavuştuğunu zannetmek vehminin bedeli ise “kendini kaybetmek”tir; “delilik”tir;

    “Mahrem çizgilerine bakt?kça örtünen s?r;
    Belki de benliğinden kaçabilene haz?r.”

    Hakikat bilgisi bir “s?r”d?r. Bu s?r benliğinden kurtulmayanlar için “aç?lmaya çal?ş?ld?kça örtünen” bir s?rd?r. Yaln?zca tasavvuf yoluna intisap etmiş olanlar bu s?rra erebilirler. Çünkü onlar bu yolda kendi benliklerinden soyunmuş, kendi benliklerini unutmuş kimselerdir. Şair’e göre kişinin s?rra erebilmesi, ancak “benliğinden kaç?p kurtulmas?” şart?na bağl?d?r. Böyle kimseler dünyadan ve dünyevi şeylerden elini eteğini çekmiş olup yaln?z Allah’la meşgul olan kimselerdir. Onlar benliğinden kaçabilen ve nefsiyle mücadelede galip gelebilen insanlard?r.

    ?mam Gazalî, “tasavvufun baz? şartlar?”n? aç?klad?ğ? eserinde şöyle buyurmaktad?r:

    “Bu şart? yerine getiren temiz f?trat sahibi mutasavv?f, şeyhinden ald?ğ? bereket sayesinde büyük cihada (Cihad-? Ekber’e) ve Allah’? zikretmeye koyulur. Büyük cihad, içe dönük manevi düşünceden, Allah’? zikretmek de insan?n yapt?ğ? ve yapmaktan kaç?nd?ğ? her şeyde kendisini Allah’?n huzurunda hissetmesinden ibarettir. Bunlar yan?nda mutasavv?f zihnini devaml? olarak yüce âlem üzerine yoğunlaşt?rmal?d?r. Böylelikle tarikat yolundaki dereceleri konak konak aşarak en son dereceye yükselir. Bu mertebe, fâni varl?k s?n?r?n? aşt?ğ? için, oraya ulaşan kimse ilahî ve rabbani bir mahiyet kazan?r. ?şte gerçek anlamda sufi böyle kimseye denir.”9

    “Hat?ra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!
    Sonu gelmez visalin gayr?ndan vazgeç, gönül!”

    Şair de t?pk? yukar?da sözü edilen mutasavv?flar gibi hakikate ulaşabilmek için dünyaya ait olan heva ve heveslerden kurtulmas? laz?m geldiğini bilmekte ve bunun neticesinde de kendi kendine ve kendi gönlüne seslenmektedir.

    Şair “gönül”e seslenerek, onun “bütün bu geçici arzu ve isteklerden vazgeçmesini” istemekte ve gönlünün as?l meftun olmas? gereken şeyin “sonu gelmez visal”, “sonsuza kavuşmak arzusu”, “mutlak hakikate ulaşmak isteği” olmas? laz?m geldiğini belirtmektedir.

    “O visal, can sendeyken can?n? etmek feda;
    Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!”

    Bu m?sralarda, şairin, bir önceki bölümde kendi gönlüne “sonu gelmez visalin gayr?ndan vazgeç, gönül!” diye seslenirken kulland?ğ? “visal” kelimesinin özellikleri zikredilmektedir. Buna göre “visal”, “can sendeyken can?n? etmek feda” biçiminde vas?fland?r?lmaktad?r.

    Bu noktada şair, hakikati arama yolunda yürüyen bir insan olarak, “toprağa, güneşe, anneye ve sevgiliye” veda etmekte, kalbinde yaln?zca Allah’a yer b?rakmaktad?r.

    Bunu Necip Faz?l’?n bir başka şiiriyle ifade edecek olursak;

    “Bu kap?dan kol ve kanat k?r?lmadan geçilmez;
    Eşten, dosttan, sevgiliden ayr?lmadan geçilmez.”10

    Necip Faz?l’?n “Visal” adl? şiiri, son derece derin tasavvufi ve felsefi ç?kar?mlar yap?labilecek, oldukça geniş manalar taş?yan bir şiirdir.

    7+7 (14’lü) hece ölçüsüyle yaz?lm?ş olan şiir, biçimsel mükemmellikle fikrî derinliğin bir arada bulunduğu en güzel örneklerden biridir.

    Yağmur Dergisi
    Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi




    D?PNOTLAR
    1. Necip Faz?l K?sakürek, “Çile” Bütün Şiirleri, YKY, ?st. 2005, s. 238
    2. Prof. Dr. Şahin Uçar, “Varl?ğ?n Mana ve Mazmunu”, ?z. Yay. ?st. 1995, s. 54
    3. Konuyla ilgili bk. H. Bergson, “Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri” MEB Yay. ?st.1997 Çev. M. Şekip Tunç
    4. Prof. Dr. Şahin Uçar, “Tarih Felsefesi Meseleleri”, Nehir Yay. ?st. 1997, s. 443
    5. Necip Faz?l K?sakürek, “Mümin-Kafir”, b. d. Yay?nlar?, ?st 1997, s. 165
    6. Mustafa Kara, “Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi”, Dergah Yay. ?st. 2003, s. 64
    7. A.g.e., s. 65
    8. “Türkçe Sözlük” TDK. Yay. c. 2, s. 1198 (“Pösteki” maddesi)
    9. ?mam Gazali, “El-Munkizü Mine’d Dalâl” Kay?han Yay. ?st. 1990, s. 259 (Haz?rlayan ve şerh eden Abdulhâlim Mahmud; Mütercim, Salih Uçan)
    10. Necip Faz?l K?sakürek, “Çile” Bütün Şiirleri, YKY, ?st. 2005, s. 139 (“Geçilmez” adl? şiirinden iktibas...)
    Konu HakanBa tarafından (23.06.07 Saat 01:39 ) değiştirilmiştir.
    ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve allah a asker olmaktadır. R.N.K./ SÖZLER

  2. #2
    Gayyur semensima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    142

    Standart

    Güzel bir çalışma,paylaşımınızdan ötürü müteşekkirim.
    Ne bana yanan olur âteş-i dilden özge;
    Ne kapımı çalan olur bâd-ı sabadan gayrı...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Necip Fazılın Cevabı
    By Beste-i Rana in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 17.12.08, 20:22
  2. Necip Fazılın Visal Şiiri
    By Mahkum in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.07.08, 14:05
  3. Necip Fazıl *Serseri Şiiri* Video
    By KALDIRIMLAR in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.02.08, 19:03
  4. Necip Fazıl *Gurbet Şiiri* Video
    By KALDIRIMLAR in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.01.08, 21:59

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0