+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Necip Fazıl Kısakürek'den Öyküler

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    YALNIZ ALLAH B?LS?N

    Büyüklerden bir zat, ahaliden para toplamak istedi, düşmana karş? tedbir almak, baz? mevkileri tamir ve tahkim için... Hak bu paray? vermedi. o büyük zat, bundan mahzun oldu ve ağlad?. Geceleyin, yats? namaz?ndan sonra birdenbire bir adam peydahland? ve o büyük zat?n önüne bir kese içinde iki bin akçe b?rakt? ve dedi.
    - Bu paray? dilediğiniz işe sarfediniz!...
    Bu meçhul insan, ebu Amr... O büyük zat paray? kabul ve ona iyi dualar etti. Sabahleyin o büyük zat, dostlar?ndan ve yak?nlar?ndan ibaret bir kalabal?k toplad?, keseyi meydana ç?kard? ve sevinç içinde:
    - Biz, dedi; Ebu Amr hakk?nda çok ümide düştük. dün gece bana, müslümanlar?n kendilerini düşmana karş? müdafaa etmeleri için iki bin akçe getirdi. Allah iyiliğin karş?l?ğ?n? versin. Birdenbire Ebu Amr'?n kalabal?k içinde doğrulduğu görüldü. Ebu Amr hayk?rd?:
    - Dün gece size verdiğim para anneme aitti. Annem paran?n bu işe sarfolunmas?na raz?
    değildir. Lütfen bana iade ediniz ki, ben de kendisine vereyim!...
    Büyük zat hemen elini keseye at?p Ebu Amr'a uzatt?. Ebu amr keseyi ald?, uzaklaşt?. Yine akşam, gece, yats? namaz?ndan sonra... O büyük zat odas?nda bire köşeye çekilmiş
    düşüncede... Yine Ebu amr birdenbire peydahlan?yor... Yine elinde ayn? kese ve kesenin içinde iki bin akçe... Ebu amr paray? o büyük zat?n önüne koyuyor ve f?s?ld?yor:
    - Paray? getiriyorum ve sizden tek bir şey rica ediyorum: Bu paray? o türlü sarfediniz ki,
    ikimizden başka kimse bir şey bilmesin... Onun nereden geldiğini yaln?z Allah bilsin....

    Konu HakanBa tarafından (23.06.07 Saat 01:44 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    ESK? ELB?SELER?N HAFIZASI

    Kapal?çarş?'da birkaç istikametten düdük sesleri gelmeye başlad?. Bu, her akşam üzeri çarş? bekçilerin verdiği bir işarettir ki, kapanma saatinin geldiğini ve dükkân?n kapamaya geç kalanlar?n acele etmesini ilân eder. O saatte Sahaflar Çarş?s? taraf?ndaki büyük kap?dan içeriye bir göz atmak korkunçtur. Çarş?, kimi kapanm?ş, kimi kapat?lmaya uğraş?lan iki s?ra dükkân?n çizdiği, karanl?k ve nerede bittiği belirsiz bir dehliz halinde uzar. Ayr?ca kepengi olmayan baz? vitrinli mağazalar?n camekânlar?ndaki eşya, bütün gün üzerlerine serpilen elektrik ziyas?ndan ayr? düşünce, korku­lar?ndan büzülürler ve camdan, çarş?n?n tenhalaşm?ş yoluna görmemek için gözlerini yumarlar.
    Yine o saatte çarş?dan geçenlerin ad?mlan o kadar h?zl? ve halleri o kadar telâşl?d?r ki, üç ad?m geride bir cinayet işlemiş farz edilebilirler. Sanki tepelerindeki kurşun kubbe biraz sonra çökecekmiş gibi, çarş?n?n tâ öbür baş?nda gündüzün son beyazl?ğ?n? çevreleyen kap?dan bir an evvel geçip temiz havaya kavuşmak için can atarlar. O saatte çarş?dan geçen herkesi görünmez bir elle arkas?ndan iterek kap?lardan d?şar?ya atan ve ağ?r kilitler, keskin g?c?rt?larla kapanan iki tunç kap?n?n aras?nda tek baş?na kalmak isteyen, sanki bir manâ, bir ruh vard?r. Vehimleri seven bir adam için bu ruhun yuva kurduğu yer eski elbiseciler taraf?d?r.
    Düdük sesleri seyrekleşmiş ve eski elbiseci, dükkân?n?n yola doğru uzanan peykesindeki mankenleri omuzlayarak içeriye ald?ktan sonra kepenkleri kapam?şt?. O günkü kazanc?n? buruşuk bir zarf?n içine doldurup cebine att?. Kepenkleri bir bel kemeri gibi saran demir kolu muayene etti. Kilidi vurdu ve arkas?na bakmadan ağ?r ad?mlarla ilerleye ilerleye kayboldu.
    Kullan?lm?ş elbise giyen, siyah boyal?, dört başs?z manken, küf kokan kubbeli darac?k dükkân?n içinde yüz yüze duruyorlar.
    Koyu karanl?kta birbirlerini görüp görmedikleri malûm değil... Dördü de dükkân sahibinin gittikçe uzaklaşan ayak seslerini dinleyip art?k hiçbir şey duymaz olduktan sonra hâlâ gizli bir ses işitiyormuş gibi, bir müddet dalg?n, beklediler. Taş kubbeden, rutubet damlalar? hâlinde ş?p ş?p süzülen, âdeta, yürüyen zaman?n ayak seslerini sayan bir âhenk duyuluyor.
    Mankenlerden biri f?s?lt?yla yan?ndakine hitap etti:
    - Bak, şu karş?m?zdaki koyu elbiseliyi görüyor musun? Yahudi, bugün sat?n ald? onu... Haydi konusal?m!
    Öbürü baş?n? sallad?:
    - Haydi konuşal?m!
    Üçüncü mankenin de eteğini çektiler:
    - Haydi konuşal?m!
    ?lk söze başlayan manken yeni gelene dönerek sesini biraz daha dikleştirdi:
    - Bugün seni Yahudi'ye getiren genç ne kadar da solgun yüzlüydü. Sönük gözlerinin manâs?n?, karanl?kta ancak biz anlad?k. Üstünde, kollar; iki parmak k?sa gelen bir ceket, bol gelen bir pantolon vard?. Belliydi ki, o elbise, bir arkadaş?ndan bir günlüğe al?nm?ş bir elbiseydi. Seni fena bağ­lanm?ş bir paket içinde, koltuğunun alt?nda taş?yordu. Sen onun yegâne elbisesiydin, değil mi?
    Ve üç manken, yeni gelenin henüz hiç işitmedikleri sesini duymak için kulak kabartt?lar.
    Yeni gelen cevap verdi:
    - Evet!
    Fakat bu tek kelimelik cevap o kadar resmi ve ses o kadar maskeliydi ki, yeni gelenin içyüzünü anlamak, kabil olamad?. Aylardan beri bu dükkânda oturan Yahudileşen öbür mankenler, hemen ittifak ettiler ki, yeni geleni anlayabilmek için ona uzun bir cümle söyletmelidir.
    ?çlerinde en k?demli ve aç?k gözlü, ilk söze başlayan manken devam etti:
    - Biz o gence ne kadar şaşt?k. Senin gibi iyi kumaştan ve iyi terziden ç?km?ş, ana ve baba taraf?ndan asil bir elbiseyi hiç pazarl?k etmeden Yahudi'nin ilk verdiği paraya b?rak?verdi. Genç, paralan al?rken dikkat ettim, öyle bit nefretle ald? ki, müthişti. Paray? al?rken bir anda gözleri Yahudi'nin siyah t?rnaklar?na tak?ld?. O kadar... Sonra dükkân?n önünden uzaklaşt?. O nas?l uzaklaş?şt? o.. Biz ki, başs?z tahta mankenler, her şeyi görür ve anlar?z; eminiz ki, o genç sokağ?n köşesini döner dönmez: “Yahudi arkamdan geliyor; Şimdi sat?n ald?ğ? elbiseyi geri vererek vazgeçtim diyecek...” diye koşa koşa kaçm?şt?r. Halbuki bu neticeye as?l kendi lây?k olan Yahudi, o anda keyfinden benim omuzlar?m? okşam?ş ve bir dükkânc? komşusundan ödünç bir sigara istemişti. Gencin elbise paketini uzat?rken titreyen parmaklar?yla, Yahudi'nin elbiseyi muayene ederken surat?n?n zoraki somurtuşu hiç hat?r?mdan ç?kmayacak. Seni bu şekilde satmas? için kim bilir o genç ne büyük bir ihtiyaca düşmüş olmal?, değil mi?
    Ve yine üçü birden, görünmeyen baş?n?, teessürden göğsüne düşmüş farz ettikleri yeni gelen mankenin art?k içini dökeceğini tahmin ederek beklediler. Yeni gelen gene k?saca cevap verdi:
    - Evet...
    Art?k yeni arkadaşlar?n?n ağz?ndan bir söz almak için:
    - Anlatsana, kuzum bize gencin hikayesini anlatsana!
    Demekten başka çare kalmam?şt?. Halbuki bunu söylemeye üçü de tereddüt ediyorlar ve karanl?kta, elsiz kollar?n? büyük bir heyecanla inip kalkan tahta göğüslerine bast?rarak bu suali sorduracak cesareti yüreklerinde biriktirmeye çal?ş?yorlard?. Yeni gelenin kumaş? gibi asil sükutu, onlar?n merak ve heyecanlar?n? artt?rd?ğ? kadar cesaretlerini de k?rm?şt?. Yine en ak?ll?lar? olan birinci manken bütün zekâ ve inceliğini toplayarak son bir hücuma kalk?şmak istedi. Fakat gözünün önünden geçen bir hayâl, son sahibinin hayâli dudaklar?n? kilitledi. Art?k o, yeni gelen genci söyletmek değil, kendisi söylemek istiyordu:
    - Ah, bilsen biz senin ?st?rab?n? ne iyi anl?yoruz! Biz ki, her şeyi görür ve anlar?z! Düşün, bir elbiseyle bir vücut aras?ndaki esrarl? rab?tay? düşün! O elbise ki, terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yap?lm?ş manâs?z bir kal?p halinde ç?kar ve sonra bir vücuda yap?ş?p onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlay?nca ne hale gelir, düşün! Başlang?çta dümdüz bir al?n gibi hiç bir şey ifade etmeyen elbiseler at?lacağ? güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir haf?zad?r. Birçok oturuş şekillerinin kabartt?ğ? diz kapaklar?m?z? düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlar?m?z? düşün! Kambur vaziyetlerde nas?l arkaya topland?ğ?m?z?, bütün mafsal yerlerinde nas?l halkalaşt?-coşkunluklar?n, kahkahalar?n aln?m?za çizdiği hep husus! bir çizgi vard?r. ?nsanlar san?rlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine kar?ş?r, manas?z bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalar?m?z? hep birbirinin içinde saklar?z. Bu öyle bir halitad?r ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayat?m?z?, zaman?n atomlar? içine s?k?şt?r?r ve bu korkunç, haf?za küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük y?lanlar halinde nas?l kaynaşt?ğ?n? görür. Fakat o göz kimde vard?r? Kimsede... Yaln?z bizde... Biz ki her şeyi görür ve an­lar?z, seni görüyor ve anl?yoruz... Bize art?k hikâyeni anlatma!... Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatay?m? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden ç?kard?lar. Burada sat?lacak adam bekliyorum, öbürü t?pk? benim gibi, bugün bir ölünün üstünden ç?kmad?ysa yar?n ikin­ci veya üçüncü sahibinden sonra bir ölünün üstünden ç?kacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz halde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ?st?rab?m?z? düşün! Biz vücutsuz ka­lan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalm?ş bir ?st?rab?n vücudu mu?
    - Evet...
    Üç manken de yeni gelen mankenin üçüncü “evet” kelimesini söylediğini zannettiler. Halbuki o hiçbir şey söylemeden susuyor ve o anda dükkân?n taş kubbesindeki pencereden giren ay ?ş?ğ?nda, omuzlar?nda solgun yüzlü gencin baş? olduğu halde, gözleri hayret ve korkuyla, dükkân?n kirli aynas?ndan kendisini seyrediyordu.

    Konu HakanBa tarafından (23.06.07 Saat 01:44 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Necip Fazıl Kısakürek - Vecdimin Penceresinden
    By ASHAB-I BEDR in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.07.12, 00:15
  2. Ayasofya Hitabesi - Necip Fazıl Kısakürek
    By forumikra in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14.11.11, 11:34
  3. Dil-Din-Kültür (Necip Fazıl Kısakürek )
    By Hamdım.Pişdim.Yandım in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.12.08, 20:10
  4. Necip Fazıl Kısakürek'ten Bir Masal: Sabır Taşı
    By HÜCCET in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.10.08, 22:55
  5. Necip Fazıl Kısakürek
    By aksiyon in forum Şiirler
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 26.11.06, 00:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0