Susmak...



Kelimelerin anlamlarını yitirdiği bir vakitte susmak…
Kör kuyulara terk edildiğin bir vakitte,
Haykırışlarını gidenlerin ardı sıra duyuramadığın,
Karanlık bir gecenin esaretinde kaybolduğun bir anda susmak…
Kızgın çöllerde su bulamadığın veya bulamayacağını idrak ettiğin vakitte susmak…
Ufuktaki kızıllığa gark olup ukbanın seherine vardığın bir vakitte susmak…
Mevsimlerin bir birini aratmadığı
Yağmurun ıslatmadığı, güneşinse yakmadığı bir vakitte susmak…
Yıldızların bile kamere meftun olmadığı bir vakitte
Akarsuların denizlere varmadığı,
denizlerin ise okyanuslara koşmadığı bir vakitte susmak…
Susmak…
Kalbi fırtınaların dehlizlerinde bir feryada yürüyen hissiyatıma
La havle çekip susmak…
Yetimlerin toza bulanmış saçları okşandığında
Kana bulanmış ellerin tövbeye açıldığında susmak…
Ya leyl üstümüze karanlığını örttüğünde
Herkes kendince kendine döndüğünde
Bir vaveyla kulakları patlatırcasına yükseldiğinde susmak…
Kâğıda yürüyen kelimelerin,
Mateme bürünmüş sözcüklerin,
Dilin mecalsiz ve elin takatsiz kaldığında susmak…
Hüznün nemli caddelerinde yürürken
Herkesin seni terk ettiği ama hüznün terk etmediğinde,
Yalnız kaldığında ve yalnızlığı sevmeye alıştığın da susmak…





64238_10151356336282638_865143105_n.jpg