Davanı geri çektin. Vazgeçtin sahip olmaktan. Yüz çevirdin eşyadan. Herşeyin ardından"Benim olsun!" diye koşmamayı öğrenmek üzeresin. Elinin tersiyle itiverdin doymayı. "Şöyle durun siz!" deme cesaretiyle başladın güne. "Olmasanız da olur!" deyiverdin suya, ekmeğe ve tene. Yüzünü çevirdin eşyadan. Şeffaf bir perde indi eşya ile arana. İştahın kesildi. Hevesin söndü. Ardı sıra koşmuyorsun ekmeğin ve suyun. Oruç tutmayanları seyrediyorsun. Hüzünle belki. Senin tenezzül etmediğin şeylerin peşinde koşuyor insanlar. Seyrediyorsun sadece. Girmiyorsun o oyuna. Çoktan çekildin sahadan. Aslında, hüzünlü değilsin; gülüyorsun. Evet, evet; gülüyorsun işte. Asla kıskançlık değil yaşadığın. Acıyorsun kendilerini eşyanın pençesinden kurtaramayanlara. Senin gönüllüce vazgeçtiğin şeylere kimilerinin çaresizce yapışmasını gülerek seyrediyorsun. Kenara çekildiğin için seviniyorsun. Memnunsun halinden. Diğerlerinin açlığını çektiği şeylere toksun sen. Müstağnisin. "Olmasa da olur" diyebiliyorsun, diğerlerinin boyun büktükleri şeylere. "Yeter ki Rabbim razı olsun benden. O'nun iznini beklerim vakarla. O'nun izniyle var oldum. O'nun izniyle var olurum ben!"Anlıyorsun ki, sahip olmak değil maksat, şahit olmak... Seyircisisin dünyanın. "Bu da benim olsun" telaşından sıyrıldın işte. Eşsiz, benzersiz, izzetli ve şerefli bir tokluktur yaşadığın... Afiyet ola!