“Hakiki Aşıklar” anlar beni bu gece.

Aşıksan; dargınlık, küsmek niye?
Sende yok ki gönül koymak!…
Olduysa; yine de sarıl, kucakla ölesiye…
O erimezse ben eririm…


Eritmek için mi hem sevgilerimiz; karşıdakini… Böyle bi temennimiz yok ki bizim!.
Tebessüm eksik olmaz bizden.. dertlerimiz alabildiğine derin, anlıyorum. volkanlar gibi olsak da:
Hadi sarıl sevdiğine, yeter üzdüğün… Geç kalmış, geriye ötelediğin öpücüklerini kondur ona…
Sevgi dolu bağrını aç, barış güvercinin gibi okşa. Sen busun!… Unuttuysan hatırla kendini!. Öfkeler başkalarına, aşıkların sevgisi bize… Aşıkların şefkati başka olur be gülüm!


En sevdiğine(!) karşı açamadığın duygularını aç bu gece…

Ama hiç açamadığın!…
Belki utandığın, belki çekindiğin,
Belki de korktuğun!…
Belki de bilmek istemediğin(!) O Sevgili’yi (C.C) üzdüğün yetmez mi?!
Hadi gayri, aç mahcup bi halde ellerini;
Konuş O’nunla! (C.C.)
Namaz(ın)la, niyaz(ın)la, duanla konuş!
Güldür semadakileri…
Hem Sevdiğinin (C.C.) tebessümü, kabul anlamına gelir.
Bu kabul için degmez mi?!
Şimdi bir daha, bu musiki eşliğinde, derinden rahatlamış olarak,
Sevenlerin tebessümüyle, hep birlikte; (söyliyelim)


SEE-VEN NE YAAAP-MAZ?!


Bu soruyu olumlu anlamak lazım; seven sevdiği için (gönül verdiği davası uğruna) neler neler yapmaz ki? Nelere katlanmaz ki!
En Sevdiğinin (C.C.) ve diğer sevdiklerinin dediklerini tutar. Emir talekki eder. Üzdüyse özür diler. Tövbe eder. Bir daha yapmamaya çalışır.


Ebedi mutluluklar gülüm!



Cahid Sinan Belhi