Sevmek ve Adamak…
Sevmek, adamaktır. Adağın tasarrufu adandığı kapıya aittir. Eğer sevginizi bir ölümsüze adamışsanız, onu da ölümsüzleştirmişsiniz demektir.
Allah’ı sevmek sevgiyi ölümsüzleştirmektir. lleti ölümlü olan sevginin kendisi de ölümlüdür. İlleti ölümsüz olanın kendisi de ölümsüzdür.

Sevmek vermektir. Sahip olduğunuz en değerli varlığı, yüreğinizi vermek… Vermek dedimse öyle çıkarıp sunmak değil, paylaşmak anlamında vermek.

Kişi başkasına veremediğinin, “diğeri”yle paylaşamadığının ssahibi değildir. Ya da kişinin sahip olduğu şey, başkasına verebildiği şeydir. Bundan dolayı yüreğine sahip olamayanlar sevemezler. Yüreği işgale uğramış bir insanın seveb ilmesi düşünülemez. Çünkü orası işgal edilmiştir, yüreğinin iktidarı kendi ellerinde değildir, onu bir başkasıyla paylaşamaz.

Böylesine işgale uğramış bir yüreğin sahibi sevm
ekten söz ediyor “sevdim” diyorsa, sevdiğine sahte adresli bir davetiye çıkartıyor demektir.

Vereceğiniz şey ne kadar değerliyse, onu vereceğiniz yer de o kadar yüce olmalı. Daha doğru bir deyimle, verdiğinizin kıymetini bildiğiniz ölçüde seçersiniz verilecek yeri. Sevginin adanabileceği en büyük kapı Allah’ın kapısıdır. Sevgiyi o kapıya adamak, ona en yüksek değeri biçmektir. Sizden olan birşeyi ölümsüzleştirmektir. Çünkü bir adağın sorumluluğu, adandığı andan itibaren, adandığı kapıya geçer.

Sevgisini ıspatlamak için gerekirse İbrahim gibi ateşin ortasına atacaksın kendini. Senden istendiği zaman böyle ıspat edeceksin sevgini. Elbet O da ispat edecek seni sevdiğini. Kabzasında tuttuğu ateşe emrederek: “ya naru kuni berden ve selamen ala İbrahim” (21/69) diyecek.

Ateş de sahibinin bu emrini tutup, sevgiyi yakmaya güç yetiremeyecek, seven ve sevilene soğuk ve serin olacaktır. Fakat buna rağmen bu sevgiyi yıpratırım diye tir tir titreyeceksin. Hem canını adayacak, hem korkacaksın; hem ateşe atlayacak, hem de sevgiyi kaybetmekten korkacaksın…