Sıkışıyorsun bazen iki zaman arasına..belki hep sıkışmışızdır da belki farkına varıyorsun…Sıkışmış gibi oluyorsun bazen tavan arasında...Eski bir bavul birkaç çul gibi…
Aşk olsun zamanı aşanlara..zamansız kalanlara aşk olsun…
Ben gül dalı umutlarındayım yine ..kup kuru ve yine kış günü..yine uzaklara dalıyorum.Her gözün daldığı gibi...Uzaklıklar başka başka ıraklık aynı…
Ekmek yok gibi, aş yok gibi..var olanda yok gibi…
Tekmelemeye kıyamam yaprakları..üzerlerine basmaya da…Dökülürken süklüm püklüm şuursuz, benim kadar yanmaz canları..benim yanan canım bir mızıka sesi…
Tanımadık tanınmadık bir yaka işte..öyle işte…
Ellerini arasına alıp başını amanlarla meşgulde değilim..dizlerimi de dövmeyeceğim…
Şu gitmeler hep ardından baka kalmanın körlüğünde süzüldüğüm süzeklerdir…
Bir ara fırsat bulduğumda kefenliyorum kendimi..kendin ettin kendin buldun diyorum bulamamışlığıma...
Göz alıcı harabelerde duruyorum bulsun diye beni…
Beceremedik azizim..olmadı…
Deniz mi küsmüş sen mi küsmüşsün denize bilmiyorum...
Ezdim hayallerimin başını..Sazlıktan kulübelerim var artık..yanınca beraber yanalım diye…
İş çıkarmasın geri dönmeye..sandalım da yok…
Maviyi de boyadım griye…
Ne önemi var şimdi hiçbir şeyin…
Ah şu birikintiler, hüznümün nefessiz çalgıları…
Kocaman bir kalp oldum sonunda. İçi dolu karmaşık…
Rüzgâr o bildik rüzgâr… Hani bir şey diyorsun esiyor…
Zaten yabancı sancılarım olmadı.
Tanımazdan geldiysem de olmadı..Yüzümü çevirdiysem de aynı…Bıraktım kendimi hava akımlarına doğru.. çekiliyorum Asya dan Avrupa dan…dan dan dan…
Bir kalem bir nalem olsun için na-y’i ihyaya ahyâr…
Ne bileyim…Bazen donup kalıyorum saçak kenarında buz gibi…Olup olmadık şeyler soruyorum kendime..kaç kişi anlar at nallamaktan..Rahvandan, tırıstan,.tirişkadan gibi…
Kaç kişi bakınca anlar yağmurun geleceğini ve kimin umurunda düşmüş omuzlarım diyorum…
Karanfillerim benim.Kızınca söylediklerimde.Sözün sahibi benim..Suçu vebali benim…
Aldım kabul ettim adaklığımı. Azadesin azatlığım…
İşte ufuk işte yine akşam oldu… Sadece senin bildiğin akşamlardan oldu. Benim adını kametlediğim…
İddiam vediam hep bir yerde şimdi…
Çatlayan çatlar..sızan sızar testiden…Nağmeler dinlenir elvedadan….
Bilmem neredeyim, nerede olurum…
Kim okur salâ mı…
Kim bilir kim kişiliğimin nasıl bilinirliğini…
Hangi musalla taşır yükümü...
Hangi tahta avluya yaslanır sırtım ve kimin hatırasına iz düşerim yıllar sonra. Kim anar Fatihasıyla adımı…
Yâdımın gereği var mı onu da bilmiyorum…
İstediğim birkaç satır anlamak her şeyden biraz ve biraz yaşamak anladığım kadarıyla…
En azından, okumak birkaç bab, bab-ı atiden…
Amber kokuyor sahifeler... Sarılasım var eski gecelere…
O tek heceli özlemlere... Ayaz mayaz iyiydik… Belki yine iyiyizdir. Belki bilmemek iyidir diye de bir uç bırakıyorum sökülesi hicranın uçuklarına…
Beziyorum her şeyden bazen.Hiçbir şeye benzemeyen şeylerden…Oysa diyebilirim güle gül güzele güzel diye…Belki hiçbir şeyin beni dinleyecek hali kalmadı...Geçmeliyim her şey geçerken, geçen her şey gibi geçmiş olsun deyerek kendimden….


“Çamurda oynadığım topraktan..
Topaçlar yaptığım yıllar misafirim...
Benzer günler;
Yeni şarkılarla karşılıyor dünleri ..
Meğer ne de çok söz etmişim güllerden...”



m.safitürk