Bazen davetsiz misafirleri oluyor hüznün..Ayıklamak ta lazım ya olmuyor…karışıyor ulvisi suflisi bir birine…Ayrıştırmak ve tefrik etmek basiret ve inayet işi ve bir kavi manadır ki; Hidayet yani…
Bir de duçar olmak var..Hani teklif muktezasınca..İmtihan iktizasınca…Acz ve zaaf miktarınca…Mükerrem fıtratın hakikati taharrisinde mazhar olduğu ahlakı hasene..ve ya yanlış mübaşeretler ..dokunmaklar karışıp karıştırmaklar…
Ve beyazla siyahı fark edemeyerek, zannı galib bir hayaletle rüyaya saplar kendini...
Tabir-i hayrolsun metrajı kısa ölümlerin..Uyur uyanırsın uyuyup uyanamayacağım sabahlara doğru ya..Bir sürü sürüsüz göçerler uğrar sağanlığına fikrin…Harmanlanır her şey..Hangisi kudretten hangisi hikmetten..hangisi arzu-i efkardır hangisi hayal..Hangisi hakikattir hangisi tevil..hangisi perdedir hangisi değil…
Ve bir gül goncası gibidir alem..
Ve düşer yağmur taneleri..her seferinde aynı görünen ama her defasında başka bir manzara olan levhalara bakar durursun…
Yine yağmurlu bir gündür..Güneşin çıktığı gün senin için dündür…
Yani bulutluydu hava ben görmedim..
O da görmedi.. Nefyettik kehkeşanın nurdan medet alan kalbini..Bedbin körler gibi göremedim güneşler güneşini…
İhtiyarsızdır bazı şeyler..hani sen irade etmezsin..En olmadık yerde batar içine kıymık gibi bir şeyler..Çekip alamazsın da kendini bir çırpıda..Çocukça bir isteğe asılmak gibidir sürtünmek..Ağlamaklı ve musrır…
İnatla kıvranan dertler kurumayan yara gibidir bazıda her şeylerin…
Git desen gitmez…
Sanki daha bi bezenir süslenir de öyle gelir…
Bazı derdi de sen seversin ben gibi...
Müptelalık kıvamında bir düşkünlük tiryakiliğinde kandırırsın kendini…
Her yer çamurdur mesela..Ve ekinsiz tarlalardan yürürsün..Tabanlarında kalınlaşan toprak katmanlarıyla…
Ve sonra duyarsın ki;Bir köpek kovalamış karanlıkta bir vefayı…Katlanmış ve belki ıslanmış.. ve de ağlamış cebinden düşmüş şarkıların ardından...
Camı da kırılmış müzik kutusunun…
Çokta üşümüş elleri ..sabahta soğukmuş yine…Renkler biraz daha koyulaşmış havada..Ülkenin kara suları daha bi kararmış..seçilmiyormuş mavisi..Hışhışıda olmasa tanınmayacakmış…
Küsmüşte biraz herhalde nasıldır diye de sormamış merakına…
Yani, araziden deryaya zamansız mekânsız geçmekte var hani düşteki karabet sebepleriyle…
Pusulasızdır bazı hisler..dinlemiyor simetriyi hendeseyi…
Hadiseler başka sesler çıkartsa da tıkıyor kulağını bozgun tedirginliğiyle emeller…
Kıymetli kıymetsiz ederli ve edersiz değerli değersiz ne varsa gelir gönlünün kalburuna yığılır...
Ve eleklersin bir bir…
Bil hassa ağır olanları üstte kalır.Ve daha bi göz alıcıdırlar...
İncesi serpilir üzerine ve elbisene yapışır.. silkinsen de kalır bir şeyler…
Bazı öylesi vardır ki; bile bile işlersin kendini..Bir dedikodu tutturursun içten içe..dedim demedi gibi…Belki daha da ileri bir şeyler…Yatıya da geleni olur ya canı sağ olsun…
Çökerme işleri işte…
Göçük altın da kaldığında olur..ve umursamazsın ömrü bütün önemiyle birlikte…
Ve sevimsizleşen inatlar da yüklenirsin umursuz ve cahilce bir cesaret koparır alır götürür mizansızlığa sorumlu ve mesul…
Ölçüsüz mesnetsiz ve meymenetsiz sabahlarsın odanın bir yerinde…
Direnmek ve didinmek cepheleri de düşer yenilgi sapağında…
İsyan denilmez belki..belki bir halt karıştırmak bir haddi aşmaktır.Gaye-i hayalini yitirmiş ezhanın ben eksenli dönekliğidir…
Resimden çiçek koparmaya alıştırırsın olasılıkların asalaklıklarını...
Mevhum ve muhalif şeyleri benimsersin yolsuz yordamsız…
Kökünü sökercesine duru bir an arar insan yaratılışı gereğince…
Çıkmaz sokakları olan bir şehrin caddelerinde dolanır dolaşırsın kendi ayaklarına…
İyice canın yandığında ve inlediğinde değişir belki her şey..Aman dilediğinde emanın da olur belki…
Yönü değişir esintilerin önü de açılır belki beklentilerin..Uzak dediğin yakınlaşır..ve ya seyredip hayran olduğun gölgelerin aslı hep başkadır…
Belki ne kadar gereksiz gevrekliklere bağlamışsındır boşluklarını…
Seraplar kamaştırmıştır beklentilerinin özlerini…
Öyle değildir belki de böyle dediklerin…
Hem bi bakarsın ki; ele avuca sığmazların hürdebini bir niyete sığar hem de sonsuzluk bahçesinde meyveler verir…
Belki gelmez dediğin gemilerde çıkıp gelir…
Yerli yerince her şey belki ve ben ellerimle yazdığım yazıları okuyorum aslında…
Bel ki her şey o kadar okunaklı ki ondan okuyamıyorum..bu yazgıya çektiğim hicaptır belki kazamı âtasız bırakan…
Belki dört mevsim hep bahardı ve hep meltemler vardı ve incelmişti su damlacıkları serinlik seher yüzlü bir tebessümdü…
Belki ürpermekte..sadece gülümsemek gibi bir şeydi……………………………………………….



M.Safitürk