Tutuşturdum efsaneyi ucundan..Parladı birden yandı..Tutabilene aşk olsun..söndürene meşki de beraber…Bir inzal var yada nüzül kalbimde..Ya kalbimin en ince hatırasında bir kadem..Yada nüzulünde mariz bir asır..Veya asr vakti..Veya ortadayım yine kenara yakın ve yalın ayak…



Güneş toparlıyor ziyasını..muvakkaten belki…Yani geçici olarak..Yani ömrü varsa alemin..veya kıyametim gelmemişse benim.. Sabah yine tulu edecek takdir edilmiş menzilinden…Açıp perdelerimizi bakacak mıyız bilmiyorum..Belki sık sık buz tutan içlerime bir şua bir nur…Sadrımın hicran ile alude yanına lakayt ve müstehzi ve müstağni ışıyacak..Kimseye sormadan..ve bir dakika şaşırmadan ve aynı yerden yerini kaybetmişlere rağmen..kaybolmadan henüz..Dümdüz bir zamanda zamanlı olarak ve dönerek ve döndürerek…



Elime döküldü söylemelerim…Dolu dolu olsa da sözlerimin altı…İçeriğine yamak yamalak keke bir şeyler sıkışsa…Türkuaz mı tepelerin rengi..Gidiyor mu kal dediklerim..tersinden mi kalktım bugün..bu helecan ne kadar bedevi...Bu temkin ne ben neredeyim..Burası orası mı vasatından koptuğu yerinde miyim yolların..Korkuyor musun korkuyor muyum..Korku mu al yanak yaftamın kaftanı…


Toplayıp tası tarağı şaremizi önümüze tarayıp..kılını kırk yardığımın düşlerini feleğin inadına arza cüret etsem..Durumusun ardımda aminleyip aminsizlerini…Saklıyorum sakıncalarımı kilerinde mahfelimin..Tuğlası eksik ışık sızmazından bakıyorum..Yaşıyorlar kıpır kıpır…Nasılız bilmiyorum..Şakak ve sakallarımın yüzü ak çehresi süzülmüş..Aynalar tepiniyor tepkileşmelerime..İtişiyor inatlaşıyoruz…Direniyor alem nam kanaatler kanatlarını çırparak…İşime gelmiyor kavuklara yetmeyen yetinmeler kabuklarıyla…


Çok yağmur yağdı…Bir bir.. bir birilerine çarpmadan ayrı ayrı ve hızlı düşüp yerlere bir oldular..Sonra aktılar çamurlu mamurlu…Haşmetini söndürdü haşinlik hışırtısının.. ıp ıslak ıslıklarıyla şakır şakır…Omzumdan yukarısında baba dostu bir şemsiyenin kırık ayağıyla kuruluk kaldı..Artanını yetimhane lambalarının kırk mumluk geçmişi aldı gölge oyununa fitil yaptı…


Oynuyorum..mesela en sevdiğim en sevgili tasavvurlarımı tahayyülle hazırlayıp dizime yaslıyorum..Hiç kımıldamadan duruyorum..Konuşmuyorum..heykel gibi taş demirim ve toprak kadar kesif karanlık..Sadrım iki elimin sağından nasipli eyvallah çekiyor deniz aşırı kaygılarıma…


Çok çay içtim yine…Yine meyyit ve müteharrik bir mütarekeyle müttefikan gölgemi sürüyoruz kuytuya ve aleni bir teşbihle…Her yer kapalı..Yayan ve yaygan yargıların infazında mahkumiyetimi tescilliyorum…En ağır suçlamaları kabul ediyorum..Celsemi cesedime asıp..Maznun perdeli kizbin kurduğu salıncakta fırça yiyorum sinüslerimden kosinüslerimi üç kuruşa bağladım geçmiş geçerli zamanın berrinde ayın on birinde mesela……………….



Eylülü duyamamaktan mı bu sağır sızı ..ve eylül olamamaktan mı bu yabani kaçış..Belki de eylülü eylülce tanıyamamaktan şu yalnızlık ...Belki eylülsüzlükten göçmüş mülteci ağlayışlarla bakıyoruz mevsime…




Yoruluyorum bu aralar..Sol ayağım ağarıyor…Eylülüm eyleminde kararlı..İşte yine aynı sıtma aynı sulfato aynı acılık…Nikriz semah başladı sil başından beni...Segah bir iltica iteneğinde subhu kışırsız bir tulu seyretmek istiyor gönlüm...




Ve son defa ten gözünü kapayıp açmayarak.. bedi’ ve baki bir vuslatın makberinde ölümüne ellerini tutarak……………………..







m_safiturk