+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Eski Bir İstanbul Hatırası

  1. #1
    Ehil Üye Ahsen Nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    3.286

    Standart Eski Bir İstanbul Hatırası

    İstanbul'da bir zamanlar Abdullah ve Aslıhan adında, birbirini seven iki genç yaşıyordu.
    Kader fırsat verir de gizlice buluşabilirlerse birbirlerinin yüzüne bakarak aşk kadehinden şarap yudumluyor, nefesleri birbirine karışarak şad oluyorlardı. Daha birbirlerini bir kez olsun öpmemişlerdi. Aşklarını daima gizli tutuyorlar, kimseye sır vermiyorlardı. Fakat üç yüz perdenin arkasında bile gizlenemeyen aşk sonunda ortaya çıktı. Kızın babası o genci kendi asaletine denk bulmadı ve kızını zorla bir paşa ile evlendirdi. Paşa da onu sevdiği gençten uzak olsun diye Boğaz'ın öte yakasında, Üsküdar'dan Çamlıca'ya giden tozlu yolların kenarındaki bağların arasında bir eve yerleştirdi. Aslıhan kocasını henüz odasına almıyor, ondan kaçıyordu. Abdullah ise sabrın sonuna gelmiş, Aslıhan'ın yerini öğrenmeye çalışıyordu. Nihayet bir gün Tophane'de, Salı pazarında onun hizmetkârlarından bir halayığa rastladı. Kadın, Abdullah'ın aşkını biliyordu. Acıdı ve oturdukları evi tarif etti. Abdullah arkadaşlarından birini buldu ve ona, "Benimle gelebilir ve Aslıhan'ı ziyaretimde bana yardımcı olur musun? Zira onun aşkıyla can boğazıma geldi, gündüzüm gece oldu!" dedi. Henüz on yedi yaşında olan arkadaşı "Seni dinledim ve teklifini kabul ettim; her ne ki benden istesen yapacak, her ne ki emredersen uyacağım!" şeklinde onu rahatlattı. Bir kayıkla Üsküdar'a geçtiler. İki at kiralayıp bağlar arasında Aslıhan'ın kaldığı evi buldular. Mevsimlerden sonbahardı ve bağlar bozulmuş, sahiplerinin çoğu şehre dönmüştü. Beklediler, beklediler. Aslıhan'ın paşa kocası evden çıkınca Abdullah arkadaşına "Şimdi git!" dedi, "Kapıyı çal. Ona burada beklediğimi söyle!" Genç gitti. Kapıyı seyis açmıştı. Ona Paşa'dan küçük hanımefendiye bir mesaj getirdiğini söyledi. Sonra da sevilene sevenden vuslat müjdesi verdi.
    Az sonra Aslıhan buluşma yerine geldi. Abdullah telaş içinde ne yapacağını bilemedi. Haberci arkadaşı onları yalnız bırakmak isteyince itiraz etti, "Hayır, yanımızda kal. Çünkü ortada uygunsuz bir şey yok." O genç de ancak seslerin duyulacağı kadar uzakta oturdu. İki âşık birbirlerine ayrılık sırasında hasrete nasıl dayandıklarını gözyaşlarıyla anlattılar. Sonra birbirlerini nasıl, ne derece sevdiklerinden, eski hatıralardan, çocukluktan uzun uzun bahsettiler. Mutlu geçen birkaç saatin sonunda Aslıhan müsaade istedi. Birileri durumun farkına varmadan eve dönmesi gerektiğini söyledi. Abdullah azıcık daha kalmasını istedi. O vakit Aslıhan uzakta oturan genci işaretle sordu:
    - Senin bu arkadaşından bir şey istesem yapar mı?
    - Ne istersen!..
    - Tehlikeli olsa da mı?
    Cevap gençten geldi:
    - Tehlikeli olsa da!.. Canımı Abdullah için feda etmem gerekse de!..
    - O halde, yakına gel. Seninle giysilerimizi değişelim. Benim yerime eve gir. Sağdan üçüncü oda benim özel odamdır. Akşama kadar sessizce otur. Akşam kocam eve gelip sana bir tas çorba getirir, kapıdan içeri uzatır. Yüzünü sıkıca ört ve tası kabul etmekte nazlı davran. Sonra kapını kapat. Sabaha doğru ben gelirim, sen çıkarsın.
    Delikanlı denileni yaptı. Eve girip kapandı. Ta ki kapıda ses duydu, heyecanlandı. Çorba tasını almakta gecikince tas yere kapaklandı. Bu sefer paşa öfkelenip "Sen hâlâ bana inat mı ediyorsun?" diye içeri girip eline bir kırbaç aldı. Akşam karanlığında Aslıhan diye delikanlının sırtını sıyırdı ve başladı şaklatmaya. Delikanlı devamlı yüzünü örtüyor ve sesi tanınmasın diye hiç bağırmadan sabrediyordu. Nice kırbaçtan sonra evdeki halayıklar, hizmetkârlar dayanamayıp onu durdurmak istediler. Paşa da zaten yorulmuştu. Dadısı herkesi dışarı çıkarıp ona nasihatler etti. "Sultan hanımım, kendine hiç acımaz mısın? Kocana biraz daha fırsat tanısan, belki iyi..." Nasihatleri ses çıkarmadan dinleyen delikanlı bir yandan yaralarının sızlamasına dayandı, diğer yandan Aslıhan'a acıdı. Sabah Aslıhan gelince evden çıkmak üzere bütün gücünü topladı, ona hiç belli etmedi. Abdullah ölesiye kadar da bunu ne ona, ne başka birine söyledi.
    İnsana dost zor günde lazımdır; rahat günde herkes dosttur. Kederli günde seninle üzülecek bir dostun varsa üzüntüye yer yoktur vesselam...
    Âşık meczup
    Bir dağ başında bir meczup yaşarmış. Adamakıllı aklını kaptırmışın biri. Gökyüzüne bakıp dertli bir gönülle diyormuş ki:
    - Rabb'im!.. Sen sevgiden anlamıyorsun. Ama ben seni daima sevmekteyim. Senin benim gibi sayısız sevgilin var ama benim senden başka bir sevgilim yok!.. O halde ey kâinatı yaratan, aydınlatan, döndüren sevgili; nasıl diyeyim sana, n'olursun, azıcık olsun şu sevgiyi benden öğrensen!..
    BERCESTE
    Pençeleşmek isteyen yârâna zâl-ı aşk ile
    Pençeler temür ü bâzûlar gerek pûlâddan
    Sâbit
    Aşk denilen pehlivan ile güreşmek isteyen dostlara demirden pençeler ile çelikten pazular gerekir.

    24 Şubat 2009, Salı
    Zaman İskender Pala
    Dil kılıncım her an bu şekeri kesmekle meşgul olsun. Muhammed'in(sav) eşsiz güzellikteki endamına salavat olsun.

    Hz. Peygamber'(sav)in gül yüzüne zaman zaman salavat getirmek, ölünceye kadar bana farz-ı ayn olsun.

  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    İnsana dost zor günde lazımdır; rahat günde herkes dosttur. Kederli günde seninle üzülecek bir dostun varsa üzüntüye yer yoktur vesselam...
    Dün okuduğum güzel bir yazı idi..tüm nur dostlarıma, ithafen ekleyecektim..size kısmetmiş abicm tşkler....
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  4. #4
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor, âmâle mercî olamıyor, arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir.

    Nerede kaldı ki, kalb, ona perestiş etsin ve ona bağlansın kalsın.





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  5. #5
    Ehil Üye Tılsım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    Meçhul...
    Mesajlar
    2.240

    Standart

    Teşekkürler, çok güzeldi.

    Bir erime anıdır aşk can ipinin yavaşça incelmesi ve görünmeyen sevgili nin yüzünde kopması..

    Sustum! Bir harf bile söylememin imkanı yok yoklukta artık. Aslı olmayan sözlerdir çünkü hep dilimde, gerçek değil surettir hep...Cana eziyetten başka bir şey vermez ki söylesem!..

    Sustum! çünkü hadden aşkın olacak söz, kabından taşacak...Ne kulaklarda onu anlayacak bir kudret var oysa; ne anlayışında ona uygun bir kabiliyet!..


  6. #6
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart Aşkıb sırrı

    Bir zamanlar yaşlı bir adam ah çekmeyi, gözyaşı dökmeyi âdet edinmişti. Bir dostu ona bunun sebebini sordu. O da anlattı:Ben bir köle tüccarıydım.
    İstanbul'da, 300 liraya bir cariye satın almıştım. Yüzü aydan aydın, dudağı şekerden tatlı bir dilberdi. İşve ve naz mesleğinde onu yetiştirdim. Çok emek çektim. Çok gayret sarf ettim. Pazara götürdüğümde pazar kızıştı, müşteri çoğaldı, fiyat yükseldi. Satmadım, bekledim. İkindi bereketi, silahlar kuşanmış karayağız bir delikanlı atının üstünde çıkageldi. Benim kölemi görünce atından indi, yanına yaklaştı, gülümsedi ve "Adın ne?" dedi. Kölemin de ona gülümsediğini gördüm. Delikanlı bana döndü ve fiyatını sordu. "Kendisi tam ayar altın bebektir ve tam ayar bin altın eder." dedim. Hiçbir şey söylemedi. Oralarda biraz gezinip oyalandı. Sonra kölenin avucuna gizlice bir şey verip gitti. Akşam olunca bunun yüz altın olduğunu gördüm. Şaşırmıştım. Ertesi gün kölemin değeri daha da arttı. Ben satmayı geciktiriyordum. O gün ikindi vakti o delikanlı yine geldi. Yine kızın avucuna bir şey bıraktı. Baktım, yüz altın daha. Böyle dört gün devam etti. Beşinci gün delikanlıyı takip ettim. Kaldığı yeri öğrendim. Sordum, soruşturdum. En son atını satmış. Altıncı gün köle pazarına yine geldi. Lakin köleyi yalnızca uzaktan seyretti. O gece kızın elinden tutup delikanlının evine götürdüm. "Benim bu gece acil bir işim çıktı. Bu köleyi sana emanet bıraksam yarına kadar kollayıp gözetir misin?" dedim. Önce kabul etmek istemedi, sonra razı oldu. Ben kaldığım hana döndüm. Gece aralarında nasıl geçer, beraberlikleri ne şekilde yürür diye düşünerek yatağıma oturdum. Gece yarısına doğru kapım şiddetle yumruklanmaya başladı. Açtım. Kölem ağlıyor ve titriyordu. "Sana ne oldu; o genç ile aranızda ne geçti?" dedim. Ağlaması durmuyordu. Neden sonra mırıldandı:
    -O genç öldü.
    -Bu nasıl oldu peki?
    -Sen ayrılınca beni iç odaya aldı. Bana yemek getirdi. Ben yerken o oturup beni seyretti. Elimi yıkamam için leğen getirdi. Sonra bir yatak serdi. Üzerime misk ve gülsuyu serpti. Bana gözlerimi yummamı söyledi. Yumdum. Parmağını yanağıma koydu. "Süphanallah! Bu ne güzel sevgili; ne etkileyici bir güzellik!" diyor, bunu tekrarlayıp duruyordu. Sonra birden, "Allah'ım hata ettim, haddi aştım, affet beni!" dedi ve sonra "Allah'a aitiz ve ona döneceğiz!" ayetini okuyarak haykırdı, düştü. Gözümü açıp vücudunu sarstım. Canını Allah'a teslim etmişti.
    Kölem bunları anlattıktan sonra sabaha kadar ağladı ve gün doğarken o gencin adını sayıklayarak ruhunu teslim etti. İşte benim bütün bu ağlamalarım günahtan kaçınarak sevgilerine leke getirmeyen o iki âşıkın anısınadır. O iki temiz ve zarif genç gibisini belki bir gün bir yerde buluveririm diye dünyada dolanıp durmadayım. Yaşadıkça bu arayışımı sürdürecek ve böyle öleceğim.
    Dervişin aşkı
    Her görenin âşık olduğu, aklını kaybettiği bir kız vardı. Yanağı kafur gibi bembeyaz, saçları misk ile simsiyah. Dudağının lezzetini bilseydi, şeker, erir yok olurdu. Bu dilber bahçelerde gezinirken oralardan bir derviş geçti. Bir ekmekçinin acıyıp verdiği yarım somun tutuyordu elinde. O ay yüzlüyü görünce ekmeği elinden düşüverdi. Kız bu hale gülüp geçti. Kızın gülüşü dervişin elindeki yarım ekmek gibi bedenindeki yarım canı da yere çaldı. O andan itibaren ne gecesi, ne gündüzü kaldı. Tam yedi yıl yanıp yakıldı, ağlayıp inledi. Kızın mahallesinden hiç ayrılamadı, evinin çevresinde dönüp durdu. Yoksulun bu hali kızın akrabalarını rahatsız etti ve bir gece sessizce ortadan kaldırmayı düşündüler. O dilber biraz insaflıydı, gizlice yoksul dervişi çağırıp "-Git buralardan," dedi, "elde edemeyeceğin bir şey için kapımda bekleme. Canına kast edecekler, durma kaç!" O zaman derviş ağladı ve ilk kez içini döktü kıza:
    -Bencileyin bin âşıkın canı senin cemaline feda olsun. Ben canımı seni ilk gördüğüm an kaybetmiştim, şimdi bir can için seni terk eder miyim sanıyorsun. Yalnız meraktayım, madem bana hiç acımayacaktın, neden o zaman bana gülmüştün!
    -A ahmak derviş, dedi kız, a hünersiz zavallı, sen hiç kendine bakıyor musun? Gerçekten gülünecek bir suratın var, insan sana bakınca elbette gülesi geliyor.
    Derviş bir nara atıp bayıldı. Kendine geldiğinde ise, "Aşk sevilen için bir hiç ise de, seven için heptir; aşkımdan geçecek değilim!" diyerek yedi gece daha oralarda dolandı, sonra onu hiç kimsecikler bir daha görmedi.
    BERCESTE
    Ne bilir okumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin
    Yere gökten ne için indiğini Kur'an'ın Fuzuli Ey sevgili!.. Senin güzellik kitabının şerhini okumayan kişi Kur'an-ı Kerîm'in gökten yere niçin indirildiğini nereden bilsin?!..iskender pala

    03 Mart 2009, Salı
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  7. #7
    Müdakkik Üye Dürre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    968

    Standart

    "Aşk sevilen için bir hiç ise de, seven için heptir; ..........................

    Seherlerde eser bâd-ı tecellî
    “Uyan ey gözlerim vakt-i seherde.
    “İnâyethah zidergâh-ı İlâhi
    “Seherdir ehl-i zenbin tevbegâhı,
    “Uyan ey kalbim vakt-i fecirde,
    “Bikün tevbe, bicu gufran, zidergâh-ı İlâhî.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Eski İstanbul
    By muhibbülkurra in forum Tarih
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.10.15, 13:32
  2. Eski İstanbul 'dan, Sular, Sokaklar, Suratlar
    By Şahide in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.10.11, 18:44
  3. Eski İstanbul Fotoğrafları
    By SeRDeNGeCTi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12.08.07, 00:55
  4. Küçük Said 'in Bir Hatırası
    By gulsah in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.08.07, 11:40
  5. Bir Kadir Gecesi Hatırası
    By aşur in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.10.06, 10:35

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0