İnsan kelimesini onurlara bandıran, ehemmiyet kelimesinin altını çizdiren, sen, çocukların en büyüğü, kalplere işleyişinde hiçbir zorlama barındırmayan sevgili… Sana ulaştığından Emin satırlar yazıyorum. Kusurlarımı umursamayarak, Settar olana sırt vererek bismillah diyorum.

Bir çiçeğin açtığı aralıkta bazen, ellerini düşünüyorum. Senli benli olduğun dua halini çokça. Kızımın adı ‘Hira’ olsun mu efendim? Senden kalan bir rüya, bir ayine… Olduğu gibi, belki de ilklerin mekânı ha ne dersin? Sana vermek için dualar biriktirsin ilk oluşunda. Sana ahir zaman seçeneklerinden bir melek sunayım hira adında… Şimdi gözleri yaldızlı, kelimeleri yorgun düşmüş bir günün ardından sana birkaç şey yazarak, kalemimin ucunda birikmiş vebalden kurtuluyorum sanırım… Bunun üzerini kapamak boş bir çaba olur… Şah damarımdan yakın bir hükme karşı hem de… Bu sebeple sana yazarken titremiyor ellerim, titretmiyorum ki yaşarken titresin acizliğim…

Sana en çok acizliğimi gösteriyorum. Şefkatine bandır diye en çok onu… Soframın en aç olduğu andan bahsediyorum dualarımda, en çok terkedilmişliğimi, aynalarda kalan yaşlı gözlerimi ağlatıyorum secdeye. Bazen sana gelmeye yarım ayak kala bir garip oluyorum. Dedikleri gibi abartılacak cürmüm yok ki cesaretimi alıp geleyim sana… Ben günahkâr olmayı bile hak edecek bir şey yapmadım ki. Sana gelemeyişime bu cümlelere bağlıyorum… Farklı olamayan yanımı geceye değdiriyorum…


Gece susuyor. Gece en çok susarken senden bir parçayı andırıyor. İnsan en çok neşeli hallerini merak ediyor. Yetim ve öksüz tavrın sızlatır diye küçük yüreklerimizi, neşene sığınıveriyoruz… Hasan’ın üzerine çıktığı sırtın, derdimiz oluyor. Süvarilerini kıskandığımızı çaktırmamak için, ‘beli ağrımıştır insanların en güzelinin’, diyoruz. Kıskancız,biliyor ve onu bile söyleyemiyoruz…


Efendim, aslında sana çok selam eden var. Üşengeç kardeşlerin var hepsi güzel insanlar... Sahi, kardeşin olmanın hüznü bizi sabitliyor dünyaya… Ne diyordum, selam edenler var. Şimdi hepsini saymaya kalksam olmaz, çok özleyen biri var öyle dedi az evvel… Bende de selam et dedi. Kendisi, leyl desen değil, hüzün desen değil, garip bir abla… Sen, içini benden iyi bilirsin. Dualarımda ki hükmün bir benzeri şimdi içimdeki… Senli benli olası dualar var şu yanımda…


Şimdi gece, gecelerden yağmur vakti. Bu dünya en çok O’ndan bir rahmetle, Settar ismine bürünmüşken sana benziyor, bu dünyayı en çok kendinden ‘haberli’ leyl haliyle seviyorum. Ne tuhaf, senden doğmayan çocuklara isim dileniyorum. Kovma beni e mi? ‘Hira’ senin neyine, deme olur mu? Yok, yok, demeyeceğinden emin, güneşe ramak kala, kalbimle dilimin arasında bir yerden yontma, geçmişi silen bir hükümle duadayım. Bu eller en çok senin usulünle kalkmaya meyilli. Gönlüme bir haller oldu, seni örnek almayı becerememekten yenik düştü. Gönlümden 3. şahıs gibi bahsetsem kendime uzak düşer miyim? Sesini duyar gibiyim:

-Sen ki kendinden münzeviyken, ismine asudeyken, sen ki, ellerini Hira yalnızlığına bırakmışken, sen ki merhamet Ya Rabb diyenlerin kisvesindeyken, kendine ve dünyaya ve aslında herkese bu kadar uzakken, tamda ordasın. Yaratıldığın anda bahşedilen yüreğe, 3. şahıs olacak kadar uzaktasın…


Uzağım, uzaklık dibacesiyim, ismine asude bir yüreğim… Kızımın adı Hira olsun mu efendim? Uzağım uzaklığına, ismine münzevi bir yüreğim.


Alıntıdır...