Hz. Yusuf, Mısır'a sultan iken kardeşleri huzuruna geldiğinde babasının ayrılık acısıyla gözlerinin görmez olduğunu öğrenir ve Allah'a şöyle yalvarır: - İlahi!. Bana izin ver, artık kendimi bildireyim. Bunca yıldır babam ile beni imtihan ettin, araya ayrılık kodun. Hüzün ateşinden artık kurtar onu İlahi ve kırık kalbini hoşnud eyle!..
O sırada Cebrail geldi ve şöyle anlattı:
- Sırtındaki gömleği çıkarıp musahibin Beşir ile atana gönder. Gözlerine sürdüğü vakit görür olacak. Neden Beşir dersen, senin kuyuya atılmana sebep bu Beşir'dir. Babanın azarlanmasına sebep bu Beşir'dir. Vaktiyle Beşir'in annesi senin babanın hizmetkarı, senin de süt annen idi. Beşir ile ikinizi birlikte emzirirdi. Günlerden bir gün annesi seni güneşin karşısında bir yerde yatırmış, Beşir'i de kucağına alıp emzirmedeydi. Baban gelip görünce öfkelendi. "Aldı elinden Beşir'i sattı baban / Ol zaman bu işi yanlış etti baban". Atan, bir derenin üzerinde pazarlık edip satmıştı bunu. Babanın yaptığı Allah'ın hoşuna gitmemişti. Şöyle buyurdu: "- Madem o evladı anasından ayırdı, "Ben dahi onu Yusuf'tan ayıram / Ateş-i firkat nicedir duyuram". O sırada Beşir'in anası halini Allah'a şöyle arz etti: "- Ben bir köleyim, ayağım bağlı, nasıl evladımın peşinden gidip onu arayayım?!.. Kuzusuna meleyen koyuna döndüm. Halim sana malumdur. Ey her şeye kudreti yeten Allah!. Oğlum işte tam burada benden alındı. Sen onu yine tam burada ver bana!. "Aldı oğlumu elimden ol Rasul / Satıp onu elden ele verdi ol // Beni ayırdı Beşir'den ya Gafur / Sen de onu Yusuf'undan ayır // Vermeyince oğlumu ya Rab bana / Verme Allah'ım onun oğlun ona." Böyle diyerek kadıncık gece gündüz ağlamaya başladı. Gözlerinin yaşı ırmağın sularına karışıp aktı. Bir zaman geldi ki ağlamaktan gözleri görmez oldu. İşte bu yüzdendir ki baban seni her yerde aradığı halde bir türlü bulamadı. Kadına gelince hâlâ o su üzerinde durur, gelene gidene o sudan bir tas doldurup verir. Tası verirken "Al Beşir'im!" der; alırken de "Ver Beşir'im der!". Gözleri görmez ama umar ki bir gün kendi oğluna su verirse adından onu tanısın. Allah o kadıncığın bu halinden dolayı kasem etti ki "- O kadın oğlunu görmeden "Yusuf'unu Yakub'a göstermezem / Ol murada onları erdirmezem // Ol Beşir'i gönder önce ey emir / Varsın evvel anasına bu Beşir //Gömleği sürsün anası gözüne / Nuru gelip takat ersin dizine // Anasından sonra varsın atana / Böyle ferman eyledi Rabb'in sana".
Yusuf, Cebrail'den bunları duyunca Beşir'in boynuna sarılıp süt kardeşi olduklarını açıkladı. Sonra ondan buğday bekleyen kardeşlerini huzuruna çağırtıp kendini bildirdi:
- "Siz heman ol kardeşe kahr ettiniz / Kul ederek ilden ile attınız // Hak Taala kıldı ona merhamet / Verdi ona ululuk ve saltanat // Görün ona ne keremler peyledi / Ahir onu Mısr'a sultan eyledi". Amma şimdi utanma ve üzülme zamanı değil. Kalbiniz dolsun teselli sözleri / Yarlıgasın Hak sizi ve bizleri" Şimdi atama varın gömleğimi götürün gözlerine sürsün.
En büyük kardeş Yahuda gömleği götürmeye talip oldu:
- Yusuf! "Kanlu gömleği ben iletmiştim ona / Bu şifa gömleği ihsan et bana."
- Beşir götürecek gömleği. Lakin sen de onunla var.
Beşir annesini bulma, Yahuda da babasına kendini affettirme umuduyla yola çıktılar. Mısır sınırına vardılar. "Gömleğin kokusunu aldı ruzigar / Vardı Yakub'un dimağına salar // Kızlarıyla otururdu ol Rasul / 'Yusuf'un kokusu geldi' dedi ol // Kızları der unutamazsın onu / Geçti ömrün dahı ararsın onu." Yakup cevap eyledi ki:
- Vaktiyle bir rüya görüldü. Salih bir rüya idi. Şimdi onun tabirini görme zamanıdır.
Yakup aleyhisselam Yusuf'un onbir yıldız ile ay ve güneşin kendisine secde ettiği çocukluk rüyasından bahsediyordu. Bu yüzden umut kesmemişti. Yahuda ile Beşir, annesinin durduğu ırmağa geldiler. Yürek dayanmaz bir sahne idi. "Bir su kabı elde halka su verir / Al Beşir'im Ver Beşir'im çağırır // Aldı elinden su içti ol Beşir / Gördü ki gözler âmâ, hüznü kesir // Dedi ona söyle ahvalin ana / Niçün böyle ağlarsın yana yana // Ol dedi ben oğlumu yitirmişem / Bunca yıl bu yeri mesken kılmışam // Beklerim bunda garib oğlum bulam / Ya bilenlerden haber alıp soram // Sen aceb ol oğlumu bilir misin / Sağlığından bir haber verir misin."
- "Ol dedi Yakub'a geldim ireyim / Yusuf oğlunun haberin vireyim // Yusuf şimdi Mısır'ın sultanıdır / Cümle eller derdinin dermanıdır.
- "Ol kadın dedi İlahi hikmet ne / Yusuf'unu göre Yakup sebep ne // Vade kılmıştın İlahi sen bana / Ondan evvel erecektim oğluma." Önce benim oğlumu ver bana, sonra onun oğlunu göster ona.
O anda Beşir, gözlerinden yaşlar boşanarak seslendi:
- Anacığım, oğlun Beşir benim. Şu gömleği gözüne sür ki beni dünya gözüyle de göresin. Bu Yusuf'un gömleğidir ve Allah benim sebebimle onu babasından almıştı, şimdi yine onun sebebiyle beni sana buldurdu.
Beşir ile annesi hasret giderip sarmaşa dursunlar Yahuda koşup babasına vardı. Yakub'un ilk sorusu şöyle oldu:
- Söyle çabuk, Yusuf'um hangi dindendir ve ne kulluk üzerinedir. Ben gece gündüz onun derdindeyken o Allah'ı bulmuş mudur. Bunca yıldır ağladığım o yüzdendir ki belki yol şaşırmıştır, bensiz Allah'ı unutmuştur, söyle çabuk.
Ta ki Yusuf'un iyi haberlerini aldı, o vakit gömleği gözlerine sürdü ve gözleri açıldı. Az sonra Beşir ile anası da geldiler. Yakup ana oğuldan özür diledi, helallık aldı. Sonra Allah'a yalvardı: "Ya İlahi! Bilmezem bilmezlik ile eyledim / Şimdi bildim ona tevbe söyledim." Bunun üzerine kızlarından biri sordu:
- A benim hanım babam, candan özga canım babam!. Beş saat evvel Yusuf'un kokusunu alırım der idin. Meğer gömlek beş saatlik mesafede imiş. Beş saatlik mesafeden gömleğin kokusunu aldın da, şuracıkta, burnunun dibinde, bir saatlik yolda onu kuyuya attıklarında neden kokusunu almadın?
- A kızım, canım kızım. Allah'ın veli kullarının öyle halleri vardır ki ona mukarreb melekler dahi yetişemez. Bu bir imtihandır ki kullara ibret ola. Hikayeyi Diyarbakırlı Ahmedi'nin Yusuf u Züleyha adlı eserinden (hzl. İdris Kadıoğlu, Malatya, 2005) derledik.
Not: Ramazanınız said olsun, bereketli geçsin inşallah.

02 Eylül 2008, Salı