SENSİZ YILLARIN SESSİZLİĞİ
Yaşanamayan sevdaların anısına
Sana söyleyemediğim duygularımın son demini yaşıyorum. Ömrümün son baharına bir adım kaldı. Karanlıkların aydınlanmayı beklediği hengâmede çıkıverirsen kızıla çalan sarı saçlarınla. Bu ani gelişin bitmeyen gecelerin sabahında söken şafak gibi sevince gark edecekti beni. Karanlıkların tutsak ettiği güneş bile doğuverirdi bu ani gelişine.
Bir daha dönmezsin diye seni beklemekten vazgeçip gidiyordum uzaklara. Eğer ben seni beklerken sen çıkıp gelseydin gecikmiş bunca vuslatın bir anlam ifade etmezdi. Çekilmiş bunca dertler sana olan sevdamın yüceliğine dokunurdu.
Anlatamazdım bir gün geleceğini. Bu gelişinin beni maddeten değil manevi olarak tatminkâr eyleyeceğini.
Firkatinin vuslata tebdil edeceği zaman kadar bil ki seni bilinmeyen âlemin varlığında bekleyeceğim.
Yüksek vadilerin ıssız yamaçlarındayım. Sessizlik o kadar yoğun ki nefes alıp vermem kendimi bile rahatsız ediyor. Rüzgâr varlığını belli etmemek için esmiyor. Yükseklerde yapraklar kımıldamıyor. Her nesne elinden gelen sabrı gösteriyor efsun bozulmasın diye. Bu sessizliğe ayak uyduramayan benim galiba. Duçar olduğum dertlerimi haykırmak geliyor içimden. Ancak yapamıyorum. Korkularım sessizliği bozmak değil. Bende emanet duran sevdanı rüzgârlar sana ulaştırır diye susuyorum. Sanki rüzgâr haykırmamı, kurumuş yapraklar senin hasret bıraktığın emanete doğru koşmamı bekliyorlar. Eğer ben bir kıpırdarsam yapraklar uçuşmaya, rüzgâr kayalardan toz koparmaya hazır bekliyor. Ama nafile kımıldayamıyorum.
Sessizliğin ötesinde yüreğimi yakan SENSİZLİĞİN nasıl anlatılır bir bile bilsem. Hasretinden tan kızıllığı gibi yanan yüreğimin şafağı ne zaman sökecek bilemiyorum. Daha da önemlisi bilmek istemiyorum. Bu medcezirler arasında sana olan hasretimin yegâneliğinden kaynaklanan sekrliğimin verdiği kutsal hayallerimin ebedi sürecek olması senden kaçmam sebep oluyor.
Zamanı bir durdura bilseydim eğer seni ilk temaşa ettiğim günü kutsardım hatıralarımın yüceliği için. Ve takvim yapraklarından çıkarırdım tarihi belli olmayan zaman aşımına uğramış vuslat günlerini.
Sensizliğime ağlarken bilinmeyen zamanlarda kayboldum. Nereden estiği belli olmayan kışın habercisi rüzgârlar kurumuş yapraklar gibi savurdu beni uzaklara. Oka dar şiddetli bir kopuş oldu ki kendimi bir anda engin denizlerde buldum. okyonusların sert ve hırçın dalgaları yıprattı sabrımı ve bakımsız takamı. Yelkenlerim yırtıldı. Direklerinde gönül iplerimi bağlayacak sevda kancalarım kalmadı. Hasretinden buz tuttu ayaklarımın altındaki gürgen ağacından çakılı taban tahtaları. Çünkü senin olmadığın yerlerin rüzgârları sert, kışları çetin geçiyormuş bir tanem. Sen varken anlayamamışım. Artık çok geç farkına vardım.
Sensizliğimin tufanına hiçbir hazırlık yapmadan yakalanıverdim. Bense her zamanki gibi senin varlığında asude geçirebileceğim bir kış beklerken zemheri soğuklarından buz tuttu okyanuslar. Sensizlik diyarında sensiz demir atmak zorunda kaldım okyanusların bilinmeyen pusulasız puslu ikliminde.
Yardıma ihtiyacımın olduğunu hissetmedim. Okyanusun serinliği bile hasretinin hararetini söndüremedikten sonra zamanı kaybetmişim ne ehemmiyeti var.
Altımdaki taka gıcırdamaya başladı. yelkenlerbir bir çürüyüp üstüme düştü. Açlık susuzluk kendini hissettirmeye yüz tuttuğu hengâmede, asi hoyrat tayfalar gibi ayak direttim. Istıraplarımın esaretine yenilmemek için mideme taş bağladım. Eğer bu hoyratlığımın neticesi sana vuslat olarak dönmeyecek olsa idi, fıtratımın fevkinde olarak cereyan eden donmak benim yalnızlığımdan kurtuluşum olacak idi.
Artık bu hayal âleminden uyanmak istiyorum. Kâbuslarım bitsin istiyorum. dahada önemlisi kendim olarsak bütün cesaretimi toplayarak zatı âlinize söyleyemediğim, benim için kutsal olan duygularımı sonuçları ne olursa olsun söylemek istiyorum.
Denizlerin sakinliğinden korkan denizciler gibi korkuyorum gelmenden. Patlayacak fırtınalardan kaçan balıklar gibiyim. Kaçıyorum peşimi bırakmayan rüzgârından. okyonusların ölmüş balıklara acımayarak sahile fırlattığı gibi atacaksın beni bilinmeyen yalnızlık sahiline.
Fırtınalara yem olmuş halimde bilmediğim mekânları yurt edindim. Artık gelmeni beklemiyorum. Çünkü buralarda senin kutsal hatıranı yâd ettiğimin farkındayım. Eğer bir gün ellerinden tutacak kadar san yakın kalırsan lütfen uzaklaş benden. Belki ben senden kaçamayacağım için bunu senden istiyorum. Çünkü hayallerimin ulaştığı zirvede senin olmama ihtimalin şimdiden içimi acıtıyor. Seni o halde görüp ıstırap çekmendense hasretinin ağıtını yakmak daha kolayıma geliyor gönlüme.
Sensiz karanlıkları aydınlatmak için mum yakıp islerini toplayarak kemiklerimle sana hasretimi yazdım. Sessiz çığlıklarımı duyan olamadı sahildeki kumlardan başka. Her sabah deniz kabarmadan sahildeki kumlara adını ve hasretimi yazdım. Sonraları hareketlenen denizin tuzlu suları girdi aramıza. Dalga dalga gelip adını ve hasretimi alıp götürdü uzaklara. Benim bilmediğim diyarlarda sana ulaştığı kanaatimden dolayı her sabah sahildeki randevuma hiç geç kalmadım.
Adını yazar yazmaz dalgaların gelmesini beklemeye başladım. Adını yazdığım kum sayfalarının bozulup, dalgaların ufuk çizgisine kadar uzaklaşması içimi rahatlatır olmuştu. Meçhuldeki canana her gün haber göndermenin hazzını yaşıyordum kendi dünyamda. Bu bekleme nöbetlerinde şehrin başıboş sahipsiz sokak hayvanları dostum olup onlarda etrafımda toplanır olmuşlardı. Seni beklemekten o kadar zevk almaya başladım ki artık seni beklemek bahanem olmuştu.
Eğer sen bir gün anızın çıkıp gelirsen benim sahilimle randevum son mu bulacak. Şehrin sahipsiz hayvanları arkadaşsız, aç, susuzmu kalacak. Hayır, hayır sen gelme. Hasretin beni yakalı seneler olmuştu. Senin ile kavuştuktan sonra alıştığım hasret beklemeklerinden vazgeçemem. Çünkü senin yokluğunda onlar benim yaşama umudum olmuştu. Artık umutlarım senin varlığından daha önem arz etmeye başladı. Senin gelişin umutlarımı öldürür. Umutlarımı öldürürsen seni de sevemem. Eğer umutlarım olmasaydı teselli gâhım olan mekânlar sahiller değil kâşaneler olacaktı.
Ey cihan dolu göz içine gözüne kurban olduğum dilber gelme. Eğer gelirsen gönlüme sahte bahar getirisin. Senin getirdiğin baharın sonunda gönül buzullarım erir. Ben alıştım artık soğuk diyarların zemheri soğuklarına.
Firkatinden vuslatına geçiş sancılarına dayanamam. Öyle umuyorum ki ümitsizliğimde bulduğum teselliyi varlığında bulamam. Bulamadığım zaman seni mutsuz ederim. Sen mutsuz olacağına ben çürümüş sahil tahtalarından kurulu kulübemde senin geleceğin umudu ile bekleyeyim ölümü. Zaten şunu şurasında ne kaldı ki. Başımda beyazlamış üç beş saç, bakımsız kırışmış yüzümde kirli sakallarım hariç bedenimde dostum mu var ki ömrüm uzasın.
Artık gözlerim uzaklara bakmak yakını göremez oldu. Nemli havada ciğerlerim eskisi gibi rahat değil. Ellerim yerden topladığım papatyaları demet halinde tutamıyor. Dizlerim kulübemden sahile kadar olan mesafede bile beni zor taşıyor. Belim büküldüğünden sahile yanaşan balıkçı teknelerindeki kasalar ağır geliyor. Kulaklarım dalga sesi hariç hiçbir şeye aşina değil.
Benim ömrümün ikindi vakti doldu. Ömrümün akşamına bir adım kala bir canım, birde senin bana yıllar önce yadigâr bıraktığın asil sevdadan başak hiçbir şeyim kalmadı. Bedeni halim böyle iken çıkıp gelsen de bu vuslat bize ıstıraptan başka bir şey vermez.
Gençliğimde tutamadığım o kadife yumuşaklığındaki ellerini, titreyen ellerim ile tutsam ne anlam ifade eder. Bakmaya kıyamadığım buğulu ela gözlerine, kırışmış göz kapaklarımın içinden baksam da göremem.
Ömrümü yaratana olan kulluk borcumu eda edebildiğim kadar eda ettim. Senin hatıralarını ve emanet bıraktığın aşkını ise yaratanıma olan aşkım sonra layık olduğu makamda muhafaza etmeye çalıştım.
Hasretinden gözümden yaş değil kan akıtan yorgun düşlerimin dilberi. Aydınlanmak bilmeyen uzun gecelerin seherlerini aydınlatan nazlı cananınım. Gel biz bu aşkın vuslatını başka bir âleme bırakalım.
Çoraklaşmış gönül topraklarımda açan gülüm. Bunlar san ulaşmasını arzuladığım vasiyetimdir. Vakit bihakkın tamamdır benim için. Benim yokluğumda dönersen sakın doyasıya bakamadığım gözlerin ile ağlama. Eğer beni anmak istersen mezarıma gelmeden oku fatihanı. Gelip mezar toprağıma sümbüller, karanfiller dikme. Aşkımızı temsil için dikilenlerin mezar toprağımda sonbaharı yaşamasına içim elvermiyor. Mezarıma gelip toprağın bol olsun diyeceğine, sahile git sor gariban balıkçılara gösterirler seni beklediğin yeri. Otur seni beklediğin kayalıklara bak okyanusun derin maviliklerine. Dalgalardaki hüznü hisset. Artık bak hırçınlıkları yok. Rüzgârı belki ilk defa dinlemiyorlar. Sen okyanusun ahenkli hışırtılarını terennüm ederken ben bana geldiğini hissederim.
Bedenimi şehrin kimsesizler kabristanına defnetseler de ruhum hala sahilde senin hasretin ile seni bekliyor olacaktır.