KASÎDE DER NA'T-I HAZRET-İ NEBEVÎ (Su Kasidesi)


Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su

Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su

Suya versin bağ-ban gülzar-ı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin-gülzâre su

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına
Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su

Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n'ola
Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su

Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ
Hayrdır vermek karanû gecede bîmâre su

ıste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bu sahrede benim'çün âre su

Ben lebim müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su

Ravza-ı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Âşık olmuş gâlibâol serv-i hoş reftâre su

Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su

Dest-bûsı arzûsiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınle yâre su

ıçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mîzacına gire kurtâre su

Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
ıktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su

Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
Kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su

Kılmak için taze gül-zâr-i nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su

Mu'ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su

Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr'e su

Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzu-ı için gül ruhsâre su

Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su

Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister salar nûr
Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre su

Zikr-i na'tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humar için içer mey-hâre su

Yâ Habîbâ'llah yâ Hayr'el-beşer müştâkınım
Eyle kim leb-teşneler yanıb diler hem vâre su

Sensin ol bahr-i kerâmet kim şeb-i Mi'rac'da
şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su

Çeşm-i hûr-şidden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi'mâre su

Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dîl-i sûzânıma
Var ümîdim ebr-i ihsanın sepe ol nâre su

Yümn-i na'tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su

Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Hâb-i hasretten dökende dîde-i bîdâre su

Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayamYâ Rab hemîşe et lutfunu reh-nümâ mana
Gösterme ol tarîki ki gitmez sana mana

Kat'eyle âşinâluğum andan ki gayrdur
Ancak öz âşinâlarun et âşinâ mana

Bir yolda sâbit et kadem-i i'tibârumı
Kim reh-ber-i şerî'at ola muktedâ mana

Yok mende bir amel sana şâyeste ah eger
A'mâlüme göre vere adlün cezâ mana

Havf-i hatâda muztaribem var ümîd kim
Lutfun vere beşâret-i afv-i hatâ mana

Men bilmezem mana geregin sen hakîmsen
Men'eyle verme her ne gerekmez sana mana

Oldur mana murâd ki oldur sana murâd
Hâşâ ki senden özge ola müdde'â mana

Habs-i hevâda koyma Fuzûlî-sıfat esîr
Yâ Rab hidâyet eyle tarîk-i fenâ mana




Günümüz Türkçesi ile (ben çevirmedim):

1 Ya Rabbi lütfunu her zaman bana yol gösterici kıl Sana ulaşmayan yolu bana gösterme

2 Sana yabancı kişilerle olan dostluğumu kes Sadece kendi dostlarına beni dost et

3 İtibar adımımı öyle bir yerde durdur ki, şeriat kılavuzu Hz Muhammed bana önder olsun

4 Eğer senin adaletin bana amellerime göre bir ceza verirse yazık, çünkü bende sana yakışır bir amel yok

5 Hata korkusuyla müzdaribim Senin lütfunun bana hatamın bağışlanacağı müjdesini vereceğini ümit ediyorum

6 Ben bana gerekeni bilmem Sen hakimsin Bana ne gerekmiyorsa beni ondan uzaklaştır, onu verme

7 Benim istediğim senin istediğindir Haşa! Çünkü benim senden başka bir isteğim yoktur

8 Beni Fuzuli gibi heves hapsinde bırakma Ya Rabbi beni yokluk yoluna yönelt

Su Kasidesi”

Fuzûlî

Asr-ı Saadet’ten bugüne kadar müslüman şairlerce Hazret-i Fahr-ı Kâinât efendimiz sav, hakkında şiirler yazılmıştır Bu güzel adet yahut geleneğe “Na’t sanatı” denilir Saadet asrı şairlerinden Hassan bin Sâbit ile Bânet Suâd yahut Kaside-i Bürde adıyla meşhur şiirin sahibi Kâab ibni Züheyr bizzat Allah Resûlü’nün sav iltifatlarına mazhar olmuşlardır İslâmî Türk edebiyatı da Peygamber sevgisi ile yanıp tutuşan gönüllerin aynası olmuştur Fuzûlî’nin Su Kasidesi türünün, en başarılı olanlarından biridir Resûlullah sav'in şefaati onların ve bizlerin üzerine olsun



Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda vermez

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem

Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su


Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su


Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su


Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su


Bahçıvan gül bahçesini sele versin su ile mahvetsin, boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz


Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna

Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su


Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de gubârî yazısını, senin yüzündeki tüylere benzetemez

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola

Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su


Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez


Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ

Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su


Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir


İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it

Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su


Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür Susuzum bu defa da benim için su ara


Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su


Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar


Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr

Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su


Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek

Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su


Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam


Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su


Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun


Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger

Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su


Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından kurtarabilir
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile

Gül budağınun mizâcına gire kurtara su Gül fidanı bir hile ile meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir


Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su


Su Hz Muhammed’in sav yoluna uymuş ve bu hâli ile dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir


Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ

Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su


İnsanların efendisi, seçme inci denizi olan Hz Muhammed’in sav mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir



Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın

Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su


Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için ve onun mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır


Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim

Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su


Hz Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan o mucizelerden, ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür


Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ

Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su


Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini bir mucize olarak parmağından su akıttığını kim işitse hayret ile şaşa kalarak parmağını ısırır


Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât

Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su


Dostu yılan zehri içse bu zehir onun dostu için âb-ı hayat olur Aksine düşmanı da su içse o su, düşmanına elbette yılan zehrine döner
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz

El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su


Abdest almak için el uzatıp gül gibi olan yanaklarına su vurunca sıçrayan her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su


Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer


Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr

Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su


Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak orayı aydınlatmak ister Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su


Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı dertlerine derman bilirler


Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su


Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların susuzluktan dudağı kurumuşların yanıp dâimâ su diledikleri gibi ben de seni özlüyorum

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da

Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su


Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su


Kabrini yenileyen tamir eden mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma

Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su


Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, ama o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim


Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su


Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin alelâde sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su damlası gibi birer inci olmuştur


Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su


Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün yahut aşık göz, sana duyduğu hasretten su gözyaşı döktüğü zaman,

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım

Gazel

1- Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı

Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı

2- Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele
ver

Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayrı

3- Yetti bîkesliğim ol gaayete kim çevremde

Kimse yoh çevrile girdâb-ı belâdan gayrı

4- Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı

5- Bezm-i aşk içre Fuzûlî nice âh eylemeyen

Ne temettu bulunur bende sadâdan gayrı
Açıklama:

1-Senin sokağının başında beladan başka
elde ettiğim (bir şey) yok -aşkının yolunda
yok olmaktan (ölmekten) başka da bir amacım
yok

2-Ey ah! Gam (hüzün) meclisinin ney'iyim,
ateşe yanmış kuru vücudumda arzudan başka
ne bulursan yele ver (savur) dağıt

3-Kimsesizliğim o dereceye vardı ki,
çevremde -bela girdabından başka dönen
kimse yok

4-Bana, ne gönül ateşinden başka kimse
yanar,-ne de tan yelinden başka kimse
kapımı açar

5-Fuzûlî! Aşk meclisinde nasıl ah
etmeyeyim? -bende sesten başka ne kâr
bulunur

Gazel
1 bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
aşık-ı sadık benem mecnunun ancak adı var
2 kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın
leylanin mecnunu şirinin eğer ferhadı var

3 ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var

4 öyle bed-halem ki ahvalim görende şad olur
her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var

5 gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta
kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var

6 ey fuzuli aşk men'in kılma nasihten kabul
akl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var

Açıklama

1 bende mecnundan daha fazla aşıklık özellikleri var
sadık olan aşık benim, mecnunun sadeece adı var

2 ben senin aşığınım ki bununla övünmelisin
nasıl leylanın mecnunu şirinin ferhadı var

3 aklım başımda ey gül beni bülbüle benzetme
onun derde sabrı yok her an feryadı var

4 öyle kötü haldeyim ki halimi görenler mutlu olur
zamanın çarkından kimin neşesiz bir gönlü varsa

5 ey gönlümün kuşu, aşk aleminde boş boş gezme
cunku bu alemin her yolunda birçok avcısı var

6 ey fuzuli! aşkı yasaklayan nasihatçıya uyma
o aklın tedbiridir sanmaki onun bir temeli var

Gazel
1 ya rab belayı aşk ile kıl aşina beni
bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni

2 az eyleme inayetini ehli derdden
yani ki çok belalara kıl mübtela beni

3 oldukça ben götürme beladan iradetim
ben isterim belayı çü ister bela beni

4 gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın
geldikçe derdine beter et muptela beni

5 öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
vaslına mümkün ola yeürmek saba beni

6 nahvet kılıp nasib fuzuli gibi bana
ya rab mukayyed eyleme mutlak bana beni


-----------------------------------------

1 tanrım, aşk belasıyla beni tanıştır
bir an bile aşk belasından uzak tutma beni

2 elinin bolluğunu dert isteyenlerden esirgeme
yani bir sürü belalara müptela et beni

3 ben olduğum sürece beladan dileğimi çevirme
çünkü ben belayı istiyorum, bela ister beni

4 sevgilimin güzelliğini gittikçe artır
bela geldikçe derdine daha beter müptela et beni

5 vücudumu onun ayrılığında öyle hafif kıl ki
hafif esen sabah rüzgarı bile ulaştırabilsin ona beni

6 kibirlilik edip fuzuli gibi bana
ey tanrım, bir an bile başbaşa bırakma kendimle beni


Benim tek, hiç kim zâr ü perişân olmasın yâ Rab
Esîr-i derd-i aşk u dâğ-ı hicrân olmasın yâ Rab



Ey Rabbim! Hiç kimse, benim gibi ağlayıp inlemesin; aşk derdinin esiri ve ayrılık yarasıyla yaralanmış olmasın!


Dem-â-dem cevrlerdir çekdiğim bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasın yâ Rab



Her zaman, bu put kadar güzellerden eziyetler çekerim; bu kâfirlerin esiri bir müslüman olmasın ey Rabbim!


Görüp endîşe-i katlimden ol mâhı budur derdim
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasın yâ Rab



O ay gibi güzel olan sevgiliyi beni öldürme düşüncesinde görüyorum; ey Rabbim! O güzel, bu düşüncesinden pişman olup beni öldürmekten vazgeçmesin


Çıkarmak etseler tenden çekip peykânın ol servin
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasın yâ Rab



O selvi boylu sevgilinin ok demrenine benzeyen bakışını tenimden çıkarmaya çalışırlarsa; yaralı gönlüm ( canım ) çıksın, demrine benzeyen bakışı orada kalsın ey Rabbim!


Cefâ vü cevr ile mu' tâdım anlarsız n' olur hâlim
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasın yâ Rab


Ben eziyetlere alışkınım, onlar olmadan halim ne olur? Ey Rabbim! Sevgilinin cefasına sınır, cevrine son olmasın!


Demen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan gayrı sultân olmasın yâ Rab



Sevgilin adaleti yok, eziyeti çok demeyin Her nasıl olursa olsun, gönül tahtına oturan ondan başka bir sultan olmasın ey Rabbim!


Fuzûlî buldu genc-i âfiyet mey-hâne küncünde
Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasın yâ Rab



Fuzûlî, meyhane köşesinde esenlik hazînesi buldu Ey Rabbim! O meyhane köşesi kutlu bir yerdir, harap olmasın!''

Aşka Sevdalanma



Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır

FUZULİ’NİN LEYLA VÜ MEVNUN MESNEVİSİNDE LEYLA’NIN MUMLA KONUŞMASI BÖLÜMÜNÜN YORUMU

Gel ey gözü bağlı bağrı dağlı
Başı karalı, ayağı bağlı
Yanan mumun üst kısmında oluşan eriyik sanki bir göz bağına benzetiliyor Mumun bağrının ateşle dağlandığını belirtiyor, sürekli göğsünden aşağı, aktığı yerde iz bırakarak sıcak eriyik akmaktadır çünkü Mum ayağı bir yere yapışmış olmasından dolayı, ayağı bağlı diyor ona Fitilinin yanık ucundan dolayı da başı karalı olduğunu söylüyor Türkçedeki ”Kara başım” deyimini çağrıştırıyor talihsizlik anlamında
Anlaşılan o ki, aşkının acısı içinde, derdini kimseyle paylaşamayan Leyla, çöl gecesinin sonsuzluğu içinde, çadırındaki yanan mumu bir insana benzeterek, onunla dertleşmektedir

Gel olalım hem-nefes men ü sen
Râz-ı dil-ı zarın eyle rûşen
Sen ve ben aynı nefesi alırcasına bütünleşip dertleşelim ey mum Şu ağlayan gönlünü sırrı neyse benimle paylaş, gel

Ne dert seni nizâr ediptir
Alüfte vü zerd ü zar ediptir
Yandıkça erimektesin, eridikçe zayıflamakta, sararıp solmaktasın Yandıkça sesler çıkıyor senden –mumun cızırtıları-; hangi derttir sana böyle ah çektiren
Baştan ayağa nedir bu yanmak
Dûd-ı dile dembedem boyanmak
Başından başlayıp ayaklarına doğru sürekli yanıp, ağır ağır tükenmektesin; nedir bunun sebebi ey mum Yanan gönlünün dumanlarına boyanmaktasın bir yandan da, buna sebep ne?


Ne cinstir aslın ey belâ-keş
Kim âb-ı hayatın oldu âteş
Bela, gam keder anlamına gelmektendir Bela aynı zamanda, KALU Bela sözcüğündeki anlamıyla, evet, tabii ki anlamına da gelmektedir Divan edebiyatında âşık için, sevgiliye dair her şey beladır Bu anlamlar göz önüne alınınca, Mumun varlık nedeni yanmaktır Mum yanmak için üretilmiş yaratılmıştır İtiraz etmez o her şeye evet der; tutuşturursan yanar, üflersen söner Ateş mum için yaşam nedenidir Ateş olmasa mum var olmazdı Aynı zamanda ateş mumun ölüm nedenidir de Aşk acısı olmasa yaşaması mümkün olmayacak olan aşığa benzetiliyor mum burada

Her lahza düşersin ıstıraba
Hem ateşe garkasın hem âba
Her an acılar içinde yayan sensin ey mum Bir yandan ateşler içindesin bir yandan da sular içindesin Yandıkça eriyip sıvılaşan mum için su sözcüğünü kullanmış burada şair Bu haliyle de mum, aşk ateşiyle yanan ama bir yandan da gözyaşı döken aşığa benzetiliyor

Ne sihr kılarsın ey seher-rîz
Kim âteşin âbdan olur tiz
Sabahın en erken zamanında mum sönmüş oluyor Âşıklar herkesin uyuduğu sabahın erken saatlerinde uyanık olurlar Her yanışında önce ateşle başlıyor acısı, önce tutuşması gerek ki, sonra eriyip sıvı hale gelsin Önce aşka düşüp yanar, sonra da ağlar âşıklar

Hem suhteden hem olma gafil
Mende dahi var bir gam-ı dil
Sen aşk derdiyle yanarken, benim de gönlü kederle yanan birini de bilmelisin Derdi ortak olanlar birbirini bilir Mum Leyla’nın yüzünü aydınlatınca aynı zamanda onun da kendisi gibi bir dertten yandığını görmüş olması gerekir Mum ışığı olmazsa karanlıkta Leyla görülemez Mum yanınca da ilk görmesi gereken, o an onunla dertleşen Leyla olmalıdır

Men hem sana benzerem vefada
Belki nice mertebe ziyade
Belki senden daha fazla vefalıyım Ben de senin kadar vefalıyımdır Verdiğim aşk sözünde durur, bunun karşılığı olarak payıma düşen acıyı seve seve yaşarım Hatta senden daha da vefalıyım ben


Sen gece hemin yanarsan ey zar
Men gece vü gündüzem giriftar
Sen yalnız geceleri yanarsın; ama ben gece gündüz yanarım İşte asıl farkımız bu, ben daha çok yanıyorum aşktan

Sende eser-i hevâ ziyandır
Nispet mana rahat-ı revandır
Sen aşkın ateşiyle yanıp tükeniyorsun ki bu kurtulmak oluyor Yanmanın bittiği bir yer var; bu da gönül rahatlığı verir sana, nasıl olsa bitiş var Ama benim yanışım hiç bitmeyecektir

Hoştur sana sırrını döküp yaş
Meclisler içinde eylemek faş
İnsanların akşamları toplanıp birlikte olduğu meclislerde, sen gözyaşları içinde sırlarını açıklayarak rahatlarsın bu da hoşuna gider

Gönlün çü değil vefada kaim,
Gönlündekidir dilinde daim
Gönlü aşkta vefalı olan sırrını kimseye dökmez, hatta dökemez Senin gönlün vefalı değil aşkta ki, neyin varsa dilindedir, içinde olan dışında da görülebiliyor

Men sabit-i arsa-ı belâyam
Ney kimi hızâne-i hevâyam
Ben gam keder bela ortamından asla ayrılamam; çünkü aşk budur Konuşmam ama bu aşkla inlerim yalnızca Rivayete göre Hz Muhammet İlahi aşk sırrını Hz Ali’ye söylemiş Bu sırrı taşıyamayan Ali ıssız bir yerde kör bir kuyuya söylemiştir Kör kuyudan sular dışarı fırlamış ve oluşan sulak alanda yetişen kamışlardan Ney adı verilen çalgı yapılmıştır Bu nedenle ney sesinin ilahi aşkı taşıdığı söylenir

Olmam olur olmaz ile demsâz
Başım kesilirse söylemem râz
Sen meclislerde her kim olursa onlarla birlikte olup, önüne gelene derdini döker, sırrını verirsin ey mum Mum senin başını keserler arada, daha iyi tutuşursun yanarsın; benim başımı kesseler de asla kimseye sırrımı açmam

Derdim sana söyleyem gam-ı dil
Sende dahi tâb yok ne hâsıl
Elden ne gelir Ben sana gönlümün derdini açayım istedim ama sende de derman yok, tükenmişsin

Döymez ciğerin bu şerh-i râza
Ahım götürür seni güzâra
Eğer ben sana içimdeki sırrı söylersem, benim aşk acıma senin kalbin dayanmaz, tümden yok olursun Ahh ettiğim zaman tükenirsin Burada “Ahh “ edince çıkan nefesin mumun alevini söndüreceğini söylüyor aynı zamanda

Her yâra bu derdi eyledim faş
Olmadı bu yolda bana yoldaş
Ben hangi dostuma bu sırrı açıkladımsa bunu taşıyamadı, benden yolunu ayırdı
Sabr eylemedi bu derd ü dağa
Katlanmadı düştü taşa dağa
Bu aşkın hastalığına ve büyük yalnızlığına katlanamadı hangi dosta açtımsa sırrımı; dağlara taşlara düştü benim derdimden
yanında senin hem urmayam dem
ta kaçmayasın ırağa sen hem
Ey mum sana sırrımı açmayayım ki sen de uzaklara kaçma, karanlıkta kalmayayım
şem’ün çü görürdü yok zebanı
dem urmağa yoh yanında canı

Leyla sonunda mumun dilsiz olduğunu anladı onun yanında konuşmayı da gereksiz buldu

Fuzuli Leyla vü Mecnun Mesnevisinde bir yandan Leyla ve Mecnun’un aşkını, ayrılığını anlatırken, aynı zamanda Tasavvufi İlahi Aşkı da anlatmış oluyor


Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever